ala kurdistan
Ey Reqîb

Avrupa’nın Kayıp Ülkeleri 6-Osetya-İbrahim Sediyani

Kafkasya bölgesinde bulunan Osetya, Rusya ile Gürcistan arasında ikiye bölünmüş bir ülkedir. Kuzeyinde Rusya, güneyinde Gürcistan, doğusunda Rusya’nın İnguşetya Özerk Cumhuriyeti ve Gürcistan, batısında ise Rusya’nın Kabardino – Balkarya Özerk Cumhuriyeti ve Gürcistan bulunur. Asya – Avrupa sınırını çizen Kafkasya Dağları, Osetya’nın içinden geçmektedir. Dolayısıyla Osetya’nın kuzey kesimleri Avrupa toprakları iken, güney kesimleri de Asya topraklarıdır.

     Osetya’nın kuzeyi Rusya’nın, güneyi Gürcistan’ın egemenliği altındadır. Bu bölüşüm neticesinde Kuzey Osetya, Kuzey Osetya – Alanya Cumhuriyeti (Oset.Республикӕ Цӕгат Ирыстон – Алани [Respublikæ Çægat İrıston – Alani]; Rus.Республика Северная Осетия – Алания [Respublika Severnaya Osetiya – Alaniya]) adıyla Rusya Federasyonu’na bağlı özerk bir cumhuriyet iken, Güney Osetya da Güney Osetya Cumhuriyeti – Alanya Bölgesi (Oset. Республикӕ Хуссар Ирыстон – Паддзахад Алани [Respublikæ Huzzar İrıston – Paddzahad Alani]; Gürc. სამხრეთ ოსეთის რესპუბლიკა – ცხინვალის რეგიონი [Samxreti Osseti Respublika – Tsxinvalis Regioni]) adıyla Gürcistan Cumhuriyeti’ne bağlı özerk bir cumhuriyettir.

     Rusya egemenliğindeki Kuzey Osetya, 7 bin 987 km² büyüklüğünde olup burada 703 bin 262 insan yaşar. Başkenti, 1784 yılında küçük bir köy olarak kurulup 1860 yılından beri kent statüsü kazanmış olan 306 bin 978 nüfûslu Vladikafkas (Oset.Дзæуджыхъæу [Dzæudjıhıqæu]; Rus. Владикавказ [Wladikavkaz])’tır. Gürcistan egemenliğindeki Güney Osetya ise, 3 bin 885 km² büyüklüğünde olup burada 53 bin 522 insan yaşar. Başkenti, 1398 yılında küçük bir köy olarak kurulmuş olan 30 bin 432 nüfûslu Çinvali (Oset. Цхинвал [Çhinval]; Gürc. ცხინვალი [Tsxinvali])’dır.

     Bulunduğu bölgede kendisi gibi minik özerk cumhuriyetler şeklinde varlığını sürdüren etrafındaki halkların genelinin Müslüman olmasına karşılık, Osetler Ortodoks Hristiyan bir halktır. Osetler’in % 50’si Hristiyan iken, % 30’u da Pagan dînlerine inanıyor veyahut Ateist. Halkın % 20’si de İslam dînine mensup. Müslüman Osetler genelde coğrafyanın batısındaki Digor kabilesinden.

     Ruslar, 1774 tarihinden başlayarak Osetler arasında Hıristiyanlık’ı yaymaya başlamış ve 1860 tarihinden başlayarak da Müslüman Osetler’in çoğunu Anadolu’ya göndererek Osetya’daki dînî demografyayı Hristiyan Osetler’in lehine çevirmişlerdir.

     Osetler, İranî bir kavimdir. “Osetya”nın Osetçe özgün adının “İrıston” olması da bu yüzden. Osetler ülkelerine “İrıston” diyorlar ve bu kavram direk olarak “İran ülkesi” anlamına gelmekte.

     Osetçe de Hint – Avrupa dil ailesine mensup bir dil olup, İranî diller sınıfına aittir. Osetçe’nin iki ana lehçesi var: Biri Osetya’nın genelinde konuşulan ve en yaygın lehçe olan İron lehçesi, biri de sadece Müslüman Osetler olan Digor topluluğunun konuştuğuDigoron lehçesi. Yazı dili olarak İron lehçesi kullanılmakta. Osetçe’nin ayrıcaKudairag ve Tuallag gibi alt şiveleri de bulunuyor. Osetçe ve bir de Tacikistan’da konuşulan Yagnobca, “Kuzeydoğu İran dilleri” arasında yaşamlarını sürdüren son iki dildir.

     Toplam sayılarının 750 bin kadar olduğu tahmin edilen Osetler’in 560 bin kadarı Rusya’da (bunun 480 bini Kuzey Osetya’da), 90 bin kadarı Gürcistan’da (bunun 51 bini Güney Osetya’da), 50 bin kadarı Türkiye’de, 5 bin kadarı Ukrayna’da, 250 kadarı Letonya’da, 100 kadarı da Estonya’da yaşamlarını sürdürmekte. Türkiye’de yaşayan Osetler halk arasında “Kuşha” adıyla anılmakta. Bu ifade, Osetler’in komşuları olan Kabardinler’in Osetler’e verdiği isimdir ve “Dağlı” anlamına geliyor. Türkiye’de Osetler, kendi özgün adlarıyla değil, komşuları Kabardinler’in onları tanımladığı şekliyle tanımlanmakta.

     ► KABARDİNO – BALKARYA

     Kafkasya bölgesinde bulunan Kabardino – Balkarya, Rusya’nın egemenliği altındadır. Kuzeyinde Rusya, doğusunda Rusya’nın Kuzey Osetya Özerk Cumhuriyeti, batısında Rusya’nın Karaçay – Çerkes Özerk Cumhuriyeti, güneyinde ise Gürcistan ve Avrupa – Asya sınırını çizen Kafkasya Dağları bulunur. Avrupa ile Asya arasındaki sınırı çizen Kafkasya Dağları, aynı zamanda Kabardino – Balkarya’nın güney sınırlarını belirler. O dağların zirvesinden kuzey yönünde (Kabardino – Balkarya, Rusya) indiğinizde Avrupa toprakları, güney yönünde (Gürcistan) indiğinizde Asya toprakları başlar.

     12 bin 470 km² büyüklüğündeki bu coğrafyada 864 bin 454 insan yaşar. Dînleriİslam’dır. Başkenti, 1822 yılında küçük bir köy olarak kurulup 1921 yılından beri kent statüsü kazanmış olan 265 bin 162 nüfûslu Nalçik (Kabd. Налшык [Nalşık]; Blkr.Налчыкъ [Nalçıkıy]; Rus. На́льчик [Nálıçik])’tir.

     Kabardino – Balkarya nüfûsunun % 57, 2’si Kabardin, % 22, 5’i Rus, % 12, 7’si Balkar, % 1, 1’i Oset, % 0, 6’sı Ukraynalı’dır.

     864 bin 454 insanın yaşadığı bu coğrafyada halkın % 60’ı Müslüman, % 20’si Hristiyan, % 12’si Deist, % 5’i Ateist, % 3’ü de bir Adiğe dîni olan Habze dînine mensuptur.

     Balkarlar, Kabardinler’le beraber 18. ve 19. yy’larda Rus işgaline karşı birlikte direndiler. Oldukça uzun, yüzyıl boyunca süren bu direnişler 1827 tarihinde kırılmış, Ruslar bugünkü Kabardino – Balkarya topraklarını işgal etmiştir.

     Rus Çarlığı, 1860 – 1900 yılları arasında hem Müslüman nüfûsu azaltmak, hem de1864 Adiğe Sürgünü olayına yönelik Batı’daki olası tepkileri azaltmak, bu sürgün olayını “sıradan bir göç olayıymış gibi” geçiştirmek için Osmanlılar’la bir anlaşma içinde Kabardino ve Kuzey Osetya’dan Müslüman nüfûsu baskı ve entrika ile göç ettirmeye başladı. Rusya, bölgedeki Müslümanlar’ı sürme ve oradaki Müslüman nüfûsu azaltma politikasını Osmanlı ile işbirliği halinde gerçekleştiriyordu; Osmanlı bu politikaya destek veriyordu. Göçler 1900’lü yıllara değin ara ara devam etti.

     Bölgeden sürgün edilen Kabardinler, günümüz itibariyle Anadolu’da genelde Kars, Ardahan, Tokat, Samsun (Duruçay), Kayseri, Sivas, Kahramanmaraş, Gaziantep, Adana, Mersin, Balıkesir (Bandırma ilçesinin Yenisığırcı köyü), Eskişehir, Çorum, Ankara vb. illerde, ayrıca Suriye, İsrail (1 köy), Ürdün ve Mısır’da yaşamlarını sürdürmekteler.

     Rusya’da Sosyalistler’in 1917 yılında gerçekleştirdiği Ekim Devrimi sürecinde, ilk olarak Stalin döneminde, 12 Ocak 1922 tarihinde Karaçay – Çerkes Özerk Bölgesikuruldu ve Çerkesler’in iki kolu olan Kabardinler’in bir kısmı ve Besleneyler azınlık olarak, Karaçaylılar ise çoğunluk olarak bu özerk bölgeye bağlandı. Dört gün sonra da, 16 Ocak 1922 tarihinde Kabardino – Balkarya Özerk Bölgesi kuruldu ve Başanlılar, Çegemliler, Holamlılar, Bızıngılılar ve Malkarlılar Ruslar tarafından “Balkarlı” adıyla, Kabardinler’in çoğunluğu teşkil ettiği bu özerk bölgeye bağlandılar. Böylece tarih, kültür, etnik köken ve dil açısından daha önce bir olan ve birlikte yaşayan Karaçaylılar ile Malkarlılar birbirlerinden ayrıldılar. 16 Ocak 1922 tarihinde kurulan Kabardino – Balkarya Özerk Bölgesi, 5 Aralık 1936 tarihinde özerk cumhuriyete dönüştürüldü veKabardino – Balkarya Özerk Cumhuriyeti adını aldı.

     II. Dünya Savaşı (1939 – 45) esnasında, Ağustos 1942’den itibaren Almanlar bölgeyi şgal ettiler ve 6 ay boyunca işgalleri altında tuttular. Bir yıl sonra, “Naziler’le işbirliği yaptıkları” gerekçesiyle bütün Balkarlar 8 Mart 1944 tarihinde Orta Asya’nın çeşitli bölgelerine, özellikle Kazakistan civarına sürgün edildiler. “Balkarya” ibaresi cumhuriyetin ünvânından silindi ve 1957 yılında sürgün edilen halkların haklarının iadesi gerçekleşince bu isim yeniden cumhuriyete ilave edildi. Malkarlılar 1957’den itibaren Kafkasya’ya geri döndüler ancak sürgün sonrasında birçok köyleri ve dağlardaki yaylaları Kabardinler’e verilmiş olduğu için topraklarını geri alamadılar ve bulabildikleri yerlere yerleştiler. Malkarlılar sürgüne gönderilmeden önce 92 köye sahipken, sürgün sonrasında ancak 30’a yakın köy kurabilmişlerdir. Topraklarını geri alamamaları yüzünden Kabardino – Balkarya Özerk Cumhuriyeti’nde Malkarlılar / Balkarlar ile Kabardinler arasında etnik gerilim ve çatışmalar yaşandı.

     Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde, 1991 yılında kurulan bir komisyon, Kabardinler ile Malkarlılar ve Balkarlar arasındaki “toprak meselesi”ni çözmek için çeşitli çalışmalar yaptı. Komisyon başkanı Ruslan Boziyev, Malkarlılar’a ait olan toprakların tespit edilerek geri verilmesi gerektiğini bildirdi. Ancak komisyonun bu kararı Kabardinler tarafından kabul edilmedi.

     Etnik gerilimi alevlendiren bir başka konu da yeni Kabardino – Balkarya Cumhuriyeti’ne bir cumhurbaşkanı seçilmesi süreciydi. Malkarlılar bu seçime karşı çıkmasına rağmen, Kabardinler 16 Kasım 1991’de bir kongre düzenleyerek cumhurbaşkanlığı seçimlerini bir oldu – bittiye getirmek istediler. Bu gelişmeler sonucunda 17 Kasım 1991’de toplanan Malkar Halk Temsilcileri Kongresi, Kabardino – Balkarya’den ayrılarak bağımsız Malkar Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan ettiler. Bağımsızlık ilanında ayrıca, cumhuriyetin sınırlarının 1944 yılında sürgüne gönderilmeden önceki sınırlar olduğunu da deklare ettiler.

     Buna büyük tepki gösteren Kabardinler, 10 Ocak 1992 tarihinde Kabardino – Balkarya Cumhuriyeti’nin başkenti Nalçik’te “Büyük Kurultay” adıyla bir kurultay düzenlediler. Bu kurultayda Kabardino – Balkarya’dan ayrılarak müstakil ve bağımsız bir cumhuriyet kurduklarını ilan eden Malkarlılar’a bir karış dahi toprak verilmemesi kararlaştırıldı. Kabardino Cumhuriyeti’nin kurulduğunun ilan edildiği kurultayda, Kabardino’dan Karadeniz’e kadar bütün Çerkesler’in ve Abhazlar’ın bir arada hareket edecekleri vurgulanırken, Malkarlılar’ın 1863 yılında sahip oldukları sınırlara, yani kuzeydeki verimli düzlüklerdeki köylerini terkederek Kafkasya dağları üzerindeki topraklarına geri çekilmeleri istendi.

     Bu duruma bir çözüm bulmak için Moskova’dan bölgeye gelen bir komisyonun Malkarlılar’ı haklı bulması sonucunda Kabardino Cumhuriyeti Meclis Başkanı Yuri Kalmukov, Malkarlılar’ın dağlara çekilmemeleri durumunda iki halk arasında bir savaşın çıkacağını açıkladı.

     Temmuz 1992’de, sürgün dönüşünde Kabardino toprakları içine kurulmuş olanCangı Malkar (Novaya Balkarya) adlı köy 500 kadar silahlı Kabardin tarafından basıldı ve kanlı olaylar meydana geldi. Rus güvenlik güçleri çatışmayı zor önlediler. Bu arada Ağustos 1992’de özel bir ordu kurduklarını ilan ettiler, Kabardinler. Özel ordularının Malkar köyleri arasındaki bir bölgeye yerleştirileceğini açıklayan Kabardinler’e karşılık Malkarlılar’ın bağımsızlık yanlısı “Töre” isimli örgütü, bunu bir savaş sebebi sayacaklarını ilan etti. Malkarlı Töre teşkilâtının çalışmalarından rahatsız olan Kabardino yönetimi 1996 yılında teşkilâtı kapattı ve yöneticilerini tutukladı.

     Günümüzde bu siyasî hareketlilik durmuş ve bölge sakinliğini korurken, iki halk arasındaki etnik husumet en ufak bir kıvılcımda yeniden alevlenecek derecede hassas ve kırılgandır.

     ► KARAÇAY – ÇERKESYA

     Kafkasya bölgesinde bulunan Karaçay – Çerkesya, Rusya’nın egemenliği altındadır. Kuzeyinde ve doğusunda Rusya, batısında Rusya’nın Kabardino – Balkarya Özerk Cumhuriyeti, güneyinde ise Gürcistan’ın Abhazya Özerk Cumhuriyeti ve Gürcistan ile Avrupa – Asya sınırını çizen Kafkasya Dağları bulunur. Avrupa ile Asya arasındaki sınırı çizen Kafkasya Dağları, aynı zamanda Karaçay – Çerkesya’nın güney sınırlarını belirler. O dağların zirvesinden kuzey yönünde (Karaçay – Çerkesya, Rusya) indiğinizde Avrupa toprakları, güney yönünde (Abhazya, Gürcistan) indiğinizde Asya toprakları başlar.

     14 bin 277 km² büyüklüğündeki bu coğrafyada 466 bin 432 insan yaşar. Dînleriİslam’dır. Başkenti, 1804 yılında küçük bir köy olarak kurulup 1931 yılından beri kent statüsü kazanmış olan 122 bin 478 nüfûslu Çerkessk (Krçy. Черкесск Шахар[Çerkessk Şahar]; Kabd. Шэрджэс Къалэ [Şerdjes Qıalê]; Abz. Черкес Къала[Çerkes Qıala]; Rus. Черке́сск [Çerkéssk])’tir.

     Küçük bir coğrafya olmasına rağmen tam 130 tane gölü bulunan ve % 80’i dağlık olan bu özerk cumhuriyette nüfûsun % 41’i Karaçay, % 31, 6’sı Rus, % 11, 9’u Çerkes, % 7, 8’i Abhaz (Abaza), % 3, 3’ü Nogay, % 0, 8’i Oset (3 bin 333 kişi), % 0, 8’i Ukraynalı (3 bin 331 kişi), % 0, 7’si Ermeni (3 bin 197 kişi), % 0, 5’i de Tatar (2 bin 21 kişi)’dır.

     Karaçay – Çerkesya’nın dînî demografyası ise şu şekilde: % 60 Müslüman, % 16 Hristiyan, % 12 Deist ve % 7 Ateist.

     1829 – 38 yılları arasında Rus istilasına uğrayan Karaçay – Çerkesya’da Karaçayca ile Balkarca, “ortak edebiyat dili” olarak kullanılır. Bu dile “Karaçay – Balkarca” da denir. Ruslar, 1830’dan sonra, özellikle 1860’larda yoğunlaşmak üzere bölgeyi kolonize etmişlerdir.

     Rusya’da Sosyalistler’in 1917 yılında gerçekleştirdiği Ekim Devrimi sürecinde, ilk olarak 12 Ocak 1922 tarihinde SSCB içinde Karaçay – Çerkesya Özerk Oblastıoluşturuldu. Ancak bu oblast, 26 Nisan 1926’da ikiye ayrıldı: Biri merkezi Karaçayevsk kenti olan Karaçay Özerk Oblastı, diğeri merkezi Çerkessk kenti olan Çerkesya Millî Okrugu. İkincisi, 30 Nisan 1928 tarihinde Çerkesya Özerk Oblastı adını aldı.

     II. Dünya Savaşı (1939 – 45) esnasında, “Naziler’le işbirliği yaptıkları”gerekçesiyle bütün Karaçaylar 1943 tarihinde Kazakistan’a sürgün edildiler. Ayrıca Balkarlar, İnguşlar, Çeçenler, Ahıska Türkleri, Kırım Tatarları ve Kalmuklar da aynı gerekçelerle Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan gibi uzak yerlere sürüldüler ve özerk yönetimleri de kaldırıldı. Karaçay ve Balkarlar’ın ayrıldığı toprakların bir bölümü o dönem SSCB’ye ait olan Gürcistan’a bağlandı ve buralara Svanlar yerleştirildi. Bu halklara 1956 yılında, Sovyet üst yönetimince alınan bir karar gereğince hakları geri verildi, 1957 yılında da eski özerk yönetimleri yeniden oluşturularak, sürgündekiler eski topraklarına geri getirildiler.

     Eski Karaçay toprakları, mevcut Çerkesya Özerk Oblastı ile birleştirilerek, 1926 öncesinde olduğu gibi yeniden bir Karaçay – Çerkesya Özerk Oblası oluşturuldu. Svanlar ise getirildikleri Gürcistan’a geri gönderildiler. 1957 sonrasında Karaçaylar, eski yerleri dışında, Çerkessk kentine, Adiğe’ye, Rus ve Abaza yerleşmeleri ile bu yerlerin çevrelerine yerleştirildiler.

     Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde, 3 Temmuz 1991 tarihinde Karaçay – Çerkesya Özerk Cumhuriyeti adıyla Rusya Federasyonu’na bağlı özerk cumhuriyetlerden biri oldu.

     ► ADİĞE

     Kafkasya bölgesinde bulunan Adiğe, Rusya’nın egemenliği altındadır. Rusya’nın içinde olan Adiğe, tamamen Rusya ile çevrili bir coğrafyadır.

     7 bin 792 km² büyüklüğündeki bu coğrafyada 453 bin 366 insan yaşar. Adiğelerİslam dînine mensuptur ancak Adiğe nüfûsunun büyük çoğunluğunu Ruslar oluşturduğu için, coğrafyada Hristiyanlık çoğunlukta olan dîndir. Başkenti, 1857 yılında küçük bir köy olarak kurulup 1870 yılından beri kent statüsü kazanmış olan 143 bin 343 nüfûslu Maykop (Adğ. Мыекъуапэ [Mıekıuapê]; Rus. Майко́п [Maîkóp])’tur.

     Adiğeler, 6. yy’da Hunlar’ın çekilmesinden sonra, Asya steplerinden gelen Avarlar’ın saldırıları ile karşılaştılar ve uzun bir süre kendilerine gelemediler. Avarlar’ın çekilmesinden sonra Adiğeler eski topraklarını geri aldılar ve kuzeyde bugünkü Ukrayna ve Kırım Yarımadası içlerine değin yayıldılar. Halen buralarda birçok köy, Adiğece isimler taşımakta.

     Ancak doğudan ve kuzeyden gelen Hazarlar, Kuzey Kafkasya topraklarının çoğunu ele geçirdiler. Adiğeler ile Hazarlar arasındaki bu savaşlardan yararlanan Ruslar, 10. yy’da Kerç Boğazı dolaylarında Tmutarakan Prensliği’ni kurdular. Ama bu prenslik, 11. yy’da Adiğeler ile Alanlar’ın bir kolu olan Yaslar’ın birleşmesi sonucu ortadan kaldırıldı. Osetler’in ataları kabul edilen İran asıllı Alanlar, Kuban Irmağı havzalarında yoğunlaşarak yayıldılar.

     Alanlar, 11. – 13. yy’lar arasında feodal bölünmeler içine girdiler ve eski güçlerini yitirdiler. Daha sonra Bizans, Venedik ve Ceneviz ile ticarî ilişkiler kuruldu, Ortodoks ve Katolik mezhepleri Adiğeler arasında yayılmaya başladı. Ama eski kentsel ve yazılı yaşama dönülemedi.

     1223 tarihinde başlayan Moğol saldırıları sonrası bir Moğol – Kıpçak devleti olanAltın Orda Devleti (1242 – 1501) kuruldu. Kuzey Kafkasya’daki düzlük alanlar Kıpçaklar’ın eline geçti.

     1395 tarihinden başlayarak Timur’un saldırıları ile karşılaşıldı ve giderek Altın Orda Devleti de parçalandı. Parçalanma sonucu, Altın Orda topraklarında, komşu devletler olarak Kırım Hanlığı (1426 – 1783) ile İdil Nehri’nin güneyinde ve Hazar Denizi’nin kuzeybatı yörelerinde Astrahan Hanlığı (1466 – 1556) kuruldu. Bu arada Kuban Nehri’nin kuzeyindeki topraklar da 13. – 15. yy’lar boyunca Adiğeler tarafından giderek ve büyük çapta Tatarlar lehine terk edildi ve Orta Kafkaslar’da şimdiki Kabardinobölgesi oluştu. “Pşı” ismi verilen dört büyük derebeyi ailesi ve bunların vasalları tarafından yönetilen Kabardino, 1556 yılında Astrahan Hanlığı’nın Rusya tarafından ortadan kaldırılması ve Rusya ile sınırdaş olunması sonucu Kırım egemenliğinden çıktı ve 1557 yılında Rus egemenliği altına girdi. 1557 sonrasında Adiğeler, Rus egemenliğindeki Kabardinler ve Osmanlı egemenliğindeki Kırım Hanlığı ile fiilen bir dayanışma içinde ve Rus yönetimi dışında olan bağımsız Çerkesya Adiğeleribiçiminde ikiye ayrılmış oldular. Adiğe dili de Batı Adiğece (Asıl Adiğece) ve Doğu Adiğece (Kabardince) olmak üzere iki kola ayrıldı.

 

    1739 yılında imzalanan Belgrad Antlaşması gereğince Büyük Kabardino ve Küçük Kabardino bölgeleri, Osmanlı ve Rus etki alanları arasında tarafsız bölgeler olarak kabul edildiler. Ama Osmanlılar’ın istediği sonuç elde edilemedi, Kabardino derebeyleri Ruslar’la işbirliğine devam ettiler. 1768 – 74 Osmanlı – Rus Savaşları boyunca Osmanlılar, Kabardin müttefiklerinin yardımıyla Orta Kafkasya’daki stratejik dağ geçitleri üzerinde üstünlük ve kontrol kurmuş olan Ruslar’ı Kuzey Kafkasya’dan uzaklaştırmayı denediler. Ancak Osmanlı’yı ağır bir biçimde yenen Ruslar, 1771 yılında Kırım, Kabardino ve Kuzey Osetya’da denetim kurdular, ardından bir taşıt yolu da inşâ ederek ilk kez Daryal Geçidi’ni geçtiler. Güney Kafkasya’ya giren Ruslar, Gürcü müttefikleri ile birlikte Osmanlı korumasındaki İmereti Krallığı’nın başkenti Kutaisi’yi ele geçirdiler ve Osmanlı’yı kıyıya doğru sürerek Poti Kalesi’nde kuşatma altına aldılar. Sonuç olarak denge Ruslar lehine, Osmanlı, Kırım, Adiğe ve Kuzey Kafkasya halkları aleyhine bozulmuş oldu.

     1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması sonucunda Kabardino bölgesi, Kuzey Osetya ile birlikte Rusya’ya ilhak edildi. Burada Ruslar, 1739’dan beri birer bağımsız bölge olan bu coğrafyayı Kırım Hanlığı’ndan alarak ilhak ettiler. Kırım Hanlığı üzerindeki Osmanlı korumasına da son verildi. Kırım Hanlığı bağımsız ülke sayıldıysa da, burası fiilen Ruslar’ın denetimine girmiş oldu ve bir süre sonra da Rusya’ya ilhak edildi, 1783.

     Ruslar, 1774’ten sonra Adiğeler’in yaşadığı toprakları askerî kale, karakol ve gözetleme kuleleri bulunan müstahkem hatlarla çevirerek kuşatma altına aldılar. Zor durumda kalan Adiğeler, Osmanlı’dan yardım ve ittifak talebinde bulundular. Osmanlılar hem Adiğeler’e yardım ve hem de kendi savunma politikaları gereği, Ferah Ali Paşa’yı “Soğucak (Gelencik) muhafızlığı”na atadılar. 1781 yılında Fransız mühendislerin de yardımıyla, bir Osmanlı garnizonunun yerleştirildiği Anapa Kalesi’nin inşaatı başlatıldı ve Ferah Ali Paşa, “Anapa muhafızı” oldu.

     Anapa 1828 yılındaki Rus işgaline değin, Çerkesya’nın da başkenti konumundaydı. Çerkesya’yı oluşturan 12 bölgenin yerel meclislerince seçilen temsilciler Anapa’ya gönderilir ve onlar aracılığıyla önemli kararlar alınırdı.

     1787 – 92 Osmanlı – Rus Savaşları sırasında, Temmuz 1791’de Anapa ve bu kaleye sığınmış bulunan ve Adiğe Ordusu Başkomutanı Şeyh Mansur (geçen bölümde hakkında detaylıca bahsettiğimiz çoban Uşurma), Ruslar’ın eline esir düştü, ama Anapa 1792 Yaş Antlaşması ile Osmanlılar’a geri verildi.

     1801 yılında Kartlı ve Kaheti Krallığı (bugünkü Doğu Gürcistan) toprakları Rusya’ya ilhak edildi. 1806 yılından başlayarak Osmanlı korumasındaki İmareti Krallığı ve Megrelya Prensliği toprakları da aynı şekilde Rusya’ya. Bu arada Karadeniz kıyısında Sohum Kalesi merkezli Abhazya Prensliği de Osmanlılar’dan ayrıldı ve bir antlaşma ile Rus koruması altına girdi. Bütün bu oluşumlar 1812 Bükreş Antlaşması’yla da kalıcılaştı, ayrıca 1813 Gülistan Antlaşması’yla da İran Dağıstanı’ın tamamı ile şimdiki Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuzeyi üzerinde Rus egemenliği tanındı. Böylece Rusya, Güney Kafkasya’ya kalıcı olarak yerleşmiş oldu.

     Anapa, 1828 yılında kuşatma altına alındı. 12 Haziran 1828 tarihinde kesin olarak Ruslar’ın eline geçti. 1828 – 29 Osmanlı – Rus Savaşları sonunda imzalanan 1829 Edirne Antlaşması ile de Çerkesya kıyılarının denetimi, Osmanlı Devleti tarafından Ruslar’a devredildi. Böylece Çerkesya, haksız ve hileli bir antlaşma ve diplomasi oyunuyla, “sıradan bir Rusya toprağı imiş gibi” Ruslarca dünyaya tanıtılmaya başlandı.Bu durum ileriki yıllarda Marksizm’in / Sosyalizm’in kurucusu ve teorisyeni Karl Marx başta olmak üzere dönemin aydın ve demokrat çevrelerince kınanmış, Çerkesler’e destek çağrıları yapılmıştır. Ancak bu gibi sivil kesim çağrıları durumu değiştirememiştir. Sonuç olarak Poti Limanı kuzeyindeki tüm Doğu Karadeniz kıyılarında kesin bir Rusya denetimi kurulmuş oldu.

     Ruslar, 1829 Edirne Antlaşması gereğince, Adiğeler’den kendilerine boyun eğmelerini istediler. Ama Adiğeler, bağımsız olduklarını, Osmanlılar’ın kendilerini Rusya’ya terketme yetkilerinin bulunmadığını öne sürerek, boyun eğmeyi kabul etmediler. Bunun üzerine Kafkasya Valisi General Paskeviç, Adiğeler’e boyun eğdirmek için bir plan hazırladı. Plana göre, kuzeydeki Rus kalesi Anapa’dan güneydeki Rus kalesi Soxumi’ye kadar uzanacak olan bir “Karadeniz kıyı hattı” ile, bir Rus deniz üssü olacak olan Gelencik limanından başlayıp ülke içinden geçecek ve Adiğeler’in bir bölümünü ana Çerkes nüfûsundan ayırarak Yekaterinodar (Krasnodar)’ın batısındaki Olginski köprü karakoluna uzanacak olan “Gelencik hattı” kurulacaktı. Böylece bölünmüş olacak Çerkesler’in dış dünya ile olan ilişkileri kesilmiş olacak ve boyun eğmeleri sağlanacaktı.

     Ancak hesapta olmayan bir biçimde 1830 yılında Qazî Muhammed önderliğinde Dağıstan ve Çeçenya’da büyük bir İslamî halk ayaklanması baş gösterdi. Binlerce Dağıstanlı ve Çeçen mücahîd Rus mevzilerine saldırdı. Ayrıca Polonya’da da Rusya karşıtı büyük bir ayaklanma oldu. General Paskeviç, ayaklanmayı bastırması için 1831 yılında Polonya’ya gönderildi. Bu iki nedenle Çerkesya’daki müstahkem hatlar kurulması işi ertelenmiş oldu. Qazî Muhammed, 1832 yılında öldürüldü. Yerine seçilenMücahid Hamzat Beg’in de 1834’te öldürülmesi üzerine, aynı yıl Şeyh Şamil, Dağıstan ve Çeçenya Müslümanları’nın imamı (lideri) olarak direnişin başına geçti.

     Çerkesler’in efsanevî lideri ve bir Avar olan Şeyh Şamil, bir Kürt olan büyük İslam âlimi Mewlânâ Xalid-i Bağdadî (Şehrezorî)’nin talebesiydi. Medrese eğitimini Kürdistan’da alan Şeyh Şamil, 1925 Kürdistan İslamî Kıyamı’nın lideri Şeyh Said’in dedesi Şeyh Ali Septî’nin arkadaşıydı; ikisi beraber Mewlânâ Xalid’in talebeleriydiler ve aynı medresede eğitim görmüşlerdi.

     Şeyh Şamil, Kuzeydoğu Kafkasya’da İmamat’ı gerçek anlamda bir devlet haline getiren kişi oldu. En güçlü olduğu dönemde İmamat, Çeçenistan’ın büyük kısmını kaplıyordu. Sadece dînî değil, askerî, yasama, yürütme ve yargı güçlerini de elinde toplayan Şeyh Şamil, reformları sayesinde Rusya İmparatorluğu’na karşı çeyrek asır boyunca karşı koymayı başardı. Ancak Şeyh Şamil’in Çerkesler’i birleştirme ve İmamat’ın hâkimiyetini tüm Çerkesya’ya yayma girişimi başarılı olamadı.

     Şeyh Şamil, sorumluluğunu üstlendiği Dağıstan’daki Ahulgoh Kalesi’nin düşmesi üzerine 1837 yılında Çeçenistan’a hicret etti. Şeyh Şamil’in yenilmesi üzerine, Ruslar hat inşaatlarını yeniden başlattılar. 1837 – 39 yıllarında hatların inşaatı tamamlandı. Çerkesler’in böylece dış dünya ile olan bütün bağlantıları kesilmiş oldu.

     Adiğeler, dört bir yandan saldırıya geçen Ruslar’a karşı kahramanca ve aralıksız çarpışıyorlardı. Doğudan batıya doğru ilerleyen Ruslar, Kuban Nehri’nin ana kolundan, daha batıda bulunan ve Kuban’ın bir kolu olan Laba Nehri’ne ulaştılar. Ruslar, ele geçirdikleri bu yerlerde yaşayan yerli halkı katliâm ve etnik temizlikten geçirdiler, köyleri ateşe verdiler ve bu bölgede “stanitsa” adı verilen Kazak köyleri kurarak buralara silahlı Kazaklar’ı yerleştirdiler.

     1839’u 1840’a bağlayan kış mevsimini yarı aç ve perişan bir halde geçiren Adiğeler, bazı ajanların, Rus kale ve karakollarına saldırıya geçilmesi durumunda “Osmanlı ve İngiliz yardımlarının mutlaka geleceği” biçimindeki boş sözlerinin etkisinde kalarak, 1840 yılı ilkbaharında ilkel silahlarıyla toplu bir halde karşı saldırıya geçerek hatları yıktılar ve bazı kaleleri ele geçirdiler. Ruslar’ın takviye almaları, bu arada bekledikleri dış yardımların da gelmemesi üzerine düş kırıklığına uğradılar, saldırılarını durdurup savunmaya çekildiler.

     Adiğeler’in 1840 yılındaki yarım kalmış başarılarını bir “zafer” olarak algılayıp moral bulan ve yeniden güç kazanan Şeyh Şamil, Çeçenya ve Dağıstan’da savaşı yeniden başlattı. Bu arada savunmada olan Adiğeler’in yeniden saldırıya geçmelerini sağlamak ve İslam Şeriâtı’nı yaymak üzere “naib” denilen vekillerini temsilci olarak Çerkesya’ya göndermeye başladı. Ancak ilk naibler başarılı olamadılar. Geleneksel ilişkilerin ağır bastığı ve Hanefî mezhebine mensup olan Çerkesya’da, Çeçenya ve Dağıstan’daki gibi Şafiî İslam Hukuku (Şeriâtı) iyi karşılanmadı. Çerkesler’in bağımsızlık mücadelesinde dînî motif baskın değildi. Dîn, Kafkasya halkları arasında çok dîndar ve tutucu bir halk olan Çeçenler’de baskındı yalnızca; Kafkasya’nın diğer Müslüman topluluklarında bu derece baskın bir kimlik değildi.

     1846 yılında Şeyh Şamil, Çerkesya ile Çeçenya’yı ayıran Kabardino’yu yanına alıp Çerkesya’daki Adiğeler’le birleşmeyi denedi. Böylece direnişi Kuzey Kafkasya Müslümanları boyutuna yaymak istemişti. Ancak Ruslar’dan çekinen ve çıkar ilişkileri daha ağır basan Kabadino derebeyleri (pşı), Şeyh Şamil’in safına katılmayı göze alamadılar. Bununla yetinmeyip, vadi çıkışlarına silahlı müfrezeler yerleştirerek köylülerin Şeyh Şamil’e katılmalarına engel oldular. Şeyh Şamil’in Çerkesler’e gönderdiği ilk naibi Hacı Muhammed 1844’te öldürüldü. Ordusuyla Kabardino’ya yaptığı sefer hüsranla sonuçlandı. 1848 yılında Çerkesler’e yeni naibi Muhammed Emin’i gönderdi. Ancak o da başarılı olamadı, o toprakların halkı İslam Şeriâtı’na razı gelmemişti.

     Adiğeler 1853 – 56 Kırım Savaşı’na fiilen katılmadılar. Çünkü Adiğeler, Müttefikler tarafından bağımsız bir unsur olarak değil, Osmanlı Devleti’nin Kafkasya Genel Valiliği’ne bağlı, “Çerkesya Askerî Valiliği” kapsamında ele alınmak istendiler. Bu yaklaşım biçimi düş kırıklığına yol açtı, Adiğeler’in Müttefikler’e olan güvenini sarstı. Osmanlı yönetimince Şeyh Şamil “Kafkasya Genel Valisi”, eski bir Rus subayı olan Natuhay asıllı Sefer Bey (gerçek adı Zaneko) de Sefer Paşa adıyla “Çerkesya Askerî Valisi” sayıldı, ancak en kalabalık kabile olan Şapsuğlar, Sefer Paşa’yı ve Osmanlı egemenliğini tanımadılar. Ayrıca Müttefik çıkartmasının Ruslar’la savaş içinde olan Çerkesya yerine Kırım’a ve Bulgaristan’a yapılmış olmasını hoş karşılamadılar. Bu ve benzeri gelişmeler Adiğeler’i küstürdü. Adiğeler bu konsept içinde, süvarî birlikleri halinde ve Müttefik – Osmanlı tertibinde bir yan unsur olarak kullanılmak ve cepheye sürülmek istenmişti. Ancak beklentileri karşılanmayan Adiğeler, başka ülkeler adına savaşmayı kabul etmediler.

     1856 Paris Antlaşması, Müttefikler ve Ruslar tarafından ele geçirilen yerleri karşılıklı olarak geri verme, Karadeniz’i Rus donanma ve üslerinden arındırma ve ticaret gemileri dolaşımına açma, Karadeniz kıyısındaki kaleleri yıkma gibi koşullarla imzalandı. Antlaşmada Adiğeler’e ve Çerkesya’ya ilişkin hiçbir değini yoktu. Müttefik ülkelerin temsilcileri, “Kırım Savaşı sırasında Dağlılar’ın kendilerine yardım etmemiş olduklarını” belirtmekle yetindiler. Böylece 1829 Edirne Antlaşmasıhükümleri Müttefiklerce yeniden onaylanmış, egemen Çerkesya, bir “Rusya toprağı” sayılmıştır. Antlaşma gereği, Müttefikler Çerkesya ve Kırım’ı tahliye ettiler.

     Bu arada Rus generalleri de, Karadeniz yoluyla Batı dünyasına açık bir stratejik bölge durumunda ve 2 milyon nüfuslu bir halk olan Adiğeler’den kurtulma yollarını görüşmeye başladılar. 1857 yılında Kafkasya Ordusu Kurmay Başkanı General Milyutin, “Adiğeler’in bir bölümünün (Karadeniz kıyılarında yaşayan Çerkesler’in)kuzeydeki Don Irmağı havzasına sürülmesi” biçiminde gizli bir rapor hazırlayıp üstü Kont Baryatinski’ye sundu. Ama Rusya’daki diğer Müslümanlar’ın tepkilerinden çekinen Rus makamları, Milyutin’in önerisini uygulamaktan kaçındılar.

     Bu arada bazı Rus komutanlar, örneğin General Filipson, Karadeniz kıyısındaki Çerkesler’in Osmanlılar’la ticaretine izin verilmesi halinde Adiğeler’le barışın sağlanabileceği görüşünü savundu. Ancak General Nikolay Yevdokimov bu görüşe karşı çıktı. O’nun görüşüne göre, Rusya’nın gelecekteki stratejik çıkarları gereği, dağlardaki Adiğeler’i yerlerinden çıkartıp sürerek Kuban Nehri boylarındaki düzlüklere yerleştirmek ya da Osmanlı topraklarına göndermek, Adiğeler’den boşalacak olan yerlere de Kazaklar’ı yerleştirmek gerekiyordu. Böylece Karadeniz kıyıları güvence altına alınmış ve kesin olarak “Ruslaştırılmış” olacaktı. Çar II. Alexandr Nikolayeviç, General Yevdokimov’un önerisini uygun buldu. Sürgün kararı, henüz boyun eğmemiş olan Karadeniz kıyısındaki Çerkesler’i, yani Şapsuğ, Vubih ve barışçı Cigetler’i kapsayacak, ayrıca daha kuzeyde, Anapa, Novorossiysk ve Gelencik yörelerinde yaşayan ve o tarihte çoğu Rusya’ya boyun eğmiş, bir kısmı da Şapsuğlar’a sığınmış olan Natuhaylar’ı da kapsayacaktı. Buralarda (kıyı bölgesi ve gerisinde) yaşayanlar topraklarından çıkartılıp Osmanlı topraklarına (Anadolu) gönderilecekler ya da isterlerse, daha doğudaki, Rus yönetimindeki elverişsiz ve sıtma yatağı Kuban düzlüklerine ve üstelik oralarda Rus nüfûs karşısında azınlıkta kalacak ve birbirinden kopuk öbekler halinde yerleştirileceklerdi, Adiğe / Çerkes köylerinin etrafına da yağmacı ve saldırgan Kazaklar’ın “stanitsa”ları (müstahkem köyleri) yerleştirilecek, böylece Çerkesler’i kontrol etme işini Kazak milisler yerine getirecekti. Ek olarak, 1859’da boyun eğmiş olan Abadzehler de, Çar II. Aleksandr’ın 11 Eylül 1861 tarihinde aldığı bir kararla sürgün kapsamına sokuldular. Böylece kıyı şeridi dışında Çerkesya’nın içteki dağlık yöreleri de yerli (Şapsığ ve Abadzeh) nüfûstan tamamen boşaltılmış olacaktı.

     Ruslar önce doğudaki Şeyh Şamil’in üzerine yürüdüler. 1 Nisan 1859 tarihinde Rus birlikleri ani bir hücûmla Şeyh Şamil’in Çeçenistan’daki karargâhı Vedeno’yu ele geçirdiler. Bunun ardından Çeçen taraftarları bütün Çeçenistan’da direnişi bıraktılar. Şeyh Şamil müridleriyle beraber Dağıstan’ın içlerindeki dağ köyü Gunib’e çekildi. Ama çevresindeki çember daralıyordu. 9 Ağustos 1859 günü 16 bin askerden oluşan Rus ordusunun kuşattığı Gunip’te Şeyh Şamil ve adamları ancak iki hafta direnebildi. Şeyh Şamil, 25 Ağustos 1859’da teslim oldu. Ardından 2 Aralık’ta Şeyh Şamil’in Çerkesya’daki naibi Muhammed Emin de taraftarları Abadzehler ile birlikte Rusya’ya bağlılık yemini etti. Artık Kafkasya’nın bu en zorlu bölgesi de tamamen Ruslar’ın eline geçmişti.

     Rusya’nın artık tek hedefi kalmıştı: Henüz boyun eğmemiş olan Adiğe kabileleri.

     Bu arada Rus birlikleri de Dağıstan ve Çeçenya’dan Çerkesya’ya doğru kaydırılmaktaydı. 1857 yılında sınır, doğuda Kuban Nehri’nin bir kolu olan Laba Nehri’nden daha batıdaki Belaya (Şhaguaşe) Nehri’ne kaymış ve Ruslarca işgal edilmiş olan bu yerlerde yaşayan Adiğe toplulukları (Bjeduğ, K’emguy, Besleney, Mahoş, Yegerukay, Kuban Kabardin ve Abadzeh) Rus yönetimine alındılar. Ocak 1860’da da kıyıda (Anapa yöresinde) yaşayan ve kuşatma içine alınmış olan 240 bin nüfûslu Natuhay topluluğu Rusya’ya boyun eğdi.

     Ruslar 1859’da boyun eğmiş olan 260 bin nüfûslu Abadzehler’i, 2 Aralık 1859 tarihli anlaşmayı bozarak, 1861 yılında Şapsuğlar ve Vıbıhlar yanında etnik temizlik kuşağı içine aldılar ve Abadzehler’e saldırdılar. Bunun üzerine Abadzehler, 300 bin nüfûslu Şapsuğ ve 100 bin nüfûslu Vıbıh bölgelerindeki direnişe katılma kararı aldılar. Aynı yıl savunma amacıyla Vıbıh bölgesinde ortak bir merkezî yönetim altında birleştiler. Merkezi, Ruslar’dan uzaktaki Soçi (bugünkü Abhazya’nın başkenti)yakınlarında olmak üzere bir Çerkes Millî Meclisi kurup bir federal yönetimoluşturdular. Ama Ruslar kıyıdan gizli bir çıkartma yaparak ve deniz komandolarını göndererek meclis binasını ateşe verip yaktılar.

     Adiğe yönetimi temsilcileri, Eylül 1861’de Maykop yakınlarındaki Hamketi’ye gelen Çar II. Aleksandr’dan “sürülmemeleri” koşuluyla görüşme ve barış talebinde bulundular, ama gerçekçi bir diplomasi de yürütemediler. Adiğeler, bir uzlaşma için“topraklarında yol, kale ve istihkâm yapılmaması, stanitsalar (silahlı Kazak köyleri)kurulmaması” gibi Ruslar’ın kabul edemeyeceği koşullar öne sürdüler. Sonuç olarak Çar, Adiğeler’in koşullarını, “Ya Osmanlı’ya göç edin ya da Kuban boylarında sizin için ayırdığımız yerlere yerleşin” diyerek çok sert bir biçimde geri çevirdi.

      Bunun üzerine Aralık 1864 tarihine kadar uygulanan ve 1867’de iptal edilen, 10 Mayıs 1862 tarihli bir “Rus hükûmet kararı” yürürlüğe kondu: Harekete geçen Rus ordu birlikleri, Adiğeler’i boyun eğmeye ve topraklarını terk etmeye zorlamak için köyleri kuşatmaya başladılar. Rus birlikleri sistemli ve planlı bir biçimde köyleri basıp ateşe veriyor, terör estiriyor, yakalanan Adiğeler’in kadınları tecavüze uğruyor, erkekler öldürülüyor ya da etnik temizlik yoluyla topraklarından çıkartılarak Rus bölgelerindeki kamplarda toplanıyor, kamplardan da Rus yönetimindeki Kuban Nehri boylarına ya da Rus kontrolündeki Karadeniz limanlarından doğruca Osmanlı topraklarına gönderiliyorlardı.

     Çaresiz durumda kalan Abadzehler Ağustos 1863’te savaştan çekildiler. Abadzehler’in trajedik iç ve dış göçü (Osmanlı İmparatorluğu’na göçü) böylece başladı.

     Ekim 1863’te Şapsuğlar da ateşkes istediler ve savaşa son verdiler. Ateşkes antlaşması gereğince, Şapsuğlar’a 6 Mart 1864 günü akşamına değin köylerinde kalma izni verildi. Şapsuğlar o tarihe kadar köylerini terk etme ve bölgeyi boşaltma koşulunu da kabul ettiler. Nitekim Rus birlikleri 7 Mart 1864 gününden başlayarak bölgeye dağıldılar ve terk edilmiş haldeki bütün Şapsuğ köylerini bir bir ateşe verip yaktılar.

     Şubat 1864 sonunda harekete geçip Mart başlarında ateşkes koşulları uygulanan Şapsuğ toprakları üzerinden yerel gözlemciler eşliğinde yürüyerek Vıbıh bölgesine ulaşan Rus birlikleri, 18 Mart günü Psezuapse Nehri’nin 5 km güneyinde bir kestane ormanında toplanmış büyük bir Vıbıh ve Ahçıpsı topluluğu ile karşılaştılar. Ancak kısa bir çatışmanın ardından direnişçiler başarısızlığa uğradılar ve dağıldılar. Çatışmada Ruslar 8 ölü ve 14 yaralı verdiler. Vıbıhlar bunun dışında başka hiçbir direnişte bulunmadılar. 24 Mart günü Vıbıh lideri Hacı Gerandıko Berzeg, Rus birlikleri komutanı General Heyman’a “Vıbıhlar’ın tamamen boyun eğdiğini” bildirdi ve ertesi günNavaginsk Kalesi (şimdiki Soçi yerinde) de direnişsiz biçimde Ruslar’ın eline geçti. Nisan ve Mayıs aylarında, dağlardaki küçük topluluklar, en son da kıyı bölümündeki dağlık bir köyde yaşayan ve direniş kararı alan küçük Aibga topluluğu 12 Mayıs günü boyun eğdi. Böylece Ruslar, Soçi ve Gagra yörelerinden oluşan son egemen Adiğe topraklarının tamamını da ele geçirip günümüzde Abhazya’da bulunan ama o sıralar Adiğe – Rus sınırını oluşturan Bzıb Nehri’ne ve Abhazya Prensliği topraklarına ulaşmış oldular.

     Ruslar 21 Mayıs 1864 günü de Mzımta Nehri’nin yukarı vadisindeki Kbaadayaylasında (şimdiki Krasnaya Polyana) toplandılar; burada bir askerî tören ve dînî ayin düzenleyerek Kafkasya Savaşı’nın kendi zaferleriyle sona erdiğini ilan ettiler.

     Hemen ardından gerçekleşen 1864 Adiğe Göçü, Adiğe tarihinin en trajik sayfalarındandır. Haziran 1864’te başlayan bu tehcir (zoraki sürgün) hadisesinde, önce“iç göç politikası” ile Adiğe topraklarında yaşayan 80 bin Adiğe zorla topraklarından çıkartılarak Rusya’nın kuzeylerine sürüldü, azınlıkta kalacak şekilde ve birbirinden kopuk öbekler halinde dağıtıldı. Sonra da “dış göç politikası” (ülke dışına çıkartma, deportation) ile 1 milyonun üzerinde Adiğe nüfûsu Karadeniz kıyısındaki limanlardan gemilere bindirilerek Osmanlı topraklarına gönderildi. Bu arada, 1862 sonrasında ele geçirilen Adiğe topraklarındaki bütün Adiğe köyleri ateşe verilip yakıldı, dağlarda direnen gerilla gruplarının yararlanmaması için de tarlalar atlara çiğnetildi, meyve ağaçları bile askerler tarafından kesildi. Ruslarca istilâ edilen bu yeni topraklar üzerinde Rus Kuban Ordusu Yönetim Bölgesi kuruldu ve eski Adiğe toprakları bir “yasak askerî bölge” ilan edildi.

     Rusya’da Sosyalistler’in 1917 yılında gerçekleştirdiği Ekim Devrimi sürecinde, özellikle 1918’de, Adiğeler kızıl birlikler (Sosyalistler) ve beyaz birlikler (Çarlık yanlıları) arasında kaldılar.

     1922 yılında Kuban – Karadeniz Oblastı’ndaki Adiğeler için Krasnodar merkezliAdiğe Özerk Oblastı ve Karadeniz kıyısındaki eski yerlerine dönebilmiş olan Şapsuğlar için de 23 Eylül 1924 tarihinde Tuapse merkezli Şapsuğ Millî Rayonukuruldu. Ama Şapsuğ rayonu, 20 yıl sonra, 24 Mayıs 1945’te kaldırıldı. Rusya yönetimi, 55 yıl boyunca Şapsuğ adına sansür uyguladı, Şapsuğlar’a eski haklarını geri vermedi. Şapsuğlar 1999 yılında devlet tarafından bir tür koruma altına alındılar ve onlara küçük bir “yerli toplumu statüsü” verildi.

     Stalin döneminde Adiğeler’e birçok zûlümler yapıldı. Çalışma kamplarına sürülmehapis ve idamlar biçiminde süren bir “devlet terörü” idi bu. Özellikle II. Dünya Savaşı (1939 – 45) sırasında Adiğe erkek nüfûsunun çoğu (15 binden fazla) yok oldu ve uzun bir süre toparlanılamadı. Almanlar’a karşı savaşta, bütün SSCB içinde, nüfûsuna göre en fazla “şehîd” veren ve en çok “Sovyetler Birliği Kahramanı” çıkaran bölge, küçücük Adiğe’dir, Adiğeler’dir.

     Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde, 3 Temmuz 1991 tarihinde Adiğe Özerk Cumhuriyeti oluşturuldu ve Rusya Federasyonu’na bağlandı.

     15 – 19 Temmuz 1997 günlerinde Estonya’nın Otepää kentinde kısa adı UNPOolan Temsil Edilmeyen Halklar ve Uluslar Örgütü (İng. Unrepresented Nations and Peoples Organization) tarafından düzenlenen toplantıda, 19. yy’da Çerkesler’e soykırım uygulandığı ve bu halkın % 90 oranında Türkiye, Suriye ve Ürdün topraklarına sürüldüğü vurgulanarak, Rusya Federasyonu ve uluslararası topluluk tarafından Çerkesler’e “Sürgün Ulus” statüsü verilmesi gerektiği ilan edildi. UNPO tarafından, Rusya Federasyonu’nun Çerkesler’e “çifte vatandaşlık” hakkını ve Çerkes halkının kendi tarihsel topraklarına dönebilme garantisini vermesi çağrısında bulunuldu.

     Rusya lideri Vladimir Putin tarafından imzalanan 10 Kasım 2008 tarihli bir karar ile, dış ülkelerde bulunan “Rusya diasporası”na Rusya’ya dönüş hakkı tanınmıştır.

     Son olarak 20 Mayıs 2011 tarihli oturumunda Gürcistan Parlamentosu oybirliği ileÇerkes Soykırımı’nı kabul etmiştir. Böylece Çerkes Soykırımı, ilk kez Birleşmiş Milletler (BM) üyesi bir devlet tarafından uluslararası kamuoyunun gündemine taşınmıştır.  (devam edecek)

 

sediyani haber

 
Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Rojname Kurdish News