ala kurdistan
Ey Reqîb

Yorum yaz

Müzakere mi, “Enstrümanlaştırma” çabası mı? - Zulkuf Azew

 

Dörde parçalanmış Kürd ve Kürdistan’a dair kafa yoracağımız iki sorunumuz var:

Kürd sorunu ve Kürdistan sorunu.

Kürdistan sorunu olarak baktığınız zaman, sorun sizin için toprak sorunudur. Bu bakış açısına sahipseniz soruna bir askeri işgal, ekonomik ve kültürel talan ve ülkesi işgal edilen mazlum bir ulusun siyasal egemenliğinin ve kurumlaşmalarının tanınmaması sorunu olarak bakarsınız. Bu bakış açısı rasyonel olan ve sorunun çözümü açısından sonuç alıcı olandır. Tarihin bu aşamasında Kürdler için de, bölgenin diğer halkları için de doğru çözüm içi boşaltılmış bir kardeşlik değil, komşuluk ve ilkeli ortaklıktır. Bunun biçimi ekonomik olarak gümrük birlikleridir. Siyasal olarak da bağımsızlık, federasyon veya geniş bir Kürd-Türk konfederasyonu tartışılabilir.

Soruna toprak meselesi olarak değil, demokratik haklar meselesi açısından yaklaşıyorsanız, sorun Kürd sorunudur. Bu bakış açısında pencereniz öylesine daralır ki elbirliğiyle yaratılan istikrarlı “barış”, ”müzakere”, ”kardeşlik” nutuklarının baskısıyla asıl fotoğrafı görememeye başlarsınız. Halbuki asıl fotoğrafta Kürdistan’ın yeraltı zenginliklerinin paylaşımı vardır. Topraklarının altında (kaynak zenginliğinin kaynak lanetine dönüşmesi riskini de acımasızca sunan) milyarlarca varil ham petrol ve trilyonlarca metreküp doğalgaz yatan parçalanmış Kürdistan’a demokratik haklar açısından bakmak bugünkü ve gelecekteki kuşaklar açısından hiç de rasyonel görünmüyor. Kürdistan’da bağımsızlığın ekonomik ve siyasal altyapısının olmadığı Soğuk Savaş döneminin kilitlenmişliğinde “Bağımsız Birleşik Kürdistan” şiarıyla Kürdistan’ın özgürleştirilmesi için yola çıkanlar elde tuttukları son mevzi olan Demokratik Özerklik’ten de vazgeçip kendileriyle beraber Kürdistan halkını da bu tarihsel momentte statüsüzlüğe mahkum ederlerse İsmail Beşikçi’nin “sizde bir sakatlık var” eleştirisini de sonuna kadar hak etmiş olurlar.

“Sınırların yok olduğu global bir dünyada sınırlar için savaşmak anlamsızdır” diyenler TC’nin herhangi bir müzakereye ön şart olarak PKK gerillalarının “sınır” dışına çıkmasında neden bu kadar ısrarcı olduğunu bize anlatmak zorundadırlar. Stratejik düşünme kapasitesine sahip her birey ve kurum bilir ki Kürdistan’ın kurtuluşunun bilgisi Sümer rahiplerinde değil, Kürdistan’ın askeri işgalinin, ekonomik talanının ve statüsüz konumunun jeopolitik analizindedir.

Uluslararası finansal işlemlerin toplam değerinin toplam reel üretimin onkatlarına çıktığı; global finansal sermayenin onda birden az kısmının reel üretimle ilgili olduğu post-modern bir dünyada 14 yıldır cezaevinde tecrit altında bulunan bir lider üzerinden yeni politikalar oluşturma ve bunları uygulama şansınız yoktur. Bir ulusal kurtuluş hareketinin liderine sahip çıkması, onun özgürlüğü için çalışması takdire şayan bir davranıştır; ancak kendisini de liderin yanına, cezaevine konumlandırmak istemesi, liderin tabi olduğu kısıtlamalara kendisini de tabi kılmak istemesi kabul edilebilir değildir. Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi ve onun ana gövdesi PKK bu kadar basit bir “müzakere-barış” söylemine teslim olmamalıdır. Askeri olarak gerilla savaşı verebilirsiniz; ancak düşünsel olarak verilmesi gereken gerilla savaşı değil; cephe savaşıdır. Bu düşünsel cephe savaşının cephaneliği Kürt ulusunun yüzyılı aşkın ulusal kurtuluş mücadelesinde ve dört parçadaki her Kürd yurtseverinin hafızası ve yüreğinde fazlasıyla mevcuttur. Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin üstüne çullanan tüm karabulutları dağıtacak olan da, elini ovuşturarak bölünme-dağılma bekleyenlerin beklentilerini boşa çıkaracak olan da budur.

Siz istediğiniz kadar barıştan-kardeşlikten söz edin, herhangi bir kitlesel gösteride tepenizde gördüğünüz “siz teslim olmadıkça biz aynı şiddeti tekrarlarız” mesajını ileten F-16 lardır. Öcalan’ın ABD tarafından TC’ye teslimi sonrasında Öcalan’ın talimatıyla “sınır” dışına çıkan gerillaların fırsat bu fırsat mantığıyla atış poligonuna dönüştürülmesi, teslim olan “Barış” gruplarının onyıllarca hapis yatırılmaları, devletle anlaşma çerçevesinde Habûr “sınır” kapısı üzerinden gelenlerin dahi anlaşmaya aykırı olarak ceza almaları akla “Rom xayin e, bexte wi tune!” den başka bir şey getirmiyor ne yazık ki.

Kürdistan toplumunun sosyolojik yapısı her türden sorunların ortaya çıkması için verimli bir toprak gibidir. (Bu vesileyle Osman Öcalan’ı da bir değerlendirmek lazım. Ulusal Kurtuluş Hareketi’nde komutan düzeyinde görev yapmış biri nasıl olur da bu düzeyde bir Erdoğan yağcılığına savrulur, daha ötesinde eski yoldaşlarını ihbar etme noktasına gelir diye sorabiliriz, oysa sorunun cevabı ABD’nin Irak’a müdahale ettiği dönemin elverişli koşullarında PKK’nin politika üretememesinde Osman Öcalan’ın rolü nedir sorusunun cevabıyla aynıdır.) Şüphesiz bu durumdan en çok sömürgeci merkezler faydalanmıştır ve bu verimli toprağı daha da verimli hale getirmek için ellerindeki tüm “enstrümanları” kullanmışlardır. Asimilasyon merkezi şehirlerden uluslaşma dinamiği yurtsever şehirlerine kavuşmuş Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi’nin amacı “çağdışı feodal kalıntıları tasfiye ederek Kürd toplumunun özgür ve demokratik dönüşümünü sağlamak” ise kısa vadeli görev “müzakere-barış” momentine ciddiyet kazandırmak ve bu süreçte sömürgecileri “enstrüman” lafını kullanacak cesaretten yoksun kılacak mekanizmaları yaratmaktır.

 

Zulkuf Azew, 29.01.2013

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News