ala kurdistan
Ey Reqîb

1925 Kürt Özgürlük Hareketi

 

I.

1925 yılında Türkiye'deki Kürtlerin başlattığı bu isyan, Kürt kurtuluş tarihinde önemli bir yere sahiptir.

1923 yılının Mayıs'ında, Albay Cibranlı Halit Bey (Xalid Beg Cibrî), oluşumlarını daha önce tamamlamış olan Kürt yeraltı gruplarını, konspiratif bir yapıya sahip olan ve beşer kişilik hücrelerden oluşan Kürdistan Bağımsızlık Komitesi olan AZADİ içerisinde bir araya getirmişti. Bir grup subayı da kendi yanına çekmeyi başaran Komitenin ordu içinde de hücreleri vardı. Komite yönetimi, kendi eylemlerinde yerel makamların ve Kürdistan'ın etkili dini çevreleri olan Şeyhlerin desteğini kazanmaya dönük bir tutum içindeydi. Bunun sonucunda Kuzey Kürdistan'da etkili bir dini otorite olan Nakşibendi tarikatından Şeyh Said Efendi ile temasa geçtiler. TBMM'nin birinci dönem Bitlis mebusu Yusuf Ziya Bey, Erzurum Hınıs'a Şeyhin yanına gidip, isyanın örgütlendirilmesi sırasında izlenecek eylem birliği ve eşgüdüm ile ilgili olarak bir anlaşma imzalamıştı. Daha sonra Yusuf Ziya Bey Erzurum'a Halit Bey ile görüştü. Bu görüşmede, Kürt aşiretlerinin Türkiye sınırları dışında bulunan Şeyh Mahmud ve İsmail Ağa Simko'nun yardımıyla silahlandırılması ve Kürtlere yardım edilmesi talebini içeren bir mektupla Milletler Cemiyeti'ne başvurulması kararlaştırıldı.

II

Kürtlerin bu faaliyetlerinden haberdar olan Türk yönetimi, Mustafa Kemal'in emriyle, 1924 ekiminde Yusuf ziya Bey, kasımında ise Halit Bey tutuklandılar. Kanımca bu iki değerli şahsiyetin tutuklanması hareketin önderliksel ve taktiksel anlamda güçsüz bırakmıştı ve bu da beraberinde yenilgiyi getirmiştir. Halit Bey tutuklandıktan sonra,  AZADİ'nin başkanlığına Şeyh Said Efendi getirildi. AZADİ cephesinde bunlar olurken Kürdistan'da da Kemalist Türk devletine karşı büyük bir tepki ve hoşnutsuzluk vardı. Şeyh'in ziyaret ettiği bölgelerde yüzlerce silahlı Kürt harekete katılıyordu. Şeyh'in Kürdistan'da büyük bir popülaritesi vardı, halk Şeyh'e büyük saygı gösteriyordu. Bu yüzden ona Kürtçe, Kalê Nûranî yani Nurlu İhtiyar diyorlardı. 1925 Şubatında Piran'da, Türk jandarmalarla Kürtler arasında silahlı bir çatışma meydana geldi ve bu çatışma sonucunda birkaç Türk askeri öldürülmüştü ve böylece isyan başlamış oldu.

İsyanın başına geçen Şeyh Said yaklaşık 10 bin kişiden oluşan güçleriyle, 14 Şubat'ta Genç kazasını ele geçirdi. Şeyh Said, Genc'i Kürdistan'ın başkenti ilan etti ve ardından her Kürdün bir iman savaşçısı olduğu, bütün sivil ve ruhani iktidarın Şeyh Said'e intikal ettiği, bütün vergilerin ve tutsakların Genç’e gönderilmesi gerektiğini belirten bir yasa yayımladı. aynı şekilde halkı ekonomik olarak perişan eden aşar vergisinin de kaldırıldığını duyurdular. Bu haber yoksul köylüler arasında coşkuyla karşılandı ve isyana büyük katılım sağlamalarını sağlamıştı.

İsyan Kürdistan'da 14 vilayeti kaplayarak geniş alanlara yayılmıştı. İsyanın başında AZADİ birlikleri başarı sağladı. Kürdistan coğrafyasının dağlık olması ve bölgede Türk nüfusunun azınlıkta olması ayrıca bölgede Türk zulmünden çok çekmiş olan Kürdistan'da yaşayan diğer halkların - Çerkez, Arap, Ermeni ve diğer azınlıklar- destek vermesi hareketi güçlendirmiştir. Türk devletinin dini ve irticai bir hadise olarak göstermeye çalıştığı Şeyh Said İsyanı, aksine dini nitelikleri bakımından güçlü olsa bile Hristiyan, Alevi ve diğer dini azınlıkların desteğini ve sempatisini kazanmıştır. Ayrıca Şeyh Said Efendi'nin yardımcısı Çerko Kürt Alevi’siydi.

III.

Hareketin düzenli birlikleri yoktu; sahip oldukları birlikler, başlarında genellikle Şeyhlerin, Beylerin ve Türk ordusundan müstafi subayların bulunduğu düzensiz aşiret birlikleriydi. Diyarbekir'e yaklaştıkça isyancılara yerel halktan yeni birlikler katılıyordu. ele geçirdikleri her yerde yeni bir yönetim kuruluyordu. Kurulan bu yönetimlerin yanlış icraatları ve Türk ajanların isyancı kılığında yağmalama hareketlerine girişmesi hareketin güç kaybetmesine neden oldu. Aynı yöntemi Türk devleti 90'lı yıllarda yapıyordu, gerilla kılığına giren Özel harekâtçılar halka zülm edip kara propaganda yapmaya çalışıyorlardı; ama geçmişten ders çıkaran Kürt halkı bu oyunlara gelmedi ve Türk ajanlarıyla, Kürt savaşçıları kolaylıkla fark edebiliyordu.

AZADİ Komitesi, Diyarbekir'i ele geçirdikten sonra, bağımsız Kürdistan'ı ilan etmeyi planlıyorlardı. Mart başlarında Şeyh Said Diyarbekir'e taarruz kararı aldı.  11 Mart'ta geceleyin, seçme Kürt askerlerinden oluşan bir birlik Mardin Kapı'dan kente girdi ve ''Yaşasın Bağımsızlık!'', ''Yaşasın Kürdistan''  sloganlarıyla kendilerinden çok üstün Türk güçleriyle çarpışmış olan Şeyh Said yandaşlarına katıldı. Kanlı, ama adil olmayan çarpışmalar sonucunda Kürtler 150 kayıp verdiler, diğerleri gecenin karanlığından yaralanıp kenti terk ettiler. Diyarbekir'în ele geçirilmesine yönelik bu başarısız girişimden sonra, Şeyh Said geri çekilmeyi emretti. İsyancıların durumu, gün geçtikçe kötüye gidiyordu. İsyancıları, kuzeyden 40 bin, güneyden ise 30 kişilik Türk birlikleri tarafından sıkıştırılıyordu. Nisan ayı başlarında ceza ve tedip ordusunun askeri komuta heyeti, yayımladığı bir bildiriyle, Şeyhin dirisini getirene 1000, ölüsünü getirene de 700 altın vaat ediyordu.

Nisan ayı ortalarında isyancıların asıl kuvvetleri Genç deresinde kuşatıldı ve imha edildi. İsyan önderleri Murat Çayı üzerinde yakalandılar. Tutuklananlar arasında Şeyh Said, Şeyh Abdullah, Şeyh Ali, Şeyh Galip, Reşit Ağa, Mehmet Ağa, Timur Ağa ve 26 kişi daha vardı. Başsız ve öndersiz kalan dağınık isyancılar Şerefdağı sırtlarına (Muş'un 45 km kuzey-batısı) çekildiler.  Burada kuşatıldılar ve vahşice katledildiler. İsyancılar, liderleri idam edildikten sonra da birkaç yıl boyunca gerilla savaşı tarzında devlet güçleriyle savaştılar. AZADİ örgütünün geri kalan kadroları daha sonra Xoybun'un örgütlediği Ağrı'daki isyana katıldılar.

IV.

İsyanın başarısız olmasın birden çok sebebi vardı. Bunların başında Türk kuvvetlerinin, sayıca ve teknik olarak üstün olması. 40 bine yakın çoğu düzensiz aşiret birlikleri olan Kürt kuvvetlerine karşı 200 bin kişilik düzenli bir Türk ordusu ve hava kuvvetleri. Yine aşiret liderleri arasında birliğin olmayışı, isyanın başarısız olmasının temel nedenidir. Aşiret liderlerinin birçoğu isyanı desteklemiyorlardı. Muş, Siirt ve Siverek ve diğer bazı bölgelerin aşiret liderleri TBMM’ye isyanı kınayan telgraflar gönderdiler. Bu aşiretler Kürdistan'da yükselen Kürt milliyetçisi ruhban sınıfını kendi kişisel çıkarları için tehlike olarak görüyorlardı. Çünkü onlar için önemli olan kendileri ve klanlarının maddi çıkarlarıydı. Kendisi bir aşiret mensubu olmayan Şeyh Said onlar için bir tehlikeydi. Bu aynı zamanda oluşacak yeni yönetimde onların söz sahibi olmayacağı anlamını taşıyordu. Burada Siverek'teki aşiretlere dikkat çekmek istiyorum, bu aşiretlerden Bucaklar geçmişte sergiledikleri ihaneti hala sergiliyorlar. Bugün PKK öncülüğünde Türk-Kürt savaşında devletin yanında yer aldılar ve büyük mezalimler gerçekleştirdiler. Bu aşiretin tasfiyesi şarttır.

Net bir eylem planına sahip birleşik ve güçlü bir politik örgütün yokluğu da, harekete büyük zarar vermiştir. AZADİ örgütü isyanı örgütlemede büyük rol oynamış, ama isyanın yönetiminde tayin edici bir rol oynayamamıştır. İsyan hiçbir dış destek görmemiştir. Türk makamları hareketi, İngilizlerin himayesi altında hilafet ve saltanatı geri getirmeye yönelmiş şeriatçı bir Şeyhin isyanı olarak dünya kamuoyuna yansıtmayı başarmıştı. Böylece Kürtler dünya kamuoyunun desteğinden yoksun bırakıldı.  İsyan liderleri tutuklandıktan sonra aynı yıl yargılandılar. 29 Haziran Diyarbekir'deki İstiklal Mahkemesi (zülüm mahkemeleri) Şeyh Said ile birlikte 47 kişi idama mahkûm edildiler. 30 Haziran yani diğer gün hepsi idam edildiler. Naaşları da bilinmeyen bir yere gömüldü, aynı şekilde Dersim hareketinin lideri Seyit Rıza'nın da naaşının gömüldüğü yer gizlendi. Rivayet olunur ki Mustafa Kemal, Şeyh Said Efendi ve arkadaşlarının idam edildiği yere rakı fabrikası kurulması emri verilmişti. Böyle yaparak aklınca Şeyhin anısına halet getireceğini düşünmüş. Bugün iki lidere baktığımızda biri mazlum ve kahraman olarak anılırken diğer, diktatör ve bir zalim olarak anılıyor. Katliam ve zorla kurduğu rejim bugün yıkıldı, Cumhuriyet ise çatırdıyor. Ve Şeyh Said ve onurlu Kürt direnişçileri bilsin ki intikamları alındı ve alınmaya devam ediliyor. Onların başlattığı mücadeleyi bugün milyonlarca Kürt ısrarlı bir şekilde sürdürmekteler.

Şeyh Said Efendi ve diğer isyan önderleri idam edildikten sonra, Türk devleti savunmasız kalan Kürt halkını katliamdan geçirdiler. 1925-1926 yılları arasında, yüzlerce köy yakıldı, binlerce ev yakıldı ve on binlerce masum sivil öldürüldü ve sürgüne gönderildi. Bugün PKK'nin silahlı mücadelesinin başarısız olması için çaba gösterenlere, bu tarihi hadise örnek olsun. PKK yenildikten sonra devlet isyancı ya da isyan karşıtı diye ayırmayacaktır.

Başarısızlıkla da sonuçlansa, Kürt milli bilinci olumlu bir etki bıraktı, Kürt halkı bu direniş ve trajediyi klamlarda ve yazılı eserlerle aktif bir şekilde yaşattı. Şeyh Said, kahraman bir halk önderiydi ve bir Kürt milliyetçisiydi. Başlattığı isyanda Kürt milliyetçi bir isyandı, resmi tarihin uydurmasının dediği gibi hilafet ve şeriat için yapılan bir başkaldırı değildi. İsyanda yaşamını yitirenlerin ruhu şad mekânları cennet olsun.

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News