ala kurdistan
Ey Reqîb

Açık Yaraya Tuz Basmak

Yaşanan, insanlık adına yeni bir utanç tablosudur. Uzun yıllardır temel hak ve özgürlükler sicili giderek kötüleşen, OHAL süreci esnası ve sonrasında iyice dibe vuran Türkiye'de karanlık tablolara 25 Ağustos 2018 Cumartesi günü bir tanesi daha eklendi.

Üstelik, 'bu kadarı olamaz herhalde' diyenleri şoke edecek biçimde.

'Cumartesi Anneleri'nin Istanbul Galatasaray Meydanı'ndaki 700'üncü buluşmasının resmi makamlar tarafından yasaklanmasının hemen ardından gösteriye müdahale eden polis, aralarında yaşlı kadınların ve bazı milletvekillerinin de bulunduğu topluluğa biber gazı sıktı; boyalı mermi ve cop kullandı. En az 20 kişi gözaltına alındı, şiddet nedeniyle bazı insanlar yaralandı.

Öfkeye misliyle öfke eklendi.

emine ocak gözaltı
Olaylar sırasında Hayri Tunç'un çektiği fotoğraf bir anda çok yüksek bir simgesel değer kazandı. Söz konusu fotoğrafta, 82 yaşındaki 'Cumartesi Annesi' Emine Ocak, iki polis tarfaından karga tulumba sürüklenerek gözaltına alınıyordu. Emine hanım, öğretmen oğlu Hasan Ocak'ın 1995'te 'kaybedilmesi' ardından arayışa başlamış, daha sonra işkence edilerek kimsesizler mezarlığına gömüldüğünü öğrenmişti.

Emine Ocak, çeyrek yüzyıla yakın süredir, çocuklarının akıbetini ve olduysa cinayet faillerini bulmak için çırpınan annelerden sadece biri.

Fotoğrafın simgesel gücünü yükselten şey, Emine hanımın 1997'de yine bir 'kayıp anneleri' oturuşu sırasında aynı şekilde gözaltına alınmasını gösteren bir siyah beyaz kare olmuştu. Bu iki fotoğrafın bileşimi, görenlere, Türkiye'nin şeffaflık ve hesap verebilirlik konusunda hiçbir adım atmadığını ve atmaya da niyetinin olmadığını gösteriyordu.

emine ocak gözaltı II
Dünyaya da anında yayılan şiddet dolu 25 Ağustos görüntüleri, olayın kendisini aşan bir değere sahip.

Söz konusu olan, geleneksel olarak pasif bir oturma ve okuma eylemiydi. Yasaklama ve müdahale, ülkeyi yönetenlerin adalet arayışı, toplantı-gösteri hakkı konusuna bakışının ne olduğunu tüm dünyaya bir kez daha ilan etmiş oldu. Türkiye hakkındaki 'polis devleti' algı ve kanaati, çok daha derinlere kök saldı.

Bunun da ötesinde, 25 Ağustos 2018 tablosu, devlete hakim kadroların cezadan muafiyet konusunda ne kadar inatçı ve kararlı olduğunu, devlet içindeki mafyatik yapılara dair sınırsız korumacılığı, ve adalet önünde hesap verme konusunda 'sıfır niyet'i gösteriyor.

Aynı tablo ülkede birbirinden farklı sosyal grup ve kesimleri, bireyleri esir alan vicdansızlığı, vurdumduymazlığı; ayrıca muhalefetin aczini de içeriyor.

HDP Milletvekili Garo Paylan da polis şiddetinden nasibini alanlardandı...

Bir yılı aşkın süredir Türkiye'de absürd nedenlerle erişime kapalı olan Vikipedi sitesi, 'Cumartesi Anneleri ' başlığı altında şu bilgilere yer veriyor:

''Cumartesi Anneleri, 27 Mayıs 1995'ten bu yana her Cumartesi günü Galatasaray Meydanında oturma eylemleri düzenleyerek, gözaltında kaybolan yakınlarını ve faili meçhul siyasi cinayetlere kurban giden yakınlarının faillerini arayanlardan oluşan bir topluluktur...

13 Mart 1999'da polisin müdahaleleri nedeniyle oturma eylemlerine ara veren grup, 31 Ocak 2009'da yeniden bir araya gelmeye başladı... ailelerin başlıca talepleri kayıpların devlet arşivlerinde kayıtlı akıbetlerinin açıklanması, faillerin yargılanması, Türk Ceza Kanunu'nda zorla kaybetme suçunun insanlığa karşı suç kapsamında zaman aşımına uğramayacak şekilde düzenlenmesi ve Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Gözaltında Kayıplar Sözleşmesi'ni imzalamasıdır.''

'Cumartesi Anneleri'nin 23 yıl, 700 hafta boyunca hafızalarda taze tutmaya çabaladığı mesele, Türkiye yönetimlerinin adalet önünde hesap verme ve vicdanları tatmin edecek şekilde 'bir daha olmasın' dedirtecek bir hesap kapatma meselesi.

Faili meçhuller ve yargısız infazlar, ülkenin kapanmamış bir büyük yarasıdır. Kapanmak bir yana, Temmuz 2015'te Kürt Barış Süreci'nin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafaından resmen bizzat sona erdirilmesi ardından yaşanan şiddet dalgasında geçmiş bilançoya - güvenilir rakamlar, 1991-2011 arasında yaklaşık 2 bin faili meçhul cinayeti işaret ediyor - yüzlerce yenisi de eklenmiştir. Bir başka deyişle, karanlık bir 'kirli savaş kalıbı', Kürt muhalefetini susturmak adına geriye dönmüş görünüyor.

Emine Ocak'ın şahsında medyaya yansıyan görüntüler, meselenin açık bir yara olarak duracağını, tutulacağını işaret ediyor. Ne yazık ki, şimdiye kadar olanlar da bu karamsar bakışı doğrulamaktadır.

'Cumartesi Anneleri' 700 hafta boyunca adalet arayışını dile getirirken, faillerin yargılanmasını talep ettiler. Ancak, birkaç yerel mahkemede alt rütbeli birkaç subay dışında, geçtiğimiz çeyrek yüzyıl boyunca, açılan hiçbir faili meçhul davası, kamu vicdanını tatmin edici, toplumsal huzur adına umut verici şekilde sonuçlanmadı. AKP hükümetleri boyunca açılan tüm davalar beraat ile sonuçlanmış, bir kısmı da soruşturma aşamasında çürümeye terkedilmiştir.

Bir diğer konu da, bu suçların zaman aşımına uğramaması için verilen çaba idi. 2012 yılındaki kapsamlı raporunda İnsan Hakları Gözlem kuruluşu Human Rights Watch, insanlık suçu tanımına giren bu davalarda zaman aşımı olmaması talebinde bulunmuş, ama Türkiye anaakım medyasının otosansürü ve anamuhalefetin duyarsızlığı nedeniyle konu kısa sürede buharlaşmıştı.

Bugünkü durum kaygı vericidir. Cumartesi Anneleri'nin ulusal ve küresel vicdana yönelik çağrılarının devamlılığı, OHAL ruhunu olağan mevzuata yaymış olan mevcut hükümeti rahatsız etmiş olabilir. Bu rahatsızlığın bir ucunda elbette ekonomik krizin sosyal tabanda üretmekte olduğu ters enerji birikimi de var.

Dolayısıyla, 25 Ağustos'ta ilan edilen Cumartesi Anneleri gösteri yasağının bundan böyle sürekli hale geleceğini da varsaymak makul olabilir. Eğer bu devamlı yasağa dönüşürse, gösterici anneler ve kayıp yakınlarının nasıl bir tavır takınacağı ise meçhul.

Ama şu açıktır: Yönetime tamamen egemen olan sertlik yanlısı, yasakçı, hak ve özgürlük karşıtı zihniyet, aynen de Türkiye'nin uzak veya yakın geçmişinde sorunlara sorun eklemiş olan yaklaşımı yeniden topyekun tedavüle sokmak niyetinde görünmektedir.

'Elde çekiç, her sorunu çivi olarak görmek' bakışı, bir açıdan, şu beklentiye de dayalı olabilir:

'Görelim bakalım, sokağa çıkma cesareti olacak mı? Çıkarlarsa, devletin gücünü de, devlete hayran kitlelerin öfkesini de tadarlar.'

Eğer böyleyse, Türkiye'yi daha sert öfke ve hiddet günleri bekliyor demektir. Meclis'in iyice işlevsizleştirildiği, anamuhalefetin pusulasız ve çekimser kaldığı, ekonomik krizin gözeneklere işlediği bu dönemde sertlik, sadece radikalleşme ve daha keskin bir kutuplaşma getirecektir.

Emine Ocak'ın fotoğrafı, 'açık yaraya tuz basma'nın Türkiye'nin en temel çıkarlarının ne kadar aleyhine olduğunu, olacağını net bir dille herkese anlatıyor olmalıdır.

ahval

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News