ala kurdistan
Ey Reqîb

Güvenlik-İsmail Beşikçi

Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde, Kürdlerin ulusal istemleri, bu doğrultuda geliştirdikleri mücadeleler her zaman,  Irak’ın güvenliği sorununu, bu sorun çevresinde gelişen endişeleri gündeme getirmektedir. Bu istemler, bu mücadeleler, sadece Irak’ın ulusal güvenliğini değil, İran’ın, Türkiye’nin, Suriye’nin güvenliği sorunlarını da,  bu sorunlar çevresinde gelişen endişeleri de gündeme getirmektedir.

Kürdlerin, Kürdistan’ın herhengi bir parçasında ulusal talepler ortaya koyması, bu doğrultuda bir örgütlenme ve  mücadele geliştireceğini açıklaması,  her zaman, bu devletlerin ulusal güvenlik sorunlarını, ulusal güvenlik endişelerini ortaya çıkarmaktadır. Kürdlerin bu tür çabalarını, sadece, Irak, İran, Türkiye, Suriye gibi devletler değil, Birleşmiş Miletler, Avrupa Konseyi, İslam Konferansı, Arap Birliği gibi uluslararası kurumlar ve  ABD, Sovyetler Birliği/Rusya Federasyonu, İngiltere, Fransa, Almanya gibi  devletler de ayın şekilde değerlendirir.   Uluslar arası kurumlar ve bu devletler de, soruna, Irak’ın, Suriye’nin, İran’ın, Türkiye’nin  ulusal güvenliği açısından bakarlar.

Kürdistan’ın herhangi bir parçasında  Kürdler’ın ulusal çabaları bu uluslar arası kurumlarda  ve devletlerde,  Irak’ın güvenliği nasıl sağlanacak, Türkiye’nin güvenliğini bu çabalar nasıl etkileyecek, bu çabalar nasıl sınırlandırılacak… gibi endişeleri ortaya çıkarır.

Milletler Cemiyeti ve Birleşmiş  Milletler, böyle ilişkiler yaratmıştır. Halbuki, ulusal güvenliğie esas ihtiyacı olan Kürdlerdir. Uluslar arası kurumlar ve bu devletlerin  ulusal politikaları Kürdlerin ulusal güvenliği konusunda büyük tehdit oluşturmaktadır. Bu tehditler kalıcıdır, devamlıdır. Soykırıma varan operasyonlarla  sık sık yaşanmaktadır. Irak’ın ulusal  güvenliğine,   İran’ın  ulusal güvenliğine, Suriye’nin  ulusal güvenliğine,  Türkiye’nin ulusal  güvenliğine vurgu yapılırken,  Kürdlerin ulusal güvenliğine hiç dikkat çekilmemektedir. 1920’lerde, Milletler Cemiyeti döneminde, Kürdlerin, Kürdistan’ın bölünmesi, parçalanması, paylaşılması, statüsüz bırakılması, böyle bir sonuç doğurmuştur.  Kürdler, istek ve iradesi olmayan bir şey gibi, adeta bir sürü değerlendirilmektedir.

 Londra Queen Mary Üniversitesi  Hukuk Fakültesi  öğretim üyesi Derya Bayır’ın, Türk Hukukunda Azınlıklar ve Milliyetçilik ( Çev. Ülkü Sağır,  İstanbul Bilgi Üniversitesi yayınları, Mart 2017)  başlıklı bir çalışması var.  Bu çalışmada, Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi gibi uluslar arası kurumların, konuyla ilgili bütün belgeleri değerlendiriliyor.Bu belgeler, hep devletlerin ulusal güvenliğini  öne koyan hükümler  taşıyor.  Bu belgelerde yer alan evrenel değerler ise, ‘ama … devletlerin toprak bütünlüğünü korumak esastır…’ denerek hükümsüz bırakılıyor.  Veya devletler ulusal parlamentolarında, bu belgeleri  bazı çekincelerle kabul ediyorlar.  Bu devletlere karşı gelişen ulusal hereketler, her zaman, devletlerin toprak bütünlüğünü koruma adı altında, hep bastırılması gereken hareketler olarak değerlendiriliyor.  Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun, 14 Aralık 1960 tarihli ve 1514  sayılı, ‘Sömürge Ükelere ve Halklara Bağımsızlık Tanıma Bildirgesi’nin Kürdler ve Kürdistan açısından değerlendirilmesi,  bu konulardaki bilgimizi çok zenginleştirmektedir.

Bu belgelerde, Kürdleri, Kürdistan’ı koruyacak hükümler bulmak çok zordur. Bu bakımdan sorunları herşeyden önce, toplumsal açıdan değerlendirmek, bu belgelerdeki ilgili hükümleri bu açıdan yeniden yazmak önemli olmalıdır.

Bu  arada, Birleşmiş Milletler’in,  ‘İkiz Sözleşmeler’ denen iki belgesine de  işaret etmekte yarar vardır. Bunlar  . BM Genel Kurulu’nda 16.12 1966 da kabul edilen iki sözleşmedir. İkiz Sözleşmeler, ‘Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslar arası Sözleşmesi’ ve ‘Ekonomik, Toplumsal ve Kültürel Haklar Uluslar arası Sözleşmesi’ olarak bilinir. Bu sözleşmeler 3.1. 1976 ve  23.3.1976 tarihlerine yürürlüğe girmiştir.  Türkiye İkiz Sözleşmeleri, BM’ce kabul edilmesinde 37  yıl sonra, 4.6.2003 tarihinde  4867 ve 4868 sayılı yasalarla, bazı çekincelerle  onaylamıştır. Her iki sözleşmenin birinci maddeleri şöyledir: Tüm halkların kendi geleceklerini belirleme hakları vardır. Bu haktan ötürü, siyasal statülerini özgürce saptayarak ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişmelerini özgürce gözetebilirler. Türkiye’nin çekince koyduğu  maddeler arasında bu madde yoktur. 2003 koşullarının dikkate alınması, AB-Türkiye ilişkilerinin değerlendirilmesi, katılım ortaklığı, AB fonlarından yararlanmak isteği gibi konular  önemlidir… Bu durumun, yukarıdaki değerlendirmelere aykırı bir gelişme olduğu açıktır.

Bütün bunları kim anlatacaktır? Son yıllarda, gerek   Türkiye’de, gerek dış basında, Kürd/Kürdistan sorunları yoğun olarak gündeme getirilmekte ve tartışılmaktadır. Ama bu tartışmalar, hep, devletlerin ulusal güvenliği odak noktasında gündeme getirilmektedir. Kürdlerin, Kürdistan’ın ulusal güvenliğini merkeze koyan tartışmalar yok gibidir. Örneğin,Türkiye’de, gerek sol basında, gerek şağ basında, gerek liberal basında  tartışmalarda, hep devletin ulusal güvenlik hassasiyetlerine  vurgu yapılmaktadır. 2013-2015 arasındaki çözüm sürecinde de hep bu hassasiyetlere, bunların korunmasına  dikkat çekilmiştir.

Kürdlerin ulusal güvenliğini gündeme getirecek olanlar, buna vurgu yapacak olanlar, elbette Kürdlerdir. Başbakan Neçirvan Barzani’nin, ‘Irak bizi koruyamadı, korumadı…’ şeklindeki değerlendirmesi,  Başkan Mesut Barzani’nin,  ‘Irak’ta Kürd-Arap birliğinden bize hep soykırım düştü…’  vurgulaması çok yerindedir. Kürd diplomasisi gerek uluslararası kurumlarla, gerek  devletlerle yaptıkları ikili görüşmelerde, her zaman, bu devletlerin ulusal güvenliği yanında, Kürdlerin, Kürdistan’ın ulusal güvenliğini de ortaya koymalıdır.

Katalanlar, İskoçlar, Filistinli Araplar

İspanya’da Katalanlar’ Basklar, Kürdler kadar baskı-zulüm görmemişledir. Soykırım, katliam yaşamamışladır.  Kendi bölgelerinde, kendi kendilerini yönetme, anaokulandan üniversiteye kadar, kendi dillerinde eğitim görme hakkına sahiptirler. Bu haklar ve özgürlükler fiili olarak da yaşanmaktadır.  Ama Katalanlar, bağımsızlık konusunda ısrarlıdırlar. Bu herşeyden önce, ululusal güvenlikle ilgilidir, dünya uluslar ailesine katılma, dünya uluslar ailesinin eşit bir üyesi olma isteğiyle ilgilidir. Birleşik Krallık’ta, İskoçya’nın, bağımsızlık konusundaki ısrarında da  bunlar söylenebilir. Bu sorunlar karşısında, ulusal güvenlikleri devamlı olarak tehdit altında olan Kürdlerin bu tehditlere karşı bağımsızlık düşünmeleri çok normaldir.

Filistinli Araplar için de durum aynıdır.  Filistinlilerin, İsrail’den baskı-zulüm gördükleri açıktır. Ama bu baskı, zulüm hiçbir zaman Kürdlerin gördükleri kadar değildir. Örneğin bir soykırımdan söz edilemez.  1948’den yani, İsrail’in bağımsızlığını ilan etmesinden sonra gelişen Arap-İsrail savaşlarında, 1948, 1956, 1967, 1973, 1982 savaşlarında yaşamlarını yitiren Arapların, Müslümanları sayısı, Müslümanların kendi aralarında gerçekleştirdikleri savaşlarda yaşanan kayıplardan çok çok azdır.  Bütün bu savaşlarda yaşamlarını yitiren Arapların, Müslümanların sayısı 40 bin- 50 bin civarındadır. Sadece 1980-1988 İran-Irak savaşlarında ise, her iki taraftan bir milyonu aşkın kayıp vardır. Saddam Hüseyin yönetiminin, Kürdlere karşı gerçekleştirdiği Enfal saldırılarında 200 bini üzerinde Kürd katliamlarla zehirli gazlarla yok edilmiştir. 2003’den sonra, Şii ve Sünni Müslümanların , bedenlerine bomba bağlamış militanların, Bağdat ve Kerbela gibi yerlerde, birbirlerinin camilerine girip  ibadet eden insanlar arasında  kendilerinİ patlatmaları sonunda, yaşamlarının yitirenlerin sayısı binlercedir.

Filistinli Araplar da bağımsızlık istemektedir. Bu istem, Arap devletleri, İslam devletleri, dünyanın çok büyük bir kısmı tarafından desteklenmektedir. Bu ilişkiler ağında, Kürdlerin bağımsızlık çabaları elbette çok yerinde bir süreçtir. Kürd diplomasisinin, Kürdlerin, Kürdistan’ın ulusal güvenliğine vurgu yapmaiarı kaçınılmaz olmalıdır.

Yorumlar

Sayin Besikçi ne yazikki Kürtler, Kosova li Arnavutlar kadar sansli degiller. Sizin sözünüzle söylersek ulaslar arasi sistem kürtlere karsi olusturulmustur. Bunu parçalamanin tek yolu ise dört parçadaki Kürtlerin birlesip ortak mucadele vermesi ile olur. Referandum karari alinirken bütün kürtlerin oyu alinmali.

Gercek su ki Zor oyunu bozar, Barzanin hatasi 25 senedir toplumu ve pesmergeyi  egitememistir, insan düsünmeden edemiyor kime ve neye hizmet?? Simdi Irakin kötüde  olsa bir ordusu var diyelimki saldiriya gectiler Barzani ne yapacak??? Ha dogruya Sunni TC dostlari var, öylemi acaba?? Birilerinin sonu yada kiralligi bitecek, tek yardima kosacak PKK ve YPG olacak Arablar yada Iran isi serefsizlige götürdügü zaman Israil devreye girecek ve büyük Kurdistan anca Böyle kurulacak , bu bir senaryo ama bakalim.

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Rojname Kurdish News

Toplum

Akıl ile zeka arasındaki git gellerde,bizim Kürdlük damarımızın beyin ile yürek arasındaki duygularımızla oynamakla yetinmiyorlar, birde balık hafızası neden taşımadığımızı sorguluyorlar.