ala kurdistan
Ey Reqîb

Terörist, Senin Sülalendir-Ahmet Kahraman

Topları, tüfekleriyle, Kürtlerin yurduna, zerzur kuşları gibi yayıldılar. İstila ve işgal ettiler. Yunanlıların, Karadeniz Rumlarının, Ermeni ve Asurilerin topraklarına katıp üstüne de, “ana yurdumuz” yalanını yazdılar. Kürtlerle bin yıllık beraberlik de büyük bir yalandı.

Bu yapılan ise büyük bir haydutluk, öteki deyimle eşkıyalıktı. Ama, Kürtlerin onlarla ilişkileri böyle başladı. Ancak, bu kanlı bir başlangıçtır. Hiç bir zaman barış içinde, bir arada yaşamadılar.

Kürtler istila, işgal ve ilhak ile varlıklarını inkar haydutluğuna itiraz edince, “eşkıya” ilan edildiler. Kendilerine has bir medeniyetleri varmış, uygarlığın evrensel tarihine iğnenin sivri ucu kadar bir yararları dokunmuş gibi, onlara “medeniyetlerini aşılamak” üzere, ölüm seferine çıktılar.

“Medeniyetçiler”, en azından AKP magandalığı kadar vahşiydi. Kötü ve vicdan denilen insani değerden habersiz, merhametten yoksundular.

Kürtler, yaz çayırlarını biçer gibi kırdılar. Maganda vahşetini Cizre’de, Sur, Nusaybin, Silvan, Şırnak, Yüksekova’da yaptığı gibi, “urt û ocalarını” başlarına yıktılar. Medeniyet ve varidatlarını talan ettiler. Ölü soyuculuğuna giriştiler. Çalıp götüremediklerini yaktılar, yıktılar…

Sonra, Kürtlerin direncini kırıp tükettiklerini, geride kalanları da “Türk oldu” sandılar. Zafer naraları ata ata geri döndüler.

Ancak, tohum ve toprak ilişkisinden habersizdi, bunlar. Doğanın diyalektiği kanununda, nesne ve enerji kaybolmuyordu. Her şey, sonunda aslına dönüyor, dibe düşen tohum da yeniden yeşeriyordu. Kürtler, diyalektiğin hakikati olarak yıllar sonra, yeniden ayakları üstünde doğruldular.

1984 yılında, öncü kadrolarını bulmuşlardı. Kısa deneme tereddütünden sonra, onlara umutlarını ilmikleyerek, destek verdiler. Başkaldırı, bu destekle kitselleşti.

Yurtları işgal edilmiş, inkar ve imha postalı altında ezilmiş Kürtler, artık dünün söylemi ile “eşkıya” değildi. Batının tedavüle koyduğu deyimle “terörist”ti, artık. İktidarlar, Kürdün Türk’e propagandası tertibinden, “teröristleri inlerinde vuracağız” naralarıyla köyleri bombalıyor, yangın dumanına boğuyorlardı.

Türk magandacılığının yükselişi olan AKP iktidara geldiğinde, Kürtlerin davası, artık dünya gündemindeydi. Maganda ise “kadın da olsa, çocuk da olsa” naralarıyla, ölüm emri vermeye devam ediyordu.

Ancak, bu yoldan giderek sonuç alamayacağını anlayınca, “süreç” adını verilen yalan, dolana saptı. Bu arada, topyekün savaş ile Kürtlere diz çöktürmek üzere hazırlıklara girişti. Bu amaçla, darbeye kalkıştıkları gerekçesiyle ordudan atık, hapishanelere doldurduğu Kemalist generallerle uzlaştı. Bu arada, orduyu ele geçirdi. Hemen ardından, yer yüzündeki bütün Kürtlere savaş açtı.

Ötekilerden farklı olarak, onun hedefi, nerede Kürt varsa oraya kadardı. Ayrıca, insanın “terörist senin babandır” diyesi geliyor, ama, Türk ırkçılığına karşı olan yer yüzünün tüm Kürtleri “terörist”ti.

Sınır ötesindeki ilk hedef, Suriye Kürtlerinin kazanımlarıydı. Ortadoğu’nun gezgin katilleri El Kaide ve IŞİD (DAİŞ)’ı ayrı ayrı besleyip silahlandırarak, Rusya’nın da desteğiyle onların üstüne saldırtıldı. Yine onlar öne sürülerek, Efrîn’i işgal edildi.

Ardından, “dost ve kardeş” Barzani ailesinin özel mekanı durumundaki Güney Kürdistan’a işgal hamlesi başlatıldı. Güneyin toprakları, Şengal’in, Mahmur ve Kandil’in zaptı için sıçrama tahtası olarak kullanılacak, bir yandan da Kerkük’ü ele geçirme, Musul’a açılma anahtarı olacaktı.

Maganda, şu sıralar bu uğraş içinde. “Zağar çoban köpeği” niyetine beslediği medya, efendilerinin seçim kampanyasına destek olarak, “Kandil’deki teröristler, korkudan İran’a kaçıyorlar” diye atıyordu. Recep de, 1984’den beri arkası gelmeyen nakaratla, “Kandil’e sefer düzenlemiş bulunuyoruz” diyerek ırkçı ruha, tirit aşısı yapıyordu.

Recep söylemiyle, Aziz Nesin’in “yüzde 60 aptal” dediği Türk halkının tamamını aptal yerine koyarak kendine inandırmaya çalışıyordu. Kandil’e karşı durup seçimlik palavralar niyetine zafer naraları atıyor. Oysa Kandil, sınırdan en az 120 kilometre ötededir. Avrupa’nın bir kaç devleti toplamından daha geniş arazi yapısı olan bu diyar, yer yer, yer kürenin merkezine dimdik inen yarılmalar, ulaşılamaz tepelerle doludur. Ezmana dikelen tepelerin bir ucu, Assos Dağına, ötede Dukan Gölü havzasına ulaşıyor. Öteki ucu Hawraman Dağı, Şexo, Koselan Dağlarıyla birleşiyor. Beride İran’a sokuluyor, Lübnan’a doğru uzanıyor.

İskender’in ordularına, Perslere bile geçit vermeyen bu dağlara diyelim, havadan asker indirdiniz. Ya sonra? Gerillanın silah sıkmasına bile gerek yok. İmhaları için, tıpkı bir zamanlar, İngilizlere karşı Bengal geçidini tutan Hintliler gibi, tepelerden aşağıya kayalar yuvarlamaları yeterli. Gerillaya av olmadılar diyelim, bozguna uğramış ordunun askerleri olarak orta yerde kalır, sonra kaybolur, korkuya esir perişanlık içinde kala kalırlar.

Mayın katırı niyetine önde süreceğiniz El Kaide ve IŞİD’çiler, isteseler de burada, size kurtarıcı olamazlar.

Hadi git bakalım, Magan’da!..

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News