ala kurdistan
Ey Reqîb

PKK-KDP İlişkileri Ya da KDP'yi"Kazanmak"- Kemal Erdem

1-Giriş: Bu yazının ana temasını, KDP'nin PKK tarafından "kazanılma" potansiyelinin ve bunun tarihsel imkanının varolup-olmadığının ortaya çıkarılması oluşturmaktadır. Şayet bunun tarihsel imkânı ve potansiyeli var ise böyle bir politikanın ortaya çıkmamasının nedenleri nelerdir ; yok eğer bunun potansiyeli ve tarihsel imkânı yok ise bunun nedenlerinin neler olduğu ele alınmaktadır.

PKK-KDP ilişkileri ve PKK'nin KDP karşısında doğru tutum sorunu, Kürdistan devriminin temel ve merkezi sorunlarından birisini oluşturmaktadır. Denebilir ki PKK, KDP karşısında doğru bir tutum geliştiremediği müddetçe, Kürdistan devriminin başarısı ve bugüne kadar elde edilen kazanımların korunması mümkün değildir.Bundan dolayı PKK'nin KDP karşısındaki tutumuna teorik olarak yakından ve eleştirel bakmak, önemli bir görev olarak ortaya çıkmaktadır.

AKP'nin İsrail,Rusya ve bir dereceye kadar Suriye ile ilişkilerini normalleştirme esnekliğini gösterebildiği bir durumda, PKK'nin KDP ile ilişkilerini niçin normalleştiremediği, Kürdistan devrimi açısından doğal bir soru olarak kendiliğinden belirmektedir. PKK ile KDP arasındaki "gergin" ilişkinin (ki tehlikeli bir biçimde çatışma ihtimalini barındırmaktadır) ne kadarının PKK'den ve ne kadarının KDP'den kaynaklandığının ve bu gerginliğin gerçek kaynağının yani ideolojik yapıdan mı, taktik yapıdan mı yoksa konjonktürden mi kaynaklandığının belirlenmesi temel bir öneme sahiptir.

PKK Rojava devrimiyle ve yine bu devrimden kısa bir zaman sonra ortaya çıkan Barış Süreci ile hem Kürdistan'da hem de bölgede büyük bir siyasal güç ve prestij elde etti.Bu durumun Aralık 2011'de ABD'nin Irak'ta askerlerini büyük oranda çekmesi, KDP'nin AKP'ye yakınlaşması, IŞİD'in ortaya çıkması ve Güney Kürdistan'daki ekonomik kriz ile birleşmesiyle, Kürdistan'daki KDP hegemonyası ve ağırlığı ciddi bir darbe yedi. PKK'nin Kürdistan ve bölgede gücünün gelişmesi ve buna paralel olarak KDP'nin gücünün aşınması hem yeni fırsatlar hem de yeni problemler ortaya çıkardı.

Bu konjonktürel durum, PKK açısından yanlış "tarihsel okumalara" neden olabilir ve gerek Kürdistan gerekse de bölge ve küresel güç ilişkilerinin yanlış ele alınmasına götürebilir.İdeolojik zaafın ve yetersizliğin olduğu durumlarda genellikle olan da budur yani "konjonktürel yapılar"ın "tarihsel yapılar" yerine geçirilme tehlikesinin gelişmesi.

Konjonktürel olarak PKK'nin yükselen (ki bu yükselme, Ekim 2014 IŞİD saldırısından sonra durma  ve 1 Kasım seçimlerinden sonra da gerilemeye yerini bırakmıştır) ve KDP'nin düşen bir profil oluşturması, ister istemez PKK tarafından, KDP'nin kendi istediği tarihsel çizgiye gelme baskısını ve umudunu arttırmış durumdadır. PKK Rojava devrimiyle birlikte, KDP üzerinde Ulusal Kongre baskısını arttırmış ve Güney Kürdistan'ın diğer temel siyasi güçleriyle (yani YNK ve Goran Hareketi) geliştirmiş olduğu dikkatli ilişkiler sayesinde de KDP'yi  köşeye sıkıştırmış durumdadır.

İşte tam da bu noktada temel bir sorun belirmektedir: PKK'nin diğer politik güçler ile KDP üzerindeki bu baskısı (ki bir tür gerginlik politikasıdır) , zaman içerisinde meyvelerini vererek KDP'nin PKK'nin Ulusal Kongre politikasına gelmesiyle mi sonuçlanacak yoksa KDP bu politikaya daha saldırgan bir biçimde cevap vererek, PKK ile KDP arasında büyük bir tarihsel yarılmanın oluşmasına mı neden olacaktır?

Bu sorunun cevabı KDP'nin tarihsel yapısı içerisinde gizlidir.

KDP sorununun PKK tarafından dikkatli yönetilmesi hayati bir sorun olup, KDP'nin dış güçlerin kucağına itilmesi tamamen PKK'nin hatalarının sonucunda ortaya çıkacaktır.Tarihsel ve politik  göstergeler, PKK'nin KDP'ye karşı uygulamakta olduğu politik baskıya , KDP'nin saldırgan bir siyaset ile karşılık vereceğini, PKK'nin gerekli manevra ve esnekliği gösteremediği durumda, PKK ile KDP arasında büyük bir tarihsel yarılmanın yaşanacağını ve de bu yarılmanın bir vantuz gibi PKK'yi içerisine çekerek Kürdistan'ın "savaş komünizmi"ne dönüşeceğini göstermektedir.PKK Kürdistan içsavaşından zaferle çıkabilir ancak bunun çok büyük bir tarihsel bedeli olacaktır: PKK'nin devrimci kimliğini kaybetmesi ve korkunç bir bürokratik diktatörlüğün ortaya çıkması. Böyle bir durumda PKK içerisinde ortaya  çıkacak olan bir "Establishment PKK"dir.

PKK ile KDP arasındaki bir savaş, olayların böyle bir tarihsel mecraya sürüklenmesinin başlangıcını oluşturabilir.Böyle bir durumdan ne Kürt halkının ne Kürt ulusunun ne de bölge ve dünya devrimci hareketinin zerre kadar çıkarı yoktur.PKK'deki böyle bir tarihsel pozisyon kaybı, bölge devrimci hareketinin üzerinde olumsuz bir duruma neden olarak, zaten zayıf olan devrimci hareketin uzun yıllar daha da zayıf kalmasına yolaçacaktır.

Peki PKK ile KDP arasındaki ilişkilerde, PKK için yol gösterici bir ilke ya da ilkeler bütünlüğü var mıdır?

Bu soruya olumlu bir cevap vermek mümkündür. PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan'ın, 2000'li yılların başlarında gerçekleştirmiş olduğu paradigma değişiminin temel ideolojik kodları iyi kavrandığı  ve bu paradigma değişimi yaratıcı bilimsel çalışmalarla daha da geliştirildiği zaman, PKK'nin KDP karşısındaki doğru tutum sorunu çözülmüş olacaktır.

PKK'deki "ideolojik kabuk değişim" süreci, eski ile yeninin ideolojik biçimlerinin içiçe geçmesine ve her ikisi arasında çatışmanın her alanda yaşanmasına neden olmuştur/olmaktadır. Hareket yeninin dinamiğini ve biçimlerini kavrayamadığı her durumda, eski ideolojik biçimlere sarılmak zorunda kalmakta ve bu durum genel düzenliliği bozmaktadır.

KDP'nin PKK tarafından "kazanılması" söyleminin de doğru olarak anlaşılması gerekir.Bundan her ne olursa olsun KDP'nin kazanılması çıkarılmamalıdır. Tarihsel nedenlerden dolayı, PKK ile KDP arasında stratejik bir ilişki mümkün değildir.Zaten "kazanmadan" bahsederken, PKK'nin KDP'yi stratejik olarak kazanmasından bahsetmiyoruz. Bundan KDP'nin Kürdistan'da işgalci ve sömürgecilerin oluşturacağı güçlü bir ağırlık merkezi oluşturma konumunun  ve bu temelde dış güçler ile KDP arasındaki stratejik ilişkilerin zayıflatılması ya da yokedilmesini anlatmak istiyoruz.Bu sonuncu durum gerçekleşmeden Kürdistan'da hiçbir olumlu gelişme mümkün değildir.

İşte tam da bu noktada PKK'nin sorunları başlamaktadır.PKK'nin KDP karşısında uygulamış olduğu politikanın hem tarihsel karşılığı yoktur hem de "modası" geçmiş durumdadır.Bu durum ilginç bir şekilde PKK'yi kısır bir politik döngüye hapsetmiş ve Kürdistan'da devrimci politikanın adeta kilitlenmesine neden olmuştur.

PKK'nin KDP'yi "kazanma" politikası acildir. Özellikle de stratejik önceliğin İran'dan Türkiye'ye doğru kayma baskısının ortaya çıktığı bu süreçte, KDP ile ilişkilerin yeni bir politik zemine oturtulması zorunludur. Türkiye ile taktik bir anlaşma arandığı dönemlerde,AKP ile yakın ilişkilere sahip olan KDP'nin kazanılması aciliyet arzetmiyordu.Çünkü Türkiye ile elde edilecek bir anlaşmanın, onu da dizginleyeceği düşünülüyordu.Ancak Erdoğan ve AKP'nin PKK'ye karşı tekrar savaşı başlatması ve bunu topyekün bir savaşa çevirmesiyle artık bu durum değişmiştir.

PKK ile KDP ilişkilerinde ilginç bir şekilde KDP PKK'den ileride bir durumdadır (ileride buna değinilecek) . Birinci Körfez Savaşı'ndan sonra KDP'nin Güney Kürdistan'da elde etmiş olduğu tarihsel konum ve bölge ile dünya sermayesiyle elde etmiş olduğu ilişkiler ve de bu temelde Kürt toplumunun geçirmiş olduğu değişiklikler, onda, ciddi bir ideolojik ve politik değişime neden olmuştur. KDP giderek  dış sermaye ile yoğun ilişkiler sayesinde, kendi tarihsel çıkarlarını daha kesin ve net tanımlama imkanına kavuşmuştur. Bundan dolayı KDP'nin analizine bu tarihsel zeminin analizi ile başlamak gerekmektedir.

2-Güney Kürdistan ve Emperyalist Dünya Ekonomisi

Güney Kürdistan'ın hızlı bir kapitalistleşme sürecine girdiği ve bu kapitalistleşmeyi de dünya ile bölge sermayesiyle yoğun bir işbirliği içerisinde gerçekleştirdiği herkesin bildiği bir olgudur. Özellikle bu gelişmenin ortaya çıktığı dönem ise SSCB'nin çökmeye başladığı ve Birinci Körfez Savaşı'ndan sonra ABD ve müttefiklerinin Ortadoğu'ya yoğun bir şekilde girmeye başladıkları 1990'ların başlarıdır. Ancak Güney Kürdistan bağlamında bu dönemi daha da net bir şekilde ifade edersek , bu dönem 1992 yılında Kürt Federe Devleti'nin kurulduğu dönemdir. Çekiç Güç'ün koruması altında gelişen ve güçlenen Kürt Federe Devleti, Güney Kürdistan'ın sosyal yapısı üzerinde büyük bir etkiye neden olarak aynı zamanda yeni bir dönemin de kapısını aralamıştır.

KDP ve YNK için 1992 öncesi ve sonrası ama özellikle de 2003'te ABD ve müttefiklerinin Irak'ta Saddam'ı devirmelerinden  ve KDP ile YNK'nin 2005'te Stratejik Anlaşma imzamalarından sonra durum tamamen farklıdır. Güney Kürdistan'ın Irak'ın federal yapısı içerisinde resmi olarak yeralmasından  ve dış dünya ile yoğun bir ekonomik ve politik ilişkiler geliştirmesinden sonra, Güney Kürdistan'da kapitalist üretim ilişkileri büyük bir gelişme kaydetmiştir. Bu gelişmenin KDP ve YNK üzerinde ideolojik ve politik olarak etkide bulunmaması mümkün değildir.

KDP ve YNK'nin önderliğinde Kürt Federe Devleti'nin oluşumu, Güney Kürdistan'da ticaretin yoğun bir şekilde gelişmesine ve bu ticaret aracılığıyla bir işbirlikçi Kürt ticaret burjuvazisinin oluşmasına neden olmuştur/olmaktadır. Özellikle devlet ile yoğun bir ilişki içerisinde hatta devlet kadrolarının burjuvalaşması şeklinde gelişen bu yeni burjuvazi, KDP ve YNK'nin temsil etmiş olduğu eski Kürt burjuvazisinden farklıdır.

1992 öncesi Güney'deki  eski Kürt burjuvazisi, feodal yapı içerisine hapsolmuş olan , sermaye birikimi yokdenecek kadar zayıf olan ve bundan dolayı modern dünya ile ilişkileri oldukça sınırlı bir yapıya sahipti. Bu Kürt burjuvazisinin zayıflığı ve feodal ilişkilerin baskın karakteri, KDP ve YNK'nin ideolojik ve politik yapısına da yansıyordu.

KDP ve YNK Güney Kürdistan'da güç olabilmek için aşiretlere yaslanmak zorundaydılar. Aşiret yapılanmasını aşarak halka ama özellikle de köylülere ulaşmaları mümkün değildi.Kapalı bir köylü ekonomisi temelinde yükselen ve güvenlik sorunuyla konsolide olan bu aşiretsel toplumsal örgütlenme, ulusal örgütlenme için büyük engeller yaratıyordu.

Aşiretler ulusal çıkarlardan ziyade, dar aşiretsel çıkarları ön plana çıkarıyorlardı ve bu dar ufuk, dar bir politkanın da temelini oluşturuyordu.Aşiretler kendi toplumsal çıkarları için tek KDP ve YNK arasında manevra yapmıyorlardı ama Irak merkezi yönetimi ile de görüşerek ve uzlaşarak ve de zaman zaman onların yanında yeralarak kendi çıkarlarını koruma ve geliştirme politikaları uyguluyorlardı. Böyle bir aşiretsel temele dayanan KDP ve YNK politikaları da aynı şekilde dar ve istikrarsız bir yapıya sahipti ve PKK bu iki hareketi çok haklı olarak zamanında "ilkel Kürt milliyetçiliği" ile damgalamıştı.

KDP ve YNK'nin tersine PKK tabanını, aşiretsel temelde değil,halkın yoksul kesimleri içerisindeki  bağımsız bireylerin kazanılması temelinde oluşturmaya çalıştı.Kuzey Kürdistan'da kapitalist üretim ikişkilerinin gelişmişliği ve feodal yapının çözülmesinin ileri boyutları, büyük ölçüde serbest kalmış bir "özgür bireyler yığını"nı (feodal ilişkilerin zayıflaması ve çözülmesi bağlamında) oluşturmuştu.Bu tarihsel temel PKK'nin KDP ve YNK'den farklı olarak, ulusun geniş kesimleri içerisinde yekpare örgütlenmesine ve bu temelde PKK gibi modern bir partinin oluşumuna neden olmuştur.

PKK'nin toplumsal güç olabilmek için aşiretsel örgütlenmeye muhtaç olmaması ve aşiretsel örgütlenmenin dışında toplumsal  tabanını geliştirmesi, aşiretlerin dar çıkarları ile sakatlanan bir  ulusal politikanın oluşumunu da engellemiştir. Kitlelere aşiretsel temelde değil ama bireysel temelde gitme, Kürdistan'da merkezi bir ulusal ve toplumsal hareketin oluşumunun da  temelini oluşturmuştur.Hiç kuşkusuz bu durum  Kürdistan tarihinde bir ilkti.

1990'lı yıllara gelindiğinde PKK bir çok noktada KDP ve YNK'den ileri konumdaydı: ideolojik, politik,ekonomik ve  askeri olarak. Ama 1990'lı yılların başlarından itibaren bu durum giderek değişmeye başladı.Birinci Körfez Savaşı'ndan sonra, Çekiç Güç'ün koruması altında Kürt Federe Devleti'nin kuruluşu ve giderek petrol gelirlerinden ve ticaretten pay alması yani sermaye birikiminin ilkel de olsa oluşmaya başlaması, hiç kuşkusuz yeni bir dönemin de kapısının aralanması anlamına geliyordu.

Kürt Federe Devleti'nin ortaya çıkması ve bu devletin belirli bir emperyalist ve bölgesel güçlerin koruması altında gelişmesi, Güney Kürdistan'daki KDP-YNK iktidar bloku açısından bir "tarihsel dış güç bağımlılığı"nı da beraberinde getirmiştir. Burada iki noktayı birbirinden ayırdetmek gerekir, o da dışa bağımlılığın yapısıyla, bu bağımlılığın biçimi ya da biçimleridir. Bu ayrımı kavramının büyük bir önemi vardır, çünkü KDP ile YNK'nin neyi yapabileceği ve neyi yapamayacağını bize göstermektedir.

Söz konusu olan, KDP ve YNK'nin ne düşündüğü ve ne yaptığı sorunu değildir, sorun onların tarihsel konumlarını ve bu konumlarının elverdiği olanakları gözönünde bulundurarak, PKK'nin ne yapması gerektiğidir.Bu iki hareketin tarihsel konumlarının elvermediği ya da onlardan yapamayacakları şeyler istemek, PKK'yi politikasızlığa ya da kısır bir politik Döngüye sürükleyecektir.

KDP ve YNK'nin emperyalist ve bölgesel güçler ile stratejik bir ilişki içerisinde bir iktidar örgütlemesi ve bu iktidarın uluslararası, bölgesel ve ulusal güvenliğini de bu stratejik ilişkiler temelinde sağlaması yani iktidar örgütlenmesinin dış biçimlerinin yapısı, kaçınılmaz bir şekilde iktidarın içeriğinin (özellikle de ekonomik ilişkilerin) özelliklerinin de aynı biçimde gelişmesine yolaçmaktadır.

Güney Kürdistan'daki iktidar blokunun, siyasi ve askeri olarak stratejik ilişkide olduğu emperyalist ve bölgesel güçler, bu stratejik ilişkiler aracılığıyla Güney Kürdistan ekonomisi içerisine de yoğun bir şekilde girmişlerdir.İşte Güney Kürdistan'daki bu yeni işbirlikçi burjuvazi, sermaye birikimini bu dış sermaye ile yoğun bir ilişki içerisinde geliştirmektedir.

Güney Kürdistan'da sermaye birikiminin boyutlarının gelişmesiyle, toplumun ihtiyaçlarının sağlanması arasında sıkı bir ilişki oluşmuş ve bu ilişki de kendi içerisinde belirli bir denge üzerine oturmuştur.Güney Kürdistan toplumu, gerek devlet gerekse de özel biçimde varolan  yeni işbirlikçi sınıfın,dış sermaye ile kurmuş olduğu tarihsel ilişkilere göbekten bağımlı hale gelmiştir.Bu ilişkinin bel kemiğini ise petrol ticareti oluşturmaktadır.

Petrol ticareti Güney Kürdistan'ın bütün toplumsal göstergelerini temelden etkilemektedir.Güney Kürdistan'da hızlı bir ekonomik gelişmenin altında yatan temel faktördür.Petrol metaısının dünya ekonomisinin temel hammaddelerinden birisi olması ve özellikle talebi yüksek bir meta olması, Güney Kürdistan ekonomisinin hızlı bir şekilde gelişmesine ve büyümesine neden olmaktadır. Bu büyüme ise Güney Kürdistan'da sermaye birikiminin boyutlarının gelişmesi ile karakterizedir. Belirli bir noktadan sonra da bu ekonominin temel problemi sürdürülebilirlilik olmaktadır.

Güney Kürdistan petrol ihracatı karşılığında dünyadan gerekli metaları almakta , altyapı yatırımlarını karşılamakta ve kendi ordusunun modernizasyonunu gerçekleştirmektedir. Petrol gelirlerine dayalı bir ekonomik modelin Güney Kürdistan'da oluşmuş olması, hiç kuskusuz kırılgan bir ekonomik yapının da oluşmasına yolaçmıştır.Ancak Kürdistan gibi genç bir devletin, ilk başlarda bu tür bir ekonomik modelin dışında geliştirebileceği başka  bir ekonomik model mümkün değildir. Petrol gelirlerini ekonominin kumanda tepesi yaparak, başka ekonomik sektörlerin geliştirilmesi stratejisinin dışında başka bir ekonomik model mümkün değildir. Burada temel sorun, bu ekonomik modelin, yeni bir Kürt işbirlikçi  burjuva sınıfın yaratılmasıyla elele gitmesi ve bu sınıfın da büyük bir yolsuzluk düzeni üzerinden doğmasıdır. Yolsuzluk aslında özel sektöre "sermaye aktarımı" işlevi görmektedir. Bu tür ekonomik modeli benimseyen bütün geri ülkelerin gelişiminde görülen durum Güney Kürdistan'da görülmektedir.

Sömürgeciliğin en önemli özelliklerinden bir tanesi, baskı altında tutulan ulusun burjuvazisinin gelişip,  güçlenmesine engel olmaktır. Hem altyapıda (ekonomik) hem de üstyapıda (ideolojik ve politik) ulusun kendi özellikleri içerisinde gelişmesine engel olmak, baskı altında tutulan ulusun yönetilmesi ve bu temelde onun sömürülmesi için zorunludur.Ulusu ekonomik,ideolojik ve politik yönden "silikleştirmek" isteyen sömürgeciler, asimilasyon politikalarıyla da bu ulusu yoketmek isterler.Bu tür bir politika her yönden geri bir toplumun oluşmasına neden olur ama özellikle de ekonomik geriliğin oluşmasının ana nedenini oluşturur.

Şu ya da bu şekilde sömürgecilikten kurtulan bir ulusun ilk karşılaştığı temel ekonomik mesele, yok denecek kadar az olan sermaye birikimi sorunudur. Çünkü sermaye birikimi olmayan bir toplum, kendi ekonomik yaşamını olumlu bir şekilde örgütleyemez ve bu toplumun büyük bir kaos içerisine sürüklenmesi kaçınılmazdır.

Güney Kürdistan'da sermaye birikimi zayıf olan özel sektörün devlete dayanarak ve onun imkânlarını kullanarak gelişmesi ve bu temelde büyük bir yolsuzluğun yaşanması, Güney Kürdistan'ın tepeden tırnağa çürümüş bir toplum olduğu anlayışına yolaçmamalıdır.Bu tür süreçler geçmişte dünyanın başka yerlerinde de yaşanmıştır ve halen yaşanmaktadır ve de bu ülkelerde politik sistemler uzun süre ayakta kalmayı başarmışlardır.

Kaldı ki son ekonomik krize kadar, Güney Kürdistan ekonomisi olumlu göstergelere sahipti.Güney Kürdistan'daki ekonomik krizin altında yatan temel neden,dünya piyasasında petrol fiyatlarının düşmesi ve bu temelde ülkenin gelir kaynaklarının düşmesidir.Düşen gelirler ekonominin dengesini bozmuş ve temel giderleri ve yatırım projelerinin sürdürülmesini zora sokmuştur. Ama bu kriz konjonktüre bağlı geliştiği için konjonktürün değişmesiyle de aşılacaktır.

Petrol fiyatlarının düşmesinden kaynaklanan ekonomik krizin en önemli özelliği, Güney Kürdistan yönetimini daha fazla petrol çıkarmaya ve satmaya yöneltecek olmasıdır.Güney yönetimi düşen fiyatların sonucunda ortaya çıkan gelir kayıplarını, daha fazla petrol sürümü ile telafi etmeye çalışacak ve bu durum onun "dış dünya" ile bağlarının daha da gelişip, güçlenmesine ve de bu temeldeki politikaların öne çıkmasına neden olacaktır. PKK'nin bu durumu mutlak suretle gözönünde bulundurması gerekmektedir. Çünkü gerek KDP gerekse de YNK, kendilerinin dış dünya ile ilişkilerinin zedelenmesine ve zayıflamasına  neden olacak bütün politikalara karşı direnerek sert tepki vereceklerdir.

Güney Kürdistan ekonomisine kabaca bir gözatacak olursak, işlerin o kadar da dramatik olmadığı görülecektir.

2004 yılında Güney Kürdistan'da kişi başına gelir, Irak ortalamasına göre yüzde elli fazlaydı.Bugün bunun iki katı olduğu tahmin edilmektedir.

Güney Kürdistan, ulusal ve uluslararası yatırımları özendirmek için, ilki 1999 yılında hizmete giren ve uygun altyapıya sahip "özel ekonomik bölgeler" oluşturmaya başlamış ve sanayi istihdamının yaklaşık üçte biri, sanayi üretiminin de yaklaşık yüzde kırkı bu bölgelerde oluşmaktadır. Yabancı sermaye çekmek için gerekli altyapı yatırımlarının petrol gelirleri ile finanse edildiğini ve bu temelde petrolün Güney Kürdistan ekonomisi için stratejik bir önemde olduğunu belirtmeye gerek yoktur.

"Planlama Bakanlığı'nın verilerine göre IKB'nin (Irak Kürdistan Bölgesi-KE) gayrisafi yurtiçi hasılası (GSYH) 2011 yılı için yaklaşık olarak 24 milyar dolardır. GSYH'nın sektörel dağılımı ise şöyledir: % 30.1 hizmet sektörü, % 20.6 kamu hizmetleri, % 17,5 tarım sektörü, % 13,5 ticaret ve taşımacılık, % 9,4  madencilik ve imalat, % 7,6 inşaat ve % 1,3 bankacılık ve sigortacılık hizmetleri." (Harun Öztürkler, Ortadoğu Dergisi, Temmuz-Ağustos, sayı 69, s.81)

Güney Kürdistan ekonomisinin dörtte üçü hizmet sektöründen oluşmaktadır. Diğer petrol zengini ülkeler ile kıyaslandığı zaman, Güney Yönetimi'nin ekonominin çeşitlendirilmesi politikasına çalıştığı ve bu temelde sanayi üretimini geliştirmek istediği de görülmektedir.Bunun için Güney Yönetimi, "2020 Vizyonu" adı verilen bir kalkınma programı uygulamaktadır. Bu program ile hedeflenen:

"Nüfusun ihtiyacını karşılayacak bir sağlık ve sosyal hizmetler alt yapısının oluşturulması, yaşam standartlarının yükseltilmesini sağlayacak ve işgücü piyasasının ihtiyaç duyduğu nitelikte işgücünü yetiştirecek bir eğitim sisteminin oluşturulması,fiziksel altyapının tamamlanması, özel sektör temelli çeşitlendirilmiş bir ekonomik yapının ve etkin ve dürüst bir hükümet yapısının oluşturulması yer almaktadır." (a.g.e.,s.81)

Güney Kürdistan ekonomisinin en önemli sorunlardan bir tanesi (son yıllarda petrol fiyatlarının düşmesiyle ağırlaşmış bir sorundur) uygulanılan sosyal hizmetler ve yardımların işgücüne katılımı oldukça düşürmesidir. Petrol gelirlerinin fiyatların düşmesiyle, bütçe üzerinde bir baskı oluşturduğu bir durumda, devletin sağlamış olduğu ve aktif nüfusun dinamik yapısını yokeden bu politika sürdürülemez hale gelmiştir. Zaten Güney Yönetimi, özelleştirme politikalarıyla, nüfusun bu kesimini de "disiplin" altına almayı planlamaktadır.

Genellikle ülkelerin ekonomik yapıları karşılaştırılırken, hükümetlerin bütçe dengesi ve bu dengeye ne kadar dikkat ettikleri önemli bir gösterge olarak ele alınır. Güney Kürdistan yönetimi, sosyal yardım ve giderlere rağmen belki de bölgenin bütçe dengesi tutturan nadir ülkelerinden bir tanesidir. Güney Kürdistan'da eğitim ve temel sağlık giderleri parasız olup, diğer ülkelerle karşılaştırıldığında hiç de kötü durumda değildir.

Buradan çıkaracağımız en önemli sonuç, modern burjuva üretim ilişkilerinin Güney Kürdistan'da giderek geliştiği ve bu modern ekonomik ilişkiler üzerinden, modern Kürt burjuvazisinin doğmakta olduğu ve de bu yeni durumun aynı zamanda bütün ideolojik ve politik süreçleri de giderek etkisi altına aldığıdır. PKK'nin bu yeni tarihsel koşullara gözlerini kapatmasının sonuçları tek kelimeyle felaket olacaktır.

3-KDP ve YNK "İlkel Kürt Milliyetçiliği" midir?

Bir önceki bölümü aslında bu bölüme temel olması için yazdık. Uzun zamandan beri PKK, KDP ve YNK'yi ilkel Kürt milliyetçiliği olarak tanımlamıştır. Belki 1990'lı yıllardan önceki dönemler için bu tanımlama doğru olabilir. Ama özellikle içerisinden geçtiğimiz dönem için bu tanımlama giderek gerçekliğini kaybetmiştir. Bir ideolojik manipülasyon ve propaganda aracı olarak bu tanımlama kullanılabilir ama olayların bilimsel ele alınışında pek bir yeri yoktur.

Çünkü gözlerimizin önünde modern Kürt burjuvazisi doğmaktadır (bu birgün olacaktı İşte o gün bugündür!) ve bu burjuvazi, modern burjuva siyasetin araçlarına el atmıştır. Bu burjuvazi ortaya çıktığı her yerde, PKK gibi ideolojik zaafiyet içerisinde bulunan bütün devrimci parti ve örgütleri yenilgiye uğratmıştır.

Önce ilkelliğin ne olduğunu analiz ederek konuya başlayalım.

İlkellik "ilk"ten türeyen bir kavramdır.Bir şeyin, gelişiminin ilk aşamasına takılıp kalması ve kendisini aşan genel çerçevenin gerisinde kalması anlamına gelir. Bundan önceki bölümde de belirttiğimiz gibi KDP, feodal-burjuva bir hareket olarak doğdu. Aşiret örgütlenmelerine fazlaca dayanması, ulusal biçimin gelişimi üzerinde sınırlayıcı ve dizginleyici bir etkide bulunuyordu.

Feodal yapının baskınlığı, burjuva sınıflar üzerinde de sınırlayıcı bir etkide bulunuyordu. Ticaret ile uğraşan kesimler , çoğu zaman feodal yapı içerisinden çıktığı için, feodal yapının uzantısı ve eklentisi  şeklinde varoluyorlardı. Burjuvazinin zayıflığı kaçınılmaz olarak feodal yapının baskın olmasına neden oluyordu. Feodal biçimin tarihsel örgütlenmesine ve ilişkilerine bağımlıydı ve bu ilişki ile biçimleri ortadan kaldıracak bir güce sahip değildi.Feodalizme eklemlenmiş olan bu burjuvazi, ilkellik ile karakterizeydi. Çünkü feodal yapıyı aşacak tarihsel güce sahip değildi.

Ama bu feodal(birincil)-burjuva(ikincil) yapı, kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmesiyle ve özellikle emperyalist dünya ile yoğun ilişkilerin gelişmesiyle giderek değişikliğe uğramaya başladı ve yapısındaki unsurların baskınlık dereceleri değişmeye ve yer değiştirmeye başladı. Artık Güney Kürdistan'da baskın olan feodal yapı değil, ticaret ve ona bağlı ilişkilerdir.Bu durum KDP ve YNK'nin yapısında da değişikliğe neden olarak, onları giderek modern burjuva hareketler biçimine sokmuştur.

İktidarlaşma ile birlikte ticaret, Güney Kürdistan için stratejik bir yapıya kavuşmuş ve bu stratejik durum, bütün ilişki ve biçimleri şu ya da bu ölçüde kendisine bağlamıştır.Bu yeni ekonomik ilişkiler  ve bu ilişkilerin neden olmuş olduğu ihtiyaçlar üzerinden, 

İktidar aracılığıyla dış dünya ile ama özellikle Güney Kürdistan'daki yönetici elit giderek daha da burjuvalaşmaya ve bu burjuvalaşmanın temel parametrelerine bağlanmaya başlamışlardır.de büyük emperyalist ve bölgesel burjuva devletler ile yaygın ekonomik ve politik ilişkilerin gelişmesi, KDP ve YNK'nin siyaset yapış tarzında,strateji ve taktik yapısında da önemli değişikliklere neden olmuştur.Bu dış ilişkiler sayesinde daha karmaşık ve esnek taktikler geliştirme imkanına  ve PKK gibi bir modern parti karşısında daha fazla direnme imkanına kavuşmuşlardır.

Modern burjuva ilişkilerin KDP ve YNK'ye dış burjuva dünyadan sirayet etmesi zorunludur.Kürdistan'da bu sınıflara dayanan emperyalist ve bölgesel gericilik, kendi çıkarlarının istikrarı açısından bu değişimi onlardan isterler ve onların da bu yönde değişmelerinden başka bir yol mümkün değildir.Son yirmi-otuz yıldan beri, KDP ve YNK'nin bu yönde geçirmiş oldukları evrim, onların burjuva karakterlerini daha da geliştirmiş ve ilk dönemdeki ilkelliklerinin dar ufkunu aşmalarına neden olmuştur.

Güney Kürdistan'daki sermaye birikiminin boyutları, öyle bir noktaya ulaşmıştır ki, giderek Güney Kürdistan'ı aşan bir yapıya kavuşmuştur.Sermaye birikiminin boyutlarındaki bu düzey, Güney Kürdistan'ın yeni burjuva sınıflarına hedef olarak dört parçada etkin olmak ve kendi pazar alanını genişletme eğilimi vermektedir.Bu burjuvazi Güney'deki kendi sermaye temelini, diğer parçalardaki Kürt burjuvazisinin büyümesi ve gelişmesi için de  kullanmakta ve diğer parçalardaki burjuva sınıf ve katmanları da kendi ekonomik ve politik kanatları altına almaya çalışmaktadır.

Güney Kürdistan'daki yeni burjuvazi, bir yandan uluslararası emperyalist ve bölgesel güçler ile karmaşık ilişkiler geliştirirken, öte yandan da Kürdistan'ın diğer parçalarındaki burjuva sınıf ve tabakalarla dikkatli ve yakın ilişkiler geliştirmekte ama en önemlisi de PKK'nin sömürgeci devletlerdeki korkusunu, kendi nüfuz alanını geliştirmek için kullanmaktadır.Özellikle KDP, PKK ile bölge devletleri arasındaki çelişkileri, bu devletlerin Kürt nüfusu içerisine sızmak için kullanmaktadır.Bütün bu politik strateji ve taktikler, ilkelliği aşan bir yapıya sahip olup, modern burjuvazinin eğilimlerini yansıtmaktadır.

KDP ve YNK'deki bu değişim, onların modern burjuva örgütlere katılımlarında da görülmektedir.2008-2015 arası bu iki parti, giderek Sosyalist Enternasyonal üyesi olmuşlar ve dış dünya ile çok daha karmaşık ilişkiler kurmuşlardır.

4-KDP'nin Bugünkü Politikasında PKK Ne Kadar Sorumludur?

PKK ile Kürt işbirlikçi burjuva sınıflar arasındaki ilişkilerde en önemli sorun şudur: Bu ilişkiler tarihsel olarak farklı bir evrim izleyebilir miydi? Özellikle PKK ile KDP arasındaki ilişkilerde sorun tam olarak nereden kaynaklanmaktadır? Bugünkü ilişkilerdeki olumsuzluğun ne kadarı  taraflardan kaynaklanmaktadır?

PKK ile KDP arasındaki sorunun kaynağını ortaya çıkardığımız andan itibaren, çözümünün ne olması gerktiği de kendiliğinden ortaya çıkacaktır.Ama sorunun kaynağı doğru belirlense dahi, uzun yıllardan beri ortaya çıkmış olan politik atmosfer ve yaratılan kültürü aşmanın zorluğu da ortadadır. Soruna bilimsel yaklaşım zorunludur.Bilimselliğin dışında KDP ile PKK ilişkilerinin ele alınması yanlıştır.

KDP ile YNK'nin PKK tarafından, gerek Kürt ulusunun birliği noktasında gerekse de Kürdistan ve bölge devrimi noktasında yönetilmesi (burada yönetim örgütsel ilişkiler anlamında değil, tarihsel olarak onları çekip çevirme anlamında yani yönlendirme anlamında kullanılmıştır) zorunludur. KDP ile YNK'yi kendi stratejik hedefleri doğrultusunda yönetemeyen PKK'nin tarihsel başarısı mümkün değildir. Bugün PKK'nin en önemli sorunu KDP'yi yönetememesidir yani onu istediği politikaya kanalize edememesidir.Bu da nedensiz değildir.

Bugünkü ilişkilerdeki olumsuzluk paradoksal bir şekilde PKK tarafından hazırlamıştır. Problemin kaynağı görünenden çok daha farklıdır ve ancak teorik dünya içerisinde görülebilecek ve bu teorik dünyadan somut dünyaya çekilecek doğru vektörler sayesinde mümkündür. Teorik dünyadaki ilkelerde varolan yanlışlıkların, eksikliklerin ve zaafların ise somut dünyaya izdüşümlerinin yanlış olacağını söylemeye ise gerek yoktur.

Devrimci hareketin perspektifinden baktığımız zaman, normalinde KDP'nin PKK'nin etki çemberi içerisinde olması gerekmektedir.Ama paradoksal bir şekilde KDP, PKK'nin tek etki çemberi dışında değil, onun karşısında ve neredeyse ona düşman bir pozisyona sahiptir. Sorun şudur: KDP bu düşman pozisyona PKK tarafından mı itilmiştir  yoksa KDP'nin tarihsel doğasının dışa vurumu mudur? Kandil'deki yoldaşlarımıza sorarsanız ikincisidir. Onlara göre KDP tarihsel "işbirlikçi" doğasını açığa vurmaktadır.Biz ise birincisinin olduğunu iddia ediyoruz. KDP bu çizgiye PKK tarafından itilmiştir.

Bu soruna biraz yakından bakalım.

Sorunu içiçe geçmiş ve birbirlerini etkileyen üç düzeyde ele almak gerekir. Bunlar: 1-) Uluslararası Gelenek , 2-) Bu geleneğin ilkelerini temel alan PKK, 3-) PKK'nin bu ilkeleri belirli bir konjonktürün somutluğuna uygulaması. Bu akıl yürütmeden çıkan temel sonuç şudur: eğer bir devrimci hareketin uluslararası gelenekten aldığı ve uyguladığı ilkeler yanlış ise, belirli bir konjonktürün somut ilişkilerine yaklaşımı da yanlış olacaktır. Bu ilkelere sıkı sıkıya bağlı kalarak, PKK somutuna bunları uygulamaya çalışalım.

O zaman bir soru ile devam edelim: PKK ilk çıkışından itibaren nasıl bir uluslararası gelenekten beslendi?

Bir hareketin ideolojik yapısı , kaçınılmaz olarak onu uluslararası bir geleneğe bağlanmaya götürür. Gelenek, dünya devrim deneyimlerinin bir özetidir. İdeolojik bir disiplin yaratmak isteyen bir hareket, bu disiplinin temel ilkelerini tarihte yaşanmış olan başka ülke ve toplum deneyimlerinden çıkarmaya çalışır. Bu noktada, tarihte devrimci hareketin en büyük deneyimlerinden birisi olan Ekim Devrimi  ve bu devrimin öncüsü olan Lenin ve Bolşevikler, dünya devrimci hareketi için bir referans kaynağı olmuşlardır. Bu referans kaynaklığı bugün de hala daha devam etmektedir ve ilk çıkışında PKK de bu geleneğin referanslarından yoğun olarak beslenmiş ve hem kendi ideolojik yapısına hem de politik strateji ve taktiklerine bu gelenekten aldığı ilkeleri katmaya çalışmıştır. Burada temel sorun bu ilkelerin ne kadar doğru ve  ne kadarı yanlış olduğu idi.

Lenin ve Bolşevik geleneğin hatalarının kısa bir eleştirisini "Ekim Devrimi'nin Anatomisi" adlı kitabımda yaptım ve burada geniş bir analize gerek yoktur. Sadece bu geleneğin  konumuz ile ilişkisi noktasında kısaca bir şeyler söylemek istiyorum.Çünkü PKK'nin yanlış KDP politikası, PKK'nin Bolşevik gelenekten almış olduğu bazı yanlış ilkeler içerisinde yatmaktadır. Onun için kavranması oldukça güçtür.Ama bir kere sorunun arka teorik ve tarihsel planı kavrandığı andan itibaren, atılacak adımların ne olması gerektiği kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Çünkü genellik ve bu genelliğin doğru kurulması ve tanımlanması, kendine uygun özellikleri kendiliğinden "doğuracak"tır. Onun içindir ki az yukarıda, PKK'nin KDP ile ilişkilerine bilimsel bir temelde yaklaşılması gerektiğini belirttim.

PKK'nin ilk çıkışında, Bolşevik geleneğe bağlı kalarak geliştirmiş olduğu program, strateji ve taktik bütünlük, PKK'nin yanlış KDP-YNK politikasının temelini oluşturur. Bolşevik geleneğin devrimci ilkelerine bütün devrimci hareket olarak (Türkiye ve Kürdistan devrimci hareketi olarak) inancımız tam olduğu için, bu devralınan ilkeleri sorgulamıyorduk. Program,strateji ve taktik yapısını bu gelenekten alan PKK, Bağımsız Birleşik Demokratik Kürdistan hedefi ile ortaya çıktı ve bu hedefi, sömürgeciliğe,feodalizme ve emperyalizme karşı mücadele ile birbirine bağlayan ya da içiçe geçiren bir çizgi oluşturdu.Dışarıdan bakıldığında oldukça devrimci görünen bu çizginin aslında tarihsel karşılığı yoktu. Nedeni hedefin yanlışlığından değil, bu hedefe gidiş biçiminin yani yol ve yöntemler ile  emperyalist dünya sisteminin bazı özelliklerini hesaba katmayışında yatıyordu.

İki bloklu emperyalist dünyada, Bolşeviklerden alınan bürokratik devrim modeli, SSCB ve Çin'in varlığından dolayı, bir noktaya kadar başarı sağlayabiliyordu. Örneğin Vietnam devrimi böyleydi. Ama Sovyet Bloku'nun çözüldüğü ve yeni emperyalist dünya sisteminde bütün dünya ekonomilerinin ve siyasetlerinin karşılıklı bağımlılık temelinde giderek içiçe geçmeye başladığı bir dönemde, Bolşevizmin bürokratik devrim modeli büyük tarihsel açmazlarla karşı karşıya kaldı.

1990'ların başı, PKK için ilginç bir momentum oluşturdu. Sovyet Bloku ve bu blokun temsil ettiği bürokratik devlet kapitalisti yapılar çökerken, PKK tam tersine büyüme ivmesine giriyordu.PKK'nin Kürdistan özelindeki durumu ile onun dış genel durumu, ilginç bir şekilde birbirine ters bir şekilde gelişiyordu. Dış ilişkilerin yapısı daralırken, Kürdistan içindeki durumu daha da gelişiyor , halkın ve ulusun değişik tabakaları içerisindeki gücü daha da artıyordu. Bu politikanın en önemli sorunu giderek sürdürülebilirlilik oldu.Sovyet Bloku çökerken,PKK bu politikasını nereye kadar sürdürebilirdi? PKK 1990'lı yılların başlarında Kürdistan'da "şaha kalkarken" , uluslararası zemini de hızla kaymaya başlıyordu.

1990'lı yılların başlarında, Sovyet Bloku çökerken ama PKK'nin Kürdistan'daki güçleri büyürken, Bolşevizmin "ideolojik gözlükleri"ni kullanan PKK, feci bir hataya daha imza attı ve 1999 felaketine götüren süreci tetikledi: Kürt İşbirlikçi burjuvazisinin Güney Kürdistan'daki temsilcileri olan KDP ve YNK ile savaşa tutuştu. Bu savaşın asıl nedenlerine sonra tekrar döneceğim ama önce başka bir meseleyi ele almamız lazım.

Devrimci geleneğimizde, devrimci hedeflerimizi kesin ve net bir şekilde ortaya koymak ve sonra da bütün çabaları bu hedeflere bağlamak gibi bir hastalığımız bulunmaktadır. Bu hastalığın kökenleri tarihin derinliklerinde yatar ve aslında olgun olmayan bir hareketin ya da düşünsel olarak daha olgunlaşmamış bir hareketin tezahürünü oluşturur. Bu anlayıştan beslenen strateji ve taktik yapı oldukça katı olur ve konjonktürün değişimlerine kendisini adapte etmesi zor olur. 1990'lı yıllar PKK için böyleydi. Sovyet Bloku çökerken ve bölgede farklı çelişkiler önplana çıkarken, bu yeni duruma PKK adapte olamıyordu. Yeni konjonktüre adapte olabilmesi için PKK'nin "keskin" taraflarının törpülenmesi gerekiyordu. Bunun ise tek bir yolu vardı: devrimci çizginin üzerine dikkatlice liberal reformları yerleştirmek ve bu liberal reformlar üzerinden bölgede ve uluslararası alanda bütün güçler ile taktik  ilişki içinde olmak.

Ama bu "keskin devrimci strateji"nin en önemli tahribatı, Kürt iç siyasetinde oldu ve bu yanlış strateji hem Kuzey'de hem de Güney'de Kürt işbirlikçi burjuvazisini tamamen sömürgecilerin kanatları altına itti. Devrimin anti-sömürgeci, anti-emperyalist ve anti-feodal çizgisi, Batı-Emperyalistlerini, gerici bölgesel devletleri, aşiretleri ve Güney'deki KDP ve YNK gibi hareketleri tek bir cephede biraraya getirme gibi ya da onları kendi aralarında PKK'ye karşı tek bir koalisyon oluşturma gibi bir politikaya itiyordu. Bu "keskin politika" PKK'nin düşmanlarını bir tek cephe içerisine yerleştiriyordu, PKK'nin müttefiklerini ise yokediyordu. Büyük bir düşman cephesi ile karşılaşan bir hareketin, belirli bir süre sonra büyük bir stratejik darbe yemesi kaçınılmazdır. Halbu ki savaşın en önemli hedefi, düşmanların tek bir cephe oluşturmasını engellemek ve bunun için güçlü bir stratejiye ve buna uygun taktiklere sahip olmaktır.

PKK'nin ilk çıkışındaki "keskin" politikanın Kuzey'deki sonuçları, aşiretlerin daha fazla devletin kanatları altına girmesine ve Koruculuk sisteminin gelişmesine neden oldu. Aşiretlerin, gericiliğin ve sömürgeciliğin Kürdistan'daki temel ayağı olduğu kabul edildi ve onlara karşı mücadele neredeyse sömürgecilere karşı mücadele ile aynı düzeyde ele alındı. Bir çok aşirete karşı girişilen silahlı saldırılar ve şiddet hareketi, bu aşiretlerin devlete doğru meyil etmelerine neden oldu. Büyük köylü kitlelerini kontrol eden aşiretler, köylülük ile PKK arasına bir "tampon" gibi girerek, PKK'nin etkisini azaltmaya çalıştılar.

Halbuki Kürdistan devriminin asıl hedefi aşiretler ve Kürt işbirlikçi sınıfları değildi. Sömürgeciler ile Kürt işbirlikçi sınıflarının özenli ve itinalı bir şekilde birbirinden ayırdedilmemesi ve her ikisine de neredeyse aynı şiddetin uygulanmasının tarihsel sonuçları, ulusal hareketin tarihsel temellerinin zayıf kalmasına neden olmasıdır. Burada devletin bir söyleminin tersine çevrilerek uygulanması en doğru politikaydı. Devlet nasıl halk ile "terörist" birbirinden ayrılmalı ve halk içerisindeki "terörisler" temizlenmeli politikası uygulamak istiyorduysa aynı şekilde PKK de, sömürgeciler ile Kürt işbirlikçilerini birbirinden ayıran ve Kürt işbirlikçileri içerisindeki sömürgecileri hedef alan bir politika uygulamalıydı ve özellikle aşiretler ile Kürt işbirlikçi sınıflara karşı mücadeleyi, ideolojik ve politik araçlarla yapmalıydı. Burada şiddet zorunlu olmadıkça kullanılmamalıydı ve sadece savunma amaçlı devreye girmeliydi. Sömürgecilere karşı şiddet ama işbirlikçi sınıflara karşı, ideolojik ve politik mücadele temel alınmalıydı. Bu politika aşiretlerin ve Kürt işbirlikçi sınıfların hareketsiz tutulmasına neden olacaktı ve de en azından devlet için sağlam bir destek noktası  teşkil etmeyeceklerdi.Devlet ile bu kesimler arasında ilişkilerin zayıf ve gevşek olması dahi, PKK için bir kazanç olacaktı ve de üstelik büyük köylü yığınlarının etkilenmesi de kolay olacaktı. Devrimin anti-feodal tarafının yanlış ele alınması, sömürgecilere doğru itilmemesi gereken toplumsal kesimleri sömürgecilere doğru itmiştir.

Kuzey'deki bu durum Güney'de ama özellikle de  KDP ve YNK tarafından dikkatlice izleniyordu. Devrimin aşiretleri hedef alan anti-feodal tarafının gelişmesi, aşiret örgütlenmesi üzerine oturan ve gücünü buradan alan KDP ve YNK için bir korku kaynağıydı. PKK'nin Kuzey'deki bu keskin politikası geliştikçe ve güç kazandıkça, bu politikanın Güney Kürdistan'a taşınması kaçınılmazdı ve bu Güney güçleri için tam bir kabustu. 1980'li yıllarda KDP ve YNK'nin PKK'ye yanaşmasının nedenlerinden bir tanesi de PKK'yi ideolojik ve politik olarak etki altına alarak,onun katı aşiret karşıtı politikasını yolundan saptırmaktı. Ancak PKK bu tür yaklaşımlara sert bir karşılık verdi. PKK için aşiret karşıtı  politika devrimci bir görevdi ve "Bolşevik Credo" bunu emrediyordu. KDP ve YNK'nin korkuları 1990'lı yılların başlarında gerçek oldu.

Şimdi yukarıda geçici olarak nokta koyduğumuz konuya  tekrar dönebiliriz yani Güney savaşının gerçek nedenlerine. Burada yapacağımız analiz bir teorik akıl yürütmedir yani elimizde bu akıl yürütmeyi destekleyecek elemanlar mevcut değildir. Ancak az ileride, Cemal Yoldaş'ın (Murat Karayılan) kitabından yapacağımız bazı alıntılar ve bu alıntıların dikkatli analizi, bu teorik akıl yürütmemizi destekleyecek bazı kanıtlar sunabilir.

Kanımızca Güney Savaşı'nın görünen nedenleri ile gerçek nedenlerini birbirinden ayırdetmek gerekir. Görünen neden, Kürt Federe Devleti'nin Çekiç Güç'ün koruması altında kurulması ve Türkiye'nin bu devlete onay vermesi için de KDP-YNK'nin bu devletin sınırları içerisinde bulunan PKK güçlerini buradan çıkarmasıydı.PKK'nin Kürt Federe Devleti'nin sınırları dışarısına çıkarılması ile bu devletin Türkiye tarafından tanınması eş tutulmuştu. Türkiye'nin onay vermediği bir Kürt Federe Devleti yaşamayacaktı ve Türkiye ile sorun istemeyen Batı'lı devletler de KDP ile YNK'ye Türkiye ile anlaşmalarını öğütlemişlerdi.

Kürt Federe Meclisi açıldığı zaman aldığı ilk kararlardan bir tanesi, PKK'nin bu devletin sınırlarının dışına çekilmesi gerektiği ültimatomu oldu. Bütün sorun PKK'nin bu Meclis kararına ve ültimatoma karşı nasıl tavır alacağıydı.PKK bu kararı tanımadığını ve bulunduğu yerleri terketmeyeceği kaşılığını verdi, ki bunun anlamı savaştı.

Burada hiç kuşkusuz temel sorun, PKK'nin KDP ve YNK bloku ile savaşa sürüklenirken ve kendisine sunulan savaşı kabul ederken gerçek motivasyonlarının neler olduğu sorunudur. Hiç kuşkusuz bunu bilenlerin başında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan yani Başkan bulunmaktadır. PKK'nin KDP ve YNK ile savaşa sürüklenmesi yanlış bir politikaydı ama bu politika PKK'nin ideolojik yapısı içerisinde başından beri varolan bir durumdu.

Sonda söyleyeceğimiz şeyi başta söyleyelim: PKK'nin KDP ve YNK bloku ile savaşa sürüklenmesi, PKK açısından bir zorunluluk değil, bir tercihti. Örneğin sömürgecilere karşı savaş bir zorunluluktur ve bundan kaçış yoktur ancak KDP ve YNK ile savaş bir zorunluluk değil bir tercihti. Peki PKK açısından  bu tercihe neden olan faktörler nelerdi? Bu faktörler öznel ve nesnel olmak üzere iki temel özellikten beslenmiş ve birbirlerini koşullandırmıştır.

PKK'nin KDP ve YNK bloku ile savaşının öznel faktörü, onun Bolşevik gelenekten almış olduğu devrimin karakteri ve bu karakteri gerçekleştirecek olan toplumsal güçlerin yanlış ele alınmasından kaynaklanır. Devrimin anti-emperyalist, anti-sömürgeci ve anti-feodal karakteri, bütün "anti"leri oluşturan sınıfların tek bir cephede birleşmesi gibi tuhaf bir duruma yolaçmıştır. Burada sorun kesinlikle ama kesinlikle,bu sınıfların karşıya alınması sorunu değil, bu sınıflara karşı elde edilecek doğru "politik açılar" meselesidir. Temel düşmana karşı savaşılırken diğerlerinin nasıl hareketsiz tutulacağı ve aralarındaki ittifak ilişkilerinin nasıl yokedileceği meselesidir.Ama PKK'nin ilk çıkışındaki söylem ile strateji ve taktikler, paradoksal bir şekilde bütün düşmanların bir tek cephede toplanmasına neden olmuştur.Başkan bu durumu 1999'dan sonra görmüş ve geliştirmiş olduğu yeni hareket tarzında bu noktaya çok dikkat etmiş ve  bu temelde yeni taktikler geliştirmiştir.

KDP ve YNK ile savaşın nesnel faktörleri ise, 1990'lı yılların başlarında Ortadoğu'da ortaya çıkan siyasi gelişmeler içerisinde yatmaktadır. PKK 1980'lerin sonları ve 1990'lı yılların başlarındaki gelişmeleri yanlış analiz ederek, bu gelişmelerden yanlış sonuçlar  çıkarmıştır.Ama bunun nedeni de yine Bolşevik gelenekten alınan yanlış ideolojik koşullanmadır.

KDP ve YNK'nin Halepçe katliamından sonra zayıflamaya başlamaları, Irak'ta Saddam'ın Kuveyt işgali sonrası Uluslararası Koalisyon güçleri ile savaşa tutuşmasından sonra Güney Kürdistan'dan güçlerini kısmi olarak çekmesi ve bir boşluğun ortaya çıkması ve PKK'nin 1980'li yılların sonları ile 1990'lı yılların başlarında muazzam derecede büyüyen siyasi ve askeri yedekleri, artık Güney Kürdistan'a yerleşme zamanının geldiği sonucuna yolaçmıştır. PKK KDP-YNK blokunun Federe devletin kuruluşu ile kendisine verdiği ültimatomu, savaş için bir bahaneye çevirmiştir.

KDP-YNK bloku Federe devlet için buna mecburlardı.Onlar belki de PKK'nin bu durumu doğru okuyacağını ve anlayışla karşılayacağını ve de  PKK'nin manevra yaparak Federe devletin sınırlarını terkedeceğini umuyorlardı. Ama PKK'nin Güney ile ilgili niyetlerinin farkında oldukları için de savaş hazırlıkları da yapıyorlardı.

Federe Devletin oluşumu ile ilgili olarak çoğu zaman yanlış olan şu analiz yapılır: Güney Kürdistan Federe devleti, PKK'nin tasfiyesi karşılığında Türkiye ve emperyalistler tarafından KDP-YNK blokuna sunuldu. Bu yanlıştır ve olayların bu şekilde ele alınması, gerçek nedenleri görmemizin önünde bir engel oluşturabilir.

KDP ile YNK, Güney Kürdistan  Federe Devleti'ni hiçbir zaman PKK'nin tasfiyesi ile eşanlama gelecek bir şekilde ele almamışlardır. Ama PKK'nin katı YNK ama özellikle de KDP politikasını Türkiye çok iyi gördü ve PKK'nin Güney'e yerleşme çabalarının da KDP-YNK bloku ile PKK'yi  savaşa sürükleyeceğini iyi anladı.

Türkiye'nin Federe Devleti kabul etmesi, KDP-YNK bloku ile PKK arasındaki çelişkileri keskinleştirme ve birincileri daha çok kendisine bağlama taktiğiydi, ki PKK'nin yanlış ideolojik ve politik çizgisinin Türkiye tarafından doğru okunmasının sonucuydu.

Güney Savaşı'nın PKK'nin Güney Kürdistan'a yerleşme ve bu temelde KDP ile YNK'yi tamamen kendisine bağlama ya da tasfiye etme politikası perspektifinden geliştiği analizine kanıtlarımız, Cemal Yoldaş'ın (Murat Karayılan) kitabındaki şu bölümlere dayanır:

"Önderlik bu kongrede Botan-Behdinan savaş hükümetini ilan etme projesini geliştirmişti. Çünkü Körfez krizi alabildiğine tırmanış göstermişti. Saddam , Behdinan tarafından güçlerini önemli oranda çekince, buralarda bir denetim zayıflığı gelişmişti. Bu alanda güçlerimizin belli bir yoğunlaşması gelişmiş ve halk desteği giderek artmıştı. Aslında Botan-Behdinan savaş hükümetini ilan etmenin koşulları gelişmişti. Hatta "91" yılı boyunca bu koşullar her geçen gün daha da olgunlaşacaktı.

Kongrenin aldığı en önemli kararlardan biri kurtarılmış alanlar oluşturma kararıdır. Bu açıdan üzerinde en fazla yoğunlaşılması gereken perspektif, kurtarılmış alanlar oluşturmaya yönelmekti. Esas olarak gerillanın buna gücü de yetmekteydi. Çünkü o zaman Kürdistan'ın dört parçasında en etkili gelişen gerilla hareketi PKK'dir.

Güney Kürdistan'daki Peşmerge hareketi 1988 Halepçe katliamıyla beraber önemli oranda Güney Kürdistan'ı terketmiştir. Bir kısmı Kuzey Kürdistan'a, bir kısmı da İran tarafına çekilmiştir.

(...)

(Körfez) Savaş durunca Saddam güçlerinin yeniden Güney Kürdistan'ın iç hatlarına doğru yönelmesi üzerine Güney halkı yeni bir göç dalgasıyla karşı karşıya kaldı.

(...)

Uluslararası güçlerin BM öncülüğünde kurdukları Çekiç Güç ile 36. paralelin kuzeyinde güvenli bölgenin oluşturulması sonucu Saddam güçleri çekilmek zorunda bırakıldı.

Bu açıdan "Güney Savaşı" önemli bir dönüm noktasıdır. Bu dönemde PKK'nin yapması gereken hamleyi Türk devleti yapmıştır. Türk devleti bu dönemde dersine iyi çalışmıştı. Bir taraftan uluslararası güçlere PKK'den gelebilecek tehlikeleri anlatarak, NATO'yu arkasına almayı başarmış, diğer taraftan bu güçlerin desteğiyle Güneyli güçlere yakın ilişkiler geliştirmişti.

(...)

Önderlik gelişecek süreci önceden görmüştü. Feryat edercesine talimatlar vermekteydi. Taktik önderliğin rolünü oynamayacağını gördükçe, bu sefer PKK'ye karşı savaşı başlatanlar mağlup edilebilirse, o zaman yeni bir hamle başlatırız, eksenini ön plana çıkarmıştı. PKK savaş öncesi yeni bir hamleyi başlatacak öncelikli adımı atmamıştı. Bu durum Türk devletine yeni bir adım atma fırsatını doğurmuştu. Bu sefer PKK'ye düşen , Türk devletiyle beraber aynı cephede buluşan KDP ve YNK'nin attığı adımı boşa çıkarmaktı. Bu biçimde çok keskin bir direnme kararı ile Güney savaşı karşılandı.

İlk başlarda KDP ve YNK'nin PKK'ye karşı çok kapsamlı bir yönelim gerçekleştirebileceklerine fazla ihtimal verilmiyordu.

(...)

 PKK'nin oluşum ve mücadele perspektifi Kürt halkının özgürlüğüne dayandığı için, sürekli Kürtler arası çatışmadan kaçınmayı ilkesel bir yaklaşım olarak görmüştür. Ancak PKK hangi düzeyde olursa olsun asla dayatmayı kabul etmeyen bir yaklaşımı da ilkesel düzeyde ele almıştır. Bunun karşısında Güneyli güçler iradi bir duruş ve bağımsız bir örgütlenmeye dayanmadığı için baştan günümüze kadar sürekli yönlendirmeye açık bir çizgi izlemişlerdir.

1992 yılında uluslararası konseptin gereği olarak KDP ve YNK Türk devleti ile anlaşarak PKK'ye karşı savaş ilan etti.

(...)

Xakurke yönetimi ısrarla, "Üzerimize gelirlerse direniriz ve onları yenme gücüne sahibiz , bu temelde Güney'de iktidarlaşırız" yaklaşımı sergiliyordu. Diğer alanlarda direniş bu temelde örgütlendirildi.

(...)

KDP ve YNK'nin yenilgiyle yüzyüze geldiğini gören Türk devleti, hazırda belirttiği güçleriyle , ani ve kapsamlı güçlerle Kuzey'den saldırıp geniş bir hat üzerinden bir cephe açarak savaşın gidişatına müdahale etti."

(Murat Karayılan, Bir Savaşın Anatomisi, Kürdistan'da Askeri Çizgi)

Cemal Yoldaş'ın kitabından yaptığımız yukarıdaki alıntıdan  çıkan sonuçları, maddeler halinde alt alta koymaya çalışalım:

1- Güney Savaşı'ndan ÖNCE  zaten PKK Kongre'de, Botan ve Behdinan'da Savaş Hükümeti kurma kararını almış durumdadır.Behdinan'ın Savaş Hükümeti projesi içinde yeralmasının, KDP ve YNK ile savaş anlamına geldiğini kim anlamaz! KDP ile YNK , PKK Kongre kararlarının kendileri için bir tehdit olduğunu bal gibi biliyorlardı. Kuzey'de PKK'nin kitle tabanının gelişmesinin ve PKK'nin Kuzey pratiğinin bir gün Güney'e sıçrayacağını da çok iyi biliyorlardı. PKK'nin Botan-Behdinan Savaş Hükümeti kararı, KDP-YNK bloku ile savaşın habercisidir.

2-Cemal Yoldaş , "Xakurke yönetiminin direniş kararının genel bir direnişe" dönüştürüldüğünü ve Güney Savaşı'nın böyle karşılandığını belirtiyor. Buradaki diplomatik dile hem saygı duyuyorum hem de anlayışla karşılıyorum. Ancak Merkezi Yönetim, Xakurke Yönetimi'ni izlememiştir tam tersine Xakurke Yönetimi Merkezi Yönetim'in direktiflerini yerine getirmiştir. Çünkü Merkez'de savaş yönünde güçlü bir irade olmaksızın yerel yönetimin bu kadar önemli bir konuda insiyatif geliştirmesi zordan öte neredeyse imkansız bir durumdur. Kısacası "kazanırsak eğer Güney'de iktidarlaşırız" anlayışı, PKK'yi Güney Savaşı doğrultusunda motive etmiştir.

3-PKK'nin Güney Savaşı'nı motive eden bir diğer faktör ise PKK'nin olağanüstü derecede büyüyen yedekleridir.Bu dönemde binlerce gerilla savaş alanındayken, binlerce kadro da eğitim alanında bulunmaktaydı ve PKK siyasi alandan (Bütün dört parça Kürdistan'dan Türkiye ve Avrupa'ya kadar uzanan coğrafyada) askeri alana binlerce kadro aktarma gücüne ulaşmıştı. Bu durum PKK'nin yedeklerini büyütmüş ve büyüyen bu yedekler siyasi ve askeri hedeflerin büyümesine neden olmuştur. Başkan giderek büyüyen bu güçlere yeni politik ve askeri hedefler aramaya başlamış ve bu yeni hedefleri de Kongre kararlarında belirlenen hedeflere göre yapmıştır yani Botan-Behdinan Savaş Hükümeti doğrultusunda.PKK'nin büyüyen yedeklerinin Güney Savaşı üzerinde önemli bir motivasyon unsuru olduğu su götürmez bir gerçektir.

Bütün bunlardan çıkan sonuç, Güney Savaşı'nın PKK açısından bir zorunluluk değil, bir tercih olduğudur. Bu tercih PKK ile KDP-YNK bloku arasındaki tarihsel yarılmayı daha da arttırmış ve bu sonuncularda, PKK'nin ilk fırsatta kendilerini yokeceği tarihsel korkusuna yolaçmıştır. KDP ile YNK, Güney Savaşı ile PKK'nin gerçek niyetlerini öğrenmişler ve PKK'nin kendilerine karşı düşmanca yaklaşımlarından tamamen emin olmuşlardır.Bu andan itibaren de daha fazla dış destek aramaya  ve PKK karşısında daha dikkatli hareket etmeye başlamışlardır.

PKK'nin 1984- 1999 arası pratiği ile 1999- 2012 arası pratiğini karşılaştırmak oldukça ilginç, ilginç olduğu kadar da öğretici olacaktır. 1999'dan sonra PKK, Kuzey'de aşiretlere karşı Güney'de de KDP ile YNK'ye karşı yaklaşımını değiştirmiş ve bunun sonucunda  önemli tarihsel kazanımlar elde etmiştir.

1999 sonrasında PKK, Kuzey'de aşiretlere karşı şiddet yöntemlerini neredeyse terketmiş ve bunun yerine daha çok yumuşak araçları yani ideolojik ve politik mücadeleyi öne çıkarmış, DTP,BDP ve HDP gibi yasal araçları kullanarak aşiretlerin PKK karşıtı politikasını törpülemiş ve bunun sonucunda birçok aşiret tabanı, Kuzey'de HDP çizgisinde gelişen hareketin kitle tabanını oluşturmaya başlamıştır.PKK'nin aşiretlere karşı izlediği yumuşama politikasına, aşiretler aynı yumuşama ile karşılık vererek HDP çizgisine daha çok yaklaşmışlardır. Bu da bu çizginin devam etmesi halinde, aşiretlerin zamanla devletle aralarına daha çok mesafe koyacağı anlamına gelmektedir. Elbette burada bir eğilimden bahsediyoruz ve bütün aşiretlerin böyle davrandığını iddia etmiyoruz. Ama PKK'nin siyasi taktiklerindeki bu değişimin aşiretlerde bir değişime neden olduğu da bir gerçektir.

Burada bir başka noktaya da parmak basmak gerekmektedir.O da , Kuzey'de Koruculuk sistemi ile devlete bağlanan aşiretlerin ezici kesiminin, KDP ve YNK'ye olan sempatileridir.Güney'de KDP'nin daha fazla karşıya alınması ve düşmanlığın artması, Kuzey'deki bu aşiretleri daha fazla devlete doğru iten bir yaklaşıma da neden olmaktadır.

Aynı durum Güney'de KDP ile YNK arasındaki ilişkilerde de görülmektedir. 1999 sonrasında PKK'nin eski keskin söylemini yumuşatması ve yeni paradigma temelinde daha esnek ve çok taraflı bir taktik yaklaşıma geçmesiyle  ve yine Güney'de KDP ile YNK'nin hegemonyasını kabul etmesiyle ve de diplomasiyi daha çok öne çıkaran bir politik yaklaşım geliştirmesiyle birlikte, KDP ile YNK de aynı yumuşama ile PKK'ye karşılık vermişlerdir.Bunun sonucunda taraflar arasındaki 1990'lı yıllardaki gerilim düşmüş ve daha olumlu bir politik atmosfer ortaya çıkmıştır. Özellikle KDP ile olan gerilim Rojava devriminden sonra yine ortaya çıkmış ve ilişkiler 1990'lı yıllara dönmeye başlamıştır.

Bu gerilimin en önemli nedeni, "Yeni PKK"nin "Eski PKK"nin retoriğine dönmüş olmasıdır.Rojava devrimi ve bu devrimin PKK tarafından yanlış ele alınması, özellikle KDP'nin PKK korkularını tekrar arttırmış ve KDP'nin PKK tarafından kuşatıldığı algısına yolaçmıştır.PKK Yönetimi'nin bazı yanlış açıklamaları ve söylemleri, sadece ateşe benzin  dökmek anlamına gelmiştir. 

PKK'nin Rojava devriminden sonra KDP'yi yönetememesi ve bu yönde uygun taktik adımlar geliştirememesi, KDP'yi daha fazla dış güçlere ama özellikle de AKP'ye doğru itmiştir.KDP'nin AKP'ye itilmesi PKK'nin hatalarının sonucudur. PKK'nin Ortadoğu'daki stratejik derinliği, PKK'nin hatalarından dolayı KDP'de  korkuya neden olmakta ve giderek bir çatışmaya doğru evrilmektedir. Burada bütün sorun PKK'nin KDP'yi doğru analiz edememesidir.

PKK'nin KDP'yi yanlış analiz etmesinin nedeni ise yanlış kapitalizm ve sosyalizm teorisidir.Zaten bu iki nokta, Başkan'ın paradigma değişiminin ideolojik olarak eksik kaldığı iki noktadır. Başkan özünde Bolşeviklerin  kapitalizm ve sosyalizm teorilerini devralmış ve bunları derinlikli olarak sorgulamamıştır. Başkan "sosyalist ya da komünist ekonomiyi" kapitalizmin tarihsel düzeyine bakmadan, gelişmişlik derecesi düşük olan burjuva toplumlara  da uygulanabilecek bir olgu olarak ele almaktadır.

Bu "acelecilik" bütün burjuva toplum unsurlarına karşı mücadeleyi hemen öne alma ve özellikle de KDP gibi uluslararası  kapitalist devletler ile güçlü bağları olan partilerin Kürdistan'dan hemen yenilmesi gerektiği anlayışına neden olmaktadır.Bu bakış açısı KDP ile ilişkilerin gerginleşmesinin temel nedenlerinden birisidir.Bu yanlış bakış açısı değişmeden , PKK'nin KDP ve YNK politikası değişmeyecek ve taraflar arasındaki bu tarihsel yarılma olduğu gibi kalacak ve de dış güçlerin Kürdistan üzerindeki çekişmesinin temelini oluşturacaktır.

PKK'nin yanlış kapitalizm ve sosyalizm teorisi, tarihte bütün büyük devrimci liderlerin yapmış olduğu temel bir hatanın Kürdistan'da da yaşanmasına neden olmuştur: Konjonktürel güçler ile tarihsel görevleri çözme.

Ekim Devrimi'nden hemen sonra, Rusya'nın geriliğine bakmadan sosyalist ekonomiye geçme hastalığı, Ekim Devrimi'nin daha Lenin döneminde yozlaşmasına ve bürokratikleşmesine neden olmuştur.Aynı durum farklı biçimler altında Stalin ve sonrasında da devam etmiştir. Küba'da, Çin'de ve başka yerlerde olan da budur.Sosyalist ekonomi hep devlet kapitalizmi ile karıştırılmıştır ve bunun sonucunda, sözde "devrimci hareket"in dışında diğer parti ve örgütlerin yasaklanmasına neden olmuştur. Kürdistan'da bugün bu bakış açısının neden olmuş olduğu durum,  KDP ve YNK gibi partilerin, PKK tarafından, giderek devrimin önünde temel engel olarak görülmesine yolaçmış olmasıdır.Bu yanlıştır (Bu noktaya ileride tekrar geri döneceğim).

Nasıl Ekim Devrimi'nde Lenin ve Bolşevikler, konjonktürel olarak elde etmiş oldukları güçleri, tarihsel doğalarına uygun olmayan bir şekilde, yanlış bir tarihsel görev için seferber etmeye çalıştılarsa ve çok çabuk bir şekilde bu güçleri tükettilerse, aynı şekilde 1990'lı yılların başlarında PKK elde etmiş olduğu güçleri, yanlış bir şekilde KDP ve YNK'ye karşı kullanarak eritmiş ve bunun sonucunda adım adım 1999 felaketine sürüklenmiştir. 1999 felaketi ile 1990'lı yıllarda KDP ve YNK ile olan savaşlar arasında bir ilişki sözkonusudur.

Bu bölümün başında sorduğumuz soruyu net bir şekilde yanıtlayabiliriz artık: KDP ile YNK'nin bugünkü durumundan PKK tamamen sorumludur ve yanlış bir politika ile birincileri dış güçlerin kucağına daha fazla iten PKK olmuştur. Eğer PKK ilk çıkışından itibaren bu partilerin temsil etmiş olduğu sınıflara karşı doğru bir politika izlemiş olsaydı, PKK ile KDP-YNK bloku arasındaki tarihsel ilişkiler farklı bir evrim izleyebilirdi.Bu noktanın anlaşılması hayati önemdedir.Çünkü doğru bir politika ancak geçmişin doğru bir analizinin sonucunda gelişebilecektir.

5-PKK Açısından KDP'yi Kazanmanın Zorunluluğu

PKK'nin KDP'yi kazanması gerekliliği tek zorunlu değil ama son dönemdeki gelişmelerden dolayı artık oldukça acildir de. KDP PKK karşısındaki düşman cephesinin ağırlık merkezi konumundadır ve KDP'nin kazanılması temelinde akıllı bir politika ile bu düşman cephesi dağıtılmadığı taktirde, PKK 1999 darbesinden daha büyük bir darbe ile karşı karşıya kalacaktır.

İşte tam da bu noktada PKK için siyasi bir yasa çıkarmanın vakti gelmiştir. Bilindiği gibi yasa, bir fenomendeki olaylar zincirini belirleyen ve çekip çeviren temel olgudur.Yasalar atlanarak olaylar doğru bir şekilde birbirine bağlanamaz. Bundan dolayı yasa düzeyine yükseltilen ilke, olayları çekip çeviren ağırlık merkezi gibidir.

PKK'nin 1984- 1999  ve yine 2012- 2017 arası dönemi, bize temel bir ders çıkarma olanağı sunmaktadır. Buna göre, PKK Kürdistan'da işbirlikçi burjuva sınıfları kazanamadığı ve onları dış güçlerin kucağına ittiği her durumda ya da konjonktürde stratejik bir darbe ile karşı karşıya kalacaktır. Çünkü bu işbirlikçi sınıflar, bölge devletlerinden (Türkiye,İran ve İsrail gibi) başlayarak, büyük emperyalist devletlere ve merkezlere kadar olan mecrada büyük bir düşman cephesi yaratma gücü ve olanağına sahiptirler. Emperyalist nüfuz mücadelesinin kızışması, bu sınıfların dış güçleri Kürdistan'a çekmelerini de  kolaylaştırmaktadır. Giderek bu sınıflar, bütün karşı devrimin ağırlık merkezi konumuna gelmektedirler. Dış güçler, bu işbirlikçi sınıflar ile ittifak yapmaksızın, PKK karşısında gerçek bir tehdit oluşturamazlar. Bundan dolayı, bütün dış güçler, bu işbirlikçi sınıfları kazanmak ve etkilemek için etkin politikalar geliştirmektedirler.

Makalenin başında PKK'nin KDP'yi özellikle Rojava devriminden sonra baskı altına aldığını ve onun üzerinde Ulusal Kongre baskısını kurduğunu ve KDP'nin de bu baskıya direnerek ve hatta bu baskıya saldırı ile karşılık verebileceğini belirttik. PKK'nin KDP ile olan gerimli politikasından  kaybedecek olan,  ittifak sisteminin yanlışlığından dolayı   PKK olacaktır. PKK Kürt işbirlikçi sınıflarını cepheden karşısına aldığı her durumda kaybedecektir ve ben bunu politik bir yasa düzeyine yükseltiyorum.

PKK KDP ve YNK gibi partileri ama özellikle de KDP'yi karşısına alarak, altından tarihsel olarak kalkamayacağı büyük bir düşman cephesi yaratmaktadır. PKK'nin ittifaklar sistemi ile KDP,YNK ve yine AKP'nin ittifaklar sistemini karşılaştırdığımız zaman, 1990'lardaki gibi en zayıf ittifak yapısına PKK'nin sahip olduğunu görmekteyiz ve bu durum Erdoğan ve AKP'ye korkunç bir plan için cesaret ve güç vermektedir.

Bundan önceki bölümde, Cemal Yoldaş'ın kitabından aktarım yaptığımız pasajların birinde, Cemal Yoldaş çok haklı olarak 1990'lı yıllarda Türkiye'nin Kürdistan'da KDP'yi ve uluslararası alanda da NATO yanlısı emperyalist güçleri yanına alarak, PKK karşısında güçlü bir cephe oluşturduğunu (ki bu cephenin oluşumu aslında PKK'nin hatalarından kaynaklanmıştır) belirtmektedir. Bu cephenin oluşumu 1999 stratejik darbesine götürmüştür. İşin ilginç tarafı aynı süreç, farklı bir şekilde içinden geçtiğimiz konjonktürde de yaşanmaktadır. PKK 1990'lı yıllardaki hatanın bir benzerini farklı koşullarda yapmakta ve sonucu 1999'dan da kötü olacaktır.Bu noktayı biraz açmakta fayda vardır.

Albert Einstein'ın ünlü ve ünlü olduğu kadar da güzel bir sözü vardır: "Yüz defa aynı şeyi yapıp, farklı bir sonuç beklemek ahmaklıktır" demiştir. PKK'nin düşmanları ama özellikle de Erdoğan ve AKP, PKK'nin yanlış ittifak sisteminden büyük bir güç almaktadırlar ve bu yanlışlığı PKK'yi tasfiye hedefiyle korkunç bir planın aracı olarak kullanmak istemektedirler.

Bir hareketin genel bir saldırı karşısında vereceği tarihsel refleks, onun ittifak sisteminin dışına taşamaz. Bir hareket tarihsel olarak kurmuş olduğu ilişkiler çerçevesinde bir refleks geliştirebilir.Bunu çok iyi bilen Erdoğan hem içte hem de dışta örmüş olduğu politik ilişkiler ile PKK'ye karşı korkunç bir saldırı için uygun bir ortam yaratmıştır. Öyle bir durum ortaya çıkmış durumdadır ki, PKK'ye karşı yapılacak kapsamlı saldırıda hiçbir dış ve iç güç çıkar  yapılarından dolayı hareket edemeyecek duruma getirilmiş yani hareketsiz kalacak duruma getirilmiştir. Erdoğan Başkan'ın idamı üzerinden büyük bir saldırı için karar anı aramaktadır.

Erdoğan'ın idam söyleminin temel hedefi, Başkan'ın idamı aracılığıyla PKK'yi zamansız bir kalkışmanın içine çekmek ve soykırıma kadar varacak olan büyük kitle katliamlarıyla genel bir bastırma gerçekleştirmektir. Erdoğan için "1 Kasım sonrası" devreye sokulan politikalar bir testti. Erdoğan'ın bu testten çıkardığı muhtemel sonuçlar ise şunlardır:

1-PKK'nin Kandil Önderliği ile Başkan Abdullah Öcalan arasında, Başkan'ın esir olmasından dolayı, taraflar arasında "ciddi bir iletişim" sorunu yaşanmaktadır. Başkan'ın İmralı'da, HDP Heyeti ile "dolaylı ve imalı" bir şekilde anlatmak istediği stratejiyi Kandil Önderliği yeterince kavrayamamıştır. Bu iletişim sorunu tarafların olayları farklı yorumlamasına neden olmaktadır.

2-Kandil Önderliği'nin Başkan'dan farklı bir şekilde yorumladığı (ya da öyle anladığı diyelim) ve uyguladığı politikalar, PKK'nin Stratejik Önceliği'nin yanlış kurulmasına neden olarak, stratejik kuvvetlerin Kürdistan devriminin farklı cepheleri arasında yanlış dağılımına neden olmuştur.PKK'nin stratejik kuvvetlerinin zamansız ve yersiz bölünmesi, AKP'nin PKK'ye karşı devreye soktuğu topyekün savaş karşısında, PKK'nin güçlerinin Kuzey'de zayıf kalmasına neden olmuştur.

3-Kandil Önderliği'nin Başkan'ın ısrarla karşı çıktığı Demokratik Özerklik politikasını, Demokratik Cumhuriyet politikası yerine geçirmesi ile Türkiye ve Kürdistan genelinde bütünlüklü bir muhalefet yaratmadaki başarısızlığı ve CHP ile KDP'yi AKP'ye itmesi , PKK'nin tecritine neden olmuştur.

4-Kandil'in KDP ile ilişkileri düzeltmek için hiçbir ciddi girişimde bulunmaması ve tam tersine KDP ile gerginliği sürdürmesi AKP'ye, KDP'den Rusya ve İran'a kadar büyük bir alanda geniş bir cephe örme imkanına neden olmuştur.

5-Başkan'ın savaş tekrar başladığı zaman, PKK'nin Suriye-İran ekseninde kalacak tespitine rağmen, Rojava'da Batı'lı Emperyalistlerin IŞİD ile Rojava'yı esir almaları ve PKK'nin Duhok Anlaşması üzerinden Batı ile gizlice anlaşması, PKK'nin Başkan'ın istediği manevrayı yapamamasına ve üstelik stratejik güçlerinin üç cephe arasında bölünmesine neden olmuştur.

6-Erdoğan, Başkan Abdullah Öcalan olaylara müdahale etmediği zaman, Kandil'in doğru hareket edemeyeceği kanaatine ulaşarak, Başkan'ı tecritte tutmaya devam etmiş ama en kötüsü de Başkan'ın idamını PKK'nin tasfiyesine bağlayan bir politika geliştirmiştir. Erdoğan Başkansız PKK'nin Ortadoğu kaosunda sağ-salim çıkamayacağına inanmıştır ve her ikisinden kurtulmanın yolunu da büyük bir katliam planı ile içiçe geçirmiştir. Erdoğan'a göre Başkansız bir PKK stratejik bir darbe yedikten sonra toparlanamayacaktır. O Başkan'ın stratejik rolünü PKK içerisinde yerine getirecek bir liderin olmadığına inanmaktadır. Bütün bu sonuçları ise 7 Haziran ile günümüze kadar olan dönemde, PKK'nin Kandil Önderliği'nin teorik ve pratik tutumuna bakarak çıkarmaktadır.

İşin ilginç tarafı Erdoğan'ın tespitlerindeki isabettir.PKK'nin Kandil Önderliği'nin zayıf ve yanlış stratejik ile taktik yapısı,  Erdoğan'ı Başkan'ı idam etme ve bu temelde PKK'ye büyük bir darbe vurma politikasına sürüklemektedir. Bu haliyle PKK'nin Kandil Önderliği, Erdoğan karşısında ideolojik ve siyasi olarak savunmasız durumdadır. Başkan'ın idamı perspektifi, Kandil'in yanlış ve zayıf politikası üzerinden gelişmektedir ya da Erdoğan bu yanlış ve zayıf politikadan güç almaktadır.Çünkü O çok iyi bilmektedir ki, Başkan'ın idamı dışında başka hiçbir provakasyona Kandil gelmeyecektir. Başkan'ın idamı ile PKK istese de istemese de harekete geçecektir. Harekete geçmese zayıflık olarak algılanacak, geçtiği taktirde de Erdoğan'ın oyununa gelinmiş olacaktır.İttifak sistemi yanlış olan PKK her iki durumda da kaybedecektir.

Olayların analizi, Erdoğan'ın Başkan'ı idam etme ve bu temelde PKK'ye büyük bir darbe vurma politikasına mecbur olduğunu göstermektedir.Çünkü Erdoğan iyi bilmektedir ki, Başkan hayatta kaldığı zaman onu yenecek tek lider O'dur. Erdoğan Başkan'ı tasfiye etmese, Başkan onu tasfiye edecektir. Başkan'ın Barış Süreci'ni nasıl Erdoğan ve faşizmi tasfiye etme süreci olarak ele aldığını "16 Nisan ve Sonrası" (Bak. Devrimci Bülten Sayı 67) adlı makalede kısaca ele almıştım.

Erdoğan'ın Başkan'ın idamı üzerinden PKK'ye stratejik darbe vurma politikasının boşa çıkartılması ancak KDP'nin AKP'nin yedeği olmaktan çıkartılması ile mümkündür. PKK'nin KDP ile yapacağı "Büyük Barış" ve KDP'yi kazanmak için atacağı adımlar ve KDP'nin bu adımlara vereceği olumlu tepkiler, Erdoğan'ı kararsızlığa sürükleyecektir.Çünkü AKP, KDP olmadan Kürdistan'da başarılı olamayacağını bilmektedir. KDP'nin PKK'ye yaklaşması durumunda, bütün planların ters tepmesi ve içerideki muhalefeti daha da güçlendirmesi mümkün olabilecektir.Bundan dolayı KDP'nin kazanılması politikası acildir ve KDP karşı-devrim cephesinin dağıtılması noktasında stratejik bir yerde bulunmaktadır.

Sorun tek  Erdoğan'ın yenilmesi sorunu değildir. Erdoğan er ya da geç kaybedecektir. Sorun O ve Partisinin yapacağı tarihsel tahribattır. Birinci Dünya Savaşı sırasındaki İttihat ve Terakki Partisi (İTP) de dört yılda yıkıldı ama bu zaman zarfında Ermeni Soykırımı'na imza attı ve insanlığa en büyük acılardan birisini yaşattı. Erdoğan ve AKP meselesinde de sorun aynıdır.Önemli olan, onların büyük bir Kürt Katliamı yapmalarından önce ve topluma daha ağır bedeller ödetmeden önce yıkılmalarını sağlamaktır.

İTP'nin Pantürkist-Panislamist kanadının ideolojik yapısında Ermeni Soykırımı hedefi her zaman vardı.Bunun için sadece uygun koşullar bekleniyordu, ki savaş bu uygun koşulları sağladı. Aynı durum Erdoğan ve Partisi için de geçerlidir. Milli Görüş'ün devamı olan bu partinin ideolojik yapısında Kürt Soykırımı her zaman vardı ve sadece uygun bir zaman aranıyordu, ki içinden geçtiğimiz Dünya Savaşı giderek bu koşulları yaratmaktadır.

6-KDP Karşısında Doğru Bir Çizgi Tutturamayan PKK İçin Kürdistan'da Zafer Mümkün müdür?

Yukarıdaki analizlerimizden bunun mümkün olmadığı sonucu çıkmaktadır.  Ama bir de şu ihtimal vardır: Emperyalist paylaşım savaşı ve bu savaşın bütün dünya siyasetini birbirine bağlayan yapısı, KDP'nin üzerine basmış olduğu zemini oldukça hassas ve kırılgan hale getirmiştir. PKK'nin farklı güçler ve bloklar arasında manevra yapma yeteneği, bütün hatalarına rağmen, onu KDP karşısında zafere taşıyabilir.Dört parça Kürdistan'da  örgütlenen PKK'nin en önemli özelliği, savaş yedeklerini yenileme kabiliyeti ve büyük bir coğrafyada ve ulusun farklı katmanları içerisinde gelişme gücüdür.Bu durum ona diğer hareketler karşısında çok büyük bir avantaj sağlamaktadır.

PKK'nin yanlış bir çizgi izleyerek, çok büyük bir düşman cephesi karşısında yalnız kalması, onun Kürt Ulusu üzerinde bürokratik zoru arttırması ve yukarıdaki avantajlı noktasını en son sınıra kadar zorlaması kaçınılmazdır. Bu durumda ayakta kalması mümkündür ancak tarihsel sonuçları bakımından nitelik değişimine uğraması da kaçınılmazdır. Parti ve iktidar, bu süreci bürokratik yozlaşmaya uğramadan atlatamaz. Düşman cephesinin genişliği ve ittifak sisteminin darlığı ile nitelik değişimi arasında bir bağlantı vardır. Bu iddialı analizim, Ekim Devrimi'nden çıkardığım sonuçlara dayanır.

İşte yazının başında bahsettiğimiz "Establishement PKK" bu durum ile bağlantılıdır. Establishement PKK'den kastım, herşeye karşın yanlış ittifak yapısından dolayı, Ortadoğu kaosunu atlatan ve hatta belirli bir iktidarlaşma durumunu devam ettiren PKK'deki bürokratikleşme durumu ve bu temelde ortaya çıkacak olan yeni "yönetici kast"tır.Tarihsel olarak bu olanak da vardır ve KDP ile yaşanacak olan ve geri dönüşü olmayan bir tarihsel kırılma, bu durumun başlangıcını oluşturabilir. Aynı durumu farklı bir biçimde Rusya'da, Nisan-Mayıs 1918'te başlayan "Savaş Komünizmi" politikası ile Bolşevikler yaşamışlardır.Savaş Konünizmi politikası, Bolşevikleri bir vantuz gibi içerisine çekerek ve karşısındaki düşman cephesini daha geniş ve katı hale getirerek, Bolşevikleri iç politikada sözde "devrimci terör"ün öne çıkarıldığı ve bütün ara sınıfların baskı altına alındığı ve istenmeyen politikaların tetiklendiği bir tarihsel girdaba sürükledi.

KDP ile yaşanacak bir tarihsel kırılma, KDP'yi daha fazla dış güçlere doğru itecek ve KDP bütün iç ve dış çabalarını PKK'yi zayıflatmak ve onu altetmek için kullanacaktır.Bu Kürt Ulusu için sadece bir garabet olacaktır. Az yukarıda Cemal Yoldaş'ın kitabından aktardığımız pasajların birinde, Cemal Yoldaş, PKK ile KDP-YNK savaşında Türk devletinin belirli bir süre kenarda beklediğini ve ne zaman ki, bu sonuncular  yenilmeye başlayınca savaşa direk müdahale ederek, KDP-YNK blokunu rahatlattığını belirtiyor.Herkes emin olsun ki, bu politika önümüzdeki süreçte de devam edecektir. Ama burada asıl gözebatması gereken "Kürt Tarihsel Trajedisi"dir. Kürt Ulusu'nun düşmanları, kenarda bekleyerek, Kürt Ulusu'nun birbirini yemesini izlemekte, bütün kesimleri birbirleriyle  savaştırarak (burada Türk devleti PKK'yi oyuna getirmiştir,ki bunu yukarıda belirttik) ve zayıflatarak ,  sonra da kendisine bağlamak istemektedirler.

Bu manzara Kürdistan'da bir daha da tekrarlanmamalıdır!

Soruna biraz daha yakından bakarsak, sorunun daha da karmaşık olduğunu görürüz. PKK KDP'ye karşı düşmanca bir politika geliştirmezse dahi, ortada kalacak olan ve PKK'den uzak olan bir KDP, PKK'ye karşı düşmanca faaliyetler içerisinde olacaktır/ olmak zorundadır. Çünkü onun çıkarları bunu gerektiriyor. KDP'nin Kürdistan'da ve bölgede pasif kalması, bölge ile dünya ekonomisi ve politikasının yapısından dolayı mümkün değildir.

KDP'nin hem içte (özellikle YNK ile) hem de dıştaki güçler ile ilişki geliştirme biçimine baktığımız zaman, onun nasıl karmaşık bir politika izlediğini ve Kürdistan'ın doğal zenginlikleri (özellikle petrol) ile jeopolitik konumunu (dış güçlere askeri üslerini açarak) kullanarak, dış güçlerle ilişkilerini nasıl güçlü tutmaya çalıştığını görürüz. Dış ve iç güçler ile ilişkilerinde "taviz politikaları"nı akıllı bir şekilde kullanmakta ve bu temelde etkili bir ittifak sistemi geliştirmektedir. Bu etkili ittifak sisteminin önemli bir kısmı PKK'ye karşı yönlendirilmiştir.Bunun nedeni PKK'nin onda geliştirmiş olduğu korku ve şüphedir.

Kürdistan'ın diğer parçalarında PKK gelişip ve güçlendikçe (örneğin Rojava) ve bunu KDP ile mesafeli bir şekilde yaptıkça, KDP bunu düşmanca bir gelişme olarak karşılamaktadır/karşılayacaktır. Nasıl bölge devletleri ile emperyalist devletler, PKK'nin YNK-KDP blokunu zayıflatmasına hiçbir zaman kayıtsız kalmayacaklarsa ve sürekli olarak bu sonuncuların yanında yeralacaklarsa, aynı şekilde KDP de, PKK'nin Kürdistan'ın farklı parçalarında gelişip,güçlenmesine kayıtsız kalmayacak ve onu sınırlama ve de zayıflatmak için, PKK'nin düşmanlarının yanında gizli ve açık biçimde yeralacaktır.Bu politikada ise sürekli kaybeden PKK olacaktır. Bundan dolayı PKK'nin KDP karşısında doğru bir tarihsel tutum geliştirmesi zorunludur.

PKK'nin temel sorunu, KDP ile yakınlaşırken nasıl bir tutum izleyeceğini bilmemesidir. PKK KDP karşısında tek bir politika bilmekte ve bunun dışında bir politika geliştirememektedir. KDP ile yakınlaşma "taviz politikaları" gerektirdiği için ve bu tavizler doğru bir ideolojik,siyasal ve stratejik perspektife bağlanamadığı için, PKK sadece kendisine ızdırap etmektedir. PKK'nin KDP karşısındaki eksikliği ve hatası, onun uluslararası emperyalizm karşısında konumlanma eksikliği ve hatasından (ki Bolşeviklerin de temel hatası buydu) kaynaklanmaktadır. Uluslararası emperyalizme ve yine sosyalizme teorik olarak doğru yaklaşamayan PKK'nin KDP'ye yaklaşımı da yanlış olacaktır.PKK'nin KDP karşısındaki konumlanma sorunu, PKK'nin emperyalizm ve sosyalizm teorilerindeki eksikliklerinin bir tezahürüdür.

KDP ile YNK uluslararası kapitalizme göbekten bağlı oldukları için, PKK'nin bu güçlere her dokunması, onlar ile çıkarları içiçe geçmiş olan bölge ve uluslararası emperyalist güçleri aynı anda harekete geçirecektir. Bu durum bize bu sınıflara karşı başka bir yol izlememiz gerektiğini belirtmektedir. Uluslararası kapitalizmin daha uzun yıllar ayakta kalacağını unutmamamız gerekir ve bu nesnelliği gözardı ederek, KDP ve YNK'ye karşı uygulayacağımız bütün politikalar hep tarihin duvarına toslayacaktır (nasıl bir yol izlenmesine sonra geleceğim).

Hem bölge devletleri ve emperyalistler, PKK'nin KDP ile YNK'yi etkisiz kılmasına kayıtsız kalmamakta hem de KDP PKK'nin Kürdistan'ın farklı parçaları üzerinde gelişmesine kayıtsız kalmayarak, dış güçler ile ittifakını sıkılaştırmaya çalışmaktadır. Burada çift yönlü bir etkileşim sözkonusudur. Çünkü KDP dört parça Kürdistan'ı kendi doğal yayılma alanı olarak görmektedir ve başka bir gücün (PKK) bu alanda yayılmasını kendi tarihsel çıkarları üzerinde bir engel olarak görmektedir. Düşmanca niyetler ise düşmanca çıkarların sonucunda gelişmektedir.

Artık manzara nettir: Sorun Kürdistan'ın birliği ya da kurtuluşu değildir. Hem KDP hem de PKK, Kürdistan'ın dört parçada birliği ve kurtuluşu için mücadele etmektedirler ve bu hedeflerini gizli tutmaktadırlar. Sorun bu birliğin NASIL kurulacağı sorunudur. PKK bölgenin demokratikleştirilmesi ve Kürdistan'ın etrafında bir "demokratik kuşağın" oluşturulması temelinde bu birliği gerçekleştirmek isterken, KDP bölge ve uluslararası güçlerin aralarındaki çelişkilerin keskinleşmesinden ve de bu temelde ortaya çıkan güç mücadelesinde belirli güçlerin yanında yeralarak bu hedefine doğru yolalmak istemektedir.Bundan dolayı KDP çok dikkatli ve titiz bir politika izlemekte ve de dış güçler ile ilişkilerine büyük önem vermektedir.

KDP'nin ABD, İngiltere, İsrail, Fransa, Almanya ve Türkiye ya da kısaca Batı ile ilişkileri, onun politikasında temel bir yere sahiptir. Türkiye ile Batı'lı güçler arasındaki stratejik ayrışmaya karşın KDP, her iki tarafla da ilişkilerini sürdürmeye dikkat etmiş hatta birini diğerine karşı kullanarak, her iki tarafın desteğini de sürekli kılmasını bilmiştir. Bu kadar ince hareket edebilen bir partiyi İlkel Kürt Milliyetçiliği ile damgalamak, olsa olsa körlük olur.

KDP hem Batı ile hem de Türkiye ile ittifak ilişkilerini devam ettirerek ve zaman zaman bu güçleri birbirine karşı kullanarak, PKK karşısında etkili bir ittifak sistemine sahiptir ve PKK'nin KDP'yi bu şekilde karşısına alması, olsa olsa aymazlıktır.

PKK KDP'den ayrı kaldığı her durumda ister ona karşı düşmanlık beslesin isterse de beslemesin, bir çok güç ile savaş içerisine çekilme potansiyeline sahip olacaktır. Bir PKK-Türkiye savaşında KDP, Türkiye'nin yanında açık ya da gizli yeralacak, PKK'nin kaybedeceğinden emin olduğu her durumda açık düşmanlığa geçecek ve YNK'yi de yanına tam çekerek, PKK'ye karşı olan çemberi daraltmaya çalışacaktır.YNK'nin buna fazla dayanma gücü yoktur. Yine bir PKK-KDP direk savaşında, Türkiye ve Batı'lı güçler artı İsrail KDP'nin yanında direk yeralacaklardır ve 1999 senaryosu tekrarlanacaktır.

PKK'nin mevcut siyasetinin devam etmesi durumunda, PKK'nin Türkiye-KDP karşısında ve yine bunlara YNK'nin de eklenmesi ile oluşacak bir düşman cephesi ile karşılaşması mümkündür.Diğer güçler, Türkiye'nin Suriye'de ortaya çıkarmış olduğu hassas dengeden dolayı hareketsiz kalacaklardır. Bütün mesele PKK'nin bu cephe karşısında nasıl tutunacağı sorunudur.

1990'lardaki "Bırakuji"ye geri dönelim ve sorunun şimdi başka bir yönünü ele alalım ve daha sonra da PKK için "ikinci temel yasayı" çıkaralım.

Yukarıda aktardığımız pasajların birinde Cemal Yoldaş, üç cephede savaşan PKK'nin komuta yapısındaki bazı sorunlardan dolayı, Güney Savaşı'ndaki başarısızlıktan bahsetmektedir. Ben aynı fikirde değilim. Kendisinden kat be kat güçlü bir düşman karşısında yenilmemiş bir ordu güçlü ve güzel bir ordudur! Ferhat'ın (Osman Öcalan), YNK-KDP'ye teslim olması bu gerçeği değiştirmez. Güney Savaşı'ndaki temel sorun komuta yapısından kaynaklanmıyordu, bu komutaya haddinden fazla bir tarihsel görev yükleyen siyasi çizgiden kaynaklanıyordu. Bunun nedeni de yanlış bir uluslararası gelenekten beslenen bir ideolojik yapıdan beslenen siyasi çizgiydi. Aslına bakılırsa hepimiz yanlış bir uluslararası geleneğin kurbanlarıyız ve bunu ilk farkeden 1999 felaketinden sonra Başkan oldu.

Nasıl yanlış bir askeri stratejinin olumsuzluğunu hiçbir olumlu taktik kapatamaz ise, aynı şekilde yanlış bir siyasi çizginin olumsuzluğunu hiçbir olumlu askeri strateji ve taktik yapı kapatamaz. Güney Savaşı'nda komuta yapısı ne ne kadar olumlu ve başarılı  olursa olsundu yine de ortaya çıkan sonuca mani olamazdı. Mevcut koşullarda komuta yapısı, kendisinden beklenenin en iyisini yapmıştır ve bu üst sınırın üzerine çıkamazdı, çünkü izlenen siyaset yanlıştı.

Fizikte nasıl maddelerin "esneme payları" ile "kırılma noktaları" varsa, sosyal bütünlüklerde de aynı durum sözkonusudur. Bir hareketin yanlışlıkla haddinden fazla bir tarihsel yükün altına girmesiyle giderek esneme payı daralır ve bu sınır zorlandığı zaman da kırılma yaşanır ki, savaşta bu bozgun olarak ortaya çıkar. Güney Savaşı'nda PKK'nin esneme payı giderek yokolmaya ve kırılma noktasına doğru giderken, savaş son bulmuştur ama stratejik darbe geciktirilmiş ve sonraya kalmıştır.

PKK'nin mevcut yanlış stratejik konumlanması, onun maddi ve manevi güçleriyle etrafındaki düşman cephesi arasında büyük bir çelişki oluşturmaktadır. PKK'nin karşısındaki düşman güçleri, 1990'lardaki gibi onun maddi ve manevi düzeyini çok aşan bir düzeydedir ve Parti yanlış KDP politikasından dolayı,karşısındaki düşman cephesini kendi düzeyine uygun bir düzeye  getirememektedir.Bunun büyük bir darbeye götürmesi kaçınılmazdır ve PKK'nin bu darbeyi durdurma gücü de  olmayacaktır.

Bütün sorun şudur: PKK için doğru bir siyasi hesaplama yapabilmek için, ilkönce PKK'nin tarihsel güçlerini DOĞRU ölçmek gerekir ve NESNEL olarak belirlenen bu sınıra dikkat ederek ve bu nesnel sınır ile uyumlu olacak şekilde iç ve dış ilişkileri doğru bir stratejik ve taktik yapı aracılığıyla kurmak gerekir.

Bütün sorun PKK'nin güçlerinin NASIL ÖLÇÜLECEĞİ sorunudur. PKK'nin Kandil Önderliği'nin en büyük sorunu budur ve bu sorun çok karmaşık bir sorundur ve sadece kısaca ele alacağım.Ama geçerken belirteyim ki, Başkan'ın Demokratik Konfederalizm anlayışla bu sorun arasında bir ilişki vardır.

Devrimci hareketler içerisinde çok yaygın olarak yapılan bir hata vardır: Bir hareketin NESNEL gücü ile ÖZNEL gücü birbirine karıştırılır. Bundan dolayı hareketin öznel alandaki eksik ve hataları, yanlışlıkla nesnel alandaki kaynaklara fazla yüklenerek kapatılmaya çalışılır. Özellikle PKK söz konusu olduğu zaman bu yanlışlık çok göze batmaktadır, ki abartılması halinde hareketin varlığını tehdit edecektir.

PKK'nin nesnel gücü, Kürt halkı içerisindeki  emekçi sınıflara dayanır. Ama öznel gücü ise, bu emekçi sınıflara yaslanarak oluşturmuş olduğu siyasi ve askeri hareket tarzına dayanır.Bu tarz ise, Demokratik Konfederalizm perspektifine uygun olarak oluşturulmuş olan STRATEJİK DENGE KONUMU çizgisine dayanır.Bu öznel konum, nesnel alandaki güçlerin korunması ve geliştirilmesi için bulunan en etkili tarihsel konumlanmadır. O zaman PKK'nin nesnel gücünün kaynağı, Kürdistan'daki emekçi sınıflardır, öznel gücünün kaynağı da Stratejik Denge Konumu'dur. Stratejik Denge Konumu'nun amacı, çok taraflı taktik ilişkiler sistemi ile PKK karşısında geniş bir düşman cephesinin oluşumunu önlemektir.Ama stratejik Denge Konumu'nun da doğru işleyebilmesi için başka parametlere ihtiyacı vardır:

1- Doğru bir stratejik önceliğe (PKK'nin içinden geçtiğimiz süreçteki temel hatası);

2- Öznel (Stratejik denge konumu) ve nesnel (Hareketin kitle tabanı) güçlerin birlikteliğinden oluşan MAKSİMUM CEPHE GENİŞLİĞİ VE DERİNLİĞİNİN belirlenmesine.

Rojava devriminden sonra, bu devrimin PKK'nin siyasi ve askeri stratejisi üzerine etkilerini incelerken, PKK'nin Ortadoğu'da stratejik derinliğinin artmasının sonucunda ortaya çıkan yedeklerinin, onun siyasi ve askeri stratejisi üzerinde de değişime neden olacağını ve bu temelde Rojava devriminden önce uyguladığı "İki Yarım Savaş"ı (Türkiye ve İran'a karşı verilen) , "Bir Buçuk Savaş"a çevirebileceğini ve de giderek bunun tarihsel imkânlarının oluşmaya başladığını belirttim:

"Gelecekte ortaya çıkacak bir Federatif Suriye,PKK'nin düşman cephesini daraltacağı  ve bunla birlikte de Savaş Yedeklerini çoğaltacağı için, PKK'nin politik stratejisinin kapsamını derinleştirerek,politik hedeflerinin düzeyini yükseltecektir. Politik stratejideki bu değişim, askeri stratejinin değişimini de beraberinde getirecektir.

2004- 2011 arası dönemde,PKK PJAK ile birlikte hem İran ile hem de Türkiye ile savaştı.Bu savaşların yapısına baktığımız zaman, PKK ve PJAK'ın Türkiye ve İran'a karşı tam seferber olmadığı,her iki taraf ile Stratejik Savunma temelinde yürüttüğü  bir savaştı.Buna "iki yarım savaş" da denebilir. PJAK'ın İran'a karşı savaşının amacı,ABD-AB ve İsrail'in Türkiye'den uzaklaştırılmasına  ve bu temelde Türkiye'nin tecritine dönüktü.PKK'nin Türkiye ile yürüttüğü savaş ise Demokratik Cumhuriyet temelinde Türkiye'nin burjuva demokratik dönüşümünü hedeflemekteydi ve bu temelde ABD-AB baskısını onun üzerinde kurmaya dönüktü. Bu politika PKK'ye düşman cephesini kendi içerisinde bölerek,uluslararası kuşatmadan çıkmaya yardımcı oluyordu.

Rojava devrimi ve Federatif bir Suriye ile PKK,uluslararası kuşatmadan çıkarak,bölgede  bir tür Stratejik Saldırı politikasına denk düşen bir politika uygulama olanağına sahip olacaktır.Bu stratejik saldırı politikasına uygun olarak da ya İran ya da Türkiye rejimlerinin tam yıkımı hedeflenecektir. Bu politik stratejiye uygun olarak da daha önceki "iki yarım savaş"  stratejisi "bir buçuk savaş" stratejisine dönüşebilecektir.

"Bir buçuk savaş" stratejisi,bir ülkeye karşı tam seferber olma ile diğerine karşı da Stratejik Savunma aşamasında kalarak bir yıpratma savaşı temelinde reform yapma baskısı kurmak anlamına gelir.Böylece Realpolitik'e uygun olarak, hiçbir kampa dahil olmadan,bu kampların kendi aralarındaki mücadeleden stratejik olarak yararlanma imkânını verir.

Kürdistan ve Ortadoğu'daki gelişmeler, gelecekte  PKK'ye böyle bir politika geliştirme olanağı ve imkânı sunmaktadır." (Kemal Erdem, Kürdistan'da Devrimci Savaş ve PKK'nin Siyasi ve Askeri Stratejisinin Yapısı Üzerine, Devrimci Bülten Sayı 55)

Ben hâlâ daha aynı noktadayım!

PKK'nin mevcut güçlerinin kaplayacağı cephe genişliği ve derinliği, "Bir Buçuk Cephe"yi aşamaz. Bu da "Bir Buçuk Savaş"a denk düşer. Bunun üzerinde bir cephe genişliği ve derinliği, Stratejik Önceliği gerçekleştirecek olan stratejik kuvvetlerden kesintiye neden  olacağı için, stratejik kuvvetlerin yersiz ve zamansız bölünmesine götürecektir.Bu da stratejik önceliğin gerçekleşmesini tehlikeye atarak, stratejinin farklı kuvvetlerinin ayrı ayrı kuşatılmasına ve darbelenmesine götürecektir.

O zaman şimdi PKK için ikinci temel yasayı çıkarıyoruz: Bir Buçuk Cephe'den daha fazla bir cephe genişliği ve derinliğine sahip olan PKK ya zaman içerisinde büyük bir stratejik darbe yiyecektir ya da stratejik zayıflığını belirli bir bölgesel ve emperyalist güce tam yaslanarak yani başka güçlere yedeklenerek kapatacaktır.Bu ikincisi de bir tür stratejik darbe olacaktır ancak "üstü örtülmüş" bir stratejik darbe olacaktır.

Şimdi elimizde PKK için geliştirdiğimiz iki temel yasamız var ve bu yasalar birbirleriyle ilişki içerisindedir.KDP ise bu iki yasanın tam kesişme noktasında bulunmaktadır yani KDP karşıya alındığı zaman, cepheler "Bir Buçuk"un üzerine çıkmakta ama onun ile ortak taktik noktalar geliştirildiği her durumda, bu cephelerin Bir Buçuk'a düşürülme olanağı ortaya çıkmaktadır. Bu durumu gözardı eden bir yaklaşım, PKK'yi felakete sürükleyecektir.

O zaman şimdi yapacağımız şey basittir: Mevcut ve potansiyel cephelerin durumu ile PKK'nin gücünün en üst sınırını karşılaştırıp, her olasılığın nasıl sonuçlanacağını kestirmek gerekir.

Bir soru ile analizimize devam edelim: Şu an PKK'nin kaç cephesi var ve bu cephelere hangi olası cepheler eklenebilir? Maddeler halinde saymaya çalışalım:

1-Kuzey Cephesi: Türkiye (Tam Cephe)

2-Rojava Cephesi: IŞİD (Özünde Batı Emperyalistleri ama IŞİD içerisinde Türkiye ve müttefiklerinin hücreleri de bulunmaktadır), Suriye'ye müdahale ile birlikte Türkiye ve cihatçılar.Rusya Türkiye'yi "sopa" olarak kullanarak, PYD'nin etkisini daraltan bir siyaset izlemektedir ve nihayetinde Suriye-Baas Rejimi.(Tam Cephe)

3- Rojhilat: İran ile olan ateşkese rağmen Rojhilat cephesi gergin bir yapıya sahiptir.Nedeni PKK'nin bu cepheyi, Rojava'da Batı Emperyalistleri ile ilişkilere bağlamış olmasıdır.Rojava'nın Batı'ya dayanarak az çok güvenli hale geldiği her durumda bu cephe aktif hale gelecektir.(Yarım Cephe)

4-KDP:Diğer cephelerden farklı olarak bu cephe özünde bir İÇ CEPHEdir. PKK'nin KDP ile izlemiş olduğu gerginlik politikasının sonucunda ortaya çıkmaktadır (Yarım Cephe)

5-YNK: Şimdilik bir tehdit olarak görünmüyor ancak İran'ın tehdit edildiği her durumda YNK ile ilişkiler gerginleşecek ve PKK'ye karşı üstünlüğün kurulduğu her durumda KDP'nin yanına geçecek ve bir cephe açacaktır.

 

Rusya PKK'nin Duhok Anlaşması üzerinden Batı'lı Emperyalistler ile "Kürt Koridoru" üzerinde anlaşmasından sonra, Türkiye ile Batı'nın arasını açmak için ya da açık tutmak için, Türkiye'nin Suriye'ye müdahalesine yeşil ışık yakarak Rojava cephesini daha da büyütmüştür.

7 Haziran Genel Seçimleri'nden sonra Kuzey'de savaşın tekrar başlaması ile Rojava Cephesi'ne Kuzey Cephesi de eklenmiş ve böylece "İki Tam Savaş" durumu ortaya çıkmış ve bu durum stratejik kuvvetlerin bölünmesine neden olmuştur.Bölünen kuvvetler ise stratejik sonuç alamazlar ve güçlerin genel erime durumuna neden olurlar. Bu erime KDP gibi yarım cephe durumuna sahip olan cephelerdeki güçleri cesaretlendirmekte ve diğer cephelerdeki güçler ile birlikte hareket etme eğilimini güçlendirmektedir.Böylece KDP ile olan Yarım Cephe de giderek Tam Cephe'ye dönüşecektir.Hatta Kandil'de PKK'ye büyük bir darbe vurulması durumunda, buraların başka güçlerin eline geçmesini önlemek için İran,YNK ile birlikte buradaki boşluğu doldurmak için de harekete geçecektir.Nasıl IŞİD'tan boşalan ya da boşalacak boşluğu doldurmak için güçler rekabet halindeyse, PKK'den boşalacak olan yerleri doldurmak için de farklı güçler arasında mücadele yaşanacaktır.

Kısacası KDP karşısında doğru bir tutum takınamayan PKK,hatalarıyla  iki tam cepheyi üç tam cepheye çevirebilir ve bu sonuncu durum dördüncü cepheyi de tetikleyebilir. Bu  PKK'nin "Tarihin Prokrustes Yatağı"na gerilmesinden başka bir şey değildir. KDP ile ilişkiler değişmediği taktirde ortaya çıkacak olan durum da genellikle bu olacaktır. KDP ile geçmişten beri kurulan yanlış ilişkiler, PKK'nin kendi gücüne uygun bir şekilde cephe kurmasına engel teşkil etmektedir.

Rojava devriminden sonra, PKK için geliştirdiğim "Bir Buçuk Cephe" stratejisine uygun olarak, Kuzey (Türkiye) Cephesini (ki tam cephedir) Stratejik Öncelik olarak  yani bütün stratejik güçlerin bu cepheye yoğunlaştırılması olarak belirledim. Başkan da "İmralı Notları"nda savaş Kuzey'de tekrar başladığı zaman gerekli gerilla sınırını elli bin olarak koymuştur. Bu dahi Başkan'ın stratejik önceliğini Kuzey'e verdiğini göstermektedir.Rojava cephesini de "yarım cephe" kabul ettim ve geri kalan "yarımın" da diğer Kürt hareketleri ile "ulusal kongre" görünümüne sahip olacak bir ilişki sisteminin geliştirilmesi temelinde tamamlanmasını önerdim.

Bu taktik PKK'nin Rojava'da Batı'ya elini-kolunu kaptırmasının önüne geçerek, Kuzey'de savaş tekrar başladığı zaman, Rusya-İran-Suriye eksenine daha yakın bir pozisyon almasını kolaylaştıracaktı. Zaten Başkan da savaş tekrar başladığı zaman, PKK'nin İran-Suriye ekseninde kalacağını belirtmiştir. Ama 2014'ün sonunda PKK'nin Batı ile gizlice anlaşması, bu geçişi imkansız hale getirmiş ve PKK'nin yapacağı hamleyi, Erdoğan ve AKP yapmıştır. PKK'nin Rojava'da Batı ile anlaşması, Rusya-İran-Suriye ile Türkiye'yi yakınlaştırmıştır. Bu yakınlaşma ve KDP ile gerginlik, PKK'nin cephe genişliğini neredeyse ikiye ve potansiyel olarak da üçe çıkarmıştır.

PKK mevcut politikası ile savaşmıyor resmen intihar ediyor. "PKK arabası" saate yüzyirmi kilometre hızla tarihin duvarına çarpmaya doğru gidiyor. Ne böyle devrimci siyaset ne de böyle savaş olur! Bilimin temel ilkeleri ile çatışan bir siyasi çizginin başarı şansı yoktur. PKK'nin şu anki çizgisi bilimin bütün prensipleri ile çatışma halindedir.

7-Ulusal Kongre Politikası KDP'yi "kazanmak" için Niçin Yetersizdir?

Buraya kadar yaptığımız analizlerden sorunun özünün Ulusal Kongre'nin toplanması olmadığı kendiliğinden anlaşılır. Sorun Ulusal Kongre'nin toplanıp-toplanmaması değil, PKK ile KDP ve YNK arasındaki ilişkilerin tarihsel doğası meselesidir.

PKK açısından Ulusal Kongre politikası, Kürt Ulusu'nun birliğini kurmaya dönük değildir, KDP üzerinde baskı oluşturmaya dönüktür.Bu dar bakış açısı hem PKK'yi kısır bir politik döngüye hapsetmiş hem de Kürt Ulusu'nun birliğinin önünde PKK'yi paradoksal bir şekilde engel haline getirmiştir!

Bu yanlış politikanın nedenlerinin de yanlış kapitalizm ve sosyalizm analizi olduğunu ve KDP'nin de bu yanlış teorik çerçeve içerisine zorla sokulduğunu  yukarıda belirttik. Şimdi çok önemli bir soru sorarak ve cevaplamaya çalışarak analizimize devam edelim: Gelecekte dört paraçada ortaya çıkacak bağımsız Kürdistan içerisinde KDP ile YNK ve de bu partilere benzer partilerin varolma hakları var mıdır yok mudur?  Sorunun anlaşılması güç ise başka şekilde sorayım: Birleşik bir Kürdistan içerisinde PKK ile KDP-YNK "barış içerisinde bir arada" (coexistence pacifique)  varolabilirler mi?

Eğer bu soruya, tarihin dinamikleriyle uyumlu bir şekilde doğru  bir cevap bulabilirsek, Ulusal Kongre sorununu da doğru bir şekilde çözmüş olacağız. Bütün sorun PKK'nin KDP ve YNK ile olan tarihsel sorunu nasıl çözeceğini bilmemesidir. Uluslararası devrimci gelenek, KDP ile YNK'nin yokedilmesi gerektiğini emretmektedir, ki 1990'lı yıllarda PKK'nin yaptığı budur. Ben başka bir yolun olduğuna  ve uluslararası devrimci geleneğin bu konuda yanlış olduğuna inanıyorum.

Burada yeri gelmişken Ekim Devrimi'ndeki bir başka yanlışa da geçerken değinmek istiyorum. Ekim Devrimi'nden sonra, Rus siyasal hayatında, Kadetler'in (liberaller), Menşeviklerin , Sol ve Sağ Sosyalist Devrimcilerin ve yine bu tipte bir çok siyasal yapının tasfiye edilmesi ve Tek Parti Diktatörlüğü'nün oluşturulması yanlıştı. Yanlış sosyalizm ve kapitalizm anlayışıdır ki, bu partilerin devrimden sonra tasfiye edilmelerine neden olmuştur. Aynı şeyin Kürdistan'da olmasına gerek yoktur ve bu Bolşevik bürokratik devrim anlayışı yanlıştır.

PKK'nin Ulusal Kongre politikası, özünde KDP'nin boğulması politikası olduğu için, KDP bu politikaya direnmektedir ve bu bakış açısı devam ettiği müddetçe de direnecektir. KDP'nin çıkarlarını gözetmeyen bir Ulusal Kongre politikası her zaman KDP tarafından reddedilecek ve KDP Ulusal Kongre zemini dışında politika geliştirecek ve de dış güçler de bunu istismar edecektir. En sonunda bu politikada kaybeden PKK olacaktır.

Sorunun çözümü, gelecek Kürdistan içerisinde KDP ile YNK'yi kabul etmek, onların dayanmış oldukları sosyal sınıfların çıkarlarını bir noktaya kadar gözetmek, dört parça Kürdistan'a yayılmalarını kontrollü bir şekilde yönetmek, bütün bunları dış güçler ile ilişkilerinin zayıflaması perspektifinde ele alarak, uzun yıllara yayılan bir politika ile yavaş yavaş onları ulus içerisinde "eritmek" olmalıdır. Kürdistan'da bunun dışında kestirme bir yol sadece büyük bir felaket getirecektir.

Ulusal Kongre böyle bir tarihsel perspektife bağlandığı zaman, PKK ile KDP-YNK ilişkileri demokratik seçim sistemi etrafında örülecek ve seçim sistemi ilişkilerin meşru tarihsel zemini haline gelecektir.Taraflar arasındaki mücadele ideolojik ve politik araçlarla verilecektir.

PKK Kürdistan'ın farklı parçalarında gelişip ve güçlenirken, Ulusal Kongre'ye daha fazla dayanabilecek ama bunu buradaki güçlerin çıkarlarını gözetebildiği ve güçlendiği yerlerde bu partilerin çıkarlarını da koruduğu zaman yapabilecektir. PKK Kürdistan geneline KDP ve YNK'yi yaymasını bilmeli ve karşılığında onların iktidar olduğu yerlerde, onlar ile eşit düzeyde siyaset yapma hakkı elde etmelidir. Ulusun farklı sınıflarının bu içiçe geçişi, belirli bir andan sonra, karşılıklı bağımlılığa yolaçarak geri dönüşü imkansız bir ulusal bütünün oluşumuna yolaçacaktır. 

Okur dikkat ederse eğer, bu da KDP ile YNK'yi dış güçlerden tecrit etmedir ama özel türden bir tecrittir!

Hem KDP'yi Ulusal Kongre'ye davet edip hem de onunla gerginlik politikası izleyemezsin. Bu eşyanın tabiatına aykırıdır.Bu da bizi başka bir konuya götürmektedir.

8- KDP'yi "Bağlayarak" mı Yoksa "Sınırlayarak" mı Tecrit Etmek Gerekir?

PKK'nin çok doğru bir şekilde formüle ettiği gibi, Kürdistan devriminin temel stratejik problemlerinden bir tanesi, Kürt işbirlikçilerinin tecriti sorunudur. Bilindiği gibi "tecrit etme" , bir şeyi  başka birşeyden ayırmadır. Sözkonusu politik ilişkiler ise, iki güç arasındaki ittifak ilişkilerinin yokedilmesi ve en azından bize daha yakın olan gücün "tarafsız" hale getirilmesidir.

Sorunu Kürdistan somutunda ele alırsak eğer, sorun KDP ile YNK'nin dış güçlerden tecrit edilmesi ve tarafsız hale getirilmesi sorunudur. Bu tarafsızlık yaratılmadan, PKK stratejik önceliğini gerçekleştiremeyecektir. Çünkü stratejik öncelik için gerekli güçleri toparlayamayacaktır.İç cephenin durumu, buna engel olacaktır.

O halde KDP ile YNK nasıl tarafsız hale getirilecektir?

Bu iki hareketin çıkarları doğru formüle edilmeden, bu iki hareketin tarafsız hale getirilmesi mümkün değildir. Bu iki hareket, tarihsel çıkarlarını dış güçlere yaslanarak oluşturdukları için, Kürdistan'da çıkarlarının PKK tarafından tehdit edildiği her durumda dış güçlere doğru meyil etmektedirler. O zaman bu iki hareketin dış güçlere doğru kayışlarını önleyebilmek için, onların Kürdistan'da bazı ekonomik, politik ve güvenlik kaygılarını gidermek gerekmektedir. Hatta tek bu kaygılar giderilmemeli ama Kürdistan'ın dört bir parçasında ortaya çıkacak fırsatlardan bu hareketlerin de yararlanması için olanaklar yaratılmalıdır. Ulusal Kongre bu "paylaşımın" bir tarihsel zemini olabilir hatta olmalıdır. Ama bu ilişkiler PKK açısından nasıl bir mantığa dayanmalıdır?

PKK'nin  KDP ve  YNK karşısındaki "taviz politikaları" sürekli olarak belirlediği Stratejik Önceliğe göre olacaktır. Kürdistan'ın herhangi bir parçasında elde etmiş olduğu avantajı (örneğin Rojava), iç cephenin unsurlarını (KDP ve YNK) , dış cephenin unsurlarından (örneğin Türkiye) ayırmak için elden çıkaracaktır. Hatta bu taviz politikası daha ince taktiklerle de güçlendirilebilir. Örneğin KDP, bir yandan Rojava'ya çekilirken, Batı'ya yanaşması daha fazla cesaretlendirilir, YNK de Rojava'ya çekilirken İran'a doğru daha fazla yanaşması cesaretlendirilerek Türkiye'den uzaklaştırılabilir. Yokeğer KDP hem Rojava'ya gelir hem de Türkiye ile ilişkilerini güçlendirirse, o zaman katı ve uzlaşmaz bir politika diğer ulusal güçler ile birlikte verilir, işte o zaman KDP kendi içinde ve geri cephesinde sorunlar yaşamaya başlar. Çünkü verilecek tavizler, KDP içerisinde "ikilem" yaratacak ve bu ikilem KDP'de büyük sorunlara neden olacaktır. Tavizlere rağmen KDP Türkiye ile ilişkileri  ve PKK'ye karşı düşmanlığı geliştirirse, uzun dönemli kaybedecek olan o olacaktır. İşin sırrı sürekli "ikilem yaratmak"tır. Zaten Başkan'ın devrimci çizginin üzerine yerleştirdiği liberal taktiklerin de amacı, PKK karşısındaki farklı güçleri taviz politikalarıyla ikileme sokarak, yekpare politikalarını yoketmektir.

PKK'nin KDP ile YNK'yi ama özellikle de KDP'yi, hiçbir taviz vermeden "bağlama" taktiği, dış kapitalist dünyanın güçlülüğü ve KDP'nin bu dış dünya ile olan yaygın bağlarından dolayı mümkün değildir.Kaldı ki bu ilişkiler, uzun zamandan beri oluşmuş olan güçlü bir sermaye birikimi üzerine oturmakta ve bu sermaye birikimi emperyalist dünyanın güçlü tekelleriyle (özellikle petrol) büyük bir içiçelik oluşturmaktadır.Bundan dolayı PKK'nin KDP'yi cepheden karşısına alması ve onu "bağlama" politikası, başarısızlığa mahkumdur ve bu başarısızlık PKK'nin yıkımı ile eşanlamlı olacaktır.

PKK'nin KDP'ye sert ve katı bariyerler koyması, KDP'nin PKK'ye karşı düşmanlığının asıl nedenini oluşturmaktadır. PKK Ulusal Kongre içerisinde ve güçlü bir tavizler sistemi aracılığıyla ve ulusun farklı güçleri arasında bir tür DENGE siyaseti izleyerek (1815'ten sonra Avrupa'da Napolyon'un yenilmesinden sonra ortaya çıkan Viyana Kongre Düzeni'nde Avusturya Başbakanı Metternich'in yaptığı gibi), pekala güçlü bir Kürt Ulusal Siyaseti'nin ortaya çıkmasını sağlayabilir. PKK'nin Ulusal Kongre içerisinde özellikle KDP ile YNK arasında konumlanarak ortaya çıkaracağı ve Kürt iç siyasetindeki denge siyaseti, farklı güçlerin dizginlenmesine ve onların zararlı eğilimlerinin törpülenmesine neden olacaktır. Artık sloganımız bellidir: Yaratıcılık , Yaratıcılık ve daha fazla Yaratıcılık!

PKK'nin sert ve katı "bağlama" siyasetinin, akıllı bir taviz politikasıyla ortaya çıkacak olan "sınırlandırma" politikasıyla değiştirilmesi, KDP ile YNK'nin PKK'nin etki çemberi içerisinde kalmasına ve bu hareketlerin, PKK'nin stratejik önceliklerini gerçekleştirmeye çalışırken, doğru bir şekilde yönetilmelerine neden olacaktır.

Taviz politikalarının merkezinde olduğu "sınırlandırma" politikası olmadan ne Ulusal Kongre'nin ortaya çıkması ne de PKK'nin KDP ile YNK karşısında tutunması mümkün değildir. PKK bu sonucuları karşısında tutunabilse dahi, nitelik değişimine uğramadan Ortadoğu kaosundan çıkması mümkün değildir.

PKK'nin akıllı bir taviz politikasıyla ortaya çıkaracağı Ulusal Kongre ve bu Kongre'nin odağında uygulayacağı akıllı DENGE siyaseti, Türkiye ve İran rejimlerinin yıkımını beraberinde getirecek, bu iki ülkede ortaya çıkacak olan demokratik düzenler ile sıkı ittifak Irak ve Suriye'de demokratik yapıların oluşumunu kolaylaştıracak ve de Kürdistan'ın etrafında ortaya çıkacak olan bu demokratik yapılar, içeride KDP ile YNK gibi hareketlerin dış güçler ile ilişkilerini tamamen bitirerek, onların ulusun genel çıkarları içerisinde erimelerine , direndikleri her durumda da demokratik güçler tarafından etkisizleştirilmelerine neden olacaktır.

İşte Başkan'ın Demokratik Konfederalizmi özünde  budur!

9-Sonuç

Bu yazının girişinde, bu yazının ana temasını, PKK'nin KDP'yi kazanma potansiyeli ya da olanağının olup-olmamasının ortaya çıkarılması olarak belirlemiştik. Şu ana kadar ki analizlerimizden, bu sorunun az-çok çözülmüş olduğunu ileri sürebiliriz.

PKK'nin KDP'yi kazanma potansiyeli ve olanağı bulunmaktadır. Eğer bu durum gerçeğe dönüşmüyorsa, bunun nedeni PKK'ye egemen olan ve olumsuz  bir uluslararası gelenekten beslenen yanlış bir ideolojik şekillenmeden kaynaklanmaktadır. Bolşevizm PKK'ye güçlü bir parti yaratmasını sağlamıştır ama sınıflar arasındaki tarihsel ilişkilerin yanlış kurulmasına neden olmuştur.

PKK ile KDP arasındaki yanlış tarihsel ilişkilerin ve bugün KDP'nin PKK'ye karşı olan olumsuz ve yer yer düşmanca yaklaşımı, PKK'nin geçmişten günümüze kadar olan zaman dilimi boyunca, KDP'ye karşı uygulanış olduğu yanlış politikaların sonucunda ortaya çıkmıştır. Başka bir deyişle PKK, KDP'nin bugünkü olumsuz politikasından sorumludur.Bu durum ona, ilişkilerin yeni bir tarihsel zemine oturtulması için daha fazla insiyatif alma görevini yüklemektedir.

PKK KDP ve YNK ile ilişkilerini, bu hareketlerin gelecekteki Birleşik Kürdistan'da tarihsel çıkarlarını belirli bir dereceye kadar garanti altına alan bir tarihsel ve politik çerçeveye oturtmadan, Ulusal Kongre politikasını sağlıklı bir şekilde hayata geçiremeyecektir. Kürdistan'da güçlü bir Ulusal Kongre ortaya çıkmadan, Kürdistan üzerinde çekişen dış güçlerin ama özellikle de Türkiye ve İran'ın Kürdistan üzerinde etkilerinin yokedilmesi ve bu temelde Ortadoğu devriminin kapılarının açılması mümkün değildir.

PKK'nin KDP'yi kazanmasını bilmediği,  Ulusal Kongre'yi onun üzerinde sadece baskı unsuru olarak kullandığı politikası devam ettiği müddetçe, KDP'nin bu politikaya saldırgan bir şekilde karşılık vererek, Kürdistan'da tarihsel bir yarılmanın ortaya çıkması hemen hemen kaçınılmazdır ve bu politikanın PKK açısından felaketle bitmesi büyük bir olanak dahilindedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Kim okuyacak bu kisa yazi- kitabi?

Tanri da gelse KDP yi kimse ikna edemez, çaresiz durum. Tarihi eser bir beylikten ibaret. Tuhaf olan niye PKK KDP yi ikna ediyor. Bu sorun sadece PKKni n sorunumu? KDP niye kimseyi ikna edemiyor? Bu yazi PKK merkez komitesine mi yazilmish. Hem PKK nin elinde sihirli degnek güc mü var göremedigimiz? YNK ve KDP yi Iran Türkiyeden uzaklashtirsin.sanki PKK uzayli bir güçmüsh gibi yazmish. Onun dishinda Gübey Kürdistanin Bagimsizlik referandumuna destek kürde ve kürdistana, ama bu KDP ye dir anlaminda degil. Isterim KDP tarihe karishsin. Üzgünüm üzülenler için. Inanmak istiyorum ki, Güney kürdistan halki er yada geç kendi hakkini agalardanda alacaktir, Kürdler aga magalardan çok çekti...çekiyor...yazi beni sinirlendirdide.. yazar aslinda sinirlendirmish oldu beni.

PKK buyuk bir parti ve guc

PKK de hicbirsey olmaz , nasil olsa ortakvatanci ve tirk kardesleriyle yedi duele karsi savasmis

Yazar herhalde gecmisteki Berzani dusmanligini unuttu, akil almaz fantastik projelerle ISID Berzani iliskisini ispat etmeye calisiyordu , carpik MIT istihbaratina dayandirdigi au iftira etmedi

Ne oldu kafasina saksi mi dustu ??

Fakat bu yazisina katiliyorum , yazar in korktugu PKK bu Anti Kurdistan siyasetiyle topyekun kayib edecek ve Filozof Kemali Linse takmayacak ve yazdigi iftiralar kendisine kar kalmayacak

PKK Hendek savasiyla kayib etti , simdi PKK nin sonu gozukuyor , her siyasetin bedeli olmali , PKK Shengal uzeri Hashdi Sahbi ve Iran pasdarlarina yol verdi , ve o gucler Rakka ve Dera Zor cevresinde YPG ye saldirdi , ABD de mecbur oldu Surye rejimin ucagini dusurmeye

PKK bin siyaseti firsatcilik ve Anti Kurdistan cizgisi uzerinde , tasfiye edilmesi gerekiyor , bari yeni yapilar ve orgutlenmeler dogar , Buna uzulmemek gerekiyor

Tarih PKK icin neyi gerektiriyorsa , PKK bunu da kaldirir

Acimiyorum uzulmiyorum , demek PKK yazar Kemal in yazdiklarini hak ediyor

Kemal kendini bir Mini Machiavelli an ediyor, sanki El Principal dan ornekler veriyor

Siyaset yoksunlari hatayi hep baskasinda arar Yazara ilk defa katiliyorum ve ekliyorum PKK   MK uyesi Bagimsiz Kurdistan icin ne dedi ?Kürd ve Kürdistan a itibar etmeyenin sonu cehennemdir.

kürdlerin en büyük sorunu kemal erdem gibbi cok bilmislerinin olmasidir.

akilli bir insan olaylar olduktan sonra onlari yorumlamazolaylar olmadan analiz yapar halkini  yangindan korur cünkü yasanan seyler tarih olmustur  sadece onlardan ders cikarilirsa bu insanlarin gelecegini dogru yönetmesine katki saglar.

bu uzun yazida kürdlerin kisa vadede yapmasi gerekenler hakinda bazi veriler var kürdler mutlaka ulusal birliklerini olusturmalilar milli mücadele icin olmazsa olmaz kural budur.

pkk -kdp-ynk- 50 milyonu bulan bir halkin cesitli kulvarlarda siyaset yapan partileridir  biri neden digerlerini ikna etmekle mükelleftir bunu anlmadim. (ulusal konuda evet amma sosyal konularda bu gecerli bir argüment degil.)bunlarin birbirleiyle rekabet icinde olmasi kadar dogal bir sey varmi.?

yaziyi yazan arkadas ulasal devrimle soyal devrimi birbirine karistirmis evet bu iki devrimin birbirne parelel yürümesi ideal bir durum amma kendi yazisindada görülüyor ki bu iki devrimi kürd toplmunda paralel yürütmek zor ish

kürdlerin kendi ic hastaliklari dünya insanlarindan bagimsiz degildir  biz kürdlerin en büyük sorunlarindan biride genis pencereden analilzler yaparken kendimize sürekli baska miletlerin tarihlerini referans almamizdir

örenegin 1789 fransiz devrimi deniliyor(bu ayni zamanda kapitalizminde baslangic asmasidir) bu devrim gercekten sosyal temeli olan bir devrimiydi insanlar kardeslik esitlik özgürlük düncesine hazirlrmiydi .

bence degilerdi fransiz elitler bunu planlayip  hayata gecirdiler   fransada yapilan devrim olsaydi  insanlar bu gün kardeslik esitlik özgürlük icinde yasamis olmazlarmyidi?

peki öylemidir ?

insanlar bu gün ayni 1789 daki gibbi birbirlerinin kellesini kesiyor

gelelim bolsevik devrimine dünya sosyal devrmi olarak insanlara yutturuldu hallende bazilari buna inaniyor bana görede bu bir devrim degildi cünkü rus halki bu devrime hazir degildi

eger hazir olsyadi 70 yil sonra onu kimse yikamazdi demeki ki sosyolojik alt yapisi  yokmus .eger böyle sosyoljik bir alt yapisi olsaydi ruslar yetmis yil aradan sonra tekrar 1917 den önceki yasamlarini özlemezlerdi.rusal bu gün eskisinden daha radikal miliyetci ve ortodokslar.

bence franasizlarin ulusal devrimlere örnek verilen 1789 devrimide ruslarin sosyal devrimlere referans verilen 1917 devrimde planlanmis ve kurgulanmis devrimlerdi

kürdistanin dört parcaya bölünmesinide bu devrimlerle yaptilar amaclarina ulastiktan sonra sowyet sistemini bertaraf ettiler simdide dünyaya tek hakim olmak istiyorlar

kemal erdem gibbi sözde entellektüel. kürdlerde onlarin degirmenine su tasiyorlar.

sycet -piccot anlasmasini kürdlerin basina bu sözde devrimler sardilar.

simdide ayni insanlar kürdlere güneyde kücük bir devletcige razi olun diyorlar

amma kuzeyli kürdleri ikna edemiyorlar

kendisini akilli baskalarini ahmak sananlar büyük yanilgi icindeler.

kuzeyli kürdler ellerinde kit imkanlarla ancak akillla  global devlerle bash edebilirler bu akilda onlarda var

bu pratikte ispatlidir.

kuzeyli kürdler sadece bu günü degil yarini ve gelecegi düsünüyorlar

kürdlerin stratejik cikarlarida bunu gerektiriyor.

kürdler son iki yüzyillik sürecte neden basarili olmadilar sorusu cok önemli amma sycet -piccotu onlarin basina kimin sardigini daha iyi analiz etmeliler burda büyük yanilgilar var.

 

Belkis hanım niye sinirleniyorsun? Hazreti Süleyman'a sinirlen. Yazan arkadaş yanılmıyorsam, senin hevallardan biri. Uzun da olsa ben yazıyı zevkle okudum. Tespitler doğu ve Hazreti Süleyman'ı da övüyor. Çünkü o Davud'un oğlu. Unutma Davud'un da anası Türk idi. (!)

Belkis Hanım, dünya'da ağa ve beylerin kurmadığı bir devlet'i bana gösterirsen, sana minnettar olacağım. Kürdistan'da zavallı işçi,  köylü ve çobanların kuracağı bir devlet nasıl olur? Sahiden buna inanıyor musun? Allah korusun senin Serok'un Kürd işçi, köylü ve çobanlarından bir devlet kurarsa, Kürdün hali Beka vadisindeki vahşete dönüşür. Varsa eğer bir güç, Kürd halkını böylesi bir devleten korusun diyorum.

Lê lê keçê tu zanayî

Çıra naçî tu cem Serok?

Ji bo wî tu bibe horî

Bixwe hinguv, lê ne şekok.

 

 

Ji be ku Serok şekokê hez nake, hêrmîya şîrîn hez dike, ku tu jî pirr şîrîn î lê...

 

 

 

Merabalar adim Michaels, Germany dogdum. Berlin Humboldt iyi derecedebitirdim, türkce bilirim, babam Kurd olmasina ragmen agirlik olarak türkce konustugundan dolayi Kurd dili zayifti fakat son yillarda babama ragmen ilerletmis durumdayim,babam koyu bir Alevidir, türk alevicilik, türkiyede ve europada yasayan kurd ve ortaklari türkler malumunuz herkesin agzinda olan Demokrasi bahsi gectiginde Alevilige selam cakilmadan Atatürke selam cakilmadan Abdullah Ocalana selam cakilmadan aciklanamayan yeni ve enteresan bir din mi desem, mezhep mi desem, Ideolojimi desem henüz biri beni aydinlatamadi. Germany  Pirleriniz Pir degil bilginiz olsun, ancak iyi kumar oynarlar, cok iyide solculuk oynarlar. Kurd dilimi henüz yaziya dökebilmislik derecesi yok. Hewler tatili yaptim bilgimi sinadim kendime 10 üzerinden 5 puan verdim. bu haber linki profilime ertiketlenmis olarak gördüm, etiket sahibine, ilgimi cekmedigi israrla söyledim. okumam gerektigini acikladi bir kac cümle ile.

kurdistan-post sitesindeki bu yazi hakkinda gösterebilecegim 1. örnek asagidaki link.

yalani satisa sunarken yalanlari kitleye kabul ettirmenin tek yolu, konu basliklarina bir kac gercegi fazla derinlerine dalmadan ön planda sunup, sonrasinda esas amacini onlara kabul ettimektir. en iyi örnek bu haber linkinde duruyor.

 

https://www.cnnturk.com/2010/dunya/12/06/barzaninin.sirri;wikileakste.or....çikti/598565.0/index.html

 

CNN-türk vermis oldugu bir haber/propaganda, sizdeki haber kaynagini tanimiyorum, ancak bu yaziyi yazmak icin uzun soluklu calisildigi belirgin diyebilirim ki politika ve savas kronolijisinde bir tanim vardir Sparta kralicesi Leda`nin kizi Helene ve Troy Hikayesi kisacasi  kimi icin bir hikaye, kimi icin farkli fantaziler barindirir, ancak bu hikayenin bir Devletsel ve bagli olarak Askeri  zemindeki anlatimi cok farklidir. ilgisini cekenler 1750 devami baskili original Greek myhthology bagli kaynaklardan bilgi sahibi olabilirler,  türkce yoktur. yaziya dönecek olursak tipik  kominist populasyonlar barindiriyor. yaziyi kaleme alan Kisiler utangac olmalilar ki Abdullah Ocalani kendi kalemlerinde slogan yapmayip, o kisiye en yakin baska bir kanal üzerinden sloganlastirmak  tercih edilmis "ben demiyorum, o diyor"

yazi israrla PDK nin PKK`nin arkasindan gelmesi gerektigine vurgu yapiyor, yine devamla PDK `nin kaybettigini zayif düstügü özellikle noktalayarak vurguluyor( ancak nerde ve nasil zayifladigini aciklama geregi duymamis, kisa bir TIN yapilmis, ve yine devam olarak PKK nin citayi yükselttigini, kazanim üzerine kazanim aldigini vurguluyor yada ima ediyor( yazi sahiplerinin dili tikanmis bu esnada) bu kazanimlarin ne oldugunu yazmamislar, haberdar olmak isterdim bu kazanimalardan. yine devamla PKK istedigi taktirde PDK ve türevlerini Güney Kurdistan sinirlarinda yerle yeksan etme gücüne sahip olarak tanimliyor. ISIS saldirmasi ile Abdullah Ocalan ve taraftarlarinin ortaya cikartiklari bu özgüvene hayran kalmamak elde degil. siz neymissiniz böyle demek siterdim bu yazi sahibine. ancak sonradan bunlar nerden geliyor diye yakin tarihe bakildiginda, bu kisiler Türk devletinin kagit üzerindeki toprakalarinda ortaya cikmis ve ilk olarak bu bölgeyi kurtaracakalarini idda etmisler, fakat  bir metrekare yeri dahi kurtardiklari görülmedigi gibi, yönlerini türk resmi sinirindan cevirip türk devletinin 100 yildir hayalini kurdugu Misak-i Millinin olmasssa olmazi olan Musul ve Kerkuk ücgenine Apocularin saldiri düzenlemesi ve bu bölgede hak talep etmesi ve bu anlamda liderininde  Msak-i Milliye atifta bulunmasi, bunun icin komisyon kurulmasi gerektigi dile getirmeleri (Demokratik Toplum Kongresi bu amacla kuruldu) yine buna paralel türk devletinin Osmanlicilik siyaseti ile Abdullah Ocalanin Demokratik Konfederalizminin yönetim sekli  ve haritalasmalari üzerinden baklidiginda ikiz kardesler oldugunu gördügümüzde gülmekten kendimi tutamiyorum.

 US- Section 1870  " USA  Türk partnerlerimize her firsatta bu konuyu ön plana aktarmis, partnerlerimiz ile olan iliskilerimiz Demokrasi endeksli oldugu vurgu edilmistir. Ic ve Dis politikada Türkiyenin kendini yenilemesi gerektigi önemle vurgulanmistir

US-Section Anlasiliyorki Türk ortaklarimiz Kurdler ile olan sorunu kalici cözmek gereksinimi duymuyor, kisa tedaviler uygulamaya yatkinlar, temaslarda dile getirilen her konuda politik zeminde Demokrasi ön plana getirilmesi tavsiye edilmistir ,Kurd televizyonu acilmasi tavsiyemize sicak bakmislardir"

US-Section 1870 "cok ilginctir General Ralston  cizelgeye bakarak PKK ile dolayli yapilan temaslarda sarfedilen dil, türk ortaklarimiz ile cok yakin fikirlere sahip olmalari sasirticilik barindiriyor. PKK Israrla Türk Devletini yikmak istemediklerini aciklamislardir; tutuklu liderlerin medya yansiyan demeclerine paralellik teskil ediyor.

Bu temaslarda PKK kendini Dogmatik kültlesme ve asiri özgüven veren Abdullah Ocalan düsünceleri  siralamistir. gözlemci ekibimiz  raporlarda belirtilmis Error, Iraq Kurd partnerlerimiz bizimle ayni sebeplerden görüsmeleri  sonlandirmistir"

US-Section 1273 "USA bu tip silahli yapilanmalarin CIA istihpari bilgilerini Medya Enformation üzeri   siyasetimiz acisindan riziko olarak görür. önceligimiz Iraq Kurd partnerlerimiz ile olan güvene dayali samimi isbirligine devam etmektir. Türk müttefiklerimize PKK ile olan baglantisi ve siyasi sorunu tavsiye ötesine gecilmemelidir.

US-Section  " 2007 yili Mesud Barzani ve Askeri yetkililer ile ortak yapilan görüsmede PKK`nin TSK nin önemli bir kismini olusturan Atatürk geleneginden gelen Generaller ile anlasmaya vardigini, PKK nin bu anlasma neticesinde silahli ve siyasi güclerini AKP ye yönelteceginin istihparatini dile getirilmistir.

  •  

Kardes kavgasina karsi duran herkes haklidir tabiki. PKKye fazla yuklenmis. Hirsizin hic mi sucu yok? Asiretcilik ve yolsuzlugu masum gostermeyelim. Bunlar idealizmi ve umutlari kurutur ve guneyin buyuk sorunlaridir

Yazar Kürt ulusunun özgürlük mücadelesiyle ilgili önemli analizler yaparak PKKnin temel idelojik ve stratejk hatalarının bir an önce düzeltilmezse bir ulusal felaketi getireceğini öngörüyor ki katılmamak mümkün değil. Bu mücadelenin uzun süre her alanında yer almış bir insan olarak bu tespitleri tümüyle doğrulayan tecrübeler edindim ve maalesef özellikle Ankara grubu olan kurucu kadrolar bu zihniyete sahip. Bu lider kadrolara acilen bu tespitler iletilmeli ve Kürtlerin önemli bir kesiminin bu tarihi dönemde bu lider gruba artık yeter dedikleri aktarılmalı. Kürtler bu dogmatik liderlerin daha fazla kurbanı olmaz! Bu idelojik sakatlıkla Kürtlerin özgürlük mücadelesine ne kadar zarar vurduklarını göremeyecek kadar körse bunlar halkın siyasi, askeri, sosyal kurumları üzerindeki tahakkümlerini bırakmaları zorunlu artık. Sömürgecilerden daha fazla Kürt parti ve halk kesimlerine zarar vermeye hakları yok. Bir an önce ya bu yanlış ve tehlikeli yaklaşımlarından vazgeçerler ya da önderlik yapmayı bırakırlar. Mücadelede bu kadar büyük bedeller ödeyen Kürtlerin bu sakat zihniyete sahip sözde liderlere tahammülü kalmadı. PKK acilen bir kongre yaparak bu tespitleri temel gündem maddeleri olacak ele almalı ve bu felakete giden yolu terk edip KDP dahil tüm Kürt partileriyle Kürt ulusunun kurtuluş mücadelesini zafere götürecek samimi stratejik ittifaklara gitmelidir. Aksi takdirde PKK yönetimi ile birlikte tüm Kürtler kaybedecektir.

cok kirsitli karma  bulanik bir yazida olsa   biraz gercekler   su yuzune cikarilmis   pkk suclu  gösterme  kadp yi sinirli  biri adam yerien koymusun  bir elestiri bile yapmamisin  onun bunun  kucaginda  ne geziniyorsun  kurdun  namusunu niye kirletiyorsun  deme cesaretinden  yoksun tek tarafli  olsada  DOGRUSU  PKK ULUSAL KONGIRE ISTIYOR  KADP  HIC GEREK  DUYMUYOR  ÖYLE BIR DERDI YOK  simid ulusal  kongre  dis  gucleremi hizlet ediyor  gafilik  tir bu  kurt dusmanlari istemez ulusal kongireyi peki neden kadp istemez   bunu kimse  kdp yönetimine  sormaz   kurtler  dusmanlarina baksalar  cok seylerini cözerler ama   asiret yapisi  kurtler bunu asla öerenemezler   malesef kendi ayle cikarlarini  kurtlerden   önemli göruyorlar   yasasin  yek kurdistan  yek xebat u yek welat

Sadece konjunktura bakarak dahi asil KDP'nin PKK'yi kazanmaya çalismasi gerekir. KDP'nin PKK'den korkmasina gerek yok. PKK hegemonyaci iktidar arayisi olan ve her önüne çikani yutan bir hareket degil. PKK KDP'yi ontolojik olarak kabul ediyor. Kabile ya da asiretler ontolojik olarak demokratik ve direnisçi karakterdedirler. Baska türlü uygarliga karsi koymalari imkansizdir. Kabile ve asiret elitleri devletçi uygarlikla iliskilerini yogunlastirdikça bu özelliklerinden uzaklasirlar, elitler uzaklasiyor, toplum degil. PKK 'nin KDP'de kabul etmedigi ve mücadele ettigi uygarlik ve onun dogal toplumda neden oldugu dogal varolusu zorlastiran yöntemlerdir. Buda PKK 'nin en dogal hakkidir. Siz anlamamis olsaniz dahi PKK gelisti; hem de ne ne gelisme! ''Savasan  güzellesir, güzellesen sevilir.'' Baska türlü dünya halklarinin gelisen Kürt sempatisini açiklayamayiz. KDP verilen bu Kürt güzellesme ve özgürlesme savasinin tüm nimetleri benim olsun diyor. KDP'nin bütünlükçü bir Kürdistan politikasi var iddianiz, KDP'nin T.c 'nin Kuzey'deki Kürt soykirimina karsi sessizligi ve onunla olan çarpik     ve anti toplumcu iliskisi ile takla  atiyor.  Daha büyük bir devlet ideali olan bir burjuvazi böyle davranir mi? 

 

 

 

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Rojname Kurdish News