ala kurdistan
Ey Reqîb

Yorum yaz

Kürd aydınlarından HDP tepkisi

Kuzey Kurdistan toplumunda üç-beş düşünür var, beş-altı değil. Bize göre böyledir. Hatamızı allah bağışlasın. İrfan Buğulday, Faysal Dağlı, Kadir Amaç, M. Hüsedin, Ahmet Önal, Fuat Önen, Aso Zagrosi, Hüseyin Kaytan, HEK elbette ki ve şimdi isimlerini anımsamadığım üç beş kişi daha önemli düşünürlerden ama bunların topu 'beş-altı' etmiyor. 

HDP'yle ilgili Türk basınında yüzlerce ne üdüğü belirsiz yazı yazıldı. Sığlığı göze giren Kürd basınından beş yazı seçebildik: 

 

BDP ve HDP'nin Zorla Evliliği – Hüseyin Turhallı

 

Nasıl olsa bin yıllardır kız alıp kız vermişiz. Tavuklarımız birbirine karışmış. Partilerimizi de birbiri ile eversek ve oylarımız da birbirine karışsa ne olur yani….?

Ne olur sahi?

BDP’nin feshedilip yada içinin boşaltılıp HDP’ye akıtılması hafta sonu İmralı’ya gidecek olan heyetin dönüşü ile kesinleşmiş olacak. Büyük olasılıkla İmralı talimatı “katılın” biçiminde olacak. Ve Kürd siyaseti tarihinin en büyük ikinci yanlışını  da böylece yapmış olacak.

Daha önceki bir yazımızda “PKK tarihinin en büyük yanlışı, KUM’u (Kurdistan Ulusal Meclisi) tasfiye etmesidir” demiştik. O süreci yaşayanlar bilir.  Kürdistan davası ve PKK, KUM aracılığı ile ciddiye alınıyor ve kabul görüyordu. Birkaç aylık ömrüne rağmen çok sayıdaki devletin parlamento ve hükümeti tarafından kabul görmüş, ilişkiler ve bağlantılar sağlanmıştı. Bu hızlı gelişim seyrine rağmen Cemil Bayık’ın deyimiyle “darbe” vuruldu. Bileşenleri de yok edildi.

Aradan 22 yıl geçmesine rağmen Kürd diplomasisi aldığı bu büyük darbeden dolayı hala dizleri üzerine doğrulamamıştır. Mücadelenin soluk alma ihtiyacı gereği olarak  legal parti milletvekilleri ve belediye başkanları son birkaç yılda bu boşluğu kısmen de olsa doldurdu.  Anacak görülen o ki 22 yıl önce KUM’un başına geçirilen lanetli çorap şimdi BDP’nin başına geçirilmek isteniyor……

HEP, 6 Kasım 1991’de yapılan seçime giremiyordu. Yerelde yapılan kanaat yoklamalarından sonra SHP ile ittifak içinde seçime girilmesine karar verildi. O süreçteki HEP Merkez yönetiminin SHP ile yaptığı ittifaka göre, seçim sonrasında HEP kendisini kapatacak, SHP’ye katılacaktı.

Ancak çocuk bir kez doğmuştu. Ana rahmine geri göndermenin maddi koşulları kalmamıştı. Bu proje ve anlayış , 1992 Newroz’unda yaşanan katliamdan sonra ölümcül bir darbe aldı.

Newroz gösteri ve şenliğinde sadece Şırnak’ta 57 sivil insan katledildi. Ülke genelinde ise bir gün içinde 153 sivil Kürd öldürüldü. Ancak buna rağmen SHP listesinden seçilen HEP’li 24 milletvekili DYP-SHP koalisyonu içinde hükümet etmenin inanılmaz hafifliğini yaşıyordu. HEP’in kendisini fesh edeceği uygun zamanı bekliyorlardı. Bu beklenti nedeniyle SHP’den kovulan Leyla Zana ve Hatip Dicle dışında tek bir kişi bile bölgeye gelmemişti. Kaderimizle baş başa bırakılmıştık.

Diyarbakar’a Çeşitli bölgelerden getirilen yüzlerce yaralı, hastaneleri doldurmuştu. 2000 kişi kan vermek için sıraya girmişti. Sadece ilaç için en az 1 milyar (bu gün için 1 milyon YTL) acil paraya ihtiyaç vardı. 1500-2000 civarında yaralı-hasta yakınlarına ise barınacak yer arıyorduk. Bu hengame içinde arkadaşlar “meclisten Zübeyir Aydar seni istiyor” dediler.

-Alo, buyurun kiminle görüşüyorum?

-Hüseyin ben Zübeyir, Zübeyir Aydar. Nasıl tanımadın?

-Hayır tanıyamadım. Hangi ilden, hangi partiden?

-Ya Hüseyin ben Zübeyir, Zübeyir…. Nasıl tanımazsın?

-Kusura bakmayın Zübeyir Bey, tanıyamadım.  Arkadaşlar meclisten aradığınızı söyledi. Hangi partidendiniz?

-Ya Hüseyin yapma! Ben Zübeyir HEP’ten Siirt milletvekili.

-Yanlışınız var Zübeyir bey! HEP’in mecliste milletvekilleri yok. Zübeyir Aydar isminde birini de tanımıyoruz.

-SHP’den diyeyim.

-O zaman yanlış yer aradınız Zübeyir Bey. Burası Diyarbakır HEP İl başkanlığı. Size SHP’nin telefon numarasını vereyim orayı arayın.

-Tamam dur o zaman telefonu Ahmet Abi’ye (Ahmet Türk) vereyim.

-Verin!

-Merhaba Hüseyin. Sizi dinledim. Biz kendi başımıza bunları yapmıyoruz. Yaşadıklarınızı biz de burada yaşıyoruz. Arkadaşlar “SHP içinde kalın” dedikleri için kalıyoruz.

-Kim söylerse söylesin şu an içinde bulunduğunuz durum bir ihanet durumudur. Güvenoyu verdiğiniz ve destek sunmaya devam ettiğiniz Demirel-İnönü hükümeti dünden bugüne 157 sivil insan öldürdü. Yüzlerce yaralı var. Kasabalar, şehirler yıkılıp yakıldı. Biz bu halka zulüm edenlere destek verenleri başımızda tutamayız. Bir daha da bizi ve burayı aramayın, dedim ve telefonu kapattım.

Ertesi günü 18 milletvekili SHP’den istifa ettiğine ilişkin ortak bir deklarasyon yayınladı….

Yani o gün yok edilmesine engel olmaya çalıştığımız legal Kürd siyaset kurumları, infaz, işkence, zindanlara rağmen HEP’ten BDP’ye uzanarak bu günlere vardı.

Kaldıki BDP artık cenin veya çocuk değil, kaytan bıyıklı bir delikanlıdır. 100’ü aşkın belediye ve 36 milletvekili ile Kürd diplomasisini, siyasetini yürütüyor. Yani 22 yıl önce KUM’un dağıtılması ile yapılan yanlış, BDP ile kısmen de olsa düzeltilmiştir.  Bu durumda BDP’nin kendisini feshedip HDP’ye katılması delikanlı birinin ana rahmine zorla geri dönderilmesi gibi bir durum olacak. Ve Kürd siyaseti  mücadele tarihinin en büyük ikinci yanlışını yapmış olacak.

Bu işler yapılırken birden bire Rojava’daki hendek meselesi gündeme sokuldu. Rojava hendek meselesi 6-7 aydan beri sürdürülen bir çalışma. Yeni değil. Bu bir. İkincisi ve belki de en önemlisi Güney Kürdistan’ın bağımsızlık söylemini yüksek sesle ifade etmeye çalıştığı bu süreçte abartılı haber ve yorumlarla ortamın gerilmesi olayı üzerinde düşünülmesi gerekiyor.  

PKK Başkanlık Konseyi Üyesi Duran Kalkan önceki gün Gündem’de yayınlanan yazısında “Rojava’ya karşı savaş hazırlığı yapıldığını, kazılan şeyin hendek değil, mevzi olduğunu” söylüyordu. Şimdi muharebe bilgisi ve tecrübesi olmayanlar bu sözün doğru olduğunu sanabilir. 

Bir mevzinin genişliği 50-70 cm arasında olur. 2-3 metre genişliğinde mevzi….!? Darbe ve patlama etkilerini sınırlandırmak için mevziler L-Z-S şeklinde kazılır. 2-3 metre genişliğinde ve 605 km  uzunlukta bir mevzi savaş tarihinde görülmemiştir.  Maddi veriler hendek olayının savaş ve muharebe ile  alakasının olmadığını gösteriyor. Kanaatimce bu olay daha çok, kitleleri Rojava konusu üzerinde yoğunlaştırıp Kuzey Kürdistan legal siyasetine operasyon geliştirmeye yöneliktir.

Aslında bu operasyon kısmen seçim öncesinde oluşturulan komisyonlarla zaten tamamlanmıştı. Şimdi geriye kalan kısmı tamamlanacak.

Bilindiği üzere İmralı talimatı gereği BDP kendisini fesih edip HDP çatısı altında seçimlere girecekti. Ancak bu talimatın dirençle karşılaşması üzerine ikili bir yöntem benimsendi. Batı illerinde HDP, Kürdistan’da ise BDP çatısı altına seçimlere girildi. HDP bu seçimden hezimetle çıktı.

Ayrıca gözden kaçan bir hatırlatma yapmakta yarar var. Seçim öncesinde Kongresini yapan HDP’ye Başbakan Tayyip Erdoğan kutlama mesajı göndermişti. Sahi bayram değildi, seyran da. Eniştem ablamı niye öpmüştü?

HDP’ye katılma konusunda Direniş ve tartışmaların yoğunlaştığı bu dönemde KCK tutuklularının serbest bırakılması, takviye güç kaydırması olduğu iddiaları sosyal medyada yoğunca tartışılıyor ve veriler sunuluyor.

Edindiğim izlenim göre BDP çok yakın bir dönemde feshedilecek HDP’ye dahil edilecek.

Bilindiği üzere HDP gibi bir partiye ihtiyaç olduğuna ilişkin bu sayfalarda defalarca görüş beyan ettim. Türkiye için böyle bir parti gereklidir ve Kürdler bu partiye de destek vermelidir. Ancak Kürd kurumlarının dağıtılarak Türkiye kurumalarına dâhil edilmesini Kürd ve Kürdistan davası aleyhine işlenen bir suç olarak görüyorum.   

Tavuklarımız birbirine karışmış. Partilerimizi de birbiri ile eversek ve oylarımız da birbirine karışsa ne olur ….?

-BDP parçalanır. Geleneği devam ettirmek isteyen bir yelpaze çıkar. Çatışma ve kadrosuzluktan dolayı uzun süre ciddi bir varlık gösteremez.

-Türkiyelileşme iddiasını taşıyan kanat ilk başlarda bir pohpohlama yaşasa da süreç içinde hem Kürdler hem de Türkler tarafından izole edilir ve biter. 

-Hizbullah türü ve türevi kontra örgütler güçlenir ve toplum tam bir kaosa sürüklenir.

İsterseniz deneyin! Doğru çıkarsa tarih bu oyunun sahiplerini yargılayacak, yanlış çıkarsa ben de aklımı, tecrübemi ve vicdanımı yargılarım.

(kurdistan-post.eu)

****

 

BDP, HDP’e katılırken – Hasan Bildirici

 

BDP, HDP’e katılacak. Bunun, çok iyi düşünülmüş bir proje olduğunu sanmıyorum. O gün bir arkadaşla bir akarsuyun kenarında gezerken, büyüteçle büyütüldüğünde, birbirinden kopuk taneler halinde aktığı görülecek olan suyu bir arada tutan çekim üzerine konuştuk. Her kuş kendi sürüsüyle uçar, benzer maddeler bir arada toplu bulunur. Bu, doğanın ve hayatın var olma koşuludur. Sıra Kürtlere geldiğinde, hayat ve doğa dışı önermelere fazlasıyla açığız. Kürtlerle Türkler zaten yüz yıla yakındır Türk partileri içinde bir aradaydı. Kemalizm ve Türk İslam yaşamı Kürtlerin de ideolojisi ve yaşam biçimi haline gelmişti. Hep birlikte, aynı tas içinde tatsız tuzsuz acayip bir çorba idik. İçenin sadece ağzı değil, ciğerleri de yanıyordu.

HDP projesi, sistem dışı bırakılmış Kürt ve Türk çevrelerinin birbirlerini kullanarak sisteme adapte olma ve ondan pay alma projesidir. Aradan milletvekilliği ve belediye başkanlığını çekerseniz, ortada HDP diye bir şey kalmaz.

Doksan yıllık Kemalizmin ve onun Türkçü islamcılığının Anadolu ve Kürdistan halklarına dayattığı zorunlu biraradalığın Kürtçe veya solcuca yorumundan, diğerlerinden farklı bir sonuç çıkmaz. Burada yamuk olan kişiler veya partiler değil, sistemin kendisidir, bu sistem kuyusu içerisine hangi malzemeyi doldurursanız doldurun, ondan, öncekinden farklı bir yiyecek türü çıkaramazsınız.

Halk benim, istediğim partiyi kurar, istediğimi dağıtır, istediğim başka bir partinin bayrağının altında toplarım derseniz, siyaset olarak kurumlaşamazsınız. Böyle durumlarda siyaset yeni bir yaşam kurmanın, yeni bir hayat yaratmanın ve ülkeyi yeniden inşa etmenin aracı olarak değil, Türk sistemine eklenmenin bir aracı haline gelir.

Ulusal farklılık, farklı ulusal özelliklere ve beklentilere denk düşer. Ulus, insan topluluklarının en üst ve en yaygın örgütlenmesidir, sömürge ulusla, sömürgeci ulusun çıkarlarının bir olması mümkün değildir. Sömürge ulusun haklarını kullanmak istemesi, sömürgeci ulusun bu güne kadar şımarıkça ve adaletsizce kullandığı bir çok haktan vazgeçmesi anlamına gelecektir. Bu kadarı bile iki ulusun aynı parti çatısı altında örgütlenmesinin ne kadar zor ve çelişkili olduğunu anlatmaya yetiyor.

Kürdistan’daki siyaset kurumlaşmasını sadece Türk devleti engellemedi, bir o kadar da Kürt siyasetçileri Kürt siyasal kurumlaşmasını dağıttı. Bunda Öcalan’ın payı büyüktür. Öcalan, iktidara karşı olduğunu defelarca belirmiştir, ona göre iktidar yozlaştırır, onun için de sık sık yerle bir edilmelidir. Bu anlayış doğrultusunda Kürtler, bir partiden ötekisine, öteki partiden beridekine geçip durmaktadır. Halbuki bu durum, bir ülkedeki ekonomik birikimi dağıtmak kadar halkın hayatında olumsuz sonuçlar doğurur. Sık sık siyasal birikimi aktarmak, bir fabrikanın durmadan yerini değiştirmesi gibi bir şeydir. Verimli ve tasarruflu bir iş değildir bu. Bu aynı zamanda büyük bir siyasal servetin dağıtılması anlamına gelir.

Parti diyip geçmemek gerekiyor. Türkler sistemlerini 95 yıldır CHP aracılığıyla götürdüler. Uzun yıllar iktidar partisi olarak kalan CHP, şimdilerin müzmin ana muhalefet partisidir. Devlet ve ordu içindeki destekçilerini hesap katarak CHP’nin yarı devlet olduğunu söylemek abartı sayılmamalıdır.

Devletin kapatamadığı Kürt partisini bir süre sonra Kürtler işlevsiz hale getiriyor. Kapanma ve aktarmalarla böylece Kürtler büyük bir siyasal servet kaybına uğruyor. İktidarlaşamıyorlar. Hiç bir projenin daimi takipçisi olamıyorlar. Her kapanma ve ve değişiklikte aynı zamanda büyük bir kadro kaybı yaşanıyor.

Ne kadar iyi niyetle başlatılmış olursa olsun, birleşik HDP projesinin Kürdistan özgürlük mücadelesine sağlayacağı pek bir katkı yoktur. Türk ve Türk siyasal entrikalarına Türkiye solunun marjinalliği ve geçimsizliği eklendiğinde, HDP projesinin bir süre sonra yorgunluğu başlar ve bu kez haydi başka bir partiye....

Kürdistan siyasal birikimin bu şekilde harcanması insanın canını acıtıyor. 

(rojevakurdistan)

 

**

İttihat Terakki / HDP ve Kürdistan Sorunu..! - Fikret Yaşar

 

Kürdistanın özgürlüğü ve bağımsızlığı arzusu Kürd halkını birleştirebilir, ama ne yazık ki bu birliği engelleyen aktörler yine bu argüman/iddia ile hareket eden liderler ve partileridir."

 
 
Kemalistlerin bilinçli olarak telafuz ettiği "Kürd sorunu" aslında toprak temelli coğrafik bir sorundur.
 
TC, askeri yöntemlerle çözemediği "Kürdistan Sorunu"nu dezenformasyonla bireysel haklar düzeyine indirgeyerek Kürdleri sistem içinde tutmaya çalışırken, işgal, inkar ve soykırım ile ilgili gerçekleri de görevlendirdiği  gazeteci, yazar ve akademisyenler eliyle çarpıtarak toplum hafızasını formatlamaya çalışı(tı)yor.
 
Yakın zamana kadar muhalif düşünenlere uygulanan yoğun baskı ve yasaklar yüzünden de sorun tarihsel ve sosyolojik veriler ışığında tartışılmadı, tartışılmaya başlandığında da derin güçlerin kışkırttığı milis kuvvetler her zamankinden daha fazla Kürdlere saldırdı..
 
Tüm saldırı ve provokasyonlara rağmen ateşkes kurallarına uyan Kürdler çatışmasızlık sürecinde yarattıkları olumlu havayla dünyaya ve topluma barış umudu verdi, terör imajı el değiştirdi, ancak devlet alışık olduğu alicengiz oyunlarından vazgeçmiyor ve hala barış elini uzatmış değil.
 
Barışa yanaşmayan, kamusal alan, siyaset, eğitim ve ekonomisiyle toplumu  vesayeti altına alan derin  devlet aklına rağmen, tarihsel gerçekleri çarpıtmadan, sosyolojik ve tarihsel veriler üzerinden makul bir çözüm mümkün mü acaba?
 
Şunun için soruyorum, bazı kaynaklara göre, hala darbe tehlikesi geçmiş değil !
Bu korku sürerken aydınlar ve demokratik baskı gruplarının soruna yaklaşımı ve samimiyeti tartışlıabilir ! demek istiyorum.
 
Sorunun tarihsel boyutunu da biraz irdelemek  gerek:
Sorunun asıl müsebbibi İttihati ve Terakki Cemiyetidir (İTC), ancak HDP bayrağı devralmış görünüyor.
 
Neden  HDP ?
 
TC, tabanın dayatmasıyla kurulmuş bir devlet değildir, aksine tavanın bastırmasıyla kurulmuştur. Bu tür devletlerin resmi ideolojileri olur ve bu ideolojiler sakattır,  dayatmacıdır, sunidir. Önce bir devlet kurulmuş sonrasında da ona uygun bir ulusal kimlik bulunmuştur.
 
Osmanlılar döneminde aşağılanan ve hor görülen Turk kimliği günün devrimci nosyonuna ilham kaynağı olmuş ve mağdur gibi gözüken kimliğin üstüne yeni devletin temelleri oturtulmuştur. Dönemin ulusal devlet modeline uymayan bu sakat suni yapılanma vatandaşı dışladığı için beraberinde sorunlar üreterek bugünlere dek gelinmiştir.
 
Ortaklaşarak  kurulan devletin yerel halkların iradesiyle biçimlenmesi beklenirken, emperyal İngiliz aklı masada bir devlet projesi oluşturarak  göçmen Turk kimliği üzerinden bölgede politikalarını sağlamaya çalışmış ve bu projenin taşeronluğunu da İTC'ye vermiştir.
 
Aslında bu şer yapının (İTC) çıkış amacı özgürlükçüdür, devrim ve değişimden yana olan öğrenciler tarafında başlatılmıştır. Yani bugünkü HDP’e ne kadar özgürlükçüyse İTC'de o kadar özgürlükçü ve ilericiydi. Bu yüzden de kurucuları arasında Turklerden çok Kürdler ve diğer yerli halklar yer almıştı.
Sanki tarih HDP ile tekerrür edecek gibi...
 
Sırrı Süreyya’nın : “HDP, Kürd milliyetçiliğinin önüne geçmek için kurulmuştur.” ifadesi düşündürücü ve kışkırtıcıdır!
 
Uzun süren çatışmalı sürecin iki tarafı kışkırttığı, bunun da süregelen çatışmalara ve çözümsüzlüğe sebep olduğu da bir gerçek, ancak barışalım derken egemene endeksli bir siyaset ve Kürdlerin sigortası olan silahlı kesimin pasifize edilerek  güç dengelerinde  Kürdler aleyhine zafiyet yaratılması endişelendiriyor, çünkü öte yandan devlet savaş hazırlığı yapıyor. Yapılan kalekollar, dağ yolları ve Erdoğan tarafından dillendirilen ırkçı söylemler bunu gösteriyor..!
Biz barış derken muhattabımız savaşa bileniyor, yani.
Savaş mı istiyoruz, elbette hayır. 
 
Sorunun demokratik platformlarda ve demokratik çözümlerle çözülmesini kim istemezki, ancak böyle bir şansın olabilmesi için Kürdlerin de caydırıcı ve ikna edici bir güce sahip olması gerekiyor. Özgürlüğümüzün teminatı olan silahlı gücü pasifize edip, Kürd siyasetini de turkleştirerek bir yere varılmaz. Ulusal haklarından feragat ederek marabalığa kim razı olabilir ki..? Bu teslimiyet Kürdü egemene özendirir, nitekim Kürdlerdeki özentili duruma bakınca endişelenmemek elde değil..
 
Sayın Mustafa Acar son yazısında : “...Dünyanın tüm devletsiz, ezilen ulusları bağımsız bir devlete sahip olmak için ellerinden geleni yaparken, neden Kürtleri bir ülke sahibi olma idealinden yabancılaştırmaya çalışırlar? 
O pek dâhiyane “devletsiz” çözümlerini neden Filistinliler, Basklar, Katalanlar, Uygurlar, Çeçenler, Kırımlılar gibi başka halklara da önermezler?...” diye dikkat çekiyor.
 
HDP'nin de internet sitesinde Kıbrıs, Balkanlar, Asya, ortadoğu-Filistin halklarının bağımsız devlet kurma hakları savunulurken, Kürdler için eğitim, kimlik, eşitlik ve özgürlük taleplerinin destekleneceği vurgulanıyor!
 
İlginçtir, Kıbrıstaki işgalci güç ile İsrail topraklarına sonradan gelip yerleşen işgalci Filistinlilere bağımsızlık reva görülürken, toprakları işgale maruz kalan Kürdlere de uşaklık düşünülüyor..!
Gel de endişelenme..!
 
Anlaşılan o ki, dün ittihat Terakki üzerinden uygulanan senaryo, bugün HDP üzerinden yürütülüyor.
 
Ne diyelim, böyle buyurmuş  Zerdoşt !
Kimin haddine karşı gelmek ?
 
Fikret Yaşar
(kurdistan-post.eu)
 

BDP- HDP birleşmesi üzerine – Günay Aslan

 

Özgürlük mücadelesinin ister siyasi ve askeri olsun, ister kültürel,ekonomik ve diplomatik olsun hayatın her alanına ilişkin mevzilerini çok ağır bedeller karşılığında yarattığı biliniyor.

Mücadelenin her alanına ilişkin herhangi bir kazanımın Kürt halkına faturası çok ağır oluyor.

Başka bir ülkede sorun olmayacak basit bir hak için bile Kürt halkının canını dişine takması, ölümüne direnmesi ve binbir bedel ödemesi gerekiyor.

Halk bu bedelleri on yıllardır ilenmeden ve yüksenmeden de ödüyor.

Çünkü, hem varlığını korumasının hem de Kürdistan’da söz ve karar sahibi olmasının yolunun buradan geçtiğini görüyor.

Öte yandan özgürlük mücadelesinin ağır bedeller ödeyerek elde ettiği mevzilerini yeterince değerlendiremediği; bunları bihakkın koruyup güçlendiremediği de biliniyor.

Bunu da herkesten önce kendisi söylüyor.

Parti kongreleri ve konferanslarında bu sorunu her defasında temel gündem maddesi olarak ele alıp tartışması ve aşmaya çalışması da bunu gösteriyor.

Tabii, mücadelenin üzerinde şekilleneceği geçmişten devralınan kurumsal bir miras da bulunmuyor.

Mevcut mevzilerin öncesi olmadığından, ne yaratıldıysa son 30 yılda yaratıldığından ötürü deneye yanıla ve düşe kalka yürümek kaçınılmaz oluyor.

Son günlerin tartışma konusu BDP-HDP birleşmesine de bu perspektiften bakmak gerekiyor.

Özgürlük mücadelesi bununla yeni bir yol açmayı ve yeni bir sistem yaratmayı deniyor.

Bunun PKK lideri Öcalan’ın bir projesi olduğu biliniyor.

Öcalan, bundan bir süre önce sistemin dışladığı kesimler için özyönetim sistemini ifade eden ‘kongre formatlı’ bir platform önerdi.

Kürt siyaseti de bu öneriyi kabul etti.

Öcalan, ‘Demokratik Ulus Çözümü’adını verdiği yol haritasında ’kongre formatlı platform’ sayesinde demokratik özerklik talebinin Türkiye’ye yayılacağını; Hiristiyan, Alevi, Ezidi, Ermeni, Süryani, Rum, Laz, Çerkez, Romen vb. toplulukların kendi yerellerinde ve özgünlüklerinde ortaya çıkacaklarını; bunun da DTK’ya yönelik ‘ayrılıkçı’ iddiaları boşa çıkaracağını yazıyor.

Öcalan ayrıca, siyasi, kültürel, ekonomik ve hatta fiziki soykırımla karşı karşıya kalan Kürt toplumunun da ‘ulusal kongre’ formatı ekseninde örgütlenmesini geliştirmenin zorunlu olduğunu da söylüyor.

Bu anlamda Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) özel bir misyon da biçiyor.

Görüldüğü gibi bu proje Kürdistan eksenli olarak Türkiye’ye uygulanmak isteniyor.

Ne var ki sıra uygulamaya gelince ortaya kaotik ve sanki tersi bir durum bir çıkıyor.

Çünkü HDP’yi güçlendirelim derken bu kez BDP gibi çok hayati bir mevzinin işlevsiz hale getirilmesi tehlikesi beliriyor.

Bu durum aslında HDK projesinin ruhuyla da çelişiyor.

Zira, iki ayaklı olarak düşünülen bu proje Kürdistan’ı merkez alan politik perspektifle /DTK/, Türkiye’yi merkez alan politik eğilimi /HDK/ ‘ortak vatan’ etrafında buluşturmayı amaçlıyor.

Dolayısıyla BDP’nin HDK’nın bir bileşeni olması gerekiyor. Ancak uygulama BDP’nin HDP’ye katılmasını esas alıyor. Böylece proje yine tek ayaklı kalıyor.

Buna dikkat edilmesi, yeni yapılanma sürecinde BDP mevzisinin tarihsel misyonuna uygun olarak korunup kollanması gerekiyor.

Kaldı ki Kürdistan’da güç olmadan Türkiye’de güç olunamayacağını Öcalan da, PKK de, herkes de  iyi biliyor.

Ayrıca Kürtlerin egemen gruba /Türklere/ ait herhangi bir partide örgütlenmeleri artık mümkün de görünmüyor.

Kürtler ayrı bir ulus, Kürdistan ayrı bir ülke olduğundan adı ne olursa olsun ‘Kürt partilerine’ olan ihtiyaç devam ediyor.

Kürt ve Kürdistan sorunu sadece Türkiye’yle sınırlı bir sorun olsa, bölgesel ve hatta küresel bir özelliğe sahip olmasa, birlikte örgütlenme modeli belki mümkün olabilirdi ama, ayrı bir halk ve ülke gerçeğinden dolayı ‘ayrı örgütlenme’ ihtiyacı devam ediyor.

Aslında burada bir sorun da görünmüyor.

Çünkü bundan vazgeçilmiş değil; ayrıca vazgeçmek mümkün de değil.

Dediğim gibi projenin mimarı Öcalan da, PKK de ‘ulusal kongre formatlı’ örgütlenmeye hayati önem arz ediyor.Ve bu süreç sorunlarına rağmen Kürdistan’da olumlu ilerliyor.

Sonuç olarak; Kürt siyaseti HDP projesiyle Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış Türkiye Kürtlerini ve Türkiye’nin bütün ezilenlerini kendi kimlikleri, özgünlükleri ve örgütlenmeleriyle bir çatı altında toplamayı amaçlıyor.

Böylece Kürdistan’ı merkez alan siyasi eğilimle Türkiye’yi merkez alan eğilim arasında bir denge, bir köprü kurmayı amaçlıyor .

Bu açıdan nesnel sürece de tekabül ediyor.

Ancak sorun bunu yaparken ortaya çıkıyor.

Sorun siyasetin ‘ben yaptım oldu’ tavrından, katılımı esas almamasından ve dolayısıyla Kürdistan’daki hayati mevzileri işlevsizleştirecek tutumundan kaynaklanıyor.

Bir diğer sorun da HDP’nin bileşenlerinden kaynaklanıyor.

Çünkü HDP’nin çoğu bileşeni bu projenin muhabatı gibi görünmüyor.

Tarihsel gelişmenin dışına düşmüş, toplumsal karşılığı olmayan bu kesimler Kürtler bir yana Türklere bile umut ve güven vermiyor.

Dolayısıyla acele etmeden; bir mevziyi inşaa ederken diğerini işlevsizleştirmeden yaratıcı bir yol ve yöntem bulmak gerekiyor.

Çünkü bedeli ağır, çok ağır oluyor...

...

Yazımı gazeteye gönderdikten sonra BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın parti grubunda yaptığı konuşmayı dinledim.

Demirtaş BDP’nin ‚ ‘yerel sorunlarla ilgilenen‘ bir parti olarak devam edeceğini, HDP’nin de ‘halkların ortak partisi ve ezilenlerin ortak cephesi‘ haline getirileceğini söyledi.

Bu açıklamadan çıkardığım BDP’nin geri çekileceği, HDP’nin Kürdistan’da da örgütleneceğidir.

Anlaşıldığı kadarıyla bir dönem BDP’nin üstlendiği misyonu şimdi HDP üstleniyor…

HDP, BDP’nin misyonunu devralıyorsa şayet, ki açıklama onu gösteriyor; o zaman insan ne gerek vardı diye sormadan edemiyor…

Neyse, hayırlısı olsun diyelim…

[email protected]

23.04.14

(gunayaslan.com)

 

***

 

HDP: ABD üsleri Türkiye’den kalksın, Türk ordusu Kürdistan’da kalsın - Dursun Ali Küçük

 

Hay anam hay. Ne günlere kaldık. Direnen Kürtler bu kez boyun eğiyor.

Türkiye bir ülkenin adı değil bir devletin adıdır. Ülkeler öyle bir kaç on yıllarda oluşmaz. Osmanlı’dan sonra kurulan devlete Türkiye denmiştir. Bu da Rumlar, Ermeniler, Lazlar, Kürtler, Asuriler, Araplar vb. halkların inkarı ve yok edilmesi üzerine kurulmuştur.

Bu halklardan günümüze kadar en diri kalan Kürdistan ülkesi ve Kürdistan halkıdır. Diğer halklar inkâr edildi soykırımdan geçirildi ve önemli oranda güçten düşürüldüler. Sıra Kürtlere geldi, soykırımlar oldu ve devam ediyor. Şimdi Kürtleri Türkiye’ye katıyorlar.

HDP projesi, Kürtleri daha hızla eritme ve Kürdistan’ın Türkiye’ye entegrasyonunu ve asimilasyonunu kolaylarlaştırma projesinin adıdır.  

“Türkiyelileşme”, aslında Türkleştirme projesidir ve süren Türkleştirme politikasını kolaylaştırmaya hizmet etmektedir.

–  HDP,  bu kez kendi Türk halkını örgütlemekten yoksun olan ama Kürtleri kandırıp o güzel nasyonal görüşlerine kılıf olarak seçtikleri “enternasyonalizme”, eşitsizliğe dayanan “kardeşliğe”, Kürdistan’ı bir ülke ve vatan olmaktan çıkarıp zaten Türkiye’nin sömürgesi olan güzel coğrafyamızı kirletme projesidir.

– BDP kendisini feshediyor, Kürtlerin birliğine sırt çevirip HDP ye katılmış bulunuyor.

– HDP, Türk sömürgeciliğini Kürdistan’da meşrulaştırma hareketidir.

– HDP projesi, Türk işgalini Kürdistan’da meşru görenlerin ve göstermeye çalışanların Kürtleri teslimiyete çeken bir projedir.

Kürdistan ve Kürtler adına HDP projesini onaylamak kabul edilemez!

*****

HDP programı ve politikasının Kürdistan’daki işgali nasıl kabul ettiği, başka halklara bağımsızlık ve işgallerin son bulmasını isterken, Kürdistan’daki sömürgeciliğin devamını nasıl savunduğuna geçmeden bir iki not geçmek istiyorum.

Daha sonra ise HDP program eleştirisine geçeceğiz.

Mücadelede yeni olan veya geçmişte yaşadıklarımızın tekrarı olsa da şunları vurgulamak istiyorum.

1- 1970’lerde Kürdistanî hareketler Kürdistan’da güçlenmeye başladı. Türkiye solu ile çeşitli tartışmalar yürütülüyordu.

Onların genelde hepsi ayrı örgütlenmek, ayrılmak ve bağımsızlık fikirlerine karşıydı.

Kürdistanî hareketler, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı’nın Kürdistan için geçerli olduğunu, Kürdistan’ın sömürge olduğunu ve ayrılmak ve kendi kaderini tayin etmek gerektiğini genelde vurguluyorlardı.

Bağımsızlık ve federasyon genelde savunuluyordu. Ağırlıklı eğilim bağımsızlıktı. PKK’de bağımsızlık ve demokratik Kürdistan amaçlıyor ve Türk işgalinin Kürdistan’da kaldırılmasını, sömürgeciliğe son verilmesini istiyordu.

2-Ayrılma olmadan birleşme sağlıklı olmaz diyorduk. Türk sömürgeciliğinin olduğu koşullarda Kürdistan’ın kaderini tayin hakkının gerçekleşmesi için mücadele edilmeden “birlik” dayatmak sosyal-şövenizmdir.

Zoraki evliliklere son verip boşanma hakkı sağlanmadan eski kurulmuş statüko üzerinden “birlikler” olmaz diyorduk.

Bunları söylemekte haklı mıydık? Bana göre haklıydık. Kaldı ki bunlar bu gün hala fazlasıyla geçerlidir.

3- Demokratik Kürdistan savunuluyordu. Öyle sanıldığı gibi “demokratikleşme” bu günün icadı değildir. Kürdistan’ı demokratikleştirmek temel hedeflerden biriydi.

4- Türkiye solundan bazı hareketler federasyonu savunuyordu. Kimi devrimden sonra diyordu. Çok azı Kürdistan sömürgedir, ayrılma hakkı gereklidir derdi. İbrahim Kaypakkaya, Kıvlıcım gibi şahsiyetler Kürdistan’ın bağımsız devlet kurma hakkını savunuyordu.

5-Aydınlık ve Perinçek çizgisi ve buna yakın olanlar “her milliyetten Türkiye halkı” tabirini kullanıyordu. Kimileri Türkiye halkı diyordu. Yani Türkiyelileşme yeni ve özel bulunmuş bir icat dağidir. Egemenler de artık Türkiye halkı ve Türkiye milleti diyor. Bunları kullanmak kimseye demokrasi ve özgürlükten yana olduğu payesi vermez.

6-Kürtlerin yoğun olduğu Newroz da “Türkiye halkı” diye seslenmek yukarıda eskiden beri eleştirdiğimiz görüşleri aşmayan bir görüştür. Tersine onların derekesine düşmektir.

7-İlk çıkışlardan on yıllar geçtikten sonra Türkiye sömürgeciliğini yaşadığımız koşullarda Kürdistanlı devrimci, demokrat, yurtsever, sosyalistlerin aklına “Türkiyelileşme” görüşü gelmemiştir. Kürdistan’ın bağımsızlığı, demokratikleştirilmesi, sosyalistleştirilmesi tartışılıyordu.

Türkiye, Misakk-i Milli ye konulan addır. Devlete bulunan isimdir. Misak-i Milliye baştan beri karşıydık.

8-BDP, Halkların Demokratik Kongresi, KCK,  Türkiyelileşmeyi önüne koyduklarını belirtiyorlar. KCK ilk PKK’nin savunduğu program ve amaçlarından uzaklaşmıştır.

PKK’nin kendisini aşması gerekiyordu. Demokrasi, özgürlük, bağımsızlık, kaderini tayin hakkının içeriğini vb. konuları ileriye taşıyacak, aşacak düzeyde yeniden tartışabilirdi. Aşılması gerektiği doğrudur. Aşalım derken eski programın çok gerilerine düşmek tarifsiz statülerle uğraşmaya düşmek, belediyeciliğin biraz ilerisini “demokratik özerklik” olarak tanımlaması, “demokratik ulus” ile Türk ulusuna Kürt ulusunun entegrasyonunu sağlamak derekesine düşmesi ise kesinlikle bir ilerleme ve aşma değildir.

Eski sosyal-şoven dediğimiz Türkiye solundan bazı hareketlerin görüşlerine pratik olarak düşmesi anlamını taşıyor.

****

Şimdi HDP program eleştirisine geçelim.

HDP: ABD ÜSLERİNİN TÜRKİYE’DEN KALDIRILMASINI AÇIK YAZIYOR AMA KÜRDİSTAN’DA TÜRK İŞGALİ KALSIN DİYEMİYOR

HDP, Türkiye’de ABD vb. askeri üslerin kaldırılmasını açıkça savunulmasına rağmen Türkiye’nin Kürdistan’daki işgale değinilmemektedir. Türk sömürgeciliğine somut bir vurgu bulunmuyor. Türk ve Kürt kardeşliği işte buradan başlıyor. Büyük kardeş ne derse o olur hikâyesi geçerlidir.(1)

Kürdistan’ın bağımsızlık ve özgürlüğüne kavuşması savunulmamaktadır.

“Emperyalizmin ülkemiz halkları başta olmak üzere, bölgemiz halkları ve dünya halkları üzerindeki egemenlik ve baskı politikalarına, onların askerî üslerine, ekonomik, siyasi anlaşmalarına ve kurumlarına karşı mücadele eden Partimiz, sömürgeciliğe, savaşa, işgallere ve askeri müdahalelere ve darbelere karşı çıkar, işgallere son verilmesi için mücadele eder, ezilen halkların demokrasi ve özgürlük direnişlerinden yana tutum alır…”(2)

Burada “ülkemiz” Türkiye oluyor. “Ortak vatan” “ülkemiz” olarak formüle edilmiştir.

Emperyalist baskı ve savaşlara, bölge haklarına yapılanlar ve bunlar için ulusların kaderlerin tayin hakkı savunuluyor. Kürdistan için savunulmuyor. Sanırım formüle ettikleri gibi artık Kürdistan farklı bir ülke olarak görülmüyor.

Kıbrıs tanınıyor ve oradaki işgale son verilmesi isteniyor. Kürdistan federasyonu ise tanınmıyor. Kuzey Kürdistan’daki işgale son verilmesi istenmiyor.

Filistin’in bağımsız devlet kurma hakkı açıkça tanınıyor. Tanınması doğrudur. İnsana sormazlar mı maden bağımsızlık ve ulusların kaderini tayin hakkı Kürdistan ve Kürtler için haramdır, diğerlerine nasıl hak oluyor?

Anlaşılıyor ki mesele Kürdistan’a ait olan temel hakları reddetmektir.

HDP ve dolayısıyla katılanlar başka halkların devlet kurması, kurtuluş mücadelesi, ulusların kaderini tayin hakkının yanında olunuyorsa somut olarak Kürdistan’a vurgu yapmaları gerekmez mi?

Üstelik HDP’nin asıl bileşeni Kürtlerdir.

HDP’nin program eleştirisine devam edeceğiz.

Dursun Ali Küçük-25.4.2014

 

(1), (2),(3)-Halkların Demokratik Partisi Programı

 

(kurdistan-post.eu)

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News