ala kurdistan
Ey Reqîb

Yorum yaz

Şahin Siverek'in Kürtlerde Aşk ve İsyan romanı çıktı

Şahin Siverek'in "Kürtlerde aşk ve isyan" romanı Piera Kitap tarafından yayınlanarak okurları ile buluştu.

****

Gece saat sıfır ikiydi. Nöbetim bitmiş, nöbet sırası Peyman adında bir bayan arkadaşa gelmişti. Dondurucu bir soğuk vardı. Peyman ve bir takım bayan yerde toprağın üstünde yatıyordu. Üstünde bir naylon parçası vardı. Bayanların nefesleri naylonla buz olmuştu. Peyman’ı ikinci kez kaldıracaktım nöbette. Peyman’a sesleniyordum ve ses Peyman’a gitmiyordu. Yarı donmuştu. Ona dokunamazdım, dokunsaydım uyandıracaktım. Bir savaşın ortasında bir bayana dokunmak ikimizi de idama götürebilirdi. Onu uyandırmayı başaramadım ve tekrardan nöbet yerine gittim. Bir saat sonra nöbet sırası Arjin adındaki yeni savaşçıya gelmişti. Onu uyandırmak da Peyman kadar zor olmuştu ve onu da uyandıramadım. Kadın savaşçılar yarı donmuşlardı. Sonra sıra Devrim adında bayana geldi, daha sonra Eylem, Diljin, Dicle’ye gelmişti hiçbirini uyandıramadım.

Bingöl, Diyarbakır ve Muş illerinin sınırlarının birleştiği dağlık alanındaydık. Bu dağlarda seksen yıl önce de savaşçılar savaşmış ve birçoğu da donarak ölmüşlerdi. Tarih yine kendini tekrarlıyor muydu? Biz de bir isyan hareketin militanları olarak bu kış burada donacak mıyız? Şeyh Sait’in askerleri nasıl dondular? Uyudular bir daha uyanmadılar mı? Ve Allah u Ekber Dağında askerler nasıl dondu? Sorusu o zaman aklıma geldi. Çünkü biz de donarak ölmek üzereydik. Ertesi sabah operasyon oldu. Sabahın erken saatlerinde önce skorski helikopterleri kaldığımız yerdeki tüm yüksek tepelere asker indirdi. Bizi kuşatmaya aldıktan sonra altı tane kobra helikopteri kaldığımız yere roket atarak doçkayla taramaya başladı. Kurtulma imkânımız binde birdi. İki takım erkek, bir takım bayan savaşçılardan olan grubumuzun bölük komutanı Mahir Dersim bizi topladı ve o zaman onun gözlerinden anladım ki birkaç dakika sonra öleceğiz. Ölümümüzü bekliyorduk! Fakat o dakikalar gelmiyordu… Askerler bize yaklaştıkça yaklaşmışlardı. Teslimiyet asla söz konusu olmayacaktı savaşarak şerefimizle ölecektik. Silahlarımızın emniyetlerini açmıştık. O sıralarda da başkan ateşkes ilan etmişti, silah sıkan provokasyonla suçlanacak askeri mahkemede yargılanacaktı. Sağ olarak yakalanmak teslimiyet, savaşarak kurtulmak provokasyon, savaşmadan ölmek ise kahramanca öldüler diye geçecekti partinin belgelerine. Bu yaşta ölmek iğrençti, katil olmak daha da iğrençti. Sadece bizi ölmek kurtaracaktı. O ölüm anını hep bekledik, ama o an hiç gelmiyordu.

Hava çok soğuktu. Bir aydır yol yürümüştük, üç ay daha yürüyüp sınırların dışına çıkacaktık. Her taraf askerdi, her taraf silahtı, savaş uçaklarını, helikopterlerini her zaman görüyorduk ve artık ölüm bize çok yakındı. Mahir yine bizi topladı, gözlerimize baktı, hepimiz 20’li yaşlardaydık, hepimiz gençtik, hala ölmeye hazır olmadığımızı Mahirin gözlerinden okuyordum. Mahir, “Kendimizi savunmak için siz de savaşabilirsiniz, gereken hesabı ben askeri mahkemede veririm” dedi. Seçeneğimiz iki olmuştu. Tam o sırada bir askerin sesi geldi “komutanım izler sağ tarafa gidiyor” tam bizim olduğumuz noktayı göstermişti. Komutanı da ona “onlar eski izler, kendinizi aşağıya bırak” demişti. Ve bu söz 20 genç insanın hayatını kurtarmıştı. Askerler kendilerini tepeden aşağıya bıraktığında seçeneğimiz üçe ulaşmıştı. Hepimiz aynı yöne bakıyorduk, gez-göz ve arpacığa. Askerler kendini aşağıya bırakıyordu, bir birimize bakarak gülümsüyorduk şans yine bizden yanaydı, artık ölüm bizden çok uzaktaydı.

Üç gece sabaha kadar yol yürüdük, köylere girmemiz yasaktı yüzlerce köyün, onlarca kasabanın yakınından geçtik, hatta uğrunda savaştığımız ve özgürlüğün başkenti dediğimiz Diyarbakır’ın ışıkları uzaktan uzağa görüyorduk. Üç gece hiç yemek yemeden yürüdük. Dördüncü gece Gabar Dağlarına ulaştık.

Ovayı geçerken hiç köylere girmedik. Bu köylerin hepsi Kürt’tü birçoğu da yurtsever ve bizim taraftarlarıydı. Yine de ne olur ne olmaz yemek için köylere girmedik. Bizimle hareket eden bir başka grup da bir köye girmiş köylülerden biri sabah onları karakola şikâyet etmiş, operasyon çıkarak o gerilla grubunu ovada savunmasız olarak yakalamışlardı. Çatışma sonucunda grubun bölük komutanı Serdar başta olmak özere on beş savaşçı savaşarak yaşamlarını yitirmişlerdi. Geriye kalan dört kişi de esir olarak ele geçmişlerdi.

Onlarda hepsi 20’li yaşlarındaydı, hepsi gençti arımızdan çekip gitmişlerdi. Sonra yine yola devam ettik. Yolculuğumuz dört aydan fazla devam etti. Yine kara ve soğuğa yakalandık. Kato marinosta kar fırtınasına yakalandık. Sayımız her gün geçtikçe azalıyordu. Dersim eyaletinden ikiyüz yirmi gerilla uzun, pusulu, riskli bir yola çıkmıştık. Bölükler şeklinde yolculuk ediyorduk. Onlarca dağı ve nehirleri aşıyorduk. Sayımız gün geçtikçe azalıyordu. Kimisi suda, kimisi pusuda, kimi kayalıklardan düşerek, kimisi çatışmada yaşamını yitirdi. Munzur suyunu, Murat, Dicle, Zap, Avaşin, Avabasya nehirlerini geçtiğimizde sadece 45 kişi kalabildik. Zagrosların bittiği yerde Avaşin nehirin kenarına geldiğimizde muhteşem bir doğa harikası, anlatılmaz bir manzara, inanılmaz bir görüntü. Masmavi bir su ve masmavi bir gök. Biz tepenin üstünde masmavi suya bakıyorduk. Hemen altımızda Kürt önderi için intihar eden bir genç Türk kızın tabutu geçiyordu. Arkasında bıraktığı notta “Ben artık yürüyemiyorum, arkadaşlarıma daha fazla yük olmak istemiyorum. Partiye, önderliğe ve kardeş Kürt ve Türk halkına bağlılığımı bir kez daha ifade etmek istiyorum. Faşizm kaybedecek, devrimci halkımız ve önderliğimiz kazanacaktır Leyla Türk.” Üniversiteyi tek edip Kürdistan dağlarında özgürlüğü arayan bir genç Türk kızının mezarını hemen Avaşın’ın kenarında yaptık. Büyük Kandil dağları göründü. Kandil dağları başladı onlarca deresi, yüzlerce ırmağı ve on binlerce mazi ve meşe ağaçlarıyla Kandil Dağlarının insafına bıraktık kendimizi. Geri çekilme macerası 134 günden sonra sona eriyordu. Eskisi kadar değildik, hepimiz gelemedik.

Böyle bir kitap yazmak o zaman aklıma geldi. Özellikle soğuğa yenik düşen Şeyh Sait isyancılarını yazmak istedim. Allah u ekber dağında donarak ölen kurtuluş savaşındaki savunmasızlığını, padişahın ihanetini ve yüzlerce insanın aynı anda donarak ölmesini, on binlerce nefesin aynı anda kesilmesi, on binlerce kalbin aynı anda durmasını anlatmaya çalıştım. Birinci dünya savaşından sonra özelde Kürtleri, genelde tüm Anadolu halklarının yaşam ve mücadelesini anlatmaya çalıştım. Birinci baskıda beklentilerimin çok üstünde ilgi gördü.

Şahin SİVEREK

[email protected]

2006 Kandil G.Kürdistan 

 

YAZARIN DİĞER KİTABI

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News