ala kurdistan
Ey Reqîb

Rojava’ya Karşı Dörtlü Plan-Faysal DAĞLI

Tahran’da toplanan Türk, İran, Irak ve Suriye istihbarat örgütlerinin üst düzey yöneticileri, “ne pahasına olursa olsun Kürdlerin bağımsızlık söyleminin ve hakim devletlerden ayrılmalarının engellenmesi, buna karşı birlikte davranma” konusunda anlaşmıştı.

2017 yılının Haziran ayında Tahran’da yüksek duvarların ardındaki bir bahçede geniş bir masanın etrafında toplanan Türk, İran, Irak ve Suriye istihbarat örgütlerinin üst düzey yöneticileri, “ne pahasına olursa olsun Kürdlerin bağımsızlık söyleminin ve hakim devletlerden ayrılmalarının engellenmesi, bu konudaki çelişkilerini bir yana bırakarak, birlikte davranma ve Kürdlere karşı her türlü işbirliğine açık olma” konusunda anlaşmıştı. Kürd yöneticiler bu gizli toplantıdan haberdar olmuştu. Ancak Kuzey siyaseti; ‘bunu duyurup halkın moralini bozmamak için’, Güney siyaseti de; ‘Türkler bize mecbur, dünya bu ittifaka izin vermez’ lakaytlığı ile meselenin alacağı boyutu kestirememişti. Toplantı Güney Kürdistan’da bağımsızlık referandumdan söz edilmeye başlandığı sıralarda yapılmıştı. Taraflar son ana dek, referandum kararına ciddi tepki vermemeyi, son anda Kürdlere karşı ortak ve haşin tavır almayı kararlaştırmışlardı. Sonuçta referandumdan dönülmez noktaya gelindiğinde ilk icraat yapılmıştı. Ve Tahran’da toplanan adamlar (Hakan Fidan, Kasım Süleymani, Hadi Amiri) kısa bir süre sonra da Kerkük’ten Mahmur’a kadar Kürdistan’ın yarısını yutan ortak ordunun başında birlikte hareket ederken görülmüştü. Kürdler Tahran’daki ittifağın ciddiyetini başlarına bu felaketlerin gelmesi ardından farketmişti. Bu, mahşerin dört atlısının Kürdlerin üzerine yürüdüğü gerçek bir kabus idi!

Yeni hedef Rojava

Siyaset ve güvenlikte en berbat durumların simülasyonu ile hazırlıklar yapılıp, farklı senaryolara göre tedbirler alınır! Şu anda Rojava’da tehlikeli bir sürecin arifesinde olunduğu sır değil. Sonuçta, Suriye rejimi ile Rojava Kürdleri ‘büyük karşılaşmayı’ yaşamak zorunda. Elbette herkesin bu randevu için hazırlandığı öngörülebilir. Şimdi aynı adamlar, bu kez Rojava’da Kürdlere karşı için bir araya gelmiş durumda. Başrollerde Erdoğan ve Esat’ın olduğu yeni bir proje gündemde. Prodüksiyonda ise Putin, Ruhani ve Sistani var. Figüranlar ise oldukça çeşitli. Tahran dörtlüsünün aktüel planı bu randevuda Kürdlerin işini bitirmek!

Suriye rejiminin, Türkiye’nin Kürd meselesinde yaptığı ‘baskıyı’ avantaja dönüştürmek istediği sır değil. Esat, Rusya’nın da garantörlüğünde Türklerin, Rojava’yı işgal edip ardından kendisine devretmesi senaryosuna sıcak bakmaktadır.

Esat'a karşı izlediği siyasetinden dramatik bir dönüş yapan Erdoğan’ın İdlib’de Suriye’ye ‘savaşsız bir çözüm ile egemenlik imkanı’ tanıması, burada olası bir mülteci akınını engelleyerek Almanya’yı İstanbul zirvesinde kendi safına çekmesi, ABD’yi oyun dışı tutması ve İdlib’ten çekeceği Cihadistleri de kullanarak Rojava’yı işgal edip ardından rejime devretmesi planı kimi risklere karşın Şam (ve Moskova) için ‘ucuz maliyetli’ bir tercihtir. Taraflar arasında perde önü ve arkasında yürüyen ilişki de bu planın varlığını doğrulamaktadır.

Türkiye’nin ABD ve Batı dünyasından uzaklaşıp Rusya’nın uydusu haline gelmesi Esad’ın işini kolaylaştırmakta, Ankara’nın Moskova ile ‘asimetrik’ ilişkisi ileride Türk ordusunu Suriye’den çıkarmanın garantisi olarak kabul edilmektedir.

‘Müzakerelerin’ sonuçsuz kalmasının nedeni

Şam rejimi ile Kürdler arasındaki ‘müzakerelerden’ sonuç alınamamasının nedeni de bu planın devreye girmesidir. Suriye yönetimi bu görüşmeleri oyalama ve Kürdlerin ABD / Batı dünyası ile ilişkilerinin boyutunu kavramak için test olarak kullanmıştır. Bu süreçte Kürd yönetimi ile ihtiyaç duyduğu ‘elektrik, petrol, buğday, su’ gibi hizmet ve ihtiyaç sektörlerini paylaşmanın yollarını da aramıştır.

Esat, ilk zamanlarda meşru talepler içeren ve halk hareketi olarak başlayan Suriye devrimini terörize ve İslamize ederek kazandığı bir iç savaşa dönüştürürken uyguladığı stratejiyi, şimdi de Kürd meselesinde farklı bir boyutta tekrarlamak istemektedir. Sonuçta bugün kimse Esat’ın devrilmesi gerektiğinden söz etmemektir. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo bile geçtiğimiz hafta ‘Esat’ın gitmesi gibi bir şartımız yok’ derken Suriye’de oluşan global dengenin ağırlığını ifade etmiştir.

Esat’ın bu stratejide kullanmak istediği manivela Türkiye’dir. Ankara’nın ABD ve Rusya ile İran arasında kurduğu ‘hassas dengeden’ faydalanarak ve Erdoğan’a muhtaç olduğu ‘avantajı’ sağlayarak Rojava meselesine ‘elini kana bulamadan' bir çözüm bulmak amacındadır.

Bu bağlamda Ankara’nın Washington’a; “Ya Rojava’da Kürdlere karşı askeri harekat izni, ya da elveda NATO ve ABD - Merhaba Rusya-İran-Avrasya’ şeklinde özetlenebilecek jeopolitik şantajını tırmandırmasını kışkırtmaktadır. Erdoğan’a karşı fazla seçeneği olmayan ve herbiri ayrı bir ajandaya sahip olduğu için ortak bir tutum takınamayan Batı dünyasının YPG’ye verdiği desteği Türkiye eli ile tasfiye ederek Rojava’ya yeniden dönüp ‘eski Suriye’ hayalleri kurmaktadır. İdlib, Cerablus ve ve diğer alanlarından toplanacak Cihadistlerin Türk ordusu önünde mayın merkebi olarak kullanılacağı bu operasyonun ardından Esat, Suriye’de ebediyen ‘Kürd sorununun’ kalmayacağını da öngörüyor. Türkiye’nin (başarabilirse) Kobani ve Qamişlo gibi yoğun nüfus barındıran yerleşimlerdeki Kürd nüfusu tasfiyesi ile bunun mümkün olabileceği hesaplanmaktadır!

Planın ‘meşruiyet’ için ‘Kürd kökenli’ işbirliği de ihmal edilmemiştir. ENKS Temsilcisi geçen hafta, “PYD’nin zayıflatılıp, bize yer açılacağı yeni uluslararası planlar yapılıyor” derken bu senaryoda kendilerinin dahil olduğu sekansı işaret ediyordu.

İran: Kurt postundaki tilki

Ancak bu planın başarısı için, (Kürdler haricinde) ABD ve İsrail dahil tüm tarafların ‘herkes kazansın’ formülü üzerinde uzlaşması gerekiyor. Washington’un Suriye’den çekilmek için açıkladığı iki önemli şartı var: İran’ın çekilmesi ve İsrail’in güvenliğinin garantisi. Elbette ‘IŞİD’in bitirilmesi, müttefiklerimize zarar verilmemesi, Suriye’de demokrasi’ vs gibi daha önce ABD’li yetkililerin açıkladığı detaylar karşılığı verilerek aşılmayacak konular değil!

ABD’nin birinci şart olarak öne sürdüğü İran’ın Suriye’den ‘çekilmesi’ aslında göründüğü kadar ciddi bir sorun değil. İran; ABD’nin de Suriye’den çıkması karşılığında sahte bir ‘çekilmeye’ razı olabilir. Böyle bir ‘taviz’ Tahran’da yapılan Kurdofob zirvede ‘her türlü araç kullanılarak Kürd hareketinin tasfiyesi’ kararına da uygun bir sonuçtur. Asker ve milislerinin çoğuna Suriye üniforması giydirerek orada tutmaya devam edecek olan İran’ın bir yandan da Şam’ın arkasındaki temel siyasi ve ekonomik odak olacağı, yeniden yapılanma/imar sürecinde Suriye’deki esas aktör olarak kalacağını söylemek abartı olmaz.

Geriye ABD’nin hassasiyetle üzerinde durduğu ‘İsrail’in güvenliği garantisi’ şartı kalır ki, İran’ın ‘çekilmesi’ ile Hizbullah’ın Suriye’den çıkmasının eşanlamlı olduğu ve Suriye rejiminin İsrail karşıtı faaliyetlerden uzun bir süre uzak duracağını da kestirmek güç olmaz.

Yani, İran’ın sabırlı ve kurnaz siyaseti ile Irak, Lübnan ve Yemen’i yuttuğunu hatırlayan tarihsel hafıza benzer bir sürecin Suriye’de de yaşanabileceğini de mümkün kılmaktadır.

Erdoğan’nın seçimler için zafer ihtiyacı

Bu şekilde görünürde ABD’nin talepleri karşılanacak ve olacaklara sessiz kalacağı (Kerkük ve Afrin’de olduğu gibi) umud edilmektedir. Erdoğan, bu plana razı olması karşılığında NATO’ya ‘geri’ dönmeyi, Rusya ile daha mesafeli olmayı ve Batı’ya karşı kışkırtıcı olmaktan vazgeçmeyi de vaad etmektedir.

Ve acelesi olan Erdoğan ortaklarını bir an önce harekete geçirmeye çalışmaktadır. Erdoğan’ın Afrin’de olduğu gibi acil bir (yerel) seçim zaferine ihtiyacı hasıl olmuş durumda! Türk topçularının Kobani ve Girêspî’deki endişeli atışları bu acil ihtiyacın sesi olarak yankılanmaktadır.

Felaket simülasyonu

Devamla; varsayalım ki Kürd güçleri Deyruzor’daki IŞİD kalıntılarını da temizledi, Türkiye İdlib’deki Cihadistlerini çekerek bölgeyi Suriye yönetimine devretti, İran, ‘ciddi tehlike kalmadı, askerlerimizi çekiyoruz’, Esat, ‘yeni süreçte İsrail ile barışçıl bir komşuluk istiyoruz’, Putin, ‘ihtiyaç kalmadığı için güçlerimizin büyük bölümünü Suriye’den tahliye ettik’ dedi ve hep birlikte ABD’ye ‘çekilme sırası sende, artık Suriye’yi sahiplerine bırakalım’ dediler!

Ve ardından Erdoğan Rojava’ya operasyon için harekete geçti. "Birden bire Kobani ve Qamişlo’dan Türkiye’ye doğru (Afrin’de olduğu gibi) yoğun top, havan, katuyşa saldırıları başladı! YPG’nin açtığı ateşle köyler, camiler, okullar hedef oldu, okula giden çocuklar, namaz kılan imamlar, ağıllardaki masum hayvanlar öldü, Türkiye, güney sınırını teröristlerden temizlemek için harekete geçti! Ve Uluslararası Koalisyon, Türk birlikleri ve Cihadistlere karşı YPG’ye destek ol(madı)."

Sonrası…

ABD; Güven ve güvensizlik arasındaki belirsiz ‘dost’!

Uluslararası Koalisyonun, IŞİD’e karşı en fedakarca savaşan ve Suriye’nin üçte birini kurtararak, güvenlik altında tutan DSM’yi Cenevre ve diğer siyasi çözüm süreçlerine katamaması, ve şu sıralar hazırlanan yeni Suriye Anayasası Komitesine aldıramaması veya bu konuda yeterince ağırlığını koyamaması, Menbiç’te Türkiye’nin taleplerine karşı çaresizliği ve Afrin işgali sırasındaki sessizliğinin de Kürdlerde yarattığı ‘güven travması’ bu planın psikolojik motifi olmaktadır. ABD’nin ‘Suriye’de asla Kürdleri terketmeyeceği tezine’ dayanan heyecanlı analizler ve Trump’ın Türkiye’nin tepkisini dengelemek için ‘kahraman müttefiğimiz’ dediği Kürdler ile açık ve güçlü siyasi işbirliğinden çekinmesi bu kuşkuları beslemektedir.

Bu endişelere rağmen Suriye’deki DSM eksenli siyasetin ABD üzerinde (sahadaki yönlendirici) etkisi, askeri-siyasi kabiliyeti ve Uluslararası Koalisyon ile sahadaki güven eksenli ahengi (şimdilik) Washington’un bu plana dahil olmasını engelliyor.

Bununla beraber Trump’ın ikircikli yaklaşımına rağmen Pentagon’un İran, Türk ve Arap siyasetinin kurnazlıklarını sahada deneyimlemiş ve Rusya’ya mesafeli olan generallerinin çekmecesinde ikinci ve daha büyük bir çuval alternatifi olduğu da sır değil! Kobani ve Grêspî’de YPG ile Türk sınırını korumak için ortak devriye çıkaran, Menbic’de işleri alttan alan, Kürd ordulaşmasının altyapısını kurmaya çalışan ve ‘PKK’ bahanesine rağmen YPG ile aynı kareye giren Amerikalı generallerin Trump ile farklı bir yerde olduğunu da vurgulamak gerekir. ABD’nin asker ve siyasetçi dengesinin gözetlendiği bir dış siyaset izlediği unutulmamalı.

Fırsatlar ve riskler

Tüm şeddidliklerine ve planlarına rağmen bölgenin aslında en kırılgan iki ekonomisi olan ve ciddi enerji biriken siyasi/toplumsal faylar üzerine oturan Türkiye ve İran’ın orta vadede Kürd karşıtı saldırgan siyasetlerinin bedeli olarak büyük yıkımlarla karşılaşabilirler. Türkiye, İran ve Irak’ta gelişen kitlesel memnuniyetsizlikler, Tahran’a yönelik sıkı ABD ambargosu, Rusya ekonomisinin ve siyasetinin dünyadan giderek izole olması, Türkiye’nin büyük bir ekonomik ve siyasi buhrana girmesi, bu 4 ülkenin de fillen ‘yıkık devletler’ kategorisi adayı olması Kürdler için aslında bunların baskısından kurtulma yolunda yeni fırsatlar doğuruyor.

‘Ahlaksız ve değersiz’ reel politik uğruna Kürdleri harcayarak alanı Rusya ve Şii blokuna kaptıran ABD ve Batı dünyası bu senaryonun yükünü taşımayı göze alsa bile, ‘sahadaki en dinamik dostları’ olan Kürdleri kaybettiği için bölgede etkisiz hale gelen ABD’nin Ortadoğu’daki varoluşsal nedenleri ortadan kalkacak, orta vadede büzülüp içine kapanacak, İsrail için daha vahim tehditler ortaya çıkacak, Süni blok da Şii hilali karşısında dağılacak, dünya yeni radikal şiddet dalgaları ile tanışacaktır. Batılı çok sayıda stratej de bu kaygıları dile getirmektedir. Trump’ı da yönlendiren Amerikan aklının bunca deneyimden sonra Ortadoğu’yu bu şekilde terkedebileceği şimdilik berbat bir varsayım.

Ancak durum ne olursa olsun bu planlara karşı koyabilmek için Kürd siyaseti önüne kabarık ‘ev ödevi’ listesi koymalı ve ilk şartı: ‘Ortak kaderin’ birleştirici mecburiyetine direnmemek olmalıdır. Tüm meziyetlerine karşın Kürdleri bu planlarda ‘kolay lokma’ haline getiren zaafları ayrık durma konusundaki yetenekleri! Unutulmamalı ki Kerkük’teki felaketin esas nedeni aslında bu plan sahiplerinin başarısı değil, Kürd siyasetinin başarısızlığı idi.

Hayat; bir senaryosu olmayanların, başkalarının senaryosunda figüran olması şeklinde basit bir düzlemden ibarettir aslında.

Hülasa Brezinski’nin deyimi ile; ‘Dünyanın merkezi Avrasya, Avrasya’nın merkezi Ortadoğu’ ve Ortadoğu’nun da merkezinde Kürdistan meselesi yer almakta ve bu mesele de Batı desteğiyle Kürdler tarafından çözülmek durumundadır.

IMP news

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News