ala kurdistan
Ey Reqîb

Yorum yaz

Rojava’da Küresel Savaş- Hüseyin Turhallı

Rojava’da Küresel Savaş

Bugünkü Suriye, uluslararası çıkar çelişkilerinin zor araçlarıyla çözülmeye çalışıldığı küresel savaş alanıdır. Olay ve olgular açık iki savaş cephesine işaret ediyor.  

I- Türkiye, Katar, Suudi Arabistan

II-İran, Lübnan ve Suriye Hükümeti.

ABD, Fransa ve İngiltere doğrudan savaşın içinde olmamakla beraber Türkiye-Suudi ve Katar cephesinde destekçi konumdadırlar.   

Rusya ise İran-Lübnan ve Suriye Hükümeti safında silah tüccarlığı ile pragramatist bir politika izlemektedir. Rusya’nın Esad yönetimine yaklaşımı, Türkiye’nin ikinci Dünya Savaşı'ndaki konumuna benzemektedir. Her an saf değiştirebilir.

Savaşa taraf olan veya lojistik destek sağlayan ülkelerden herbirinin çıkar ilişkisinin kendi ekseni etrafında dönüyor olması, savaş hareketinin hem doğrultusunu hem de gelişim seyrini değiştiriyor. Bu durumda çatışan, çekişen yandaş kuvvetlerden her biri, diğerleriyle değişik açılarla mücadele ettiğinden ortaya hiç kimsenin istemediği bir durum/doğrultu ortaya çıkmıştır.  

Olayın anlaşılması açısından şekilsel olarak aşağdaki kuvvetler çelişkisi-bileşkesi biçiminde formüle edilebilir. Bu biçimdeki kuvvetler ilişkisinde bileşke, çoğu zaman sıfır veya sıfıra yakın (pata) olur. Tıpkı halat çekme oyununda olduğu gibi çoğu zaman değişik bir açıdan gelen bağımsız küçük bir kuvvet, cismin hareket doğrultusunu değiştirmeye yetiyor.  

19 Temmuz 2012 tarihinde Rojavalı Kürdler çatışan kuvvetlere yönelik olarak işte böyle bir etkide bulundu ve Suriye’deki savaşın rotasını değiştirdi. Rojava’daki Kürd siyaseti bu basit denklem üzerinde kurgulanmamış olsa bile mevcut durum budur.   

Üçüncü kuvvetin sürece bu biçimiyle müdahalesi, çatışan diğer kuvvetlerin de konumlarını yeniden gözden geçirmelerine neden olmuştur. Kürd tarafı dışında kalan güçlerin yeniden konum belirlemeleri savaşın Rojava’da yoğunlaşmasına neden olmuştur.   Yeni durumun Kürd siyaseti tarafından yeterince anlaşılamaması, Suriye’deki savaşın kilitlenmesine neden olmuştur.

Fiziki açıdan halat çekme oyunu olarak bilinen ve son derece basit olan bu denklem, sosyal ve siyasal açıdan son derece karmaşıktır. Zira savaşa dahil olan öğelerden herbirinin değişik hesabı, savaştaki dengeye yeni bir biçim vermekte ve çözülmesi zor bir denklem oluşturmaktadır.  

Kürdler, son derece karmaşık olan bu denklemi “Suriye’de sürmekte olan savaş, küresel bir savaştır” biçiminde bir belirleme ile bu karmaşıklığı kısmen de olsa azaltabilir ve buna göre yeni bir konum belirleyebilir.  

Kürd siyasetinin durumu bu biçimde formüle ettiğini sanmıyorum. Ancak Salih Müslüm’in Türkiye, İran, Rusya ve ABD gezileri, kuramsal bir anlayışı ifade etmese bile pratik anlamda böyle bir anlayışın pratik boyutu olarak değerlendirilebilir.   

Rojava’daki Kürdlerin askeri ve politik tutumları bir tarafta denklemin yeniden kurulmasına ön ayak olurken diğer taraftan da nihai sonucun belirlenmesinde ana unsur niteliğindedir.

Bütünlüklü görünmesine rağmen Kürd tarafı, görülenin çok daha ötesinde iç çelişkiler yaşamaktadır. Kürdlerin yaşadağı yoğun iç çelişkiler enerjisini/gücünü alt düzeylere çekmektedir.

Dün ANF“Rojava Korucuları” diye tabir ettiği 22 ayrı silahlı Kürd gurubunun isimlerini liste halinde yayınladı. Bu gurupların hangi tarafta yer aldığına bakmaksızın varoluşları bile Rojava Kürdlerinin ne kadar parçalı olduğunu göstermektedir. Daha da ötesi 75 El Parti militanının gözaltına alınması, Sêmalkê sınır kapısının kapatılması,  Amudê olayları ile bu guruplardan bazılarının fiili olarak YPG’ye karşı El Nusra’nın yanında savaşa katılması, üçüncü kuvvet olan Kürdlerin de dengisini bozmuştur.

Üçüncü kuvvetteki bu denge bozulması, Kürdlerin dışında kalan ve ancak birbirleri ile çatışan taraflara umut vermiştir. İşte tam da bu noktada ÖSO’ya bağlı 21 tugay, Afrin ve çevresine, Esad yönetimi de Halep’te Kürdlerin denetiminde bulunan Şêx Maqsud ve Eşrefiye mahallerine saldırmıştır. Halep’e yakın Tıl Hasıl ve Tıl Eran gibi yerlerde ise katliamlar yaşanmıştır.

Değişik kuvvetlerin baskısı altında kalan YPG ise savunma durumuna geçmek zorunda kalmıştır. Daha önceleri “felan köy çetelerden, rejim güçlerinden temizlendi” biçiminde haberler gelirken son dönemlerde “çeteler şuraya, buraya saldırdı. YPG sert karşılık verdi” biçiminde haberlere dönüşmüştür. Bu dramatik durumun sorumlusu PYD’nin tekçi ve dar siyaseti olduğu kadar, çelişkileri fiili çatışmaya götürecek kadar gözleri kör, izansız Kürd siyasetleridir.

İsmail Beşikçi Hoca “Güney Hükümetinin kapıları kapatması doğru değildir. Kendi dışındaki siyasi guruplara faaliyet yürütme olanağı tanımayan PYD’nin tutumu da bir anlamda kapı kapatmadır” diyor. Son derece doğru bir belirleme. Unutulmasın ki kapıları kapatanlar, sadece başkalarına kapatmıyor, aynı zamanda o kapıları kendi üzerine de kapatıyor!

Bu süreçte diğer parçalardaki aydın ve siyasetçiler, Kürdler açısından irrasyonel olan bu duruma çare arama yerine, tarafları kötülüyerek ve çoğu yerde de iftira ederek Rojava için ellerinden gelen her türlü kötülüğü yapmaktan geri durmamışlardır.

Kuşkusuz bütün bunlar toplum hafızasında kayda alınıyor. Ve günün birinde harekete geçecek olan toplum hafızasında bunlar hesap verecektir. Zamanı geldiğinde bu kurum ve şahısların Kürdistan davası karşısında nerede ve nasıl durdukları sorgulanacaktır.

Yaklaşık iki yıldır bütün yazılarımızda söylüyoruz. Türkiye dış politikasını ve Kürdlere ilişkin siyasetini Rojava’daki durum üzerine tesis etmiştir. Bununla birlikte Güney ve Kuzey Kürdistan parçaları için Rojava, kader belirleyen bir konuma gelmiştir. Kürdistan siyaseti, Rojava kadranı üzerinde dönmektedir. Rojava kazanırsa bütün parçalar kazanacak, kaybederse bütün parçalar kaybedecektir.

Japonların “Başkasından hançeri ödünç al” diye tarif ettikleri bir stragamileri var. Buna göre oyunu büyük oynayan taraf, asıl düşmanı ile muhtemelen ona rakip olabilecek tarafı çarpıştırır, her ikisi de güçten düştüğünde asıl düşmana yönelir ve son darbeyi vurur. Stalin, Polonya Komünist Partisi ile Alman Ordusu  arasındaki savaşta böyle bira strateji izlemiştir.

Yine Türkiye, Hizbullah elemanlarını salıvermekle böyle bir taktik izlemiştir. Bilindiği üzere, salıvarilen Hizbullah tetikçileri Suriye'ye geçmiş, Hüda-Par ve Özgür-Der vasıtasıyla Kürdlere karşı, Kürdleri örgütleyerek birbirine kırdırtmaktadır.  

Suriye ve Rojava’daki savaşta tarafların durumuna bakıldığında savaşa doğrudan müdahil olmayan ABD, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın böyle bir taktik izlediğini söylemek mümkün.

Bugün çeşitli haber ajanslarına yansıyan haberlere göre Irak’taki El Kaide, Musul Kürdlerinin kenti boşaltmaları yönünde ültimatom vermiş. Bu tehdit üzerine Musul’dan onlarca aile göç ederek Güney Kürdistan’a geçmiştir.

Bu yazıyı kaleme aldığımız saatlerde Türk Ordusu’nun Serêkani’yi yoğun top atışları ile bombaladığı ve El Nusra güçlerinin de büyük bir saldırı başlatmak üzere Azaz bölgesinin karşısında Türkiye tarafında yoğunlaştıkları haberi net sayfalarına düştü.   

Bu haberler yeni savaş cephelerinin açılacağı Türkiye gibi büyük güçlerin buna dahil olacağı anlamına geliyor.

Gelişen bu yeni duruma göre, doğru bir tutum olarak bağımsız bir çizgi izleyen Kürdlerin bu aşamadan sonra yeni bir tutum belirlemeleri gerekiyor.

Bununla beraber şu aşama için, Kürdler şu tarafta, bu tarafta yer alsın biçimindeki bir öneri için henüz erken. Ancak durumun tartışılması ve yeni bir hareket biçiminin benimsenmesi gerekiyor.  

Her şeyden önce Kürdler enerjilerini iç çekişme ve çatışmalarla tüketme gibi bir durumdan hızla uzaklaşmalı güçlerini birleştirecek bir formül bulabilmelidirler. Aksi takdirde yüzbinlerce insan göç etmek zorunda kalacak, insani açıdan dramatik sonuçlar ortaya çıkacaktır.

Uluslararası konjönktür gereği Peşmerge güçlerinin bu aşamada savaşa dahil olması, çok daha büyük sorunların yaşanmasına zemin hazırlar düşüncesindeyim. Tekrarlamakta yarar var. Şu an Rojava’da yürütülmekte olan savaş, El Kaide çeteleri ile yürütülen bir savaş değil, uluslararası güçlerin dahil olduğu küresel bir savaştır. El Kaide burada bir İslam devleti kurduğunu ilan etmiştir ve bu devlet ilanı çeşitli uluslararası güçler tarafından desteklenmektedir.

Bu durum dikkate alınarak Güney Kürdistan Hükümeti ile BDP hızlı ve acilen diplomatik atağa geçmelidir. Bu girişimlerden somut sonuçlar çıkmazsa bile Kürdlere karşı geliştirilen savaş boyutunun anlaşılması açısından, diplomatik girişim önem arzetmektedir. Zira mevcut durumda asıl sorun, yeni durumun ne olduğunun anlaşılmasıdır.

PKK ise Rojava’da savaşa dahil olma yerine Kuzey'de Türkiye üzerinde baskı oluşturmanın yollarını denemelidir.

Savaşın küresel nitelikte olması Rojavalı güçlerin (YPG’nin) belirleyici güç olma özelliğini etkilemez. Savaş Rojava’da yürütülüyor ve sonuçta burada alınacaktır. YPG hızlı ve yoğun bir hareketle çete unsurlarınin saldırılarını püskürtmekten de öte, coğrafik olarak çeteleri temizlemeyi esas almalıdır. Teknik ve sayı itibarı ile buna gücü vardır.

Kürdistan coğrafyası çetelerden temizlendiğinde, bunlara destek sunan uluslararası güçler de savaşa doğrudan katılmaktan çekineceklerdir.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News