ala kurdistan
Ey Reqîb

Добавить комментарий

Kürdler Kendilerini Neden Yakar…

 

14 yıldır burnumdan yanmış insan etinin kokusu gitmiyor. 

 

Kuzey Kurdistan’ın Mardin ilinin Midyat ilçesinde Fırat İzgin adlı gencin kendini protesto amacıyla yaktığını okuduğumda yanık insan etinin kokusu odamı öyle sardı ki, bilinçaltı bir baskıyla kapıya yetişemeyeceğimi hissederek kendimi camdan dışarı attım. 

Omuzlarım tüm bedenimi sallıyor, parmaklarım dudaklarımın arasındaki sigaramı. Kaçıncı sigaramı…

Delireceğim herhalde, yanmış insan etinin kokusu yeri göğü sarmış. Ne kadar böyle kaldığımı bilmiyorum. Koku havada değil ki, burnumdadır, beynimin içindedir. Kurtulamazsın. 

Kendimi toparladıktan sonra ANF’in 13 Aralık tarihli haberini bir daha okuyorum:

“PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın avukatları ile görüştürülmemesini protesto etmek amacıyla bedenini ateşe veren Fırat İzgin'nin cenazesi, Mardin'in Midyat İlçesi'ne bağlı Gülveren (Bahvar) Köyü'nde toprağa verildi. İzgin'in ardından bıraktığı mektupta, "Öncelikle Sayın Abdullah Öcalan ve bütün Kürdistan halkından izin alarak bu eylemi gerçekleştiriyorum. Ben şimdi bedenimi ateşe veriyorum ama unutulmasın ki bunu halkım için yapıyorum" dedi”.

Fırat İzgin’ın yanmış bedeninin kokusu geliyor bu haberden. 

Yıl 1998. Moskova. Sabahın beşinde bir telefon geldi: Tayhan ve Jêhat arkadaşlar gece saat 3-4 sularında kendilerini Rusya parlamentosunun önünde yakmış! 

Kendilerini yakmadan önce bıraktıkları mektubu polislerden aldık. 

Üç-dört sayfalık mektubun ilk kelimeleri şöyleydi: 

“Tayhan ve Jêhat bu gece 3.30’da Rusya Federasyonu Devlet Duması önünde önce etraflarına, sonra üzerlerine benzin dökerek, bir birlerine sarılarak bedenlerini ateşe verdiler. ABD, İsrail, TC ittifakının Ulusal önder Başkan APO’ya karşı geliştirdikleri komployu protesto ettiler.
Tayhan Umut /Ahmet Yıldırım/, Bingöl, 15 07. 1960 doğumlu.
Jêhat /Remzi Akkuş/, Diyadin, Aşağı Tüte köyü, 1974 doğumlu.
17 Kasım 1998
Moskova”.

Olayın devamını her satırını ağlaya ağlaya, kafamı duvarlara döve döve yazdığım “Öcalan’ın Moskova günleri” romanından aktarıyorum: 

"Murat, karakoldan çıkıp hastaneye yol alırken olayın ilk şokunu atlatmıştı. Ancak kafası ağılı düşüncelerden zonkluyordu: “Başkan Suriye’den çıktıktan sonra bu kaçıncı kendini yakma eylemidir? Aman yarabbi, yirmiyi buluyor! Neden yaptınız, Tayhan... Bu dünya sağır ve kör. Sizi göreceğini, canınızı ateş topu yapmanızın nedenlerini anlayacağını, anlamak isteyeceğini mi sandınız?!“ Kahırdan düğümlenen boğazını yutkunarak açmaya çalıştı.

Dünya kamuoyu bu eyleme, gerçekliğinden kendileri de emin olmadığı suni bir üzüntüyle tepki gösterecekti. Mağduriyete sempatiyle yaklaşma temayüllü günümüzün çağdaş insanı, üzüntü duymakla yetinecekti.

Bu üzüntü toplumsal tepkiye dönüşemeyecekti kesinlikle. 

Tayhan ve Jêhat onurlu yaşam için ölüme meydan okumuşlardı; Kürdler böyle düşünecek, böyle konuşacaktı.

Yanar bir kurşun gibi sağır dünyanın kulaklarına akmak, bir ateş topu olup kör dünyanın gözlerini aydınlatmak istemişlerdi; kendini yakışın özce anlamı buydu.

Halkına, ulusuna, önderine bağlı her insan; inancı, sevgisi uğruna böyle mağrurca yaşamına son verebilir miydi? Bu eylemlerde yalnız inancın büyüklüğü, bağlılığın derinliği ile izah edilemeyen bir sır perdesi vardı. Onlar yaşamı seviyorlardı. Bıraktığı yazılarında da vurgulanan buydu. Ancak yaşamı seven bu insanlar gözlerini kırpmadan ölüme de gidebiliyorlardı. Bu yaşam sevgisiyle, mağrurca ölüme atlamanın arasındaki o akıl almaz bağ neydi? Bir bağ olmalıydı mutlaka. Keşke bunu Tayhan’a sorabilseydi, o da yanıtlasaydı. Büyük yaşam sevgisi ölümü cazip mi kılıyor acaba? Doğruysa, bizlerin yaşam sevgisi yeterli değil midir, ölümü cazip görebilmek için? 

Murat, böylesi eylemleriyle kendilerini halkının beynine ve yüreğine kazıyanların anılarına söylenen en parlak fikirleri hatırlamaya çalıştı: “ölümüyle yaşamı yaratanlar”, “ölümü yenenler” vs. Hayır, bunların hiçbiri kafasında dönen bu sorunun yanıtı değildi. Tayhanlar için ölümün bir cazibesi olmalı. Ölümü bu kadar cazip kılan şey nedir o zaman?” 

Kıvrılıp duran düşüncelerinin mahmuzlanması gerektiğini hissettiği durumlarda Neitszche’nin tahrik edici fikirlerine başvururdu. Ne demiş: “ölümün son iyiliği bir daha ölünmeyecek olmasıdır”. ölümün son iyiliğine baş vurmak mı oluyor bu eylemeler? Hayır burası, Neiszche’nin bile burnunu sokamadığı bir yer!”

Bunu sık sık düşündüm; nasıl yaşandığının bir anlamı varsa - ki vardır - nasıl ölündüğünün de bir anlamı var mıdır? 

İslami toplumlarda şehitlerin yaşayanlardan çok üst düzeyde değer kazanması şahadetin yaşamdan daha değerli ve çekici olma ruhunu yaratıyor insanlarda. Şahadete özenti böyle başlıyor. İnsanlar ne kadar kahramanlık yapıyorlarsa yapsınlar, şehit düştükten sonra kazandığı değeri kazanamıyorlar. Normal bir ortamda ‘şehit düşen’ birisi dahi, büyük kahramanlık yaparak sağ kalandan daha değerli oluyor. Algılarımızda şahadet, kahramanlıktan daha fazla değer kazandırır kişiye. Rasyonel toplumlarda, insanlara sağlığında değer vermek eğilimleri günbegün gelişiyor. Potansiyel olarak şehitlerin yaşayanlardan kıyaslanamaz düzeyde daha fazla değer kazanması, toplumda irrasyonelizme kapı aralar. Gerçi normal toplumda, ölenler gibi değerli olmak için ölmeye özenti duyulmaz, mücadele örgütünde şahadete özenti fazlasıyladır. 

Şehit düşenler, kendilerine yönelik övgü ve sövgüleri duymaz, hissetmezler. Onların övgüye ihtiyaçları yoktur. 

1998’de Moskova’da yanık hastanesinde Jêhat ve Tayhan’ın odasına girdiğimde yüzüme bir koku çarpmıştı, o koku halen burnumda, beynimin içindedir. Fırat İzgin haberini okuduğumda o koku beynimi sallamıştı. 

Her iki arkadaşım simsiyah, kömür rengindeydi. Gözleri kapalıydı.

Yine kitaptan aktarıyorum: 

“Kemiklerine kadar yanmış yüzleri hiçbir yaşam işareti vermiyordu. Jêhat’ın durumu daha fenaydı. Omuzları içten içe sarsılan Murat, tüm kuvvetini toplayarak ağır ağır soluyan Tayhan’a doğru eğilip kendine yabancı gelen sesle bir cümle kurmayı başardı: “Benim Tayhan arkadaş, Murat. Tanıdın mı?”

Tayhan’ın kirpiksiz göz kapakları ruhsuzca titredi. 

“Bu “evet” demekti. Tanıdı. Mutlaka tanıdı! Bir şeyler söylemek istiyordu Tayhan. Ama ne? Ama ne? Şimdi konuşmayan, görmeyen arkadaşının sözlerini nasıl alacaktı?”. Arkaya dönüp yardım istermişçesine hemşireye baktı. Hemşire bu istemi anlamış gibi omuzlarını çaresiz biçimde yukarıya doğru çekti. Murat tekrardan yaralı arkadaşına döndü.

“Başkan Apo sağ olsun, halkımız sağ olsun diyorsun, değil mi, Tayhan? Seni duyuyorum!” Simsiyah ve yanıp erimiş dudaklarının kenarları titreşti. Gülümsüyordu! Olumluyordu Murat’ı. “Evet” diyordu! Murat gırtlağından gözlerine doğru hücum eden baskıyı yenemeyerek sarsılan omuzlarını ileri verip kendini dışarı attı. 

Bir hafta aralıkla Tayhan ve Jêhat, ruhlarını arkadaşlarına ve halkına teslim edip gittiler. Ancak Murat’ın gözleri önünden kömür renginde iki yanık vücut ve burnundan da yanık kokusu hiç gitmedi. Bu olayı her hatırladıkça burnuna benzin karışık yanık kokusu geliyordu”. 

…Bir koku oldunuz...
Ruhuma 
çöktü kokunuz.
Hayaliniz benzin kokuyor
Tayhan, Jêhat...

... Ayakta yanan insanlar
ateşten resimler çizdi
Dumanın karşısında;
Bağlılığın, acının resmini,
öfkenin, özgürlük ihtiyacının resmini.
Dünya böyle gördü Sizi, 
Ateşten resminizi.

…Hastane odasında
Son nefesinizi çektim çiğerlerime, 
Benzin kokan son nefesinizi.

O gün bu gün
Benzin kokusu gelir 
Bal tadan anınızdan.
Aklımı oynatan anınızdan...

Burnumdaki, beynimin içindeki benzin karışık yanık kokusuyla bir şeyler düşünmeye çalışıyorum şimdi. 

Tayhan, Jêhat, Fırat kendilerini neden yaktılar? 14 yıldır beynimi kurcalayan bu sorunun yanıtı nedir? Davaya, öndere bağlılık, özgürlüğe sonsuz tutku, ölüme yaşam anlamı biçme, çaresizliğin yarattığı kin ve öfke, dünyanın kör gözlerine, sağır kulaklarına ateş olup akma, halkı uyandırma… Bunların hepsi toptan ve ayrılıkta doğru olabilir. 

Doğru mu, yanlış mı yapıldı diye düşünme, doğruluğun veya yanlışlığın yanıtını arama çok anlamsız gibime geliyor artık. Aramak, her yönüyle yetersiz olur, anlamlandırmanın bir anlamı olur belki. 

Tunus’lular anlamlandırdılar. Tunus’ta bir kişinin kendisini yakması “Arap baharı”nı başlattı. Bizde kendini yakanların sayı yüzü geçti…
Kürdler Kendilerini Neden Yakar…
Belki de hiçbir soruya yanıt aramaya çalışmadan, Fırat doğru mu, yanlış mı yaptı sorusuna takılmadan sadece utanmamız gerekir… Utanmak, sadece utanmak, Fırat İzgin’ın gözlerimizin önündeki bu resmine bakarak utanmak! 

Tayhan ve Jêhat’ın burnumuzdaki, beynimizin içindeki yanıt kokusundan utanmak.

Köleliğimizden utanmak.

Kuzey Kurdistan’daki en büyük Kürd siyasi hareketinin söylemde ‘demokratik Türkiyeci’ olduğundan utanmak.

20 milyonluk Kuzey’imizde “bağımsızlık” şiarı altında yüz kişinin bir araya gelememesinden utanmak.

Kürdün önüne Müslümanlığı, Aleviliği, Yezidiliği dikenlerin inanç köleliğinden utanmak.

Eli kalem tutanlarımızın birbirinin iki kelimesine tahammül edememesinden utanmak.

Halimizden utanmak.

Eh Fırat, 14 yılın sonunda işte bugün, Tayhan ve Jêhat’ın neden kendilerini yaktığını anlamış oldum; onlar kendilerini halimizden utanmamız için yaktılar.

Utandırdın, Fırat. 

Hejarê Şamil
[email protected]

Ekleme: Yazıdan bu tür eylemleri tasvip ettiğimiz anlamı çıkaran arkadaşlar olmuştur. Oysa yazı tasvip etmediğimizi ve de bir daha bu tür eylemlerin yaşanmaması için kendimize çeki düzen vermemizin gerekliliğine vurgu yapmak için yazılmıştır. Yazının bütünü bunu zaten anlatıyor. Konu fazlasıyla hassas olduğundan böyle bir ekleme yapma gereği duydum. 

 

16-12-2011, www.kurdistan-post.eu

Filtered HTML

  • Адреса страниц и электронной почты автоматически преобразуются в ссылки.
  • Разрешённые HTML-теги: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Строки и параграфы переносятся автоматически.

Plain text

  • HTML-теги не обрабатываются и показываются как обычный текст
  • Адреса страниц и электронной почты автоматически преобразуются в ссылки.
  • Строки и параграфы переносятся автоматически.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News

Политика

Эрбиль, Курдистан - В послании по по случаю 25-й годовщины  химического нападения  на Халабджу, премьер-министр Турции Реджеп Тайип Эрдоган назвал убийственную жестокость Саддама Хусейна как престу

Аналитика

Так, к примеру, турецкий режиссер Мустафа Алтыоклар несколько раз публично выступал даже за необходимость отделения Курдистана (!) для последующего объединения с Турцией на равных условиях

СМИ

В газете Вашингтон таймс опубликована  заметка журналиста Jennifer Harpe в которой он  пишет, что численность курдского населения округа Нешвилл, за последные годы, значительно увеличилась и этот р