ala kurdistan
Ey Reqîb

Yüzyılın Anlaşması mı, Bozuşması mı?-Nurettin Yıldırım

ABD başkanı Trump alışık olunduğu türden yine çok ses getiren kendi bildik üslubuyla, gürültü tartışmalara konu olan açıklamalarla yaptığını yaptı. “Yüzyılın anlaşması” diye tedavüle koyduğu İsrail- Filistin planı kendi barışına gider mi, gitmez mi? Bu o kadar Kolay mı, zor mu bilinmez Ama, Trump’ın açıkladığı planla birlikte zaten kim kime, dum duma meselesi olan Filistin- İsrail meselesi bundan sonra bölgedeki diğer meselelerle birlikte daha karmaşık hale dönüşeceği muhakak.

Bölgenin en önemli meselelerinin birinin de Kürd meselesi olduğu aşikardır. Kürd meselesinin kaynağı ile Filistin meselesindeki ilişki ağını içinde, bölgenin gerici odak ve kaynaklarının bestelenmesinde, Filistin- İsrail meselesinin daha katmerli hale gelmesinde önemli yer teşkil etmektedir. Bu karşılıklı sarmalını görmeden sorunu doğru ele almak pek olası değil.

Bu olay bu mesele o kadar karışık ve çetrefili ki, Trump'ın deyimiyle, "hadi oldu bitti" demekle, güç göstermekle, tehditler savurmakla olup bitmiyor. Trump’ın tek yanlı önermeleriyle bu mesele daha çok tartışmalara, çatışmalara kapı açacağı kesindir.

ABD başkanının sözünü ettiği barış, anlaşma daha önceleri de çokca görüşülmüş,denenmiş ve dillendirilmiştir Donald Trump,” yüzyılın Anlaşması” adıyla verilen kimi kaynakların söylediği gibi 80 sayfalık planı, Beyaz Saray’da (28. Ocak 2020) İsrail başbakanı Bünyamin Netanyahu ile birlikte açıklamıştır. Bu plan üzerinde görüşme ve anlaşmalar yürütülürken Filistin tarafından kimsenin olmaması planın ve yaklaşımının ciddiyetini gölgelemiş ve geçerliliği açıklandığı gibi bitmiştir. Plana göre Kudüs bölünmeden Israil’in başkenti olacak. Doğu Kudüs ise Filistin’in başkenti olacaktır. Filistin devletine para yardımı yapılacak ve Filistin devletinin bağımsızlığı için dört yıllık bir süre tanınacaktır. Ayrıca Filistin ve İsrailler kim neredeyse orda evlerinde kalacak, herhangi bir yer değiştirmesi yapılmayacaktır.

Trump yaptığı açıklamada iki devletli çözümden bahsetmekte ve kazan kazan fırsatı her iki taraf için gerçekçi cözümler diyerek kendince Filistin’e devlet, İsrail’e güvenlik perpektifini koyuyor. Trump, planın Filistin için “büyük bir kazanım ve son şans” diye atıfta bulunurken, Netanyahu ise bunun “İsrail için büyük bir kazanım” diye nitelendirmiştir.

Ama öbür taraftan meseleden nemalanan ülkeler ve devletler, özellikle İslam devletler Kudüs üzerinden, “kabul edilemez” şeklinde tavır koymuşlardır. Bu tavırlarında ne kadar samimi olup olmadıkları tartışma konusudur. İş Filistin meselesine gelince genellikle akla karanın nasıl birbirine karıştığını bilmeyen yoktur. En gerici karasından, güya en ilerici ak olanın sapla saman gibi nasıl birbirine karıştığını biliyoruz.

Bu sapla saman karışımı ne yazık ki, bölgenin iki önemli meselesinde hep önümüze çıkıyor. Filistin ve Kürd meselesinde. Filistin meselesinde yekpare taraf olunurken, Kürd meselesinde ise yekpare karşısında olunur. Her iki mesele birbirine benzediği halde taraf tutmaya gelince birbirine zıt konumlamalar her zaman geçerli olmuştur.

Dolaysıyla Filistin üzerinden hakçı ve İslamcı kesilen ve buradan beslenen o kadar kesim ve taraf var ki, saymakla bitmez. Kendi karanlık baskıcı renklerini maskeleyen güç odakları sözde İslam ülke ve devletleri iki yüzlü yaklaşım ve kışkırtmalarla Filistin – İsrail meselesinin ve çelişkisinin dallanıp, budaklanmasında katıkları zararın hesabı kitabı saymakla bitmez. Tümü Filistin'in haklarını savunuyormuş gibi görünürken gizli, saklı entrikalarla ettikleriyle, yaptıklarıyla Filistin davasına çok büyük zarar vermişlerdir. Kendi iktidarlarının selami için bir rantını yiyip sömürmüşlerdir. Türkiye’den, İran’a, Suudi’den diğer bütün İslam dev ketlerinin tamamı kendi saltanatlarının devamı için bu meselenin hep böyle devam etmesini de özellikle istemişlerdir. Envai türlü fitnelerle

anlaşmazlığın ve çatışmanın kör düğümlerini çoğaltmak için ellerinden geleni ardına koymamışlardır. Durumun bu hale gelmesinde Filistin’i temsil eden güçlerin de payının olduğunu görmek gerekir. Her bir örgüt kendisini ve iradesini bir başka gerici devlet ve odaklara bağlayarak karar verme ve inisiyatif alma yönündeki temsiliyetlerini büyük oranda kaybetmişlerdir.

Bu nedenle Filistin İsrail sorunu çoklu destekleyeni varmış gibi görünen, köken olarak hem en çok eski çoklu ve köklü anlaşmazlıklardan kaynaklanan ve hem en çok patlamaya, çatışmaya açık alan oluşturarak ta günümüze kadar gelmiştir.

Dolaysıyla bu mesele tarih içinde misyon itibarıyla da en çok kullanılmaya ve istismar edilmeye elverişli kaynaklardan biri olarak hep var ola gelmiştir. Anlaşmazlığın nedeni yalnızca iki taraf yada iki etnisite arasında varolan toprak ve hak anlaşmazlığına dayanmıyor.

Bir yandan dinsel ve kültürel, bir yandan kıyımlara dayalı oluşan süreçlerin tezahürü. Tarihin derin dehlizlerinden itilip kakılan toplumun, İsrail'in ve Yahudilerinin dünyanın her yerine sürülmesi ve bunun arka planında duran ve yüzyıllara dayanan zülüm, soykırım gerçeği. Sonrasından kendi ata ülkelerine, topraklarına dönüş hikayesi vs. Bu sürülüş ve dönüşün beraberinde getirdiği ağır toplumsal ve psikolojik sorunlarla birlikte komşuları tarafından yükseltilen anti semitik Yahudi ve İsrail düşmanlığı gibi ölümcül tehlike ve sorunların varlığı. Beliki, bu karmaşık, karışık nedenlerle birlikte oluşan aşırı didişme, çatışma ve savaşların yol açtığı aşırı güvenlik telaşı gibi kaygılar nihayetinde hep canlı olarak kalmıştır.

Benzer niteliklerle aynı paralelde oluşa gelen Filistin davası ve mücadelesi, yine Filistin halkının işgalden doğan hakları, acıları, çilesi ve arayış çabası da dinmeden süregelmiştir.

İsrail ve Filistin meselesinin gelişme evrelerine takabül giden istismarcılarının çok karışık, çoklu güç aktörleriyle birlikte kör düğüme dönüşmesi açık ki, bugün için İsrail, Filistin meselesinin zorluğunu gösteren en önemli çıkmazlarını oluşturmaktadır.

İsrail Filistin meselesine bakarken arkasında var olan büyük derin tarihi bağlantıları görmek kadar, güncel olarak ona eklemlenen güç odaklarının çokluğunun yarattığı zorluğu görmek gerekir. Onun için Filistin halkının dağal, meşru hakları üzerinden İsrail eleştiriciliğini yapmak doğruluğu kadar, tersinden İsrail eleştiriciliğinden yola çıkarak anti semitik, ırkçı Yahudi düşmanlığına varan her tür yaklaşımların yanlışları da görmek gerekir. Dolaysıyla bu meselede haklı ve haksızı, doğru olanı ile yanlış gideni birbirinden ayırmak ya da birbirine karıştırmamak önem arzediyor.

Yanı İsrail'i Filistin meselesindeki işgalini görmek ve bu bağlamda geliştirilmek istenen tutum ile, Filistin meselesi ve hakları üzerinden Yahudi düşmanlığına varan tutum ve yaklaşımlar aynılaştırılamaz. Çünkü bu ikisi aynı değildir ve ayrı şeylerdir. Bu iki farklı durumun altını çizerek belirtmek açısından, örneğin Türkiye ve İran başta olmak üzere Filistinci kesilen devlet ve odakların hepsinin çığırtkanlığı hak, Hukuk’tan çok Yahudi düşmanlığına dayalı ırkçı, işkalci ve istismarcı saiklere dayanır. Biliyoruz ki bu devletlerin topu İsrail’den daha beter zorba düzene sahiptir. İsrail’in Filistin yaklaşımı, Türkiye’nin Kürd meselesindeki inkarcı yaklaşımıyla kıyaslanmayacak oranda ileri ve insanıdır. Türk devleti ve yönetenleri bu gerçeklerini görmeden Filistin savunuculuğuna soyunmaları trajik-komiktir. Dolaysıyla bu konuda bağırıp çağırmalarının hiç bir karşılığı olmamaktadır.

Bu bağlamda HDP'nin Trump'ın, "yüzyıllık barış planı" diye sunduğu açıklamalarına tepki anlamında tutum belirlemesi anlaşılırdır. Filistin’in şu bu örgütü temsilcisi Kürdlere şunu demiş, bunu demişten bağımsız olarak, onlarla aynı ayara düşmeden, “Sezar’ın hakkı Sezara” demek misali hak olanı neyse söylemek gerekir. Elbette Kürdlere ve onurlu davasının temsilcilerine yakışanı neyse onu her platformda söylemesi en doğrusudur.

Ancak bunu kendisini yok etmek istiyen kurumlarla birlikte, bir platformda ortaklaşarak, Türk partileriyle ortak metine imza atması şeklinde göstermesi siyasi olarak şık olmamıştır ve haklı olarak Kürd çevrelerinin bu yöndeki eleştiri ve tartışmalarına konu olmuştur.

HDP'nin hangi niyetlerle olursa olsun zaman ve içinde bulunduğu ağır anın koşullarıyla birlikte o kadar çok şey ortadayken, Filistin konusu üzerinden Türk devleti ve partileriyle ortaklaşması tahammüllere uygun düşmemiştir.

HDP'nin başta Kürd meselesi olmak üzere, Kürdlerin haklarından, taleplerinden yola çıkarak, Türk devletinin ve partilerinin ırkçı yaklaşımları, tecridi ve zülüm kıskaçları altında tarihin en büyük saldırısına mahtap olurken, bir an için de olsa bunları görmezden gelemez.

Türk devletin ve siyasi partilerinin Kürtlere yaptıklarından yola çıkarak, Filistin İsrail sorunundaki tutum ve samimiyetlerinin ne menem bir şey olduğunu fazla söze gerek duymadan anlamak mümkündür. Bu bakıştan hakaretle onlarla yan yana gelmenin anlamsızlığı ortadadır.

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News