ala kurdistan
Ey Reqîb

Kürd Meselesinde Yeni Ufuklar- Faysal Dağlı

Son birkaç haftada Rojava ve Türkiye’de ortaya çıkan gelişmeler Kürd meselesinin yeni bir aşamaya dayandığına, bu aşamanın artık olgunlaşıp başladığına dair güçlü işaretler veriyor.

Peki bu aşamada neler olabilir, yakın gelecekte relatif olarak neler öngörülebilir? Türkiye’deki yerel seçimlerin kendisinden büyük gürültülü sonuçları, Kürd cephesinde gündemin odaklandığı aslında yeni bir ‘çözüm süreci’ talep eden açlık grevleri, Rojava’daki savaşın son perdesi derken, yakın geleceğimizin nasıl şekillenebileceğini öngören tartışmalar yapılmadı.

Ancak Rojava cephesindeki zafer ile birlikte girilen yeni konjonktür, Türkiye seçimlerindeki olağanüstü sonuçlar ve Kürdlerin bundaki rolleri, Türkiye’nin dış dünya ile ilişkileri ve bu ülkedeki yeni politik dengeler aslında son yıllarda yaşanabilecek ve en çok da Kürdlerin kaderini ilgilendirecek bu yeni aşamanın zeminini oluşturuyor. İlgili Kürd entelijansiyasının oluşan bu yeni durumu soğukkanlılıkla tartışması gerekmektedir.

TÜRKİYE ARTIK ULUSLARARASI BİR SORUNDUR!
Yeni durumun ilk sonucu Türkiye ile ilgilidir: Türk siyasetinin komşu hakim devletlerle Kürd karşıtlığı üzerinden kurduğu geleneksel bölgesel oyun, son yıllarda ‘geleneklerin’ yıkıldığını fark etmediği bölgede hem içeride hem dışarıda dengelerin sarsılmasına, Ankara ve işbirlikçisi komşularının ciddi riskler ve tehlikeler ile karşılaşmasına neden oldu.

Erdoğan’ın, Türk Cumhuriyetinin tarihinde tüm seleflerinin yaptığı gibi ‘bekasını bağlayarak’ tırmandırdığı Kürd karşıtlığı kaçınılmaz olarak eline ayağına dolanmıştır. Peki ciddi bir pragmatist olan Erdoğan, son 40 yılda Ankara’da iktidara gelmenin de gitmenin de Kürdlerle ilişkili olduğunu neden kavrayamadı? Kemalist devletin derinlerini istila etme arzusunun Kürd karşıtlığı olduğu şartlı refleksine mi kapıldı? Yanıt ne olursa olsun; Erdoğan’ın temsil ettiği yayılmacı Türkçü/İslamcı siyasetin hızlandırdığı gelişmeler hem Türkiye’yi hem de Kürd meselesini yeni bir boyutta taşıdı. Ve bu süreçten sonra Erdoğan’ın yapacağı hiçbir hamle onun temsil ettiği Türk siyasi İslamının yaşam bulamayacağı gerçeğini değiştiremez.

Öncellikle; mevcut Türk iktidar sınıfının gerek Siyasi İslamcılar gerekse de Türkçü Ergenekon çizgisinin ABD karşıtlığı ve buna mukabil ‘Avrasya Bloku’ diye ifade edilen Rusya hattına yanaşmalarının politik ve ideolojik bir tercih olmadığını anlamak gerek. İddia edildiği gibi ‘halen’ NATO üyesi Türkiye’nin aslında ne hava savunma, ne de hava saldırı kapasitesi sorunu ve ihtiyacı yoktur. S-400 ile Patriot rekabeti veya F-35 Projesi ile diğer şeyler iktidar konsolidasyonu için üretilmiş yapay sorunlardır.

Rusya tercihi AKP ve bağlaşık güçler için ele geçirdikleri iktidarı ve Türkiye’yi yönetme biçimleri ile ilgili riskleri asgariye indirmek için zorlandıkları bir seçenektir. ABD ve Batı dünyası ile ilişkiler, Erdoğan otokrasisinin bu ittifakın çanına ot tıkayan yöntemlerine uygun değildir. Bu nedenle karşı bir hamle ile koruma kalkanı olarak Moskova’da Putin’in akraba rejimine sığınma mecburiyetleri hasıl olmuştur. Elbette merkez kaç prensibin sonucu olarak da Suriye, Kürd meselesi, demokrasi, Batılı rehineler gibi krizler üretilmiş, eylem söyleme, söylem idraka dönüşmüştür.

Gelinen aşamada, Türkiye’nin kendisi iktidarından vareste olarak uluslararası bir soruna dönüşmüştür, aynen Suriye ve İran gibi! Bu nedenle de Rusya ve Batı dünyası arasında serseri bir denge topuzuna dönüşmüştür. Türkiye’den kısa vadede istikrarlı bir dinamik çıkarmak mümkün değildir. Ve söylemek gerekir ki Türk iktidar sınıfı artık Kürd meselesi ve ‘dış düşman’ hikayeleri ile ikbal bulma olanaklarını tüketmiştir. Üstüne ekonomisini, diplomasisini, ittifaklar siyasetini, toplumsal dengesini ve daha birçok şeyini vererek…

Erdoğan ve bağlaşıkları Türkiye’yi ‘Avrasya kriterleri’ ile yönetmek zorunda kaldıkları sürece ABD ve AB ile eski hukuka dönemeyeceklerdir. Erdoğan rejimi ayakta kalmak için içeride her türlü ‘hukuk dışı’ yöntemi dayatacak, bu dayatma onu Moskova’ya daha çok itecektir. ‘Dünya Putin’e katlanıyorsa, bana da katlanır’ öngörüsü veya temennisi üzerine kurulan ‘Türk işi otokrasinin’ Erdoğan’ı götüreceği yer Moskova veya Pekin’den farklı seçenekler olamaz. Dolayısı ile Erdoğan’ın ABD ve AB’ye dönmek için ürettiği koşul şudur; Batı dünyası NATO içinde; AB, kendi standartlarının arka bahçesinde Erdoğan tipi despot bir rejim ile barış içinde kalmaya razı gelirse! O zaman Erdoğan’ın meydanlarda; NATO ve ABD dostluğunun kudsiyetinin ebedi, S-400’lerin tenekeden, ‘Moskof kafirinin’ Türk düşmanlığının ise ezeli olduğunu vaaz eden nutukları, avuçlarını çatlatan taraftarlarının ‘büyüksün reyiz’ çığlıkları ile karşılık bulabilir.

Ancak, dünyamızın dayandığı konjonktürün artık reelpolitiğin çifte standartlarının bu ilkellikte sürmesine izin vermediğini hatırlamak gerekir. Ne Türkiye eski ‘jeostratejik vazgeçilmezliğe’ sahiptir, ne de Batı dünyası soğuk savaş konseptinin ikiyüzlü maskesine ihtiyaç duymaktadır. Aksine Türk iktidarının başarısız İslami modeli artık radikalizmi besleyen bir tehlikeye, bölgede Kürd meselesine sessizlik ise Batı’nın çıkarlarının tehdit edilmesi haline dönüşmüştür! Bu hikayenin sezon finalinin Ömer el Beşir veya Buteflika benzeri bir akıbet olduğu görüldüğünde de, ‘at Üsküdar’ı geçip’ Diyarbakır’a ulaşacaktır!

KÜRD MESELESİ ARTIK ULUSLARARASILAŞMIŞTIR!
Kürd cephesinde ise beliren yeni ufuklar, meselenin her zamankinden çok daha fazla ve daha acil müdahale gerektirir şekilde enternasyonalize olması ile ilgilidir.

Bu aşama; Kürdler dışında yerel aktörler olarak Türkiye, İran ve Suriye ile ilgili iken, uluslararası alanda ise ABD, Rusya ve AB’nin tarafsız ve tavırsız kalamadığı bir sürecin gelişmesi olmuştur. Bu bağlamda Kürd meselesi yakın tarihte ilk kez Kürdlerin lehine güçlü uluslararası aktörlerin devreye girdiği bir aşamaya dayanmıştır. Artık ABD’nin Rojava’dan çekilmesi değil, Suriye’nin ‘post-war’ sürecinde ve NATO gölgesinde Kürdlere statüsü arayışları başlamıştır!

Öte yandan Kürdlerin Türkiye’de ‘oyun bozma’ kapasitesi Mart seçimlerdeki tercihleri ile son kez deneyimlenmiş, kimilerinin çekinceli yaklaşımlarının aksine Kürdlerin politik taktikleri Türkiye’nin iç ve dış dengelerini belirleyecek seviyeye ulaşmıştır. Seçim sonucunda Kürdler uyguladıkları stratejileri lle hesap dışı bırakılmaz bir güç olduklarına dair net mesaj vermiştir. Kürdlerin yakaladığı bu moment Türkiye ile ilgili olan yerel ve dış dinamiklerin de ilgisini çekmektedir! Yani bu seçimlerin Kürd meselesi bağlamında ortaya çıkardığı en net sonuç, Kürd siyasetinin artık tüm ülkenin kaderini belirleyebilecek bir pozisyona ulaşmasının anlaşılması olmuştur.

Batı dünyası da, Türkiye boyutunda Kürdleri dışlayan hiçbir siyasi hamle veya reorganizasyonun başarı şansının olamayacağını net bir şekilde anladığı mesajları vermiştir.

Seçimlerde çıkarılan Kürdistan sonuçları ise tipik devlet operasyonlarıdır. Kürd cephesi yaşadığı bir nevi ‘çöküşe rağmen’ Newroz’da halk nezdinde iradesini de ifadesini de ifşa etmiştir. Kürd muhalefetinin polisiye yöntemler dahil her türlü ezildiği, her türlü hile ve gasp ile karşılaştığı göz önüne alındığında sandıklardan çıkarılan sonuçların politik olarak bir kıymeti harbiyesi yoktur. Esasen Kürdler açısından bu rejim altında ne belediyelerin ne de meclisin bir hükmü kalmamıştır.

KÜRD PERSPEKTİFİNDE GÜNCELLEMELER

Kürdlerin bölgede artan etkinliğine paralel olarak Kürd meselesinin çözümsüz kalmasında temel güç haline gelen Türkiye, Batı çizgisine dönse bile, bilinmesi gereken tecrübe olarak ‘Kürd kellesi’ artık Ankara’yı çizgide tutulacak bir rüşvet olamayacaktır.

Bunun sonucunda orta vadede ortaya çıkacak olan Kürd perspektifi; Kuzey Kürdistan’da ‘demokratik’ mücadele tercihi, Rojava Kürdistan’da devletleşme, Güney Kürdistan’da iktidar sınıfının dönüşümü ardından bağımsızlık girişimleri, Rojhilat Kürdistan’da aktif direnme dönemi olacaktır. Herhalde Kürdler de hesabını buna göre yapacaktır. Kürd siyaseti aklı selim ve dayanışma ile davranır, yeni müttefiki Batı’nın demokratik değerlerini ciddiye almamanın Türkiye örneğindeki sonuçlarını hep hatırda tutarsa yeni ufuklara yelken açabilecektir.

Kürdistan meselesi tarihinde ilk kez bu denli uluslar arasılaşmıştır. Ve bu mesele ancak uluslararası dinamiklerin müdahalesi ile hal yoluna girebilecek kadar karmaşık ve devasadır. Kürdler için ufuklar giderek aydınlanmaktadır. Yaşayanların gözleri demokrasi, özgürlük ve kendi kaderini tayin etmenin güneşini görecektir!

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News

Güncel

Diyarbakır’ın Kayapınar ilçesinin Peyas Mahallesi’nde polisler bir eve baskın düzenledi. 17 yaşındaki bir genç gözaltına alınırken, ailesinin önünde özel harekat polisleri tarafından darp edildi.