ala kurdistan
Ey Reqîb

Duranadam Geriye Bakıyor, Ya Biz?

En sonda yazacağımı başta yazayım: Miadini doldurmuş bir şey yeninin öncülüğünü yapamaz; halkların yokedilmesinde kullanılmış olan araçlar özgürlük simgesi olamaz.

Kürdistan dağlarına kireç ve kırmızı boyayla boyanmış taşlarla ay yıldızlar nakşedilmeden çok evvel, 1955 yılının 6 ve 7 Eylül günlerinde kilictan arta kalmış Rum ve Ermenilerin İstanbul’daki ev ve işyerleri yağmalanırken Türk bayrağı bir ezme aracı olarak kullanılmıştı.

İki günlük kanlı olaylar sırasında İstanbul sokakları Türk bayrağını elinde taşıyan, evlerinin ve dükkanlarının pencerelerine asanlar ile bayraksız olanlar diye ikiye bölünmüştü. Bayrak Türk ve Müslüman olan ile gayrıtürk ve gayrimüslimleri birbirinden ayırt etmenin en alelade aracıydı.

Sonra o bayrak 90’lı yıllardan itibaren insanları ezip lime lime eden panzerlerin önüne asıldı, Kürdistan’ın şehir ve kasaba girişlerine, devasa ölçekte bayraklar en yüksek dağ ve tepelerin eteklerine taşlarla kazınarak ulusal uyanış sürecine girmiş olan Kürtlerin gözlerine sokuldu. Yaralı gerillalara silah zoruyla öptürüldü o bayrak. Mustafa Kemal’in resim ve heykelleriyse muhtar odalarından tutun da Hint Horozlarını Koruma Derneklerinin duvarlarına ve bilcümle işyerlerine, kamu binalarının bütün odalarına kanun zoruyla asıldı.

Türk bayrağı ve Mustafa Kemal portreleri bu anlamda bir iktidar dayatması ve zulmü olarak belleklerimize kazındı.

Şimdi aynı bayrak ve portre uluslararası medyanın da sempatiyle izleyip duyurduğu bir direniş biçimi olarak dünyanin gözlerine sokuluyor. (Kürtler daha yaratıcı ve daha uzun erimli sivil protesto aktiviteleri yaptığı halde hiçbir uluslararası medya kuruluşunun dikkatini çekmedi diye üzülenlere: devletiniz yoksa siyasal realitede siz de yok muamelesi görürsünüz.)  

Hayır, Türk ırk rejiminin suç ve zulüm sembolleri meşru bir direnişin sembolleri olamaz.

Kürtler biraz da bu nedenle Taksim Gezi Parki ile başlayan ve başka yerlerde gelişen protestolara kitlesel olarak katılmayarak doğru bir tutum aldılar. Zira Türk iktidar elitlerinin kapışmasında kurban verecek lüksümüz yok.

Çevreci duyarlılığıyla başlayan bu protestolar birkaç gün sonra çehre değiştirerek Anadolu’daki iktidar odakları arasında bin yıldır süregelen paylaşım savaşlarına dönüştü.

2007 ve 2008 yıllarında her büyük ildeki organizeli cumhuriyet mitinglerinin yapılış şeklinden farklılık, amacıyla da paralellik gösteriyor bu protestolar. Narsist kişiliğine 11 yildir iktidarda olmasının verdiği güveni ekleyen Recep Tayyip Erdoğan takim elbiseli bir sultan hayalini gerçekleştirebilmek için ülkeyi muhafazakar bir zeminde dizayn etmek isterken, toplumun bir çok kesiminin hassasiyetlerine dokunuyor, yaşam alışkanlıklarını sarsıyor. Cumhuriyet tarihinin en büyük savaşını durdurabilme kudretini elinde bulunduran ve bunun çözümü yönünde riskli adımları atabilen bir liderlik kültü nasıl olur da “halk düşmanı” olarak lanse edilebilir? Bal gibi edilebilir, çünkü burada Erdoğan’a özgü kurnaz bir taktikle karşı karşıyayız.

Kürdistan’daki savaşı, varolan tarihi sorunu ilelebet çözme amacıyla ele almadığı gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. Devlet başkanlığı yolundaki en önemli engeli kenara çekmek olan bu amaç, Reyhanlı’daki patlamanın muammaya dönüşmesiyle biraz daha açığa çıktı. Ardından içkiye yeni düzenleme ve İstanbul Boğazı‘na yapılacak üçüncü köprüze 16.yüzyılın Alevi katliamlarına ferman veren Yavuz Sultan Selim’in adının verilmesi bu amacı daha da ayyuka çıkardı. Hem takim elbiseli bir sutan olacak ve hem de IV.Murat gibi tebaanın ne içeceğine de karışan bir sultan olacaktı!

İktidarını, sayısını 300 bini geçen aktif bir polis gücüyle perçinleyen, hadım ettiği Kemalist orduyu da gerektiğinde eski rejim sevdalılarının üzerine saldırtabilecek kadar devşirmeyi başarmış olan Erdoğan, Kürdistan’daki sükunetten aldığı güvenle Batıda canlanma belirtisi gösteren muhalif kesimlere yönelmeliydi. Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezini yıkarak, yerine Topçu Kışlası inşa etmek, ülkeyi nasıl dizayn edeceğinin en bariz bir göstergesi ve günden güne gittikçe kabaran halk öfkesini açığa çıkarıp boşaltmanın en yavuz örneğiydi.

Bunu yaparken de Kürdistan’da yillarca sömürge valileri gibi staj yapip terfi alan iki valiyi, İstanbul ve İzmir valilerini, kullanarak yaptı.

Barış sürecinin ilerlemesi için devletin atması gereken demokratik adımlar? Yeni Anayasa için uzlaşma turları? Onları şimdilik unutun; zira tüm demokratik düzenlemeler rafa kaldırıldı, onun yerine polisiye yöntemlere ağırlık verildi.

Erdoğan iki adım öne geçti, eğer yumuşama adına geriye doğru bir adım atsa bile, ki öyle bir eğilimi yok, bir adım önde olacaktır hala.      

AKM’nin ön cephesine asılmış olan iki devasa Türk bayrağına ve ortalarındaki Atatürk portresine karşı dimdik ayakta durarak farklı bir sivil eylem başlatan “duran adam”, cop ve gazla teyakkuzda bulunan polise gore masum ve hatta kimilerimize gore sempatik de gelebilir; ama bana George Fowles’in “Fransız Teğmenin Kadını” adlı romanındaki usu yitik kadını hatırlattı. Her gün aynı saatlerde rıhtıma giderek denizin görübildiği en uzak ufuk noktasına gözünü dikerek hareketsizce duran kadın, yarım kalmış bir aşkı yaşadığı erkeğinin geri gelmesini bekliyor. O erkek asla gelmeyecek, çünkü gelmemek üzere gitmiştir. Ne var ki usu yitik kadın eski mutlu günlerinde kalmıştır! İki gündür sosyal medyanın modası haline gelen ve kimi İstanbul sevdalısı Kürt aydınlarının da gönlünde taht kuran ‘duran adam‘ın o duruşu, Tayyip‘e duyulan öfkenin ötesinde, son 90 yıldır ezme ve işkence sembolleri olarak kullanılan iki araca duyulan özlemin fenomenidir. Gezi Parkindaki agaçların kesilmesine karşı çıkan çevrecilerin başlattığı, polisin saldırısıyla Anti-Tayyipçi sloganlarla büyüyüp yayılan kitle protestolarının önemli bir kısmı, batan kemalizme duyulan özlemin dışavurumudur, bilelim.

Alevi Kürtlerin, Erdoğan’ın sultanlık hayallerinden rencide olmaları son derece doğal ve buna gösterdikleri tepki de gayet meşrudur. Sadece, Erdogan sultasına karşı mücadele edilirken Dersimli Alevilerin katili olan Atatürk’ün ruhunu yad eylemeyecek bir politik duyarlılık göstermeleri gerekiyor. Tayyip karşıtlığı Atatürk‘ün kucağına atmamalı kimseyi!

Peki ne yapmalı?

Suriye’de Esad yanlılarıyla Esad karşıtları kanlı iktidar için çatışırken, Irak’ta tüm yetkileri elinde bulunduran Maliki ile Sunni araplar tarihi iktidar mücadelesi verirken oradaki Kürtler ne yapıyorlarsa, onu yapacaklardır. Komşuda olup bitenlere duyarlı ama kendi topraklarını koruyup, kendi iç barışını ve huzuru sağlayarak…

Mehmet Sebatlı

Yorumlar

Mehmet Bey,

Sizin yaptığınız Kürt ırkçılığı değil mi?

Sözde demoktarsınız!?

Kendi çıkarlarınız için AKP faşizm'inden medet umuyorsunuz.

ABD'nin BOP eş bakanından yani Amerika'dan, yani Emparyalizm'den medet umuyorsunuz.

.......ABD'den medet umacağınıza gelin silahlı yada silahsız kendi yrdunuzu savunun......

 

 

80 yıldır kurdleri kurdleri ölüm cukurana attan.mağaralara doldurup ustlerine gaz dökerek yakmalar.sizin demokrat dediniz ataturkuniz yapı.halen kurdleri kanından besleyen siz kemalistler daha ne istiyorusnuz  kurdlerden...

biz Kurdlerin  muhattap alınması ancak gücümüze bağlıdır.dem

okratlık falan bize şimdilik lüx geliyor.önce öz gücümüz olmalı ki tarih sahnesine çıkalım.beri her tışti ez kurdım.bunu ırkçılık olarak görmek istiyorlarsa bir yıl kurd gibi yaşamaya çalışsınlar bakalım ne olacak.

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News