ala kurdistan
Ey Reqîb

Yorum yaz

Kürdistan ve Batı: Kürd’ün Dostu Kim?

Kürt tutuklu Saman Nasim, 17 yaşındayken İran’da işlediği iddia edilen suçlar nedeniyle adil olmayan bir yargılama sonucunda ölüm cezasına mahkûm edilmişti.

Uluslararası Af Örgütü, Nasim’in ölüm cezasının durdurulması için başlattığı kampanyada şu bilgilere yer veriyordu:

“Saman Nasim, 2013 yılının Nisan ayında Mahabad’da bulunan ceza mahkemesi tarafından Kürt silahlı muhalif grubu Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) üyesi olduğu için “Allah’a düşmanlık” (moharebeh) ve “dünyada ahlaksızlık" (ifsad fil-arz) ve İran Devrim Muhafızları'na karşı silahlı eylemde bulunma suçlarından ölüm cezasına mahkûm edilmişti.

Duruşma tutanaklarında, soruşturmanın başlarında Saman Nasim’in Temmuz 2011’de Devrim Muhafızları’na ateş açtığını kabul ettiği iddia edildi, ancak Nasim, ilk duruşma sırasında sadece havaya ateş ettiğini ve sorgu sırasında gözleri bağlanarak yazılı itirafa zorlandığını ve neyi imzaladığının farkında olmadığını anlattı. Saman Nasim, avukatı ile görüşmesine izin verilmediğini, el ve ayak tırnaklarının çekildiğini, dövüldüğünü, sırtında, bacaklarında ve karnında yaralar olduğunu, uzun bir süre baş aşağı tutularak işkence gördüğünü söyledi.”

Şu an 22 yaşında olan Nasim’in 19 Şubatta gerçekleştirilmesi planlanan infazı hakkında önce bilgi alınamadı. Yetkililer Nasim’in nerede olduğunu ailesinden gizlediler; fakat bugün ne yazık ki infaz edildiği haberi ulaştı.  İran İnsan Hakları Örgütü (IHR), Nasim’in 19 ya da 20 Şubat’ta asıldığını duyurdu. 

IHR internet sitesinin yaptığı açıklamaya göre yetkililer, Nasim’in ailesinden cesedi yarın yani Cumartesi günü almalarını istediler.

Devletsizlik, üstelik Orta Doğu’da devletsizlik, işte tam da budur. Önce işkence altında itirafa zorlanır, sonra ölüm cezasına çarptırılırsınız. Ailenizin öldürülüp öldürülmediğinizi bile öğrenebilmesi sömürgecilerinizin keyfine kalmıştır. Hangi hücre köşesinde, kimin işkencesine uğradığınız bilinmez. Sonra ailenize cesedinizi almaları emredilir. İşte Kürtlerin kendi topraklarında 100 yıldır yaşadıklarının özeti budur.

Doğu Kürdistan’daki Kürtler İran’in işkence ve infazlarından geçirilirken, Ezidi halkımız da Kürdistan’ın yeni baş belası IŞİD’ın zulmü altında. 

Uluslararası Af Örgütü, 2014’ün Ağustos ayında Şincar’dan IŞİD’in kaçırdığı yüzlerce hatta binlerce Ezidi erkek, kadın ve çocuğun yaşadıklarıyla ilgili detaylı bir rapor yayınladı. 

Raporda, yüzlerce Ezidi erkeğin öldürüldüğü, ölüm tehditleri altında Müslümanlığa geçmeye zorlandığı, 12 yaşındaki çocuklar dâhil genç kadın ve kızların anne babalarından ve yaşlı akrabalarından ayrılıp IŞİD teröristlerine ve destekçilerine satıldığı, hediye olarak verildiği veya onlarla evlenmeye zorlandığı, birçok Ezidi’nin işkenceye ve tecavüze uğradığı ve intihar ettiği anlatılıyor. 

Kürdistan’da son 100 yılda gerçekleşen tüm felaketler, Kürtlerin devletsizliğinin sonucudur. “Devletsiz demokrasi” hezeyanının uygulanabileceği en son coğrafya Orta Doğu’dur. Bölgedeki Kemalist ve Baas rejimleri, IŞİD saldırıları ve IŞİD destekçisi hükümetlerin yaptıkları, bütün Kürtlerin bu gerçeği çoktan görmesini gerektirirdi.

Neyse ki Kürtlerin durumunu ve parlak geleceğini birçok Kürt’ten bile daha iyi okuyabilen Batılı araştırmacılar var:

Bunlardan biri de Orta Doğu Forumu (Middle East Forum) Başkanı, ABD’li tarihçi, yazar Daniel Pipes. Pipes, “Birleşmiş Kürdistan'a Dair Bir Savunma” isimli makalesinde İran’ın bugün önde gelen-saldırgan mini bir imparatorluk olduğunu söylüyor:

“Demografisinin de gösterdiği gibi İran gerçekten de küçük bir imparatorluk. CIA Dünya Tarihi'ne göre 81 milyonluk halkı şu etnik gruplara ayrılmış durumda: yüzde 61 İranlı; yüzde 16 Azeri; yüzde 10 Kürt; yüzde 6 Lur; yüzde 2 Beluci; yüzde 2 Arap; yüzde 2 Türkmen ve Türk kökenli aşiretler; yüzde 1 diğerleri. Dil bilimi açısından çok daha fazla ayırıma uğramış durumda: yüzde 53 Farsi; yüzde 18 Azeri Türkçesi ve Türk kökenli diyalekt; yüzde 10 Kürtçe; yüzde 7 Gilekçe ve Mazandaraniçe; yüzde 6 Lurca; yüzde 2 Beluci; yüzde 2 Arapça; yüzde 2 diğer diller. Her imparatorlukta olduğu gibi, geri kalan azınlıklar özellikle Azeriler ayrılıkçı özlemlerle huzursuzken tek bir etnik grup (İranlılar) diğerlerine hükmetmektedir.”

Pipes, İran hakkındaki öngörüsünü şöyle ifade ediyor: “Tüm imparatorluklar er ya da geç, bazı durumlarda şaşırtıcı bir şekilde barışçıl yollarla—İngilizlerin geri çekilmesini ve Sovyet bölünmesini düşünün—sona ererler. İran imparatorluğu Profesör Jenkins'in korktuğu gibi on yıllarca sürecek bir kırımdan ziyade bir sızlanma ile sona erecek. Biz yabancılar tehlikeli yüce liderin dikkatini dağıtmak ve onun ekibinin nükleer kapasiteye ulaşmasını engellemek için bu sona doğru—hızlı bir şekilde rehberlik etmeliyiz.”

Pipes, Türkiye kontrolü altında olan Kürdistan parçasının da en nihayetinde tek ve bağımsız Kürdistan’a katılacağını ve bunun barışçıl yollardan da olabileceğini söylüyor:

“Kürt ayrılıkçılığının mutlu yan etkilerinden biri Türkiye'nin otokratik cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın emellerine engel olacak olmasıdır. Onun liderliğindeki Türkiye uzun vadede Batının Orta Doğu'daki çıkarlarına bir tehdit teşkil ettiğinden dolayı bu hiç de azımsanacak bir konu değildir. (Aksine, mollalardan güvenli bir şekilde kurtulduktan sonra, İran yeniden iyi müttefik rolüne geri dönecektir.)

Pipes, "bilfiil korkutucu" senaryonun Birleşik Kürdistan değil;  nükleer bir Iran ve Erdoğan hâkimiyetindeki Türkiye olduğunu söylüyor ve “Neyse ki, Batılı devletler 'iyi adamlar’ olan Kürtlere kendi devletlerini inşa etmelerinde yardımcı olurken aynı zamanda bu felaketleri de engelleyebilirler” diyerek makalesini bitiriyor. 

Batı medyasında ilk kez bu kadar açık ve şevkli Kürdistan yanlısı yazılar görüyoruz. Batılı analist ve siyasetçiler, Orta Doğu’da kaynayan kazanları görebiliyorlar. Batı’nin iyi bir müttefiki olmaktan artık çok uzak bir Türkiye, nükleer tehdit İran ve IŞİD saldırıları karşısında bütün istikrarını kaybetmiş bir Suriye, Irak ve Orta Doğu…

Batı, Kürtlerin bölgenin diğer halklarından farklı olduğunu görüyor: Müslüman olsa da barışçıl ve ılımlı, İslami radikalizmi reddeden, Yahudilere, Hristiyanlara, Alevilere ve diğer tüm dini gruplara saygı duyan bir halk. Ve böyle bir halkın Batı’nın saygıdeğer bir müttefiki olabileceğinin farkındalar. 

Bu denklemi bozan, Kuzey Kürdistan’daki Kürt hareketinin Batı’yla arasına koyduğu mesafe.

Türk devleti ile müzakere etmek elbette yanlış değil; müzakereler, sadece Kürtlerin barış ve çözüm yanlısı olduğunu dünyaya göstermek için bile çok önemli. Ama bütün umutların ve eylemlerin - içeriğinin bile ne olduğunun tam olarak bilinmediği - bu müzakerelere bağlanması ve Batı’nın ihmal edilmesi geri dönüşü çok zor bir hata.

Fakat bu ay, Kuzey ve Güneybatı Kürdistan siyasetinde ezberleri bozan ve ümitleri yeşerten bir gelişme yaşandı: PYD Eşbaşkanı Asya Abdullah ile YPG'nin kadın kolu YPJ Komutanı Nesrin Abdullah ve PYD Fransa Temsilcisi Xalid İsa, ElyseeSarayı’nda Fransa Cumhurbaşkanı François Hollandeile görüştü.   Hollande, PYD görüşmesinden sonra, Mesud Barzani ile de biraraya geldi.

Batı ile ilişkiler neden bu kadar önemli? Bir zamanlar Robert Koleji’nde müdürlük yapmış ve Bilkent Üniversitesi’nde ders vermiş Livingston Merchant’a kulak verelim:

“2001 yılında İstanbul’da Robert Koleji müdürü olduğumda, Türk dili ve tarihi dersi öğretmenlerinin odasını ziyaret ettim. Dostça bir ziyaretti - ta ki ben “Kürdistan” kelimesini gayet masumane bir şekilde kullanana kadar – nasıl ki Beluçların yaşadığı yere Beluçistan deniyorsa, Kürtlerin yaşadığı yere de Kürdistan dendiğine inanıyordum sadece. Tavan adeta kafama düştü. Yeni personelimin sarf ettiği öfkeli sözler, bütün ziyaretin tadını kaçırdı ve vatansever öğretmenlerle aramın düzelmesi uzun bir zaman aldı.

Sonra 2005 yılında 5 yıl ders vereceğim Bilkent Üniversitesi’ne gittim ve orda ilk kez şu sözlerle karşılaştım: ‘Lütfen, efendim. Ben Kürd’üm ama lütfen kimseye söylemeyin’. Alevi öğrencilerim de aynen böyle utangaçtı. 2 yıl sonra ise Irak Kürdistanı’ndaki Raparin Üniversitesi’nde ders vermeye başladım.

Şimdi Kürdistan’ın – tedricen ve barışçıl yollarla – birleşmesi gerektiği fikrini benimsemiş durumdayım.  Daniel Pipes’e katılıyorum ama onun kadar ümitli değilim, belki bir Türk’le evli olduğumdandır –Eşim, Türk toplumunun güçlü dini önyargıları yüzünden çok sıkıntı çekmiş bir matematikçi. ‘Türkler, Yunanlar ve Kürtler’(philhellene1.blogspot.com) adında bir blog kurdum ve yazılar yazıyorum ama Türk arkadaş ve okurlardan aldığım tepkiler pek cesaret verici değil. Türkler; sınırlarını değiştirme konusunda İskoç ve İngilizlere göre çok daha gerginler.”

Merchant’ın Türkiye ve Kürdistan izlenimleri bu şekilde. Galiba onu en iyi Türkiye’de okula gitmek zorunda kalmış Kürtler anlar. Öğretmenler ve öğrenciler tarafından sürekli aşağılanan, Türkçe bilmediği için dayak yiyen, hatta üniversiteye gittikten sonra bile kampüste ve yurtlarda saldırıya uğrayan, linç edilen Kürt öğrenciler… 

Artık kafamızdaki “kardeşlik” ve uluslararası ilişkiler kalıplarını tamamen değiştirme vaktimiz geldi de geçiyor. Sol ideologların etkisiyle “emperyalist” görüp kınadığımız Batı, haklarımız ve bağımsızlığımız konusunda bizi birlikte yaşadığımız halklara – Türkler, Araplar ve İranlılara göre – çok daha iyi anlıyor ve destekliyor. Bu yüzden, Kürtleri bu kara talihten ancak Batı’yla geliştirilebilecek ilişkiler kurtarabilir.

Yani artık ideolojileri bir tarafa bırakıp, Saman Nasim’leri, Ezidi kadınları, Sincar’ı, Kerkük’ü, Kobani’yi, Şırnak’ı sonsuza dek nasıl özgür kılabileceğimizin planlarını yapmalıyız.

    Mustafa Acar

 

YORUMLAR... 

 

 

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News

Siyaset

Analiz