ala kurdistan
Ey Reqîb

İslâmî Gericilik Tehlikesini Gör(e)memek-Garbis Altinoglu

29 Haziran'dan bu yana tutuklu bulunan ve tutuklandığı duruşmayı sadece CHP eski milletvekili Barış Yarkadaş'ın izlediği CHP Parti Meclisi üyesi ve eski İstanbul milletvekili Eren Erdem Türkiye'de IŞİD ve benzeri İslâmî terör örgütleri ve onların eylemleri ve örgütlenmeleri hakkında en duyarlı insanlardan biriydi ve hâlâ da öyledir. Bu konuda bir dizi araştırma yapmış, hemen hemen uzmanlaşmış ve geniş bir bilgi stoku oluşturmuş olan Erdem yıllardır İslâmî gericilik konusunda alarm zillerini çalmaktaydı. Ancak Erdem'in bu uyarı ve analizleri ne yazık ki, sadece -kendi partisi de içinde olmak üzere- burjuva muhalefeti tarafından değil, ilerici ve devrimci muhalefet tarafından da ciddiye alınmadı ve büyük ölçüde görmezden gelindi. Bu görmezden gelme tutumu bugün de sürüyor. İşte bunun içindir ki Erdoğan kliği, Suriye'deki İslâmî terör örgütlerine gönderilen silâhlar, militanlar ve bu örgütlerle yakın dostluğu vb. konusunda bu denli rahat davranabildi ve bu suç, rezalet ve alçaklığın “MİT Tırları” gibi önemsiz detaylarını ortaya çıkaran kişileri açıkça hedef almaya cüret edebildi ve zeytinyağı gibi üste çıkıp başkalarını suçlamaya kalkışabildi. Daha da beteri CHP'nin bu konuya ilişkin son derece duyarsız, hattâ işbirlikçiliğe varan tavrıdır. CHP yönetimi 24 Haziran seçimlerinde, Erdoğan kliğinin öndegelen hedeflerinden biri konumunda olan Eren Erdem'in milletvekili olmasını engelledi ve onu âdeta İslâmî terör örgütlerinin ve onların açık/ gizli bağlaşığı konumunda olan AKP gericiliğinin insafına terk etti. İslâmî terör tehlikesi hakkında sürdürülen sessizliğin, yıllardır “lâiklik” ve “cumhuriyet değerleri” hakkında ortalığı birbirine katan CHP içindeki ve dışındaki Kemalistlerin ve IŞİD ve benzer örgütlerin ilk hedefleri arasında yer alan Alevi kurum ve derneklerinin ciddi ve tutarlı bir tepkisine yol açmamış olması ise başka bir tuhaflık.

Ama daha da tuhaf olanı var: İlerici ve devrimci muhalefetin bu konuya ilişkin duyarsızlığı ve görmezden gelme tutumu, AKP gericiliğinin ve CHP'nin kokuşmuş bürokrat ve korkak yönetiminin tutumundan pek de farklı değil. Şunun altını kalın bir çizgiyle çizelim: Erdoğan kliğinin IŞİD, El Nusra Cephesi, Ahrar-üş Şam gibi gruplarla ilişkisi asla, Türkiye-Suriye sınırının onlara terk edilmesi ve bu sınırın silâh, cephane, militan, ilaç, besin vb. akışı için özgürce kullanılmasından, bu grupların Türkiye'yi askerî eğitim ve militan devşirme, yaralı elemanlarının tedavi ve rehabilitasyon alanı olarak kullanmalarından ibaret değil. Sözkonusu olan; Türkiye sınırları içinde yaygın bir biçimde yuvalanmış, en büyük kentler ve sınır kentleri başta gelmek üzere Türkiye'bir çok kentinde üslenmiş, MİT ve polis başta gelmek üzere devlet aygıtıyla iç içe geçmiş, legal ve illegal yayınlar yapmakta ve dahası Türkiye nüfusunun küçümsenmeyecek bir bölümünün sempati ve desteğini almakta olan bir İslâmî terör şebekesi. Ama buna rağmen ilerici ve devrimci muhalefet te AKP gericiliğini bir anlamda rehin almış olan İslâmî terör örgütlerini önemsemez gözüküyor ve yaşamsal önem taşıyan bu konu üzerinde hemen hemen hiç durmuyor. Reyhanlı (11 Mayıs 2013), Diyarbakır (5 Haziran 2015), Suruç (20 Temmuz 2015), Ankara Gar (10 Ekim 2015), Antep (20 Ağustos 2016), Reina (1 Ocak 2017) saldırı ve kıyımları bile bu tehlikenin bilince çıkarılmasına ve Erdoğan kliği, MİT ve polis ile İslâmî terör örgütleri arasındaki yoğun ilişkinin detaylı bir biçimde tartışılması ve sergilenmesine yetmedi.

Demek ki şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Suriye ve Irak kökenli ve ABD, İsrail, Suudi Arabistan destekli İslâmî gericilik ve terör, Türkiye halkları ve devleti açısından çoktandır salt bir dış politika sorunu olmaktan çıkmış ve çok önemli iç politika sorunu hâline gelmiştir. Bir başka deyişle, giderek daha İslâmî bir renge bürünmekte olan Türk gericiliği; gerek Kürt ulusal hareketine ve gerekse Türkiyeli devrimci örgütlere ve Türkiye ve Kuzey Kürdistan işçi sınıfına ve halklarına karşı savaşımda İslâmî terör örgütleri ya da onların kalıntılarıyla daha fazla işbirliği yapacaktır ve şimdiden böyle yapmaktadır da. Suriye ordusunun İdlib'e sıkışmış olan İslâmî terör örgütlerine karşı askerî operasyonlara başladığı ve oradaki silâhlı çete mensuplarının büyük bir bölümünün ve onların dayandığı tabanın bir bölümünün Türkiye'ye kaçacağı ve AKP gericiliğine sığınacağı dikkate alındığında bu konunun, siyasal gündemin en ön sıralarında hak ettiği yeri alması gerektiği ortadadır.

Bu vesileyle ve yakın geçmişte yaşanan acı deneyimlerin unutulmaması dileğiyle Eren Erdem'in yaklaşık 3 yıl önce Erk Acarer'e verdiği mülakatı okurlara bir kez daha sunuyorum.
* * *

IŞİD İstanbul’da Diyanet’in misafiri
Birgün, 23 Ekim 2015 07:20

Erdem’in iddiaları yine vahim. İstanbul’daki hücreler uyandı, bunları MİT koordine ediyor! Devlet IŞİD’i görmezden geliyor, çünkü konuşmasından çok fazla korkuyor!
ERK ACARER @eacarer

CHP, açıkladığı belgelerle Türkiye’nin savaş suçlusu durumuna düştüğünü belirtirken, İstanbul Vekili Eren Erdem, gazetemize IŞİD’le ilgili daha çarpıcı bilgiler de verdi:

>> Türkiye sadece IŞİD’i mi destekledi?

Hayır, irili ufaklı tüm cihatçı örgütlerin tamamının Türkiye ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından desteklendiğini görüyoruz. Belki El-Kaide’nin merkezi yönetimi dışında tamamı! Nusret Cephesi, Ahrar’uş Şam gibi yapılarla birlikte Tevhid ve Cihat Cemaati gibi IŞİD’e bağlı küçük örgütlere bile destek verildi. THY ile taşınan silâhları biliyoruz. Kısmi olarak Boko Haram gibi selefi yapılara bile yardım ettiler.

>> Bu desteğin nedeni neydi?

Birkaç nedeni var. Türkiye, petrol havzalarında söz sahibi olmak ve Musul petrollerini kontrol etmek istedi. Radikal İslamcılar bu nedenle kullanıldı. Bir diğer neden ise mezhep bazlı siyaset üzerinden yeni bir Ortadoğu dizayn edebilmekti. Daha önemli bir neden daha vardı. Ortadoğu planında iki lidere aynı anda yer yoktu. Ya Erdoğan ya da Esad gidecekti. Esad’ın var olduğu bir Ortadoğu hizalanmasında, “Erdoğan’ı da ortaya çıkaran güçler” kendisini gözden çıkaracaklardı, başka yolu yoktu! Böylece Erdoğan kendi geleceği ve siyasi kariyeri karşısındaki en büyük engelin Beşar Esad olduğunu anladı. Bu nedenle onu bitirmeyi varoluş sorunu hâline getirdi. Bu çerçevede toplamda IŞİD’e biat eden bütün radikal İslamcılar desteklendi.

>> Bu, ne şekilde yapıldı?

Çok geniş bir perspektifte devam etti. Silâh temelli destek bir yana içeride ve dışarıda kamuoyu yaratma çabaları üzerine çalışmalar yapıldı. Söz gelimi “Sarin gazını Esad kullandı, Reyhanlı’yı Esad yaptı” dediler. Bu spekülasyonlar üzerinden Türkiye kamuoyunu Suriye’ye bir askerî müdahaleye hazırlamaya çalıştılar. Fakat hiçbiri tutmadı.

>> MİT TIR’ları bir şifre...

Üst düzey yargının davayı yeniden ele alması lazım. Türkiye Ahrar’uş Şam’a gittiği iddia edilen ‘bu silâhlar aracılığıyla’, bölgede neyin içine girmek istedi? Ne yapılmak istendi? Açıkçası Türkiye burada ABD direktiflerinin de ötesinde bir şeyler yapmaya çalıştı. ‘Sevkiyat’; Türkiye’nin birtakım bölgesel hesaplara münferit olarak harekete geçtiğini gösteriyor.

>> Türkiye’yi neler bekliyor?

Bu militanların hepsi Türkiye’de yaşayan herkesin ölmesi gerektiğine inanıyor. Ayrım yapmıyorlar.

>> Kısa süre önce bir IŞİD militanıyla görüşüp kamplarından girmeyi talep etmiştim. Bir muhalif olarak can güvenliğimi sordum doğal olarak. Şu cevabı almıştım: “Sizin ve sözde İslamcı bir gazetenin muhabiri arasında fark yok. Hepiniz mürtetsiniz…”

Durum bu! IŞİD kendisinden olmayanın ölmesi gerektiğine inanıyor. Öncelikleri var. Kürtler ve Aleviler ilk sırada. Ancak genel perspektifte ayrım yapmıyorlar. Irak’taki durum bunu anlatıyor. Sünnilere ait camileri bombalıyorlar. Türkiye’de de Sünni Müslümanları hedef alabilirler. Açıkçası şu anda Türkiye’deki 78 milyon insanın can güvenliği tehdit altındadır. IŞİD tehlikesi bu!

>> IŞİD’i görmezden geliyorlar…

IŞİD’in Türkiye’den iki temel güvence istediğini biliyoruz. ‘Bize katılanlara ve hücrelerimize dokunmayın’ denildi. IŞİD komutanlarının MİT mensuplarıyla yaptığı görüşmelerdeki talepleri bu yöndeydi. Örgüt Türkiye’den sınırlarını kapatmamasını da istedi. Tabiî NATO üslerinin açılmamasını da talep etti. Ama öncelik örgüt evleri ve sınırlardı. Tek bir hücreye bile operasyon yapılmamasının ve sınırlarının denetlenmemesinin nedeni bu. 2013 yılında operasyon yapmaya niyetlenen polisler de engellendi! Açıkçası Türkiye’de birçok canlı bomba var, mühimmat, silâh var. Emniyet ve istihbarat da bunların farkında ama kimse müdahale etmiyor. Son derece etkisiz ve saçma operasyonlar yapılıyor. Söz gelimi Suruç Katliamı’nın ardından Ebu Hanzala kod adlı Halis Bayancuk emniyete götürülüp, kendisine sadece beş soru soruldu. Bunlar arasında “IŞİD’le bağınız var mı?” gibi komik sorular da vardı.

>> Peki, devletin düşündüğü olur mu, IŞİD’in tasfiyesi sancısız mı olacak?

Hayır, böyle olmaz! IŞİD, tasfiye olurken, kendisini de besleyip büyütenleri beraberinde götürecek! IŞİD, kendisine destek verenlerle birlikte yok olacak. Bunun farkında ve bu nedenle, “Ben yanarsam siz de yanarsınız” sinyali veriyor. Suudi Arabistan ve Katar’da da durum farksız! Yemen neden karıştı? IŞİD dünya için habis bir ura dönüştü. Tasfiyeleri kısa sürede, ancak çok sancılı olur! Bu anlamda Türkiye’de yeni bir eylemin bağıra bağıra geldiğini görüyoruz.

>>Türkiye’nin Pakistan gibi bir terör bölgesine dönüşmesinden söz ediliyor…

Bunu çok öngöremiyoruz. Ancak Türkiye’de bir siyasal iktidar değişikliği olacak. En azından Erdoğan için anayasal sınırlarının içine çekileceği bir dönem kısa sürede başlayacak.
* * *
IŞİD DEVLETİN OLANAKLARINDAN YARARLANDI
>> Sadece Ankara Katliamı’nın değil, Suruç ve Diyarbakır’ın da istihbaratın bilgisi dâhilinde olduğuna dair güçlü veriler var…

Türkiye’de 200’e yakın hücre var. İstanbul’daki hücreler canlı. Türkiye’deki IŞİD yapılanmasını anlamak için 2013’ten beri, İstanbul Antep arasında uçuş yapan yolcu listelerine bakmak yeterli! İstanbul, Antep uçuşlarında yer alan yolcuların en az yüzde yirmisi IŞİD militanıydı. Bu uçuşlar bizim anahtarımızdır. Benim bildiğim kadarıyla 600’den fazla militan Antep’e bu şekilde geçmiş. Dünyanın farklı yerlerinde görüştüğüm ve röportajlarını dinlediğim IŞİD militanlarından edindiğim bilgiler mevcut. Önce İstanbul’a gidiyorlar! İstanbul’da Fatih’te bir misafirhanede kalıyorlar. Hattâ zaman zaman Diyanet’in misafirhanelerini kullanıyorlar. Diyanetin bilgisi dahilinde olup olmadığını bilmiyoruz ama; bu çok açık! Polisevleri de bu işte kullanılmış. Buradan Antep’e geçiyorlar, orada eğitim kampları var. Ama burası silâhlı eğitim kampı değil. Antep’te teorik eğitim alıyorlar. Rakka’ya ulaştıklarında ise, kendilerine bomba ve silâh eğitimi veriliyor. Bu zincir böyle yürüyor. Bu koridoru MİT bilmiyor mu? Mümkün değil!
* * *
12 kişilik hücreler
>> Adıyaman ve Gaziantep üzerinde duruyoruz. Oysa başka yerler de var. İstanbul önemli mesela...

Güngören, Haznedar, Fatih ve Bağcılar’da çok ciddi çalışmalar yapıyorlar. IŞİD hücreleri 12’şerli gruplar hâlinde örgütleniyor. Başlarında bir halife var. Halifeler genelde yabancı uyruklu kişilerden seçiliyor. Ancak Türkler ve Kürtler de halife yapılabiliyor. 12 kişilik evler, birbiriyle hiçbir şekilde irtibat kurmuyor. Halifeler dahi birbirini bile tanımıyor. Hücre tipi yapılanması! Belli aralıklarla Suriye’ye geçiyorlar. Merkezde, direktifler alıp tekrar geri dönüyorlar. IŞİD içerisinde Rakka’da Türk komutanlar var. Türkiye’deki hücreleri de bunlar koordine ediyorlar. MİT ile Türk komutanlar arasında bir diyalog olduğu gerçek!
* * *
Üstüne gidemezler
>> IŞİD’in neden üzerine gidilmiyor?

Devlet 90’larda mafyayı taşeron olarak kullandı. Bu dönem kapanırken, mafya canı yakılmadan tasfiye edilmeye çalışıldı. Can yakmadılar çünkü mafya babaları çok şey biliyordu! Konuşmaları devlet için felaket olurdu. Anlaşma yapıldı. Şimdi bir kısmı otopark ve çay bahçesi işletiyor. Rahatları yerinde! O dönemden hiç kimse cezaevinde değil. Aynı dönemde yine devlet tarafından kullanılan Hizbullahçılar için de aynı yöntem izlendi. Yine hiçbiri cezaevinde değil! Şimdi aynı yöntem IŞİD için de uygulanmak istiyor. Amaç IŞİD’in acısız ve sancısız bir şekilde tasfiyesi. Çünkü uzun dönem işbirliği yapıldı ve IŞİD artık devletle ilgili çok şey biliyor. Bunu da bir şantaj ve tehdit unsuru olarak kullanıyor. Baskı yapılırsa IŞİD de bu yoğun münasebetlerin şifrelerini verir. Bilgileri ortaya döker.

Türkiye’nin uluslararası savaş mahkemelerinde yargılanmasını sağlar. Bu devlet için canlı bombadan daha tehlikeli! Devlete, IŞİD konusunda bu denli uluslararası baskı olmasaydı, bu kısmi operasyonlar bile yapılmazdı.

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News