ala kurdistan
Ey Reqîb

Avrupa’nın Kayıp Ülkeleri – 1 -İbrahim Sediyani

Sen kaparsan gözlerini
soğur bütün tonları turuncunun
kaybolur yeşil
karlara bürünür türkümüzü çağıran dağlar
yumma kapanmasın gözkapakların
bak, her bahar yeni bir yaşamdır memleketimde
çocukların buğday renkli saçlarına düşer günışığı
her biri bir tomurcuktur bebelerimiz
hep güneşe doğru bakar ayçiçeği yüzleri
dağlar yükselir, ırmaklar akar, berfinler açar
iki memelerinin arasında
ve yitik coğrafyaların haritasıdır
minik avuç içlerindeki çizgiler.
 
(“Sakın Kapama Gözlerini” şiirinden)
 

     İspanya’nın egemenliği altındaki Katalonya’da 1 Ekim 2017 günü yapılan“Katalonya Bağımsızlık Referandumu” ve bundan % 90 gibi salt bir çoğunluklaEVET sonucunun çıkması, İberya Yarımadası’ndaki bu “yitik ülke”nin bağımsızlığını ilan edip “bağımsız bir devlet” olma ihtimalini güçlendirirken, olay tüm Avrupa’yı sarsmış durumda. Bu referandumun, Irak’ın egemenliği altındaki Kürdistan’da 25 Eylül günü gerçekleşen ve % 93 gibi salt bir çoğunlukla EVET sonucunun çıktığı“Kürdistan Bağımsızlık Referandumu”ndan sadece 6 gün sonra yapılması, iki referandumun peşpeşe gelmesi, yalnızca bir bölgenin ve coğrafyanın değil, tüm dünyanın “bağımsızlık referandumları” konusunu konuşup tartıştığı bir sürecin doğmasına sebebiyet verdi.  

     Türkiye kamuoyu (siyasetçisi, akademisyeni, gazetecisi ve “aydın”ı dahil) pek bilmez ama, Katalonlar’ın halihazırda bağımsız bir devleti zaten var: Andorra.

     İspanya ile Fransa arasında yer alan (Katalonya bağımsızlığını kazanırsa Katalonya ile Fransa arasında olacak) ve 468 km²’lik yüzölçümü, 78 bin 14 kişilik nüfûsuyla dünyanın en küçük 19. ülkesi olan Andorra, ne İspanyol ne Fransız, bir Katalon devletidir. Başkenti sadece 22 bin 128 kişinin yaşadığı Andorra la Vella olan devletin resmî dili de Katalonca’dır.

     Kimsenin aklına gelmediği için konuşulan bir konu değil, hatta Katalonya’da bile kimsenin konuştuğu birşey değil ancak, şayet Katalonya bağımsızlığını ilan eder ve gerçekten de bağımsız bir devlet olursa, ben daha da ileriki tarihlerde, komşu olan Katalonya ile Andorra’nın birleşebileceğini veya en azından birleşmenin gündeme gelebileceğini, bunun ciddi ciddi konuşulacağını tahmin etmekteyim. Bunu ilk kez konuşan ve gündeme getiren de biz olalım böylece…

     Katalonya’daki bağımsızlık referandumunun başta Türkiye olmak üzere Ortadoğu’da ve İslam dünyasında bu kadar ilgi görüp konuşulmasının ve tartışılmasının sebebi, ondan sadece birkaç gün önce Kürdistan’ın da aynı referandumu gerçekleştirmesiydi kuşkusuz. Ancak Katalonya’daki bağımsızlık referandumunun Avrupa’da bu kadar ilgi görüp konuşulmasının ve tartışılmasının sebebi, Kürdistan değil. Avrupa’daki ilgi ve alakanın sebebi, korku.

     Korku, çünkü Avrupa kıt’âsında tam 50 tane Katalonya var. “Yitik ülkeler” ya da“kayıp ülkeler” olarak adlandırdığımız “bağımsızlığını kazanamamış ülkeler”, Avrupa kıtâ’sının hemen her bölgesinde bulunuyor ve bolca var. Dolayısıyla, haklı bir korku bu. Unutmayın: Haksız olanların korkuları daima haklıdır.

     Katalonya’nın bağımsızlığının Beyaz Adam’ın kıtâ’sında “domino etkisi”ne yol açacağından endişe ediliyor.

     Beyaz Adam’ın bu endişesi; işgal, asimilasyon, red ve inkâr, farklı etnik kimlikleri yadsıma ve dilleri yasaklama gibi “vatansever” politikaların yalnızca Ortadoğu ve İslam dünyasına özgü olmadığını, dünyanın geri kalanına sürekli olarak insan hakları, farklı kimliklere saygı ve demokrasi dersi veren Avrupa’nın da bu konuda sicilinin ve “Sicilya”sının pek temiz olmadığını gösteriyor.

     İsterseniz gelin, siz sevgili okurlarımızla, gönüldaşlarımızla birlikte Avrupa’daki bu “yitik ülkeleri” tek tek gezelim. Bakalım Avrupa’da kaç tane Kürdistan varmış, daha ne kadar Katalonya varmış…

     Biz bu çalışmamızda, son bir aydır yoğun bir şekilde gündem konusu yapılan ve üzerinde binlerce kez yazılmış olan bu tartışmalara bir yenisini eklemeyeceğiz. Katalonya’daki bağımsızlık referandumundan ve bu coğrafyanın İspanya’dan ayrılıp bağımsız bir devlet olma ihtimalinden yola çıkarak, sözkonusu kıt’â üzerinde sömürgeleştirilmiş, bağımsızlık mücadelesi veren ve bazılarının her an bağımsızlık ilanında bulunmasının ihtimal dahilinde olduğu coğrafyaları gezeceğiz.

     Yani siz sevgili okuyucularımız ile birlikte bir “Avrupa gezisi” yapacağız. Ancak bu seyahatte, harita üzerinde yerleri olan bağımsız ülkeleri değil, harita üzerinde bulunmayan “bağımlı ülkeleri” kendimize rota seçerek yol alacağız.

     Türkiye’deki siz bazıları Ekrad, bazıları Etrak, bazıları da matrak olan sevgili yurttaşlarımız için hazırladığım bu çalışmaya “Avrupa’nın Kayıp Ülkeleri” adını verdim. Ancak sizler, şayet istiyorsanız, bu yazıya “Alternatif Avrupa Atlası” adını da koyabilirsiniz. Ya da, hayata, olaylara ve dünyaya bakış açınıza ve düşünce pencerenize göre size en uygun olan başka bir isim de seçebilirsiniz.

     Avrupa gezisine, halihazırda gündemde olan Katalonya’dan başlayacağım, “sıcak” yerden.

     Bu seyahate katılmak isteyen okuyucular, kendilerini uzun ama faydalı bir yolculuğa hazırlamalıdırlar. Bunun için “boş yer var mı?” diye sormanıza gerek yok. Benimle birlikte yolculuğa çıkacak kişileri ben yanımdaki koltukta oturtmam, onları başımın üzerinde taşırım çünkü.

     ► KATALONYA

     İberya bölgesinde bulunan Katalonya, İspanya egemenliği altında bulunan bir ülkedir. İspanyolca’da “Cataluña”, Katalonca’da “Catalunya” ve Aranezce’de“Catalonha” olarak telaffuz edilir. Doğuda ve güneyde Akdeniz kıyısı bulunan bu coğrafya, kuzeyde İspanya – Fransa sınırını çizen Pirene Dağları ile çevrilidir.
 

     Katalonya, Bask ve Galisya ile birlikte İspanya’daki 3 adet “tarihsel otonom bölgeleri”nden biridir. 32 bin 91 km²’lik bir coğrafyayı kapsayan ve nüfûsu 7 milyon 448 bin 332 olan Katalonya’nın başkenti Barselona (Kat. Barcelona)’dır. İspanyolca ve Katalonca, eyaletin iki resmî dilidir. Arantal bölgesinde üçüncü bir dil olarak Aranezce konuşulur.

     İlk bilinen yerleşimcileri İberyalılar olan Katalonya’nın kıyı kesimleri sonraki yıllarda Kartaca ordusunun hâkimiyetine girmişti. 3. yy’da Roma İmparatorluğu’nun eline geçen bölge, o tarihten sonra Hristiyanlaştırıldı.

     1931’de bölgeye “otonomi” statüsü verilmesi kabul edilmiş ve bu statü 1932 yılında imzalanmıştı. Ancak 1934 – 36 yılları arasındaki iç savaştan sonra bu otonomi 1939’da iptal edildi.

     Tıpkı Bask’ın otonomi hakkı kazanmasında olduğu gibi General Franco’nun ölümünden sonra 1977’de Katalonya’ya otonomi statüsü tekrar verildi ve Josep Tarradellas, Katalonya otonom bölgesinin ilk başkanı oldu. 1979’da Katalonya daha güçlü bir otonomi hakkına kavuştu. 2006 yılında ise daha güçlü ve daha geniş bir otonomi hakkına daha.

     Katalonya, İspanya’da etnik millîyetçi duyguların en güçlü olduğu bölgedir. Silahlı mücadele ve “terörist saldırılar” olmadığından dolayı daha önceleri Bask bölgesi kadar dış dünyada sesi duyulmuyor olabilirdi, ancak Bask’tan çok daha ileri boyutta ayrılıkçıdır. Katalonlar ne İspanya bayrağını kabul ederler, ne de İspanya pasaportunu. Katalonya’yı İspanya olarak bile görmezler. Katalonlar kendilerini “ayrı bir ulus” olarak kabul ederler. Bu duygularını da Katalonya Parlamentosu’nun 2006’da yaptığı bir oylamada % 88, 9’luk büyük bir çoğunlukla aldıkları bir kararla resmîleştirdiler. Parlamento kararıyla kendilerini “ayrı bir ulus” olarak niteleyen Katalonlar, “farklı bir ulus” olarak gördükleri İspanyollar’la ilişkilerini de “başka uluslarla olan münasebetler” düzleminde yürüteceklerini ilan ettiler.

     1978’den sonra Katalonlar, İspanya tarafından Katalonca isimleri değiştirilmiş ve İspanyolca isimler verilmiş olan bütün şehir, ilçe ve köylerin bu asimile adlarını attılar ve bu yerleşim birimlerinin eski Katalonca gerçek isimlerini tekrar kullanmaya başladılar.

     Katalonya’daki okullarda İspanyolca, “ikinci dil” olarak okutulur. Eğitim sisteminde Kanada ve Finlandiya modelleri örnek alınır. Televizyon ve radyo kanalları ile gazete ve dergiler Katalonca yayın yapmaktadırlar. Katalonya’daki marketlerde gıda ürünlerinin üzerinde bulunan “İçindekiler” yazısında Katalonca yoksa, o ürünün bölgede satılma şansı yoktur. Katalonya’daki marketler, etiketinde Katalonca olmayan bir ürünü değil müşteriye satmak, dükkândan içeri bile sokmazlar. Bunun içindir ki, dünyanın başka bir ülkesindeki bir üretici firma bile, Katalonya pazarına mal satabilmek için ürettiği ürünün etiketi üzerinde İngilizce ve İspanyolca’sını yazdığı gibi Katalonca’sını da yazar. Yazmazsa; malını sokturmazlar o bölgeye. Son 30 yılda yaşanan bu değişim neticesinde Katalonya’da bugün genç nesil, Katalonca’yı İspanyolca’dan daha iyi bilmektedir.

     Katalonya, verdiği millî mücadelede dış dünyaya sesini silahlı çatışmalar ya da diplomasi yoluyla değil, futbol yoluyla duyurmaktadır. Aynı zamanda dünyanın en güçlü futbol kulübü olan ve her daim dünya futbolunun yıldız isimlerinin forma giydiği FC Barcelona ve taraftarları, tüm büyük maçlarda Katalonya’nın özgürlük ve bağımsızlık mesajını dünyaya çeşitli davranış, pankart, slogan ve sembollerle iletirler.

     Örneğin orada Real Madrid – FC Barcelona lig maçları, “İspanya – Katalonya millî maçı” gibi oynanır. Bunun içindir ki, FC Barcelona kulübünün sloganı da “Més que un club” (Bir kulüpten daha fazlası) şeklindedir. FC Barcelona, çatır çatır bağımsızlık isteyen ve bunu her fırsatta dile getirmekten de imtinâ etmeyen Katalonya’nın millî takımı gibi görülür. FC Barcelona’nın maçlarında, özellikle de Real Madrid maçlarında, Barcelonalı taraftarlar tribünde devâsâ büyüklükte şu pankartı açarlar: “Barcelona İspanya Değildir”.

     1 Ekim 2017 tarihinde yaptıkları “Katalonya Bağımızlık Referandumu”, bağımsızlık yolunda attıkları en önemli adım olmuştur. Referanduma karşı İspanya devleti seçim sandıklarına ve seçmenlere müdahale etmeye çalışmış, bu müdahale esnasında zor ve şiddet kullanmıştır. Polis şiddetinden dolayı 1000’e yakın Katalon seçmen yaralanmıştır.

     Referandumda % 90 gibi salt bir çoğunlukla EVET sonucu çıkmış, Katalonya lideri Carles Puigdemont i Casamajó, “Direnişi Kürtler’den öğreniyoruz” diyerek birkaç gün içinde bağımsızlıklarını ilan edeceklerini duyurmuştur.

     Katalonya’daki referandumdan sadece 6 gün önce Kürdistan’da gerçekleşen ve % 93 gibi salt bir çoğunlukla EVET sonucunun çıktığı bağımsızlıktan sonra da Kürdistan halkını ve başkanı Mesud Barzanî’yi dünyada ilk tebrik eden, Katalonya olmuştur.

     ► BASK

     İberya bölgesinde bulunan Bask, İspanya ile Fransa arasında ikiye bölünmüş bir ülkedir. İspanyollar “Vasco”, Fransızlar “Basque”, Basklılar ise kendi ülkelerine“Euskadi” derler. Atlas Okyanusu’na bağlı Biskaya Körfezi kıyısında bulunan bu ülke, sırtını İspanya – Fransa sınırını da çizen Pirene Dağları’na yaslamış dertli bir coğrafyadır.

     Ülkenin “Güney Bask” olarak da anılan “hispanik” parçası, İspanya’nın dört vilayetini kapsar: Gipuzkoa (İsp. Guipúzcoa), Biskaya (Bask. Bizkaia; İsp. Vizcaya),Álava (Bask. Araba) ve Navarra (Bask. Nafarroa).

     Ülkenin “Kuzey Bask” olarak da anılan “frenk” parçası ise Fransa’nın üç vilayetini kapsar: Lapurdi (Frsz. Labourd), Zuberoa (Frsz. Soule) ve Behenafarroa (Bask.Nafarroa Behera; Frsz. Basse – Navarre).

     Bölgenin en eski ve Avrupa kıt’âsının ilk sakinlerinden olan Basklılar’ın Bask’a geliş tarihleri kesin olarak bilinmemekle birlikte Kafkasya’dan geldikleri ve Çerkes asıllıoldukları tahmin edilmektedir. Bugün iki ayrı devlet tarafından birbirinden kopartılmış bulunan Bask halkının bu iki grubunu ayırt edebilmek için İspanya tarafındaki Basklılar’a “Hagoalde”, Fransa tarafındaki Basklılar’a ise “Ipparalde” adıyla hitap edilir.

     3 milyon 7 bin 661 nüfûslu Bask halkının bugün 800 bin kadarı anadil olarak Baskça konuşur. İspanya Baskı’nda 2 milyon 123 bin, Fransa Baskı’nda ise 246 bin Basklı yaşar.

     Tarih boyunca haksız saldırılara maruz kalan ve var olma mücadelesini de her zaman için vermiş olan Bask halkının Hristiyanlaştırılması, 4. – 5. yy’lara tekabül etmektedir.

     Bask’ın bağımsızlığı bilinci, 20. yy’ın hemen başlarında filizlenmeye başlar. 1917’deBask Üniversitesi (Bask. Eusko Ikaskuntza) ve 1918’de Bask Dili Akademisi(Bask. Euskaltzaindia) kuruldu. 14 Nisan 1931’de Bask’ın Eibar kentinde “İkinci İspanya Cumhuriyeti” kurulması çağrıları yapıldı. 17 Temmuz 1936’da iç savaş patlak verdi. 1 Ekim 1936’da İspanya Parlamentosu, Bask bölgesine “otonomi”statüsü vermeyi kabul etti. José Antonio Aguirre, Bask otonom bölgesinin ilk başkanı oldu.
 
     II. Dünya Savaşı (1939 – 45) sırasında Nazi işgali altında bulunan Bask topraklarında 1959’da kısa adı ETA olan Bask millîyetçisi Bask Ülkesi ve Özgürlüğü(Bask. Euzkadi Ta Askatasuna) örgütü kuruldu. ETA’nın hedefi “tam bağımsızlık” olup seçtiği yol, silahlı mücadeledir.
 

     20 Kasım 1975’te İspanya diktatörü General Francisco Franco’nun ölümünden sonra İspanya devleti “kirli savaş” yöntemini başlattı ve bu tarihten sonra ülke “derin devlet” olgusuyla tanıştı. 1978 sonunda Bask’ta “Herri Batasuna” adında legal bir parti kuruldu.

     1980 yılında Bask bölgesinde Baskça’nın “ikinci resmî dil” olması kabul edildi.

     Ülkenin başkenti Bilbao (Bask. Bilbo) şehridir.

     ► GALİSYA

     İberya bölgesinde bulunan Galisya, İspanya’nın egemenliği altındadır. Kuzeyi ve batısı Atlas Okyanusu kıyısı olan Galisya, güneyde Portekiz ile komşudur. İspanyollar“Galicia”, Galisyalılar ise “Galicia” veya “Galiza” derler. Bölge, ismini Eski Çağ’da bu topraklarda yaşayan Kelt kökenli Gallak kavminden alır.

     İspanya’nın üç otonom bölgesinden biri olan Galisya, dört vilayeti kapsamaktadır: Bunlar La Coruña (Gls. A Coruña), LugoOrense (Gls. Ourense) ve Pontevedra’dır. 29 bin 574 km²’lik alana sahip bu ülkenin nüfûsu 2 milyon 718 bin 525’tir. Topraklarında Galisçe, İspanyolca ve Portekizce konuşulur. Başkenti Santiago de Compostela’dır.

     Şu andaki Galisya Özerk Yönetimi, 16 Mart 1978 tarihinde kurulmuş ve 1981 yılında güçlendirilerek bugüne gelmiştir. Hükûmetin başında bir başbakan vardır ve yasama görevi özerk bölge parlamentosundadır. Parlamento ise 75 temsilciden oluşur.

     Galisya otonom bölgesinde Galisçe’nin resmî dil olarak kabul edilmesinin tarihi, 1981’dir. Ancak Avrupa Birliği (AB), Kasım 2005’te aldığı bir kararla, Galisçe’yi “AB’nin dillerinden biri” olarak kabul etmeyeceğini açıkladı.

     Bir zamanlar Endülüs İslam Devleti’ne bağlı olan Galisya, 10. ve 11. yy’larda bağımsız bir krallık idi. Bu krallık 1833’te yıkıldı ve bölge İspanya’ya bağlandı. İspanya’nın bölgede soykırım uygulaması üzerine Galisyalılar doğdukları toprakları terk edip başka diyarlara göç ettiler. 1836 – 1890 yılları arasında bu topraklardan 2, 5 milyon insan göç etti. En yoğun olarak gittikleri yer, başta Arjantin ve Brezilya olmak üzere Latin Amerika ülkeleriydi.

     ► ENDÜLÜS

     İberya bölgesinde bulunan Endülüs (İsp. Andalucía), İspanya egemenliği altında bulunan bir ülkedir. Güneyde Atlas OkyanusuCebelitarık (Ar. ﻄﺎﺮﻕ ﺠﺒﻞ [Cebel-i Tariq]; İsp. GibraltarBoğazı ve Akdeniz bulunan bu coğrafya, batıda Portekiz ile komşudur.

     87 bin 68 km²’lik bir alanı kapsayan ve nüfûsu 8 milyon 388 bin 107 olan Endülüs’ün başkenti Sevilla (Ar. ﺇﺸﺒﻴﻠﻴﺔ  [İşbiliye])’dir.

     711 – 1492 yılları arasında İslam’ın egemenliğinde bulunan Endülüs toprakları, Avrupa’daki Endülüs İslam Devleti’nin hüküm sürdüğü ve Müslümanlar’ın Avrupa’ya bilim, adalet ve medeniyeti taşıdığı coğrafyadır. Müslümanlar’ın bu topraklara verdiği bir isim olan “El- Endûlûs”, ismini buranın çok köklü bir kavmi olan Vandallar’dan alır. Müslümanlar’ın İber Yarımadası’ndaki varlığı nihaî olarak Moriskolar’ın 1609’da İspanya’dan sınırdışı edilmesiyle son bulmuştur.

     8. yy’ın başında Emevî Devleti’nin Kuzey Afrika’daki valisi olan Musa bin Nusayr, Emevî Halifesi Welid bin Abdulmelik’in desteğiyle Berberî bir kumandan olan Tariq bin Ziyad’ı Cebel-i Tariq (Cebelitarık) Boğazı’nı geçerek İber Yarımadası’na gönderdi. 750 yılına kadar Endülüs, Emevîler’in gönderdiği valiler tarafından yönetildi.

     756 – 1031 yılları arasındaki dönem, Endülüs’ün en parlak dönemi oldu. Endülüs’ün başkenti Qurtuba (İsp. Córdoba), Bağdad ve Qahire’den sonra İslam dünyasının üçüncü önemli bilim merkezi haline geldi.

     Avrupa İslam Devleti olan Endülüs’te sırasıyla Valiler Dönemi (714 – 756),Emevîler Dönemi (756 – 1031)Tawaif’ul- Mûlk (Beylikler) Dönemi (1031 – 1090),Murabıtlar Dönemi (1090 – 1147)Muvahhîdler Dönemi (1146 – 1248)Ğrnata (Grenada) Sultanlığı (1232 – 1492) ve Mûdeccenler ve Moriskolar (1492 – 1610)devirleri yaşandı.

     1492’de Beni Ahmer Devleti’nin yıkılışı ile İspanya’daki 781 yıllık İslam egemenliği sona erdi. Bu tarihten sonra coğrafî keşifler başladı.

     Endülüs’ü yıkıp işgal ettikten sonra bu coğrafyadaki Müslümanlar’ı ve Yahudîler’i katliâma uğratan, sağ kalanları ise sürgün eden İspanyol krallıkları, Endülüs İslam Medeniyeti’nin bütün izlerini sildiler. Müslümanlar’ın kurduğu kentlerin Arapça olan gerçek isimlerini atan İspanyollar, bu yerleşim birimlerine İspanyolca isimler verdiler.

     Endülüs’e çıkan Müslümanlar, Araplar’dan, Berberîler’den ve Kürtler’den oluşuyordu. O topraklardaki şehir ve köylere de kendi anadillerinde isim vermişlerdi.

     2009 yılında yayınlanan ve benim de ilk kitabım olan “Adını Arayan Coğrafya”adlı kitabımda, Endülüs coğrafyasındaki şehirlerin İspanya egemenliği altındaki şimdiki isimleriyle İslam egemenliği dönemindeki isimlerini karşılaştırmalı bir şekilde vermiştim. Adını Arayan Coğrafya, İbrahim Sediyani, s. 77 – 83, Özedönüş Yayınları, İstanbul 2009)

 

 ► CEBELİTARIK

     İberya bölgesinde, kuzey – güney ekseninde Avrupa ile Afrika’yı, batı – doğu ekseninde ise Atlas Okyanusu ile Akdeniz’i birbirinden ayıran Cebel-i Tariq(Cebelitarık, Gibraltar) Boğazı üzerinde bulunan küçük bir kent olan Cebelitarık, Büyük Britanya Krallığı’nın işgali ve sömürgesi altındadır. 6, 5 km² alan üzerinde bulunan bu yerleşim biriminde 28 bin 750 kişi yaşar. İstisnasız hepsi Britanya pasaportu taşır. Nüfûsunun % 93’ü Katolik, % 7’si Müslüman ve yine % 7’si Yahudî’dir.

     Adını ünlü İslam komutanı Tariq bin Ziyad’dan alan ve adı Arapça’da “Tariq Dağı”anlamına gelen Cebelitarık, 711 – 1492 yılları arasında İslam egemenliğindeydi.

     1830 yılından beri İngiliz kolonisi olan Cebelitarık, maymunların özgürce dolaşabildiği bir kent olmasıyla ünlüdür. İngiltere ile İspanya arasında yapılan anlaşmaya göre, maymunlar ne zamanki o toprakları terk ederse, İngiltere o zaman burayı İspanya’ya geri verecektir.

     1967 ve 2006 yıllarında yapılan referandumlarda Cebelitarıklılar, Britanya yönetiminde kalma yönünde karar aldılar.

     ► AZOR ADALARI

     İberya bölgesinde, Atlas Okyanusu üzerinde bulunan takımadalar, Portekiz’in egemenliği altındadır. Portekizliler “Açores” der. Avrupa kıt’âsına  1500 km, Amerika kıt’âsına ise 3600 km uzaklıkta bulunan Azor Adaları, 9 büyük ve birçok küçük adadan oluşur. 2 bin 334 km² alanı kapsayan ve 245 bin 766 kişinin yaşadığı takımadaların başkenti, Ponta Delgada’dır.

     Portekiz’in adaları işgali, 1431 yılında Santa Maria Adası’na ayak basmasıyla başlar (Gelmiş geçmiş en büyük Türk güreşçisi kabul edilen ve bir güreş müsabakası için gittiği Amerika’dan dönerken bir gemi kazasında hayatını kaybeden Koca Yusuf’un mezarının bu adada olduğu tahmin edilmektedir). Amerika kıt’âsından dönüşte Christoph Colomb, bu takımadalara uğrar (1493).

     1580’de Portekiz bağımsızlığını yitirip İspanya’ya bağlanır. İspanya’nın egemenliğini kabul etmeyen Azorlular, ayaklanırlar. Bu ayaklanma üç yıl sürer.

     ► KORSİKA

     Merkezî Avrupa bölgesinde bulunan büyükçe bir ada olan Korsika, Fransa’nın işgali altındadır. Kuzeyde Ligurya Denizi, doğuda Tirene Denizi ve batıda Sardunya Denizi ile çevrili olan Korsika, güneyde Bonifacio Boğazı ile İtalya’ya ait Sardunya Adası’ndan ayrılır. Fransızca’da “Corse” ve Korsika dilinde “Corsica” olarak anılan ada Sicilya, Sardunya ve Kıbrıs’tan sonra Akdeniz’in 4. büyük adasıdır. Yüzölçümü 8 bin 680 km² olan adanın nüfûsu 324 bin 212’dir. 

     “Korsika” adı, Fönce bir kelime olan “korsai” sözcüğünden gelmedir ve“ormanlarla kaplı” anlamına gelir. Yunanlar adaya “Kalliste” diyorlardı ki bu kelime,“güzel” mânâsına geliyordu.

     Korsika’nın başkenti ve yerli dildeki adı “Aiacciu” olan Ajaccio, ünlü imparator Napolyon (Napoléon Bonapartes)’un doğduğu şehirdir. Napolyon, Fransız değil, etnik olarak Korsika kökenliydi ve Adel boyuna mensuptu. İşgalci Fransız kuvvetlerinin baskılarından emin olmak isteyen ve bu yüzden Fransa’ya göç eden bir ailenin orada okula gönderdiği bir çocuktur, Napolyon.

     Yüzyıllar boyunca işgal etmek, egemenlikleri altına almak ve halkını sindirmek amacıyla Korsika’ya akın eden Fransızlar, ne ilginçtir ki, 20. yy’da Cezayir Savaşı(1954 – 62) neticesinde Cezayir bağımsızlığına kavuştuktan sonra bu kez oradan kaçıp “sığınmak” amacıyla Korsika’ya göç ettiler. Savaştan önce “Fransa anayurt toprakları” statüsünde olan Cezayir’den kaçan insanlar, can güvenliklerini sağlayabilmek için kalabalık gruplar halinde adaya akın ediyorlardı. O dönemler Korsika’da bu insanlara “pieds noirs” deniyordu. “Siyah ayaklılar” anlamına gelen“pieds noirs”, 1962’deki bağımsızlıktan sonra Cezayir’den kaçıp Korsika’ya sığınan Fransızlar ve Fransız vatandaşı olan Arap Yahudîler için kullanılan bir ifadeydi. Bunlar adada o kadar çoğaldılar ki, zaman geldi, Korsikalılar kendi topraklarında azınlık durumuna düştüler. Adada okullar açan ve değişik politik ve kültürel çalışmalar yürüten bu “siyah ayaklılar”, Korsika dili ve kültürünü yozlaştıracak ve tehdit edecek boyuta ulaştılar.

     Adada, uzun yıllardan beridir bağımsızlık için yürütülen bir mücadele var. Fransa, Korsika bağımsızlık ve özgürlük direnişini “terör” olarak niteliyor. 24 Nisan 1976’da kurulan ve kısa adı FLNC olan Korsika Ulusal Özgürlük Cephesi (Kors. Frontu di Liberazione Naziunale Corsu, Fr. Front de Libération Nationale de la Corse), Fransa’ya karşı sürdürdüğü savaşımı siyasî propaganda, silahlı ve bombalı saldırılarla gerçekleştiriyor. FLNC, “siyah ayaklıların” adayı tamamen terk etmesini ve bu yolla Korsika dil ve kültürünün eriyip yok olmasının durmasını istiyor.

     Fransa Cumhurbaşkanı Lionel Jospin döneminde 2000 yılında Korsika’ya “geniş kapsamlı otonomi” verilmesiyle birlikte adada şiddet olayları büyük ölçüde azaldı. Otonomi, Korsika dili ve kültürünün korunmasını öngördüğü gibi, adadaki başta Fransızca olmak üzere azınlık dillerinin de korunmasını teminat altına alıyordu.

     ► SARDUNYA

     Merkezî Avrupa bölgesinde bulunan büyükçe bir ada olan Sardunya, İtalya’nın işgali altındadır. Güneyde Akdeniz, doğuda Tirene Denizi ve batıda Sardunya Deniziile çevrili olan Sardunya, kuzeyde Bonifacio Boğazı ile Fransa’ya ait Korsika Adası’ndan ayrılır. Korsika’ya uzaklığı sadece 11 km’dir.

     İtalyanca’da “Sardegna”, Sardunya dilinde “Sardigna”“Sardinna” veya“Sardinnia” ve Katalonca’da “Sardenya” olarak anılan ada, aynı ülkeye ait olan Sicilya’dan sonra Akdeniz’in 2. büyük adasıdır. Yüzölçümü 24 bin 89 km² olan adanın nüfûsu 1 milyon 651 bin 793’tür. Adanın şekli ayak izine benzediği için Mısırlılar“Şardana”, Ewboîler “İxnussa” ve Yunanlar da “Sandalyon” olarak isimlendirmişlerdir.

     Sardunya Adası’nın ezici çoğunluğu, Roman dili olan Sardunca’yı konuşur, fakat resmî kurumlarda geçerli olan dil İtalyanca’dır. Adanın başkenti Cagliari (Sard.Casteddu)’dir.

     Adaya Müslümanlar’ın fetih için gelmeleri, 705 tarihinde başlayan bir süreç. Bu akınlar sonucunda adadaki Doğu Roma egemenliği zayıfladı. Sardunya, 821 yılında Ağlebîler’in, 909 yılında da Fatımîler’in egemenliğine girdi. Fatımî hâkimiyeti yüz yıldan fazla, 1028 tarihindeki Pisa ve Cenova saldırılarına kadar sürer.

     Adaya II. Dünya Savaşı’ndan sonra 1946 yılında “otonomi” verildi.

     1982 tarihine dek Sardunya topraklarında silahlı mücadele grupları vardı ve bunlar daha çok “adam kaçırma” eylemlerine imza atıyorlardı.

     ► SİCİLYA

     Merkezî Avrupa bölgesinde bulunan büyükçe bir ada olan Sicilya, İtalya’nın işgali altındadır. Güneyde ve doğuda Akdeniz, kuzeyde Tirene Denizi ile çevrili olan Sicilya, kuzeydoğuda İtalya’dan Messina Boğazı ile ayrılır. Eski adı “Trinakria” olanSicilya’nın başkenti Palermo (Sicl. Paliemmu)’dur.

     25 bin 832 km² büyüklüğündeki Sicilya, Akdeniz’in en büyük adasıdır. Ada üzerinde 5 milyon 44 bin 221 insan yaşar.

     Dünyaca ünlü Etna (diğer bir adı da MongibelloYanardağı bu adadadır.

     İtalya’nın faşist bir kimlikle sahne aldığı II. Dünya Savaşı’ndan sonra 1948 yılında hazırlanan İtalya Cumhuriyeti Anayasası, Sicilya’ya “özel statü” kazandırmıştır. Bu anayasa, adaya geniş kültürel ve idarî özerklik sağlayarak adanın ülkede eşi bulunmayan etnik ve dil özellikleri olan antik uygarlığını korumayı hedeflemekte.

     ► FRİULİ – VENEDİK GİULİA

     Merkezî Avrupa bölgesinde bulunan Friuli – Venedik Giulia, İtalya egemenliği altındadır. İtalyanca adı “Friuli – Venezia Giulia”, Almanca adı “Friaul – Julisch Venetien”, Slovence adı “Furlanija – Julijska Krajina”, Friulanca adı “Friûl – Vignesie Julie”, Venetçe adı da “Friul – Venesia Julia” olan özerk bölgenin başkentiTrieste (Furl. Triest; Vnet. Trieste)’dır. 7 bin 856 km² büyüklüğündeki bölgede 1 milyon 217 bin 872 insan yaşar.

      İtalya, “Regionı” olarak isimlendirilen 20 ayrı bölgeye ayrılmış bir ülkedir. Bu bölgelerden 5’inin İtalyanca’da “Statuto Speciale” olarak adlandırılan özel bir statüleri vardır ve geniş bir otonomiye sahiptirler. Bu özel statüye sahip 5 bölgeden biri de Friuli – Venedik Giulia’dır.

     Bu yapay bölge, II. Dünya Savaşı’ndan sonra sınır problemini çözmek için yaratıldı. Çünkü İtalya, “tabiî arka bahçesi”ni kaybetmişti. Venezia Giulia’nın büyük bir parçası Yugoslavya’da kalıyordu. Bundan dolayı Friuli’nin tarihsel bölgesinin Trieste’de toplanmasına karar verildi.

     1956 yılında İtalya bölgeye “özel statü” vermek zorunda kaldı ve buradaki Sloven azınlığın haklarını gözetmek mecburiyetinde bırakıldı.

     ► VALLE D’AOSTA

     Merkezî Avrupa bölgesinde bulunan Valle d’Aosta, İtalya egemenliği altındadır. İtalyanca adı “Valle d’Aosta”, Fransızca adı “Vallée d’Aoste”, Arpitanca adı da “Val d’Outa” olan özerk bölgenin başkenti Aosta’dır. 3 bin 263 km² büyüklüğündeki bölgede 126 bin 888 insan yaşar.

     İtalya, “Regionı” olarak isimlendirilen 20 ayrı bölgeye ayrılmış bir ülkedir. Bu bölgelerden 5’inin İtalyanca’da “Statuto Speciale” olarak adlandırılan özel bir statüleri vardır ve geniş bir otonomiye sahiptirler. Bu özel statüye sahip 5 bölgeden biri de Valle d’Aosta’dır.

     Faşizm’in egemen olduğu Benito Mussolini döneminde bölgede Fransızca konuşmak kanunen yasaklanmıştı. Günlük hayatında herkes İtalyanca konuşmak zorundaydı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra bölge özel bir statüye kavuştu.

     ► GÜNEY TİROL

     Merkezî Avrupa bölgesinde bulunan Tirol, Avusturya ile İtalya arasında ikiye bölünmüş bir coğrafyadır. Böylece sakinlerinin de iki ayrı devletin vatandaşları olmak zorunda bırakıldığı coğrafyanın kuzeyi ve doğusu “Tirol” adıyla Avusturya’nın 9 eyaletinden biri, güneyi ise “Trentino – Alto Adige” (Trentino – Güney Tirol) adıyla İtalya’nın 20 idarî bölgesinden biri olmuştur.

     Tirol’un kuzey parçasında kalanların konuştukları dil, Avusturya devletinin de resmî dili olduğu ve kendileri de Avusturyalılar’la aynı kavimden, etnik kökenden geldikleri için hiçbir sorun yaşamamışlar, kendilerini özgür hissetmişler ve zaten Avusturya Cumhuriyeti’ni de kendi devletleri olarak kabul etmişlerdir. Ancak Tirol’un güney parçasında kalanların konuştukları dil ile İtalya devletinin resmî dili farklı olduğu ve Alman olan Tirollular da İtalyanlar’la aynı kavimden, etnik kökenden gelmedikleri için sürekli bir huzursuzluk duymuşlar, İtalya Cumhuriyeti’ni hiçbir zaman kendi devletleri olarak görmemişler, bilakis bu devlete, kendi topraklarını işgal eden bir yabancı güç olarak bakmışlardır. Bu yüzden “İtalya Tirolu”, sürekli huzursuz ve dertli bir coğrafya olagelmiş, nihayetinde İtalya’nın 20 idarî bölgesi arasında “otonomi” kazanmış 5 bölgeden biri olmuştur.

     Garip olan bir durum da şudur ki, bugün Tirol topraklarına hükmeden Avusturya ve İtalya dışında, bu iki ülkenin haricinde kalan çevre ülkeler olan İsviçre, Fransa, Almanya, Çek Cumhuriyeti gibi yerlerde “Tirol” denince akla sadece Avusturya’nın bir eyaletinin gelmesidir. Tirol’un İtalya’da kalan güneyi, yani asıl dertli olan kesimi tamamen unutulmaya yüz tutmuş, kendi yalnızlığına terk edilmiş durumdadır. “Hangi Tirol?” sorusunun Avusturya ve İtalya dışında hiçbir ülkede sorulmuyor oluşu, üzerinde ciddî olarak düşünülmesi gereken bir “toplumsal psikoloji” örneğidir.

     Binyıllar boyunca bir bütün halinde var olagelen Tirol, 20. yy’ın başında, I. Dünya Savaşı (1914 – 18)’nın hemen akabinde imzalanan bir antlaşmayla ikiye bölünmüş, parçalanmıştır. 10 Eylül 1919 tarihinde İtilâf Devletleri ile Avusturya arasında imzalanan ve savaşın ardından Avusturya – Macaristan İmparatorluğu topraklarının yeniden düzenlenmesini deklare eden Saint – Germain Antlaşması’yla dağların gölgesindeki bu güzel coğrafya ikiye bölünmüştür. Avusturya – Macaristan İmparatorluğu topraklarının % 85’ini dağıtan bu anlaşmaya göre Tirol ülkesi, iki ayrı devlet arasında bölüştürülmüştür. Kuzey Tirol ve Doğu Tirol toprakları Avusturya ekmeğindeki susam olurken, Güney Tirol ve Welsch Tirol toprakları da İtalyan pizzasındaki acı biber olmuştur.

     Oldukça acımasız olan bu bölüşüm yapılırken, ayrıca bir de “acımasızlık içinde acımasızlık” örneği sergilenmiştir ki o da şudur: Toplam sayıları 30 bin kadar olan küçücük bir kavim, ama ayrı bir kavim olan Ladinler de Tirollu bir topluluk olduğu, bu coğrafyaya ait bir halk olduğu halde, Ladinler’in yaşadığı ve anayurtları olan Anpez(Lad. Anpëz veya Anpezo; Alm. Petsch – Hayden; İt. Cortina d’Ampezzo) kenti kasıtlı olarak Trentino – Alto Adige (Güney Tirol) bölgesinin dışında tutulmuş, o dönemde faşizmin egemen olduğu İtalya devleti tarafından burası Venedik bölgesine bağlanmıştır.

     Trentino – Alto Adige (Trentino – Güney Tirol), İtalya’ya ait bir bölge olmasına rağmen halkı Alman’dır ve Almanca konuşur. Vatandaşı oldukları ülkenin dilini değil, farklı olan kendi anadillerini konuşurlar.

     Eline aldığı 1919 yılından beri İtalya devleti, bu bölgede İtalyanlar’ın nüfûsunu çoğaltma ve İtalyanca dilini yaygınlaştırma siyaseti gütmektedir. Gerek faşizmle yönetildiği “tek parti” döneminde olsun, gerek “çok partili” şimdiki cumhuriyetle, hangi rejim ve iktidar başa gelirse gelsin, İtalya’nın bu politikası hiç değişmemiştir. İtalyanlar’ın sağcısı, solcusu, laiki, dincisi, pekçok konuda farklı düşünebilir ve birbirini boğazlarcasına kavga edebilirler, fakat sözkonusu olan mevzu “İtalyanca’nın hâkim dil kılınması” ve “diğer dilleri mahkûm etme, o dillerde konuşulup yazılmasını engelleme” olduğunda hepsi birleşirler, ortak tavır sergilerler. “Birlik, beraberlik, kardeşlik” söylemini de en çok onlar dillendirirler, ama kendileri dışındaki diğer toplulukların varlık çabası, dillerini ve kültürlerini yaşatma gayesi onlar tarafından hep “etnik millîyetçilik ve kavmiyetçilik” olarak mâhkum edilir; bu hususta İtalyan’ın sağcısı da, solcusu da, laiki de, dincisi de aynıdır, aralarında pek bir fark yoktur. Son yüzyıldır, Güney Tirol bölgesindeki nüfûs ve lisan dengesi, bu coğrafyanın demografik yapısı sürekli olarak İtalyanca lehine ve Almanca aleyhine değişmektedir.

     Alman kavmine mensup olan insanların yaşadığı, Almanca’nın konuşulduğu ve bütün yerleşim birimlerinin ve coğrafî isimlerin Almanca olduğu Tirol, I. Dünya Savaşı’ndan sonra İtalya’nın eline geçince, bölgedeki bütün il, ilçe, nâhiye, köy, mezrâ, dağ, göl, nehir ve köprülerin gerçek isimleri silinmeye çalışılıp devlet tarafından İtalyanca uyduruk isimler verildi.

     Tıpkı yeryüzünün başka köşelerindeki bazı coğrafyalarda olduğu gibi, Güney Tirol’da, üzerinde erkeklerin sırtlarına gam yüklendiği, kadınların doğum yaptığı, çocukların kavga ettiği her yerleşim biriminin, bütün şehirlerin ve köylerin, şairlere ilhâm veren tüm dağların, tepelerin, eteklerin, üzerine şiirler yazılan tüm ırmakların, nehirlerin, akarsuların biri “gerçek ismi” olan Almanca adı, biri de “asimile ismi” olan İtalyanca adı vardır.

     Önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum: Almanya sınırına yakın olan ve bugün Almanya’nın komşularından Fransa, Polonya ve Çekistan’da, aynı şekilde Almanca konuşan Avusturya’nın komşusu İtalya’nın kuzeyindeki sınır bölgesindeki şehirlerin ve köylerin adlarını, Almanlar değişik anmıyor. Bu yerleşim birimlerinin Almanca isimleri, onların gerçek isimleridir ve bugün dahi Almanlar onları Almanca isimleriyle anarlar. Zaten Almanlar tarafından Almanca adlarla kurulmuş olan ama bugün Almanya’ya ait olmayan bu yerleşim birimlerinin adlarını, bugün o yerlere sahip olan Fransa, İtalya, Çekistan, Slovakya, Slovenya, Polonya, hatta Rusya, Hollanda, Belçika gibi ülkeler, kendi dilleriyle isim vererek, şehirlerin orijinal adlarını değiştirmişlerdir.

     Özellikle İtalya’nın kuzeydoğusundaki, Avusturya sınırında bulunan idarî bölgede bu durum oldukça yoğunluk kazanıyor. İtalyanlar’ın “Trentino – Alto Adige” adıyla andığı, Almanca’da ise “Trentino – Südtirol” olan bölge, adından da anlaşılacağı üzere, “Güney Tirol” bölgesidir. Nordtirol (Kuzey Tirol) ise bugün sadece “Tirol”adıyla Avusturya’nın bir eyaletidir ve başkenti, Innsbruck’tur. İtalya’da bulunan Güney Tirol’un ise merkezi, ismi İtalyanca’da “Bolzano” olan “Bozen” şehridir.

     Trentino – Alto Adige (Trentino – Südtirol) bölgesi, iki vilayetten oluşur; Bolzano (Bozen) ve Trento (Trient).

     Güney Tirol ile ilgili okuyucularımız daha geniş ve ayrıntılı bilgiyi, “Sediyani Seyahatnamesi”nin 2. cildinde bulabilirler. 2008 yılında bu coğrafyaya yaptığımız geziden sonra kaleme aldığımız “Tirol’un Bir de Güneyi Var” başlıklı makalemizin linkini veriyorum: http:/ www.sediyani.com/?p=2143)

     Alto Adige’nin tarihsel ve siyasal acı gerçeği bu anlattıklarımızdır. Elbette her konuya olduğu gibi, bu coğrafyayla ilgili realitelere de herkes kendi zaviye-i efkârından, kendi düşünpenceresinden bakacaktır. Ancak bir coğrafyadan, bir toplumdan söz edilen durumlarda, erdem ve hakkaniyet zaviyesinden bakanlar için öncelikli olması ve dikkate alınması gereken nokta, her şeyden önce, bahse konu olan toplum ve toprakların neler düşündüğü, neleri talep ettikleri olmalıdır.

 

devam edecek.

 

 

KP Notu: I. Sediyani'nin Adını Arayan Coğrafya" adli kitabindan aktardigi  İberya coğrafyasındaki yerleşim birimlerinin İslam egemenliğindeki Arapça ve Kürtçe isimlerini ve onlara verilen şimdiki İspanyolca isimleriini sayfa ebadini astigi için teknik, olarak yayinlayamadik. Bu nedenle kendisinden ozur dileriz. Ilgilenen okurlarin Sediyani Haber'den bu isimlere bakmasini oneririz.

http://www.sediyani.com/?p=18741

 

Yorumlar

Size Tsekürlerimi Sunarim Sayin Ibrahim.Etnik Topluluklarin Yasadigi Baski ve Sümürü Yer ve Yünetimlerini Tarif etmesi ve Tanitilmasina. Dolayi Bence Böyle Aydinlatici Arastirmaci Yazilar Bizim Icin Faydasi Oldukca cok degerlidir.Örnek Ispayada 6.7 Etnik grup Italyada fransada bir O Kadar Hemen Hemen Avrupadin bir Kac Ükle Disinda. Tümün Baska Etnik Uluslar yasadigi Anlamis olduk. Ben saksen Ira lilar Etalilar Katalonlar Disinda baska Etnit Unsur Avrpara Özerk ve Otonom Sisteminda Yasamsina Mahkum Birakilmasini Biliyordum. Biz KurdlerYasdigimizi. Gölge bile his Etmedik . Bu bir Kac Yil eveline kadar. Oda Yüz Binlerce Sehid vere vere Zoz Bela Bizim Var Oldugumuzu Ispatladik.Bizim Sümürgeci Müslüman Ümetine Bagli Ollan Sahte Kardesler. Tarafindan Tüm Varliklarimiza El Kondu hemde Islam kardesligi adi altinda . Saglam ve Temiz hic bir Seyimizi Birakmadilar. Bu Dört Sümürgeci Islam devletleri Ama bastanda TC: bas Rol Oynadi.Halada Öyledir.Ama Bizim En derin yaramiz. Su An Bile PDK TC: Kalbini Kirillmasin veya Kizmasin Diya . Kurdistanin Dört Parcasinin En Direnisci Yürtsver ve Kurdistani Sümürgelestirenlere Eman vermiyen, Kurdistani Dört Parcasini Askeri ve Siyasi En Örgütlü Gücüne sahip Olan PKK eyle PKK Yilarca Ulusal Kongrenin gerceklesmesi icin canla basla calismasina Rahmen bir Toplandiya Katilmiyor. Ondandirki. Bizleri KDP enin Pratigini Göz Ününder Buludurarak Cok Kütü Süphelere Uyandiryor.Peki KDP TC. enin bu Kadar Igrec bir Tarzda Güney Kurdistan Refrandumun yapmasina Hücüm etmesine. Rahmen bir tek Kurdwari ve Durus Sergilemedi?TC: Karsi Dik Duramadi ve duramamiyorda. ve surekli TC: yetkililerine yalvarmasi bizleri derinde Aci Icinde Sürüklüyor ve Endislendiryor. Paki Mademki Refandum Bagimsizlik Icin yaptiysa. Neden Serxwebunu Ilan Etmiyor Basta sayin Mesud Berzani ve KDP Yönetimi. Bunu Kendine Yoksa Iktidar ve TC. ilye Pazarliyarak Rant Kapsina Dönüstürme Cabasindadir. bence Öyledir. 

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Rojname Kurdish News

Toplum

Görgü tanıklarının anlatımları ve askerlerin kendi aralarındaki konuşmalara kulak veren iki kişi, kısa bir süre sonra çıplak şekilde asfalta yatırılan şahısların penislerinin (cinsel orga