ala kurdistan
Ey Reqîb

İsmi ‘Cesaret’ ile Özdeş: Ayşenur Zarakolu

Herkesin bildiği adıyla ‘Cesaret Ana’ Ayşenur Zarakolu’nun yaşamını yitirişinin üzerinden 15 yıl geçti. Cuntaya ve tekçi rejime karşı mücadelesini siyasetten insan hakları mücadelesine, gazetecilikten yayıncılığa her alanda sürdüren Ayşenur’un ömrü mahkemelerde geçti. O’nu ömründen daha fazla davada yargılayıp cezaevine atanların hiçbirinin ismi hatırlanmazken, ‘Dünyanın en cesur 50 kadını’ arasında gösterilen Ayşenur’un ismi cesaret ile tarihte bugünü ve bugünde tarihi arayanların arasında yaşıyor.

 

Ataerkinin en maskesiz yüzü, bütün seslerin susturulup kimsenin kendisi olmaya izin verilmediği zamanlarda görünür herhalde. İşte en çok da böylesi zamanlarda Güney Afrikalı kadın şairin “Tersine yaşamalı dünyayı… Herkes önündeki yolu takip ederken inadına geri dönmeli…Belki kardeşlerim kaldı benden uzakta yol başında…” dizelerini okumalı. Ve sanırım en çok böylesi zamanlarda hatırlamalı verili düzeni değil tersine yaşamayı seçen kadınları. Adı “Dünyanın 50 cesur kadını” arasında gösterilen Ayşenur Sarısözen Zarakolu, 28 Ocak 2002’de kanser hastalığından yaşamını yitirdiğinde ölümüyle de farkı yarattı ve kadınların omuzlarında toprağa verildi.

O’nsuz 15 yıl geçti

Ömrünün büyük bir kısmını eril devlet sisteminin mahkemelerinde geçiren Ayşenur’un derdi, tekçi zihniyetin kıyımına uğrayan, ötekileştirilen, katliamdan geçirilen halklardı. O’nun düşlediği dünyada bunlarla yüzleşilmeden ilerleme olmazdı. Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin “Yayın Özgürlüğü Ödülü”ne layık görülen, Belge Yayınları sahibi ve insan hakları savunucusu Ayşenur Zarakolu’nun kanser hastalığı nedeniyle yaşama gözlerini yumduğu günden bu yana 15 yıl geçti.

En çok anıldığı ismiyle “Cesaret Ana”nın aramızdan gidişinin ardından kadınlar O’nu hep mücadele anlayışıyla yaşattı. Ömrünün büyük bölümünü devlet güvenlik mahkemelerinde (DGM) geçiren ve yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle ölüm döşeğinde olmasına rağmen mahkeme kararıyla toplatılan “Pontos Kültürü” adlı kitapla ilgili olarak ifade vermeye çağrılan Ayşenur, yaşamı boyunca devlet-erkek otoritesinin en anti-demokratik politikalarına meydan okudu.

Hukuk okumak için gitti, hukuka inancını yitirdi

1946 yılında Antakya’da dünyaya gelen Ayşenur, çok kültürlü bir ortamda büyüdü. Ayşenur Zarakolu’nun büyük dedesi binbaşı Şevki Çataloğlu, uzun savaş yıllarından sonra 40 yaşında başladığı hukuk eğitimini tamamladı ve savcılık yaptı. 80 yaşlarına kadar avukatlık görevini bilfiil sürdürdü.

Zarakolu’nun dedesi ise bugün türküleri hâlâ çalınan halk ozanı Kemal Sarısözen. Annesi Lamia Çataloğlu İngilizce öğretmenliğinin yanı sıra çevirmenlik de yapan aydın bir kadındı. Babası Muhittin Sarısözen ise tarih öğretmeniydi. Maarif ve müze yöneticiliğinde de bulunmuştu. 16 yaşında, dedesinden esinlenerek büyük hayallerle girdiği İstanbul Hukuk Fakültesi’ni, daha sonra 1982 Anayasası’nın mimarı olacak olan Doç. Orhan Aldıkaçtı ile Türk Ceza Kanunu’nun 141 ve 142. maddelere ilişkin giriştiği bir tartışma nedeniyle terk etmek zorunda kaldı.

Bir direniş kalesi: Belge Yayınları

Edebiyat Fakültesi sosyoloji bölümünü bitirdi, doktora çalışmasını yarım bıraktı. Öğrencilik yıllarında Yol-İş sendikasında, Türkiye İşçi Partisi (TİP) gençlik kollarında çalıştı, Fikir Kulüpler Federasyonu (FKF) kurucularındandı. 1968-1969 yıllarında Varlık Yayınları’nda çalıştı. 1970-1977 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Maliye Enstitüsü Kütüphanesi yönetmenliğinde bulundu. 1975 yılında Devrimler ve Karşı Devrimler Ansiklopedisi’nin birçok maddesini kaleme aldı. Demokrat Gazetesi’nde Türkiye işçi sınıfı tarihine ilişkin sözlü tarih çalışmasını yayımladı. 1977 yılında Belge Yayınları’nı kurdu. 1981-88 yılları arasında Cemmay Kitap Dağıtım Şirketi’ni yönetti.

İHD’nin kurucularından

1986’daki kuruluşundan itibaren İnsan Hakları Derneği (İHD) içinde bilfiil çalıştı. Cezaevlerindeki koşullar ile ilgili raporlar hazırladı. Mültecilere yapılan yardımların götürülmesinde görev aldı. 1982 yılında Türkiye solunun tarihine ilişkin bir kitabı yayınlandığı için askeri rejim tarafından, 1984 yılında muhalif kitapların dağıtımını yaptığı için tutuklandı ve bir süre cezaevinde kaldı. Türkiye’de tabu sayılan konularda yaptığı yayınlar nedeniyle 1990-1998 yılları arasında hakkında açılan 33 dava nedeniyle yargılandı. Bu nedenle 1994 ve 1996 yıllarında iki kez 5’er ay hapis yattı. Bu mahkumiyetler nedeniyle siyasal hakları kaldırılmadan önce, Demokrasi Partisi (DEP) ve Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) Parti meclislerinde görev yaptı. Düşünce özgürlüğü kampanyaları sonucunda hakkında açılan son davalar donduruldu.

Halklar arası köprü oldu

Vahakn Dadrian’ın “Ulusal ve Uluslararası Hukuk Açısından Soykırım” adlı kitabından dolayı açılan dava, 1997 yılında yapılan güçlü savunmalar sonucu beraatle bitti. 1987 yılında başlattığı Yeni Sesler dizisi ile cezaevindeki genç yazarlar ile dayanışma içine girdiği, bu dizide yayınladığı 30’u aşkın kitapla kamuoyunun dikkatinin bu alana çekilmesine olanak sağladı. Hazırladığı “Mare Nostrum” dizisinde Akdeniz ve Anadolu kökenli edebiyata yer verdi, ayrıca azınlık hakları ve genel olarak insan hakları ile ilgili yayınlar yaptı.

Onur ödülleri aldı

Yunan edebiyatından yaptığı 30’u aşkın çeviriyle Türk-Yunan dostluğuna yaptığı katkı nedeniyle yöneticisi olduğu yayınevine, Yunanistan’daki Abdi İpekçi Komitesi tarafından özel ödül verildi. 1995’de Türkiye Yayıncılar Birliği’nin, 1996’da Human Rights Watch’un düzenlediği Hellman/Hammett,1997’de Amerikan PEN’inin, 1998’de Dünya Yayıncılar Birliği’nin “Düşünce, Yazma, Yayınlama Özgürlüğü” ödüllerini aldı. 2001 yılında ise, İtalya’daki Padova Kent yönetimi ona “Dürüstlük Ödülü” verdi. Birçok ulusal PEN örgütü onu onur üyesi ilan etti.

Ölüm döşeğinde mahkeme tebligatı geldi

Ayşenur Zarakolu 8 Ocak 2002’de kanser hastalığı nedeniyle yaşamını yitirdi ve sonradan kadınlar için bir gelenek haline gelen kadınların omuzlarında son yolculuğuna uğurlandı. Ölüm döşeğindeyken bile, toplatılan ‘Pontos Kültürü’ adlı kitapla ilgili olarak ifade vermeye çağrılan Ayşenur’un ardından usta yazar Yaşar Kemal, “Onu kanser değil, bu devlet öldürdü” demişti.

Bambaşka biriydi’

Cesaretle başlayan birçok isimle anılan Ayşenur’un ardından birlikte insan hakları mücadelesi yürüttüğü Reyhan Yalçındağ şöyle anlatmıştı:

Ayşenur dönemin tüm baskıcı politikalarına rağmen O’nun net duruşundan dolayı hepimiz ona Cesaret Ana derdik. Ayşenur birçok kadına yol gösterici oldu. Onun ifade özgürlüğünü kullanan, kadın olması sebebiyle ve insan hakları alanında ciddi çalışmalar yürüten biri olmasından kaynaklı çok yönlü bir kimliği vardı. Zindandaki tüm işkencelere boyun eğmeyen Ayşenur aynı zamanda naif bir kişiliğe sahipti. Çocuklarıyla arasındaki ilişkisi de öyleydi. O, çocuklarıyla beraber özgürlük mücadelesinde yer alıyordu. Onları hiçbir zaman dışta tutmadı. Ayşenur’un günümüz anne modellerinin dışında bir anneliği vardı. Mesela çocukları ona Ayşe diye hitap ederdi. O bambaşka biriydi. O, zindana atılmış susmamış, işkence görmüş direnen bir kadındır. Çok uzun yıllar cezaevinde kalma tehdidi ile hakkında onlarca dava açılmış ama tek bir saniye duruşundan, hakikat arayışçılığından taviz vermemiş. Ayşenur, bu ülkede devletin bütün kırmızı çizgilerini alaşağı etmiş bir kadındır. Onu bir kaç cümleyle anlatmak imkansızdır. Ayşenur’un tabutunu İHD’nin avukat kadınları olarak biz taşıdık. Bu örnek daha önce yok. Tüm tabutlar erkekler tarafından taşınırken, O’nun cenazesinde erkeklerin taşımasına izin vermedik. Ani bir refleksle kadınlar olarak biz taşımak istedik. Bu O’nun vasiyeti değildi ama kadın mücadelesinde bunca emek veren bir ismi yine kadınların taşımasını istedik. Bu refleksimiz şu an, eril zihniyet tarafından katledilen kadınların cenazesinin kadınların taşımasına vesile oldu. Ayşenur giderken de kadınlara öncü oldu…

Sistem için ismi bile ‘rahatsız’ edici

Sistemin dışına itilen bütün halk ve kültürlerle dayanışma içinde olan Ayşenur’un ismi 2008 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan bir parka verildi. Öldükten sonrada sistem için hâlâ‘tehlikeli’ olan Ayşenur’un isinin parka verilmesi yasaklandı ve mahkemenin gerekçesi şöyleydi: “Toplumun ayrılıkçı fikirlerini benimseyen ve terörist faaliyetlerde bulunan bir örgütün propagandasını hem kendi kitaplarında yapan, hem de bu yayınları yayınlayan bir kitapevinin sahibi olduğu için böyle birinin isminin parka verilemeyeceği…”

Ağrı’nın DBP’li Doğubayazıt Belediyesi de O’nun ismini yaşatmak için belediye bünyesinde açılan Kadın Sağlığı Merkezi’ne Ayşe Nur Zarakolu adını verdi. Fakat iktidarların ‘Cesaret Ana’ korkusu bir kez daha ortaya çıktı ve belediyeye atanan kayyum Ayşenur Zarakolu Kadın Merkezi’ni kapattı.

gazetekarinca.com

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Rojname Kurdish News