ala kurdistan
Ey Reqîb

Zozan Kurdish Shop

Amedsportif’in Zaferi, Nazi Kampı’ndaki Umud Fobisi

Birincil sekmeler

Zozan Kurdish Shop


Amedsportif’in Zaferi, Nazi Kampı’ndaki Umud Fobisi - Mehmet Sebatlı

Bugün 31 Ocak 2016 günü Bursa’da bir futbol karşılaşması oldu. Futbolun sadece futbol olmadığını, öznesi Kürd ve tümleci Türkiye olduğunda işin içine mutlaka kirli siyasetin karışacağını gösteren emsal bir maçtı. Deplasmandaki maça Amedsportif TFF’nin kararıyla taraftarsız katılarak handikapla başlamak zorunda kaldı.

Bursaspor taraftarı tıkabasa doldurduğu tribünlerden Amedsportif’li oyuncuları etkisiz bırakmak için bildiği bütün ırkçı söylem ve hakaretleri sergiledi ancak kendi evinde yenilgiyi önleyemedi.

Amedsportif’in sahada karşılaştığı ırkçı ve ayrımcı hareketlerin benzerine bugün HDP, daha önce diğer Kürd siyasi partileri meclis çatısında, seçim çalışmalarında maruz kalıyor.

Kürdün Kürd olarak hiçbir kamusal alandaki varlığına tahammülsüzlüğün adıdır bu.

Barış ve uzlaşmanın sembolü olan sporun Türkiye’de ırkçı ve inkarcı siyasete alet edilmesi ne yeni başladi, ne de bugünkü maçla son bulacak.

Hatırlarsanız, 2009/2010 sezonunda Süper Lig’e çıkmış olan Diyarbakırspor yine Bursa’da aynı ırkçı söylem ve tahriklerle karşılaşmış, hakemlerin açık taraftarlık yaptığı Bursa’daki maçtan 3 ve Amed’de oynanması engellenen maçtan da bedava 3 puan alarak şampiyon olmuş, Diyarbakırspor’u da ligden düşmesine neden olan disiplin cezalarıyla karşı karşıya bırakmıştı.

Bugünkü maçın sadece futbol olmadığını, Amedsportif’in de sadece bir futbol kulübü olmadığını, ondan öte bircok şeyi barındırdığını ve karşılaşmanın adeta bir siyasi rövanş havasında geçtiğini gösteren birkaç somut olgu yaşandı.

Bursaspor taraftarının tribünlerde sergilediği ‘Türkiye Türkündür’ gibi Kürd düşmanı ırkçı pankart ve sloganlar dışında asıl dikkat çekici olay maçın sonucunu kutlamak isteyen Amedlilerin Amed’de Türk polislerince engellenmesi.

Maç, Silopi, Cizre ve Sur’da devam eden abluka ve çatışmaların gölgesinde geçti herşeyden önce. Amedsportif’in galibiyetini Kürdler böyle yorumladı, çünkü maç öncesi ve sonrası Amedsportif’li oyuncuların gerek sahada gerekse sosyal medyada karşılaştıkları ırkçı hakaretler maçın karşı tarafta da aynı parametreyle algılandığını gösteriyordu.

Polisin Amedspor taraftarinin zafer sevincine sidetle karsilik vermesinin cok acik sebepleri var.

Silopi’de uyguladıkları vahşet harekatı tarihi tecrübeler gözetilip taş üstünde taş bırakılmayarak yarı yarıya istenen sonucu vermiş, Cizre ve Sur’daysa tahminlerinin ötesinde bir direniş sergileniyorken nedeni ne olursa olsun Kürdlerin hiçbir surette gülümsemesinin, topluca kutlama yapmalarının, spor bile olsa “zafer” ve “galibiyet” kelimelerini ağızlarına almalarının, bu manaya gelebilecek hiçbir umudun, mitin yaşanmasının sineye çekilmeyeceği aşikâr.

Zira tarihi Kürd fobisi tüm sinir sistemini uyarmış ırkçı ve katliamcı bir devletten söz ediyoruz.

Kürdlerin sevinci, geleceğe dair besledikleri yengili umut ve bu umuda kıvılcım olabilecek herşey ama herşey Türk devlet yöneticileri için korku ve panik sebebidir.

Gerçek, tarihi bir örnekle “Umut ve fobi” çatışmasını pekiştirmemiz mümkün.

Romain Gary’nin “Cennetin Kökleri” isimli, tarihsel ve politik arka planı çok güçlü, Afrika’da dişleri için öldürülen filleri korumaya alan, fil avcılarına savaş açan bir Fransız idealistin hayatını anlattığı kitapta konumuzu çağrıştıran bir bölüm var. 

Fransa’daki anti-Nazi direniş örgütündeyken tutuklanan Robert adında 25 yaşlarındaki genç dayanıklı, umudu elden birakmayan biridir. Varto, Silvan, Derik, Nusybin, Silopi, Cizre ve Sur’da olduğu gibi zamanın Nazi karşıtları Buchenau, Dachau, Buchenwald, Sachsenhausen ve Ausschwitz gibi toplama kamplarında insanlıkdışı koşullarda ölüme terkedilmişlerdi. Tutulduğu Blokta bulunan binlerce mahkumun temel direğidir adeta. Bu nedenle tüm mahkumlar içgüdüsel olarak onun etrafında toplanırdı. Herşeyi derin düşünen, bu düşüncelerinden de güvenle sıyrılabilen kişilerin neşesiyle dolu olur her zaman. Mahkumların cesareti azaldığında, umutları tükenerek teslimiyete yatkın oldukları zamanlar onları canlandıracak yepyeni şeyler bulur.

Bir gün sabah erkenden, kolunda bir kız varmış gibi yürüyerek bloktan içeri girer. Herkes kir pas içinde, umutsuzca yorgun gövdelerini yerlere atarak uzanıp kıvrılmış köşelerinde. Hâlâ biraz gücü olanlarsa homurdanıyor, yakınıyor ve kamp yönetimine küfürler ediyor.

Robert, hâlâ kolunda düşsel genç kız, kulübenin karşı yanına doğru yürür. Sonra kızı kendi yatağına oturtmaya davet eder gibi bir jest yapar. Herkes genel bir çöküntü içinde olmasına rağmen bazıları kendini tutamayarak seyirci olur. Bunlar dirsekleri üzerinde uzanmış, Robert’in görünmez kızına kur yapışına sersemlik içinde bakiyorlar. Robert ise kızın çenesini okşuyor, elini öpüyor ve sık sık nezaketle başını eğiyor. Bir ara, pantolununu indirmiş, kaşınan Janin dikkatini çekti, ayağa kalkıp bir battaniye firlattı üstüne.

Ne oluyor?” diye bağırdı Janin. “Kaşınmaya hakkım yok mu benim?

“Insan gibi davran Allahın cezası” diye gürledi Robert. “Bir bayan var karşında!”

Ne? Deli misin nesin? Ne bayanı?”

Tabii ki, onu görmek kolay değil” dedi Robert. “Buna şaşmıyorum.” Herkesin gözü kulağı üstlerindeydi. Onu dinleyenlere bakarak, Robert, “Bazılarınız onu görmezlikten geliyorsunuz, öyle değil mi? Böylece rahat rahat pislik içinde oturabilirsiniz...” dedi.

Kimse birşey söylemez. Bazıları çıldırdığını düşünerek susar. Nitekim, karşısında adi mahkumlari bile susturacak yumrukları vardır Robert’in. Düşsel kadınına dönüp sevgiyle elini öper. Ayağa kalkar, koğuşun ortasına gelir. Sonra şaşkınlıktan ağzı açık kalmış mahkumlara döner.

Şunu iyice açıklığa kavuşturalım: Bundan sonra bir değişiklik var. Öncelikle zırlamayı keseceksiniz. Onun yanında bir erkekmişsiniz gibi davranmaya çalışacaksınız. ‘Erkekmişsiniz gibi’ diyorum, önemli olan yalnızca bu. Onun hatırı için temiz olmak ve davranışlarınızı düzene sokmak için ölesiye çaba harcayacaksınız. Yoksa hesaplaşırız!

Eliyle ranzasındaki kızı gösterir. Herkes oraya doğru bakar.

Bu pis kokulu ortama bir gün bile dayanamaz o. Kaldı ki, bizler Fransızız, bir kadının yanında çarpıcı ve nazik olmayı biliriz. Ona saygı göstermeyen, örneğin yanında osuran ilk kişi dayak yiyecektir.

Mahkumların şaşkınlıktan ağzı açık kalır. Sessizce bakmaya devam ederler. Derken, alçak sesli gülüşmeler olur. Ama yine de herkes, içinde bulundukları çöküntüde onlara güç verecek bir özsaygı anlaşması bulunmazsa, kimi kurgulara, kimi mitlere sımsıkı sarılmazlarsa kendilerini bırakmaktan, Naziler dahil herşeye boğun eğmekten, teslim olmaktan ve ihanet etmekten başka yapacak birşeyleri kalmadığını şaşkınlıkla duyumsuyor.

O andan sonra olağanüstü birşey olur. K Bloktakilerin morali birkaç yönden birden yükselir. Görülmemiş bir temizlik seferberliği başlar. Bir gün sabrı tükenmek üzere olan Chatel, ‘Matmazele karşı saygıda kusur ettiği’ bahanesiyle mahkumlardan birinin üstüne atlar. Mahkumlar buna günlerce güler.

Her sabah, aralarından iki kişi Matmazeli, ‘giyinirken’ şehvetli bakışlardan korumak için açık bir battaniyeyi iki ucundan tutar. Piyanist Rotstein, mahkumlar içindeki en bitkin kişi olmasına karşın, öğle tatilinin yirmi dakikasını ona çiçek toplayarak geçirir. Gruptaki aydınlar zeka parıltılarını göstermek için ince espriler ve konuşmalar yapar, kalan erkekliği adına görev başına çağrılan herkes yenilmezliğini göstermeye çalışır.

Kamp komutanı kısa sürede durumu öğrenir. Bir öğlen paydosunda soğuk bir gülümsemeyle Robert’a doğru yürür.

Robert! K bloka kadın getirdiğin söyleniyor...”

Barakayi arayabilirsiniz.

Nazi subayı içini çekerek başını iki yana sallar.

Bu işlerden anlarım Robert” der kibarca. “Çok iyi anlarım. Bu işler için dünyaya gelmişim. İşim bu. Bu yüzden partide bu kadar yükseldim. Bu işlerden anlarım ama hiç hoşlanmam. Nefret ettiğimi bile söyleyebilirim. Beni bir Nasyonal Sosyalist yapan şeyler bunlar. İnsan ruhunun mutlak gücüne inanmıyorum, Robert. Soyluluk geleneklerine ya da özsaygı denilen mite inanmıyorum. Tinselliğin ütünlüğüne inanmıyorum. Bu tür bir idealizmi katlanılmaz buluyorum. K blokunu yarına kadar o kadından arındırman için sana süre tanıyorum....”

Robert gözlük camlarının ardından gururla gülümser.

Yarın sabah iki askerle birlikte K Bloka geleceğim. Moralinize aşırı derecede katkıda bulunan kadını teslim edeceksiniz bana. Arkadaşlarına o kadının, ruhsal değil, askerlerimizin bedensel ihtiyaçlarını karşılamak için en yakın geneleve götürüleceğini söyleyeceğim...”

O akşam donuk bir şaşkınlık egemendir Bloka. Mahkumların büyük bölümü, gerçekçiler, akılcılar, temkinliler, ayağını yere sıkı basıp kolay uyum sağlayanlar kadını teslim etmeye hazırdırlar. Kendi aralarında toplanmış fısıldaşıyor, Robert’e taraf bakıyorlar. Robert teslim olmayacaktı! Sevinç içindedir. Gözleri pırıl pırıl mutlulukla oturmakta, inatçı, alaycı gözlerle herkesi izlemektedir. Mahkumlarsa dilsiz bir yakarışla ona bakarlar. Teslim olmaya izin verse, boyun eğse diye iç geçiriyorlar. Adli mahkumlarsa alay ediyor, kafaya alıyorlar onu.

Robert hiçbir şey söylemiyor, konuşmalari ilgiyle dinliyor.  “En kızdığım şey onu geneleve atmayı önermeleri...”

Konuşmaları hiç de onaylamayan bir yüzle izleyen demiryolu işçisi Emile, sonunda patlıyor:

“Delinin birisin sen Robert, delinin biri! Bir kurguya, bir mite, hayale sarılamazsın böyle! Hücreye kapatılacaksın, işkence göreceksin, belki de kurşuna dizileceksin. Niçin? Böyle budalaca birşey için mi?” Coşuyor. Herkese bakarak devam ediyor: “Burada bize düşen görev sağ kalmak, gelecekte bu tür suçlari imkansız kılmak ve yeni bir dünya kurmak için buranın nasıl bir yer olduğunu başkalarına anlatmak. Budalaca hayallere, saçmalıklara sarılmak değil!”

Robert yerinde sakin sakin eğleniyor. Emile bu ise karışmayacağını belirtmek istercesine arkasını dönüp köşesine gömülüyor.

Ertesi sabah herkesi hazırola çeker Robert. Kamp komutanı iki SS askeriyle birlikte bloka girer, herkesi süzer.

Evet Mösyo Robert, erdemli genç bayan için kararın nedir?”

Burada kalacak!”

Subayın yüzü usulca sararır. Yüzü titremeye başlar. Kendini beceriksiz ve gülünç duruma düşürdüğünün farkındadır. İki askerinin yanında, mahkumların huzurunda Robert’e karşı psikolojik yenilgiye düşer. Mahkumların ve Robert’in kararlı duruşunu farkeder ve yenilgisini belli etmemeye çalışarak bir an duraksar.

Pekala. Anlıyorum. O halde beni izle...”

Robert iki askerin kollarında götürülmeden önce dönüp mahkumlara gülümseyerek bakar. “Ona iyi bakın çocuklar.”

Onu artık hiç görmeyeceklerini sanarlarken bir ay sonra geri döner. Biraz zayıflamış, burnu yassılaşmış, elbiseleri kirlenmiş ama yüzünde yenilginin izi yoktur.

Küçük, sevimli bir hücreydi...” Gülümsüyor. “Bir metreye bir buçuk metre boyunda. Uzanmak olanaksız. Hava alabilmek için başımı duvarlara vurduğum zamanlar oldu. Klostrofobi dedikleri...Sonunda birşey geldi aklıma: Dayanamaycak gibi olduğumda gözlerimi yumuyor ve Afrika’da başıboş dolaşan özgür fil sürülerini düşünüyordum. Hiçbir şeyin durduramaycağı, yüzlerce ve binlerce görkemli fil. Ne beton duvarlar, ne dikenli teller hiçbir şey durduramıyordu onları. Ucsuz bucaksiz açık alanlarda yollarına çıkan herşeyi ezip geçerek ilerliyorlardi. Özgürlük budur işte!

Onun için Bursaspor ve Amedsportif’in bugünkü karşılaşması rutin bir futbol maçı olmanın ötesindeydi...

Türk polisinin Amed’deki sevinç kutlamalarına bildiği tek yöntem olan şiddetle saldırması, Kürdlerin yüreğinde oluşan en ufak bir zafer ve özgürlük kıvılcımını söndürmek amaçlıydı.

Çünkü ezilenin umudu, miti ve sevinci faşizmin sinir sistemini tahrip eder.

Onlar vahşi iktidarlarını bizim ölümümüz, korkup sineye çekilmemiz ve nihayetinde susup teslim olmamız üzerine kurarken, bizim en basit bir sevinç kaynağımız onların kâbusu oluyor.

Bu nedenle, bu vahşi abluka günlerinde içimizdeki umudu filizlendirdiği, ırkçıların emmellerini kusaklarında bıraktığı için Amedsportif’e Herbijî diyoruz!

Mehmet Sebatlı

 

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Rojname Kurdish News

Zozan Kurdish Shop