ala kurdistan
Ey Reqîb

Ahmet Altan’a ve Mehmet Altan’a Mektuplar

Ahmet ve Mehmet Altan 10 Eylül 2016’da gözaltına alındılar ve 12 gün süreyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde tutuldular. Mehmet Altan 22 Eylül sabahı, Ahmet Altan ise 15 saat serbest kaldıktan sonra 23 Eylül’de tutuklandı. Şu anda Silivri 9 No’lu Cezaevi’nde tutuluyorlar.

     Altanlar’a cezaevinde mektup ulaştırmak, onların da kendi yazdıklarını dışarıya göndermesi imkânsız. Bizler hem bu mektuplaşma yasağını protesto etmek hem de Ahmet Altan ve Mehmet Altan’a dünyanın dört yanından gelen mektuplarla dayanışma mesajlarını onlar için birarada tutmak üzere bu blogu başlattık.

     Burada yayınlanan mektuplar, mümkün oldukça avukatları aracılığıyla Ahmet ve Mehmet Altan’a okunacak.

     İki değerli yazar haksız yere mahrum bırakıldıkları özgürlüklerine kavuştuklarında ise, cezaevindeyken onları düşünen dostlarının kelimelerini burada toplu olarak bulabilecekler.

     * * *

     ■ İbrahim Sediyani

     29 Ekim 2016

     Sevgili Ahmet Altan ve Mehmet Altan;

     Ömrü darbecilerle ve darbe rejimleriyle mücadele ile geçmiş, bütün yazı ve fikir hayatları boyunca demokrasi ve hoşgörünün, barış ve kardeşliğin, erdem ve sevginin, daha uygar ve aydınlık bir ülke için gayret sarfetmiş sizin gibi değerli insanların “darbecilik”le suçlanıp demir parmaklıklar ardına konulması, mektuba başlarken sözünü ettiğim değerler adına bir utanç vesilesi olmalıdır.

     12 Eylül rejimine karşı sizler yıllar boyunca yiğitçe direnirken, “onlar” o darbe rejiminin birer ürünü olarak neşv ü nema bulmuşlardı. 28 Şubat’a sizler en onurlu bir karşı duruş sergilerken, bizzat onlara karşı yapıldığı halde “onlar” pısırık bir biçimde sessizliği, ortalıkta görünmemeyi seçmişlerdi. Şimdi ise “onlar” tarafından “darbecilik ve darbeye destek vermek”le suçlanıp cezaevine konulmuşsunuz. Son 15 Temmuzdarbe girişimine teşebbüs eden odağın da 10 yıl boyunca ortakları, yoldaşları da yine “onlar” iken üstelik.

     İnsan bazen ne diyeceğini bilemiyor. Kelimeler tükeniyor.

     Hayatı boyunca şerefiyle, onuruyla yaşamış ve “Erdemli bir toplum – Aydınlık bir ülke” dışında hiçbir hayâl de kurmamış olan sizin gibi saygın aydınların darbecilikle bir alakasının olmadığını, darbeye destek vermediklerini anlatmaya çalışmak size gerçekten hakaret olacağı için, bunu yapmayacağım. Sizin demokrasi ve daha aydınlık bir ülke mücadelesine yaptığınız katkı ortadayken, bunu yapmaya çalışmak size en büyük kötülük olur.

     Sayın Ahmet Altan ve Mehmet Altan;

     Bu fakirden çok daha değerli ve önemli insanlar da size bu mektuplardan yazdığı için, sözü fazla uzatmayacağım. Sadece şunu söylemek istiyorum:

     Bizler demokrasinin ne büyük nimet olduğunu, birarada yaşama kültürünün güzelliğini, hoşgörü ve kardeşliği, en önemlisi de dîn, mezhep, ırk, kavim ve sosyal sınıf ayrımı gözetmeden herkesin hak ve hukukunu savunmanın erdemini sizden öğrendik.

     Sizden öğrendiklerimizi kendi kişiliğimize yansıtacak ve bunu hayata aktaracağız. Söz veriyoruz.

     Saygıdeğer Ahmet Altan ve Mehmet Altan; kıymetli öğretmenlerim;

     Yattığınız hapishane nasıl bir yerdir bilmiyorum ama, dışarısı çok karanlık.Ülkemiz karanlığa gömülmüş durumda ve bu karanlığın tonu her geçen zaman daha da koyulaşıyor.

     En kısa zamanda yeniden özgürlüğünüze kavuşmanızı diliyorum. Sizin özgürlüğünüz, toplumun özgürlüğü çünkü.

     Kardeşiniz İbrahim Sediyani

     * * *

     ■ Daniel Cohn – Bendit

     29 Ekim 2016

     Lieber Ahmet, Lieber Mehmet,

     Schlechte Nachrichten kommen aus der Türkei, fast jeden Tag. Als ich von Eure Verhaftung erfuhr, war ich nur traurig, meine Sorgen über die Türkei vertieften sich. Ich dachte dennoch, dass Ihr blad frei sein werdet. Ich habe mich geirrt. Es ist fast ein Monat, seit der Verhaftung und ich höre, dass Eure Kommunikation mit Außenwelt beschnitten wird. Isolationshaft, ein Form von Folter.

     Noch vor wenigen Jahren war die Türkei Schauplatz von spannenden Entwicklungen. Wir diskutierten, ob die Türkei für Mittlere Osten “Model” oder “Eine Quelle der Inspiration” ist. “EU-Turkey-Yes” hielten wir im Europäischen Parlament hoch und gewannen und öffneten der Türkei die Türen. Es gab kein Zweifel, dass die Türkei ein Stabilitätsfaktor in der Region war.

     Heute ist sie ein Land mit den Nachbarn in Spannung und im Inneren polarisiert und im Streit mit sich selbst. Journalisten und Kritiker werden verfolgt… Es ist mir klar, dass in einem Land in dem der Esprit von “Gezi” unterdrückt wird und Repression sich breit macht, dass Ihr nicht “frei” seid.

     Ihr solltet wissen, dass Ihr nicht allein sei. Wir sind bei Euch….

     Daniel Cohn – Bendit

     Frankfurt 21/10/2016

     * * *

     ■ Yalım Eralp

     29 Ekim 2016

     Sevgili Altanlar,

     Size ve şahsınızda Türkiye’ye geçmiş olsun. Artık gelin. Sevgiler.

     Yalım Eralp

     * * *

     ■ Barış Baran

     28 Ekim 2016

     Sevgili Ahmet & Mehmet Altan,

     Daha önce, tutuklu yargılanan birisine hiç yazı yazmamıştım. Bu nedenle tam olarak ne yazmalıyım bilmiyorum.

     Size yazan diğer insanların yaptığı gibi umut vaat eden cümleler, klişeleşmiş ifadeler yazasım gelmiyor içimden. Zira bende de pek umut yok.

     Ama bazı anlarda, -özellikle de hayal kurarken- garip bir biçimde umutlu hissediyorum.

     Uzunca düşündüm, ve size de hayal kurmanızı tavsiye etmeye karar verdim. Evet, bence denemelisiniz.

     Belki ben henüz 20 yaşımda olduğum için, yeryüzünde pek az şeyle karşılaşmış tecrübesiz bir genç olduğum için saflıkla hareket ediyor da olabilirim. Ama şu an için hayal kurmaktan daha keyifli bir şey gelmiyor aklıma.

     Eski zamanlarda Şaman büyücüleri, kötülüklere karşı omuzlarından geriye tuz parçacıkları fırlatırlarmış.* Bizler de tıpkı onlar gibi, günün birinde kötü anıları maziye doğru fırlatabilir miyiz acaba?

     Bunun hayalini kuruyorum da, sanırım güzel olurdu.

     Ellerinizden öperim,

     Barış Baran

     *NOT: Savcı Bey bu cümlede sübliminal bir şeyler olduğunu zannederse eğer, bu cümle Ahmet Altan’ın 2004 tarihli İçimizde Bir Yer adlı kitabının 25’inci sayfasında geçen bir cümle. Duyunca hoşuna gideceğini düşündüm.

     * * *

     ■ Bülent Tarakçıoğlu

     27 Ekim 2016

     Sayın Altan Kardeşler,

     Sizlerin ve diğer yazar düşünür insanlarımızın tutuklu yargılanacak olmaları bana çağdışı geliyor.

     Evet, ben de bundan tam otuz beş yıl önce 141/142 kapsamında on beş ay tutuklu kalmış tahliye dilmiş ve sonrasında beraat etmiştim.

     Dolayısı ile durumunuzu gayet iyi anlıyorum.

     Sizlerle, fikir birliği içinde olayım olmayayım, dayanışma içindeyim.

     Saygılarımı sunarım.

     Bülent Tarakçıoğlu

     [email protected]

     * * *

     ■ Bahtiyar Demirci

     27 Ekim 2016

     Ahmet Altan ve Mehmet Altan’a,

     Bu ülkede demokrasinin kuşaktan kuşağa aktarımını temsil eden bir ailenin temsilcileri olarak bu zulüm tekrar kapınızda.

     Biz biliyoruz ki egemenler ne kadar korkarsa o kadar saldırır, o kadar zulmün kalelerine sığınırlar.

     Yine bizler biliyoruz ki insanlık mücadelesi bunların hiçbirine prim vermeden bugünlere geldi.

     Kimler cezaevlerine alınıp susturulmak istenmedi, kimler işkencelerde öldürülmedi, kimler faili meçhullere kurban gitmedi.

     En sonunda hep haklılar kazandı, mazlumlar kazandı, yönü insanlığın aydınlık geleceğine doğru olanlar kazandı.

     Çetin Altan’dan bir alıntı daha anlamlı olacaktır bu mektubu bitirirken: Enseyi karartmayalım… Bunları cezaevinden de yener Ahmet Altan ve Mehmet Altan.

     Çok çok selamlar en kısa sürede tahliye umuduyla iyi bakın kendinize.

     Bahtiyar Demirci

     * * *

     ■ Salvatore Settis

     27 Ekim 2016

     Rivolgo al governo turco un rispettoso appello perché possa scarcerare al più presto Ahmet and Mehmet Altan, con ciò confermando o affermando il diritto dei cittadini turchi alla piena libertà di opinione.

     Limitare la libertà di opinione e di espressione imprigionando gli oppositori sarebbe un segno di debolezza, che il governo turco non dovrebbe in nessun caso dare.

     Salvatore Settis

     Accademia dei Lincei

     * * *

     ■ Ska Keller

     26 Ekim 2016

     Dear Ahmet, Dear Mehmet,

     Your arbitrary incarceration is an example on how the Turkish government uses the failed military coup to silence the critical voices of Turkish journalism. The continuing violation of Freedom of Expression is a scandal.

     I want to tell you, and I hope that you have a possibility to read these letters, that I am standing in solidarity with you — Your struggle is our struggle. I as a Member of the European Parliament try to put attention to cases like yours, sending clear political signals not only to the Turkish government but also to the other European institutions, demanding them to change their policies, which turned a blind eye to fundamental rights violation.

     Ska Keller, Member of the European Parliament

     25.10.2016, Brussels

     * * *

     ■ Saleem Badat

     26 Ekim 2016

     Dear Ahmet and Mehmet,

     I write to you to express my solidarity with you and your families, and to say that you and they are in my thoughts.

     I spent three periods in political detention in apartheid jails. I know how challenging it is to be incarcerated in an alien, hostile, and constricted space, away from dear comrades, family, and friends.

     The despots that cavalierly jail you fear freedom, social inclusion and justice, and the idea of everyone living rich, rewarding, and productive lives imbued with dignity. They think their actions demonstrate strength, but they betray their weakness.

     Keep strength in the knowledge that your values and your hopes and dreams for humanity are shared by millions of others across the globe, and that you are not alone but in the hearts and thoughts of all of us.

     Dr. Saleem Badat

     Email: [email protected]

     * * *

     ■ Alane Mason

     26 Ekim 2016

     (This letter was sent to Ahmet Altan)

     Dear Mr. Altan,

     Is it impossible to have a good idea of what to say. I am writing you as I am overlooking the New York Public Library, the building in NYC I would most like to defend. Your dear friend and mine Levent Yılmaz has told me of the terrible and unjust position you are in. I hope and pray that you and the other imprisoned writers are freed very soon. Meanwhile, in random fashion I send you three quotations I happen to have posted on the wall near my desk, and hope they do not sound too silly.

     “If narrative were a tablecloth, no matter how much starch, nor how hot the iron, you could never get all the wrinkles out.” — Eric Darton

     (One can imagine why that might speak to an editor.)

     And

     “Fortunately the marvelous is a weed species.” — Diane Ackerman

     (which speaks for itself)

     And

     “The hope must be for a reasonable way of coping with the impossibility of our ever leading a perfectly rational life.” – Jack Miles

     Wishing you every good outcome,

     Alane

     Vice President and Senior Editor, W. W. Norton & Company Founder

     www.wordswithoutborders.org

     * * *

     ■ François Hartog

     25 Ekim 2016

     En libérant sans tarder Ahmet et Mehmet Altan, emprisonnés depuis plus d’un mois, les autorités turques, dont nul ne conteste la légitimité, feront montre de leur souci de la justice.

     François Hartog

     Directeur d’études, EHESS

     * * *

     ■ Mustafa Paçal

     25 Ekim 2016

     Sevgili dostlarım Ahmet ve Mehmet Altan,

     Kaç gündür hapistesiniz bilmiyorum çünkü günleri saymadım. Saysam da ne fark eder ki günler kendi ritminde akıp gidiyor. Üstelik sayarak da bitmiyor günler.

     Hayat da hayallerimiz ve gerçekler arasındaki çatışma ile kendi mecrasında öyle akıp gidiyor. İkisinin de hızı ve niteliği ayrı ayrı biliyorum ve günlerin ve hayatın iç içe geçtiğini de…

     Nerede olduğumuz önemsiz değil ama nerede olmadığımız bence daha önemli. Siz demokrasi ve özgürlük mücadelesinde ayrıca edebiyat, basın ve akademi alanında sayısız katkıları olan bir hayatın yanında iki dost insan olarak olmayı seçtiniz.

     Hayatınızı, hayallerinizi gerçekleştirmek için kaleminizle ve yüreğinizle iki insan olarak yaşamanın keyfini sürdünüz. Hayatı bu keyifle yaşadıktan sonra hapiste olmak veya dışarda olmak ne fark eder diye düşünenlerdensiniz.

     Siz de biliyorsunuz ki hayallerimizi ve düşüncelerimizi hapsedemezler.

     Siz de bilin ki bu yolda yalnız değilsiniz. Yüreği ile sizin yanınızda olan dostlarınız var.

     Geçmiş olsun, yakında görüşmek ve özlem gidermek üzere…

     Hoşçakalın.

     Mustafa Paçal

     * * *

     ■ Umut Pekin

     25 Ekim 2016

     Sevgili Ahmet – Mehmet Altan,

     Öncelikle yazıma, demokratik bir toplum ve hukuk devleti adına verdiğiniz mücadelenizi saygıyla selamlayan milyonlardan biri olduğumu ve sizi asla yalnız bırakmayacağımızı belirterek başlıyorum. Sizler bizim barış içinde ve özgür bir geleceği yaşayabilmemiz için bu bedeli ödüyorsunuz.

     Bildigimiz gibi bu devlet, Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar sadece gazetecilere değil, aydın, yazar, şair, sendikacı ve sanatçılara da, toplumun her kesiminden muhalif vatandaşına sürgünleri, hapisleri, idamları ve faili meçhulleri reva gördü. Belki ülke olarak demokratileşmeye çok geciktik.

     Umudumuz sizlersiniz ve bizler de sizin umudunuz olmaya devam edecegiz.

     Sizlere Sabahattin Ali, Nâzım, Can Baba v.b. birçok daha adını tek tek sayamadığım, bu toplumun acılarını sahiplenen aydınlar adına teşekkür ediyorum. Onlar haklılardı. Sizler haklısınız ve biz haklıyız. Önemli olan da bu. Zulme karşı eline silah almadan sadece özgür fikirleriyle mücadele edenler kazanacaktır.

     Selam ve saygılar,

     Umut Pekin

     Möers, Almanya

     25.10.2016

     * * *

     ■ Pakize Barışta

     25 Ekim 2016

     (Bu mektup Ahmet Altan’a gönderilmiştir)

     Sevgili arkadaşım,

     40 yıllık arkadaşım…

     40 yıldır en kötü ve en iyi zamanlarımda hep yanımda olan arkadaşım. Başıma ne gelirse gelsin, benden daha çok benim yanımda olacağını bildiğim arkadaşım. Sen her zaman her durumda insanı hafifletecek en can alıcı sözleri bulursun. Beni arkadaşlığınla kurtardığın, en derin korkuların, endişelerin hegemonyasından çekip çıkardığın çok olmuştur.

     Lakin ben bugün hiçbir şey yapamıyorum senin için.

     İlk defa bir arkadaşım, 40 yıllık bir arkadaşım hapse düştü.

     Neden peki?

     Düşündüğü için, düşünce üzerine düşündüğü için mi? Aklım, benliğim bunları anlamaya yetmiyor artık.

     Kimbilir kaç metre kare bir koğuştasın? 4 mü, 5 mi? Sanem’e soruyorum ne kadar küçük bir koğuş diye, ya senden tam bir cevap alamadığı için, ya da kimseyi üzmemek için geçiştiriyor hep. Israr etmiyorum, yine teknik ayrıntılara takılıp kaldığım düşünülmesin diye.. ama bilmek istiyorum, çünkü hissetmek istiyorum.. ruhumu o kadarcık metre kare içine sıkıştırmak, bunaltmak için.. anlamak için.. senin yaşadıklarına biraz olsun aşina olabilmek için.

     Gerçi bir yandan da biliyorum, sen hepimizden güçlüsündür ama…

     Ne yapıyordur şimdi diye düşünüyorum, okuyabiliyor mudur, yazabiliyor mudur? Ne yiyip, ne içiyordur? Havalar soğuyor, koğuş sıcak mıdır?

     Sanem ve Kerem her görüşten sonra iyi şeyler anlatıyorlar. Onları güldürüyormuşsun, çıkışta anlatıyorlar bize birlikte gülüyoruz, sensiz.. senin anlattıklarına.. biraz hafifliyoruz sanki.

     İyi misin gerçekten?

     Bu arada şunu da söylemek istiyorum, çocuklarınla gurur duymalısın. İkisi de çok güçlü, akıllı, vefalı ve duyarlı çocuklar. Babanın birinci ölüm yıldönümü için düzenlenen anma toplantısında Sanem’i görmeliydin, muhteşem bir konuşma yaptı, herkes onu hayranlıkla izledi. Arkada dedesinin fotoğrafı.. sözleriyle dinleyenleri etkileyen, hatta sarsan, çok güzel, vakur ve akıllı bir kadın vardı sahnede. Onunla gurur duyardın.

     Biliyorum, her şey yoluna girecek arkadaşım.

     Her şey netleşecek.

     Bu günler geçecek..

     Serbest kaldığın gün, yiyemeyeceğin kadar çok ay çöreği pişireceğim sana. Bunu böyle bil.

     Hasretle kucaklıyorum.

     P.

     * * *

     ■ Ulaş Genç

     25 Ekim 2016

     Sevgili Ahmet abi,

     Seni Taraf’taki “Kum Saati” köşende tesadüfen tanıma fırsatım oldu. Otobüste gidiyordum, biri Taraf gazetesini arabada unutmuştu, yazının başlığı dikkatimi çekti, okumaya başladım ve bir daha senden kopamadım.

     Senden çok şey öğrendim. Mesela: kimliğine, dinine, ideolojisine bakmadan insanı sadece insan olduğu için sevmen gerektiğini. Zalime boyun eğmeyip mazlumdan yana olmayı. Demokrasiyi ve hukuk devletini herkes için istemeyi. İnandığın değerler için bedel ödemeyi göze almayı. Düşündüğünü korkmadan söylemeyi.

     İnsanı insan yapanın vicdan olduğunu senin o büyük vicdanınla haksızlıklara karşı çıkışında gördüm.

     Sen ve Mehmet abi bu ülke demokratik bir ülke olsun, hukuk egemen olsun, eşitlik olsun, barış olsun diye mücadele ettiğiniz için içerdesiniz.

     Sizi çok seviyor ve çok büyük saygı duyuyorum.

     Yılmak, sinmek, korkmak yok! İçerde ya da dışarda demokrasi için, hukuk devleti için sonuna kadar mücadeleye devam.

     Saygılarımla.

     Ulaş Genç

     * * *

     ■ Manuela Sanna

     25 Ekim 2016

     Con la presente scrivo per chiedere a gran voce la liberazione di Ahmet e Mehmet Altan e impedire così che la Turchia si trasformi in un’altra forma di dittatura del Medio Oriente.

     Chiedo il rilascio di tutte le persone arrestate e l’immediata sospensione delle azioni di polizia, affinchè lo stato turco possa riscattarsi e non regredire in una forma degenerativa di autorità.

     Napoli, 25.10.2016

     Manuela Sanna, Direttrice “Istituto per la storia del pensiero filosofico e scientifico” del CNR

     * * *

     ■ Margaret C. Jacob

     24 Ekim 2016

     I write in support of Ahmet and Mehmet Altan. Turkey must not become another Middle East dictatorship. Stop arresting people; stop regressing into the worst vision of a failed state.

     Margaret C. Jacob, Distinguished Professor, Department of History, UCLA

     * * *

     ■ Giray Poyraz

     24 Ekim 2016

     Ve, birisi eksik.

     İçimizde Bir Yer eksik.

     Kitaplarıyla büyüyüp, mesleki hayatımda örnek aldığım üstad; Ahmet Altan.

     Siz, bize çok şey öğrettiniz; haksızlığa karşı susmamayı, cesareti, sevmeyi, dik durmayı.

     Bir avuç insan kalsak dahi demokrasi, hukuk mücadelemiz hiçbir zaman bitmeyecek.

     Kardeşiniz, sevgili Mehmet Altan hoca ile birlikte en yakın zamanda aramızda olacağınızın inancıyla, sizleri yürek dolusu sevgimle selamlıyorum.

     Giray Poyraz

     * * *

     ■ Berna Türkili

     24 Ekim 2016

     Sevgili dostum Mehmet;

     Her şey aklıma gelirdi de senin için hapishaneye mektup yazacağım hiç aklıma gelmezdi. Avrupa Hareketi 2002 Kampanyasında tanıştığımız güne kadar, yazılarını okuduğum bir entellektüeldin. Kampanya sırasında engin bilgeliğinin ne kadar mütevazı ve gerçek olduğunu gördüm. En ufak bir ilerleme için kendini sakınmadan ortaya koymanın ne demek olduğunu sende gördüm ve şimdi itiraf ediyorum ki kendi hayatıma da senden kopya ettim.

     Sendeki mücadele azmi insanları illâ ki harekete geçiriyordu. Bazen destek bazen de köstek oluyorlardı ama mutlaka harekete geçiyorlardı. ”Acaba Mehmet bazı tutumların farkına varmıyor mu” diye düşünüp sana sorduğumda “böyle şeylere takılırsan kendi yolunu başkalarına sormaya başlarsın, o yol senin yolun olmaktan çıkar” demiştin.

     Düşünceleriyle mücadele edemedikleri insanlara neler yapabileceklerini bir kere daha gösterdiler. Demek ki bazı kafalar yüzyıllar boyu başka başka omuzların üstünde yaşayabiliyor ve gücü eline geçirdi mi, asırlar öncesinden gelen refleksle, varlığını tehdit edenlerin özgürlüklerini elinden alıyor.

     Senle birlikte hepimiz tutsak olduk ama yol bizim yolumuz.

     Berna Türkili

     * * *

     ■ Wolf Lepenies

     24 Ekim 2016

     Dear Ahmet and Mehmet,

     The best wishes I send to you are shared, I am sure, by the whole scientific community in Germany. We voice our sympathy and our support and hope that you can return to a normal life as quickly as possible.

     Professor Dr. Dr. h.c. mult. Wolf Lepenies (Sociologist, Berlin), former Rector, Wissenschaftskolleg zu Berlin.

     * * *

     ■ Cem Özdemir

     24 Ekim 2016

     Sevgili Ahmet Bey,

     Sevgili Mehmet Bey,

     Öğrencilik yıllarım ve kısa sayılmayacak politik yaşamımın bir parçası oldu Altan ismi. Biliyorsunuz “Çetin” ile anlam kazanan bir kelime bu ve Türkiye yakın tarihi ile iç içe. Benim için de önemli. Ama Ahmet ve Mehmet Altan benim neslim için belki daha belirleyici oldu. Sadece son yılların Türkiye basını, demokrasi mücadelesinin bir parçası, simgesi olduğu için değil. Zevkle okuduğum yazılarınızda, Türkiye’nin, Osmanlı tarihinin, sosyal yaşamının, tutku, acı, düşünce ve his dünyasının resme dönüşen mozaiklerini gördüğüm için.

     Çetin Altan gibi benim için de bundan birkaç yıl öncesine kadar Avrupalıların “model” terimini kullandığı Türkiye gurur kaynağı idi. Demokrasinin giderek güçlendiği, işkence haberlerinin gelmediği, renkli bir basın ve ilginç bir sosyal medyanın serpildiği, iç barış arayışında, darbeler tarihini geride bırakmış, AB yolunda bir Türkiye.

     Siz anlayabiliyor musunuz bilmiyorum, ama ben “Türkiye nereye gidiyor?” sorusu sorulduğunda oldukça zorlanıyorum. Son bir yıl içerisinde iki seçim, bir hükümet krizi, bir darbe girişimi ile derin siyasi kriz sürecinde bir Türkiye görüyorum. Basının susturulduğu, yasaklandığı, gazetecilerin işten atıldığı, tutuklandığı, bir kez daha düşüncenin suç sayıldığı bir ülke. Kaygı, evet utanç duygusu ile izlediğim bir ülke artık. Bugünün Türkiye’sinde sizlerin tutuklu olması bir bakıma eşyanın tabiatı gibi bir olgu. Üzücü.

     Tekrar yazabilmeniz, keskin eleştirilerinizi okuyabildiğim, boğazda sizlerle kadeh tokuşturduğum günler, demokrasinin, hürriyetlerin, adaletin, kardeşliğin etkin olduğu için de simge olacak. Umarım bu günler uzun sürmez.

     Yakında görüşmek umudu ile.

     Cem Özdemir, Yeşiller Partisi Eş-Başkanı

     Berlin, 24 Ekim 2016

     * * *

     ■ Orhan Baş

     24 Ekim 2016

     Sayın Ahmet Altan ve Mehmet Altan bey,

     Sizlerle bir anımı paylaşmak istedim.

     Geçenlerde, Decaux panolarında, “venez visiter Argol”  yazısını okuyunca, birkaç yıl önce, Zülfü Livaneli’nin Casino de Paris veda konserinde bizlere anlattığı Sebastien Argol ile ilgili hikâyesi aklıma geldi.

     Belki biliyorsunuzdur.

     80 ihtilalinin o zor günlerinden sonra çekilen Yılmaz Güney’in meşhur YOL filmi.

     Malum müziğini Zülfü Livaneli yaptı, fakat Türkiye’deki sıkıyötenim rejiminin dikkatini çekmemek için, Abidin ve Güzin Dino ve Yaşar Kemal’in tavsiyeleri üzerine takma isim kullanıldı. Ad olarak Abidin ve Güzin Dino’nun çok sevdiği Sebastien alınırken, soyad olarak bir kasaba ismi alınmasına karar verilir ve gözü yumuk, haritada bir yer seçilir : Argol / Brötanya.

     Üstadın anlatışına göre, Sebastien Argol o kadar meşhur olur ki, kimi gazeteci üstadın haberi olmadan kendisiyle röportaj bile yapar.

     İşte sizlere Argol’dan selamlarımı sunar, adaletin bir an önce tecelli etmesini gönülden temenni ederim.

     Saygılarımla.

     Dr. Orhan BAŞ, Fransa

     * * *

     ■ Joan Schmidt

     24 Ekim 2016

     Dear Mehmet Altan and Ahmet Altan,

     Imagine all the PENs busy to prove to you of a friend. With heartfelt wishes.

     Joan Schmidt Editor, Author

     * * *

     ■ Bülent Tekin

     24 Ekim 2016

     Sayın Ahmet Altan’a:

     Yaşayan yazarlar içinde hayranı olduğum tek kişidir. Kendisiyle ilgili yazdığım bir makalede imzamı atarken “Hayranı Bülent Tekin” demiştim. Benden ne kadar haberi vardır, bilmiyorum. Ulaşamadığım bir insandır. Zekâsı ve yansıması olan yazdıklarıyla nasıl bir edebî yolculuk yaptığımızın tadına varırız. Yazdıklarındaki dualist örneksemeler benim de onu tanımadan önce kullandığım yöntemdi. Benim için büyük bir yazardır ve Türkiye onu hapishaneye atmıştır. Böylesi bir uygulamaya bütün dünya şaşırmıştır ya! Kalbim onun özgürlüğü için çarpmaktadır. Selam olsun!

     Hayranı Bülent Tekin

     —

     Sayın Mehmet Altan’a:

     Sevecen ve hoşgörülü bu insana çeşitli etiketler, yaftalar vurmak çok inandırıcı gelmiyor. O demokrat ve özgür düşüncelidir. Yaşamın güzelliğini anlatırken bölüşümün de adaletinden bahseder. Ona cep telefonundan ve e-postasından çok çabuk ulaşırdım. Alçakgönüllü bu insanı da hapishane ile ödüllendirdiler. Ama inanıyorum ki en kısa sürede sevgili abisiyle birlikte özgürlüğüne kavuşacaktır. Dostça sevgi ve saygılarımla.

     Bülent Tekin

     * * *

     ■ Orhan Gül

     24 Ekim 2016

     Onurlu demokrat insanlar, “Çılay çoy heton sersıbay neweşena.”

     Türkçesi: “Hiç kimsenin lambası sabaha kadar yanmaz.”

     Onurlu, cesur duruşunuzu saygıyla selamlıyorum.

     Orhan Gül, Bingöl.

     * * *

     ■ Halil Berksay Tosunlu

     23 Ekim 2016

     Ahmet Altan’a,

     Türkiye’ye ve dünya meselelerine karşı ilgili, klasik kemalist devlet ve aile eğitiminden geçmiş 15 yaşında bir çocuktum sizinle tanıştığımda.

     Sizin yazılarınızla ve yönettiğiniz gazetenin yayın politikasıyla ilk gençliğim geçti. Parçalanan Ceylan’ı, pimi çekilmiş bombayla cezalandırılan askerlerin korkunç ölümünü sizin sayenizde öğrendim. Sorguladım. Düşündüm. Bana öğretilen kemalist yargılardan bir bir sıyrıldım.

     Siz, benim vicdanıma giren bir ışık huzmesi oldunuz.

     Bugün, 24 yaşında bir gencim. Bana insan haklarına duyarlılığı/ötekiye empatiyi öğreten, sorgulatan; hiç görmesem de şahsına hakiki bir sevgi duyduğum yazar, siz, içeridesiniz.

     Bu ülke için, demokrasi için, insan hakları için, korkusuzca mücadelenizin tanığıyım. Bir gün torunlarım olursa sizi yine aynen böyle bilecekler.

     Bir an önce özgürlüğünüze kavuşmanızı temenni ediyorum.

     Sevgilerimle…

     Halil Berkay Tosunlu

     * * *

     ■ Kåre Bluitgen

     23 Ekim 2016

     Dear Ahmet and Mehmet,

     From this Danish writer and journalist: I wish you all the best although justice is certainly not what is provided for you. This letter is on behalf of half a dozen Danish writers supporting you.

     Best regards.

     Kåre Bluitgen

     * * *

     ■ Burak Çopur

     23 Ekim 2016

     Mein lieber Professor Mehmet Altan,

     Lieber Ahmet Altan,

     Vor fast genau 7 Jahren am 29. Oktober 2009 hatte ich Dich, lieber Mehmet, im Namen der Buchmesse Ruhr als Redner in die Stadt Essen nach Deutschland eingeladen. Am nächsten Tag zeigte ich Dir die berühmte Villa Hügel, den ehemaligen Sitz der Familie Krupp in Essen. Daraufhin hast Du in Deiner Kolumne einen Artikel mit der Überschrift ”Im Herzen des rheinischen Kapitalismus” verfasst (frei übersetzt, im Original: ”Kapitalizmin ana rahminde”, 1. November 2009). Die Kerngedanken in diesem Beitrag haben bis heute ihre Gültigkeit bewahrt. Darin schreibst Du auch, dass ein Merkmal eines Intellektuellen ist, dass er sich nicht zu sehr mit dem klein-klein des Alltags beschäftigt, sondern seine Perspektive auf die großen politischen Linien und Entwicklungen der Menschheit erweitert. Du fragst dich, warum selbst das Römische Reich untergegangen ist und erklärst es damit, weil es u.a. mit dem Zeitgeist und der geschichtlichen Entwicklung nicht mehr Schritt halten konnte.

     Ich werde diesen Brief deshalb mit Deinen Gedanken beenden: Zu Eurem Alltag gehört leider die Gefängniszelle. Dieses Leben ist schon schlimm genug und Ihr als wichtige türkische Intellektuelle habt eine solche Behandlung nicht verdient. Aber vergesst neben diesem schrecklichen Alltag nicht die großen Lehren und Erkenntnisse der Geschichtsschreibung: Jede Diktatur hat einen Anfang und ein Ende. An keine der Diktaturen erinnert sich die Menschheit positiv zurück. Stattdessen haben die Widerstandskämpfer gegen die Autokratien einen wichtigen Platz in den Geschichtsbüchern.

     In diesem Sinne wünsche ich Euch viel Kraft und Ausdauer und schicke Euch meine solidarischen Grüße!

     Euer Burak Çopur (Politikwissenschaftler, Universität Duisburg-Essen)

     * * *

     ■ Sema Alpan – Atamer

     23 Ekim 2016

     Sevgili Altan kardeşler,

     Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış. Hele bir de haklı olup, bunu söyleyeninki caminin duvarına işemiş gibi bir durum. Yani her devirde böylelerine zindan az bile gelir. Ama sizler bizim kahramanlarımızsınız. İyi ki varsınız ve “kral çıplak” diye haykırıyorsunuz. Gönlümüzdesiniz.

     Sema

     * * *

     ■ Dilek Kurban

     23 Ekim 2016

     Sevgili Ahmet Bey, sevgili Mehmet Bey,

      Sizlerle tanışmadık hiç. Baskın Hoca sizlere yazmamızı önerince, aslında hiç adetim olmadığı üzere, ben de merhaba demek istedim. İçinde bulunduğunuz durum, sizlere yapılan büyük adaletsizlik, diğer bütün adaletsizlikler gibi, beni çok öfkelendirdi, öfkelendiriyor. Ama şimdi, belki size iyi geleceğini umarak, başka şeyler yazmak istedim.

     Berlin’e sonbahar geldi. Bilmem bu mevsimde bu şehirde bulundunuz mu hiç? Sonbaharın hakkını veren şehirlerdendir Berlin. Birkaç hafta önce yapraklar renk değiştirmeye başladı. Şehri süsleyen parklar, ormanlar, göl kenarları, kanal ve nehir boyları rengârenk. Kırmızı, turuncu, sarı… Balkabağı mevsimi de başladı. Manavlar, marketler balkabaklarıyla dolu. Restoranlar balkabağı menülerini çıkardılar bile. İçeriden çıktıktan sonra, yolunuz Berlin’e düşer ve olur da canınız isterse, sizinle bir şehir gezintisi yaparız. Sonbaharı kaçırırsanız dert etmeyin, ilkbaharın da kuşkonmazı meşhurdur.

     Size kucak dolusu sevgilerimi gönderiyor, sabır ve umut dolu günler diliyorum.

     Dilek Kurban

     * * *

     ■ Ertuğrul Günay

     23 Ekim 2016

     Sevgili Kardeşlerim,

     Kâbus gibi günlerden geçiyoruz.

     Ömrü darbelere, müdahalelere, her türlü vesayetçiliğe karşı demokrasiyi, sivilleşmeyi, dünyaya açılmayı savunmakla geçmiş insanların, kirli ve karanlık bir darbe girişimi sonrası bedel ödemek zorunda bırakılması kabul edilebilir bir durum değil.

     Umuyorum ki bu kâbus daha fazla sürmesin, ülkeye kin ve öfke değil, akıl ve adalet egemen olsun.

     En kısa zamanda özgürlüğe kavuşmanızı içtenlikle diliyorum. Buna hakkınız olduğuna inanıyorum.

     Sevgiyle kucaklıyorum.

     Ertuğrul GÜNAY

     * * *

     ■ Birgit Morgenrath

     23 Ekim 2016

     Dear colleagues,

     I don’t know you personally but I have a lot of Turkish progressive friends here in Germany and I would like to let you know that we think of you in your bad condition and that we will never let you and all the others alone!

     Birgit Morgenrath, German journalist

     * * *

     ■ Baskın Oran

     23 Ekim 2016

     Ahmet kardeşim, Mehmet kardeşim,

     Böyle bir dönemde içeride yatmak zevk unsuru değil. Ama büyük onur unsuru. Yarın, RTE rejiminin içeri attığı insanlar olarak sizler ve yakınlarınız onurunuza onur katacaksınız.

     Sabırlar diliyorum. Yanaklarınızdan öpüyorum.

     Baskın Oran

     * * *

     ■ Nesrin Nas

     23 Ekim 2016

     Sevgili Mehmet,

     Olmaz olmaz dediğimiz her şey oldu. Hele ömrü demokrasi mücadelesiyle geçmiş, yeryüzü standartlarında çoğulcu bir demokrasi ve hukuk devleti arayışına bir ömür vakfetmiş ve Türkiye ile ilgili umudunu hiç kaybetmemiş, arkadaşlarına, öğrencilerine hep iyimser olmayı öğütlemiş senin gibi birinin saçma sapan bir suçlama ile demir parmaklıklar arkasında olmasını aklım almıyor.

     Belki duymamışınızdır. Can Dündar’a silahlı saldırıda bulunan şahıs tahliye edildi. Sen, Ahmet Altan, Aslı Erdoğan ve içeride olan gazeteci ve yazarların silahlı bir caniden daha tehlikeli olduğunu anlamış olduk böylece.

     Sevgili Mehmet ve Ahmet Altan, bir an önce özgürlüğünüze ve kalemlerinize kavuşmanızı diliyorum. Sizlerin kelimeleri olmadan bizler çok daha savunmasız ve yalnızız.

     Dayanın lütfen!

     Nesrin Nas

     * * *

     ■ İsmail Beşikçi

     22 Ekim 2016

     Türkiye’de, sol hareketlerin tarihinde, devrimci-demokratik mücadele sürecinde, babadan oğullara, dededen torunlara devamlılıkta, Altanlar, ender rastlanan bir durumu ifade etmektedir.

     Çetin Altan ve oğullar Ahmet Altan, Mehmet Altan bugün Türkiye’de demokratik mücadelenin önemli simgeleri olmuşlardır.

     Çetin Altan’la başlayan mücadele süreci, Ahmet Altan’la ve Mehmet Altan’la devam etmektedir. Pınar Selek’in ailesinde, bu ilişkilerin dededen torunlara intikal ettiği de izlenmektedir. Son 25-30 yıldır, Kürdlerde bu ilişkilerin daha görünür olduğu, daha yaygınlaştığı görülmektedir.

     Özgür düşünce her yerde özgürdür. Basında da özgürdür, üniversite de özgürdür, cezaevinde de özgürdür. Bu, özgürlükleri geliştiren önemli bir dinamiktir.

     İsmail Beşikçi

     * * *

     ■ Philippe Sands

     22 Ekim 2016

     19 October, between England and France (underwater)

     My dear Ahmet,

     I think of you each day, and wonder what you might be having for lunch in your special room.

     When you are out, and when you return to my country, I will invite you to my favourite little restaurant. It is called Honey & Co. I was there yesterday, eating chicken dumplings in broth, with herbs of the kind that are plentiful in your country.

     I invited one of my students for lunch. She is from Asia. She told me that since Brexit she is too frightened to go outside London.

     What are we doing to our world, in your country and mine?

     I know you will have an answer to that question, and tell me where we are heading.

     With all the usual love, and much more,

     Philippe

     * * *

     ■ Müge Göçek

     22 Ekim 2016

     Sevgili cesur Altanlar,

     Sürekli aklımızda ve yüreğimizdesiniz! Kendinize iyi bakın zira Türkiye’yi bu kâbustan sizlerin çabaları kurtaracak. Yakında bir gün geriye bakıp bu yaptığınız fedakârlıkların ne kadar önemli olduğunu tekrar tekrar hep beraber anımsayacağız.

     Bu arada ne zaman ne süre için Amerika’ya gelmeyi düşünürseniz Ann Arbor, Michigan’da bir eviniz olduğunu unutmayın.

     İkinizi de sevgiyle kucaklıyorum,

     Müge Göçek

     * * *

     ■ Merete Pryds Helle

     22 Ekim 2016

     Dear Mehmet and Ahmet;

     I am a Danish writer, and I want you to know that I send you thoughts and love;

     I hope your minds can still remember how good the air is in the autumn, the feeling of a loving chin towards yours, the colour of the sky in the early morning, the smell of coffee; it is not there for you now, but it is waiting for you out in the world together with a lot of people supporting your freedom.

     Yours,

     Merete

     * * *

     ■ Hasan Cemal

     21 Ekim 2016

     Sevgili Ahmet, Sevgili Memo,

     İkinizi de çok özledim. Özellikle gürültülü sohbetlerinizi. Sizin boşluğunuzu fena hâlde hissediyorum. Canım sıkkın. Yaşama sevincimi bazen kaybeder gibi oluyorum. Etrafım gitgide tenhalaşıyor. Yakın dostlarım ya sizin gibi hapiste ya da sürgüne gittiler.

     Siz içerdeyken dışarda olmak, ağır bir vicdani yük. O suçluluk duygusu yakamı bırakmıyor. Biliyorum, Ahmet şimdi, “Nasıl yaşıyorsan öyle devam et, hiç bozma yaşantı çizgini” derdi. Ama öyle kolay değil.

     Türkiye gün geçtikçe kocaman bir hapishaneye dönüşüyor. Hukuk, özgürlük rafa kalkıyor. Demokrasi ve barış sularından hızla uzaklaşıyoruz.

     Evet, canım çok sıkkın. Çünkü yoksunuz. Dostlar ya hapiste ya sürgünde! Etrafım tenhalaştı. Daha sık yazmak istiyorum. Ama farkındayım, sizin boşluğunuzu kapatmak da olanaksız. Elbette havlu atmayacağım. Elimden geldiğince demokrasi, hukuk ve özgürlük mücadelesi vermeye devam edeceğim. Nazım Hikmet’in dediği gibi:

     Yok öyle umutları yitirip
     karanlıkta savrulmak.
     Unutma:
     Aynı gökyüzü altında,
     bir direniştir yaşamak.
 
     Ahmet, Memo,
 
     İkinizi de çok özledim.
 
     HC
Ahmetaltanmehmetaltan.com
Bu blog Ahmet Altan ve Mehmet Altan’ın arkadaşları tarafından yönetilmektedir.
 
Sediyani haber'den alinmistir.

 

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News

Güncel

Türk devleti, sekiz yıllık avaşın sonunda başa sardı. Suriye ve Rojava işgalin sonuna geldi. İki arada bir derede kalmışlığın çıkmazı, siyasi, ekonomik, krizi derinleştirdi.