ala kurdistan
Ey Reqîb

Mardinli Kızın Vicdan Yolculuğu

Akademik hayatta tuhaf şeyler oluyor. Sebahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı, "Bizde de okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor. Ben açıkçası korkuyorum, ben her zaman cahil halkın ferasetine güveniyorum" diyor ve el üstünde tutuluyor. Boğaziçi Üniversitesi’ni birincilikle bitiren ve yurt dışında parlak bir kariyer yapıp ülkesine dönen akademisyenler ise cezaevlerinde tek kişilik hücrelerde tutuluyor.

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Esra Mungan onlardan biri. Şu an Bakırköy Cezaevi'nde tek kişilik hücrede.

MARDİNLİ AŞİRET

Yrd. Doç. Dr. Esra Mungan’ın ailesi Mardin’in köklü aşiretlerinden. Şerif Mardin gibi değerleri çıkarmış kent, zengin kültürüyle Türkiye’ye pek çok seçkin değer kazandırmış. Kültürel zenginlikle yoğrulmuş Mungan ailesi; Prof. Dr. İhsan Mungan ve önemli şairlerimizden Murathan Mungan gibi değerlere sahip.

 

Esra Mungan'ın babası Prof. Dr. İhsan Mungan, Münih Teknik Üniversitesi’nde "kabuk yapıların burkulması" üzerine yaptığı doktora çalışması ile literatüre girmiş bir isim. Aile için Almanca’nın yabancı dil olmaktan çıkıp herkesin konuştuğu bir dil haline gelmesi de bu sürece rastlıyor.

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ'Nİ BİRİNCİLİKLE BİTİRDİ

 

1968 yılında dünyaya gelen Esra Mungan, kitaplarla büyüyen çocuklardan. Ortaokul ve liseyi Almanya'da okudu. Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü birincilikle bitirdi. American University’de yüksek lisans yaptı. Masterda davranış ve nörobilim üzerine çalıştı. Doktora çalışmasında ise hafıza ve bellek üzerine yoğunlaştı. Bugün Türkiye'de nöroloji ve hafıza alanında yetkin çalışmalar yürütebilmiş 10 bilim insanı varsa, bunlardan biri de Bakırköy Cezaevi'nde tutulan akademisyen Esra Mungan'dır.

Türkiye'ye döndükten sonra yaklaşık dört yıl kadar özel sektörde de çalışan Mungan, asıl tutkusu öğrenme ve öğretmeye Türkiye’nin en özel ortamı Boğaziçi’nde başladı. Yurt dışındaki başarılı kariyerine rağmen Türkiye’ye dönen Esra hoca, aslında tersine beyin göçüydü. Üstelik de Türkiye’de uzmanın çok az olduğu bir alanda.

 

EĞİTİM ANLAYIŞI

 

Esra Mungan sadece bir hoca olarak ders anlatmıyordu. O aynı zamanda başta intihal olmak üzere eğitimdeki hırsızlıkların önlenmesi için de büyük çaba sarf ediyordu. Bunlar Türkiye’de akademinin kalitesinin artması içindi. Türkiye'deki eğitim sistemini eleştirirken, eğitimin hem veriliş şekline hem de içeriğine itirazlar yöneltiyordu. Öğretmen ile öğrenci ilişkisinde eşitlikten yana tavır alan Mungan, öğrencilerine "siz" diye hitap edip, öğretmen ve öğrenci arasındaki mesafenin dengesini de daima koruyordu. Not sistemine karşı olduğunu, notun öğrencilerin özgürlüklerini kısıtladığını belirten Esra Hoca, öğrencilerin "ezber eğitim sistemine" maruz bırakılmasını da sürekli eleştirdi.

DÜRÜSTLÜK

 

Esra hocayı yıkan şu an hücrede tutulması değil belki de. Onu hayal kırıklığına asıl uğratan, öğrencilerinden birini emek hırsızlığı sırasında görmesiydi. Türk eğitim sistemine yönelik klasik eleştirilerin dışında, sisteme evrensel ahlak ve dürüstlük üzerinden eleştiriler yönelten belki de tek kişi Esra hocadır:

"Bir öğrencinin ödevini, normal zamanının en az iki misli sürede okuyoruz. Çünkü sürekli bir intihal alarmı içindeyiz. Şüphelendiğimiz kısımları kontrol ediyoruz ve ne yazık ki çoğu zaman sezgilerimiz doğru çıkıyor. Bu da bir hoca için en korkunç an. Kimi zaman sevdiğimiz, güvendiğimiz bir öğrencinin intihalini tespit ediyoruz. Güven bir anda çöküyor. Bazen biz, öğrencilerden daha fazla sarsılıyoruz. Bu da eğitim sisteminde dürüstlük, ahlak, etik, onur gibi değerlerin katiyen verilmediğini düşünmeme yol açıyor. Tuhaf bir şekilde anlatamıyoruz intihalin ne kadar vahim bir suç olduğunu. Burada ilk ve ortaöğretimin de rolü büyük. Bu okullarda intihale başvuranların ödevlerinin, çalmayanlara göre daha şık ve düzgün göründüğünden daha yüksek not aldığını biliyoruz. Ne yazık ki evrensel ahlakın, yani kimsenin hakkını yememe, dürüst olma gibi aslında çok temel değerlerin eğitim sistemimizde hiçbir şekilde verilmediğini düşünüyorum.”

 

ÖĞRENCİLERLE İLİŞKİSİ

 

Esra hoca eğitim anlayışındaki kısıtlamaların farkındaydı. Eğitim sistemimizin tepeden inmeci yapısına karşı savaş verdiğini söylemek mümkün. Sisteminin dayattığı "doğru şıkkı bulma" yöntemini dayatmacı buluyordu. O, öğrencilerinin de doğrularını merak ediyor, onları bol bol dinliyordu. Film afişi bulunan odası öğrencileri için keyifli bir çay molası mekanıydı. Mail kutusu ise her daim açıktı. Öğrencilerinden gelen her maili tek tek cevaplıyordu. Bu dinleyen yanı nedeniyle okulda hiçbir öğrenci onun hakkında en ufak bir olumsuz fikir sahibi değil. Ekşi Sözlük'te adına yazılan sayfalarca yorumda bile bir tane olumsuz görüş bulunmuyor.

 

BİSİKLETİ VE KIŞIN GİYDİĞİ TİŞÖRTLERİ 

 

Esra Mungan neşesi, enerjisi, taktığı fuları, sürekli giydiği ve çok sevdiği etekleri, renkli bodyleriyle şıklıkta pek çok üniversite hocasını geride bırakıyor. İndirimleri takip etmeyi, tüketim çılgınlığına kendini bırakmamakla açıklıyordu. 

Hürriyet'e verdiği röportajda şöyle demişti: "Bazen mezun ettiğim bir öğrencimi görüyorum, bana 'sizin gibi şık giyiniyorum' diyor. Öğrencilerimden iyi geri dönüşler alırım. Ders verdiğim günlerde hakikaten öğrencilerin karşısına çıkarken dikkatli oldum. Kotla hiç çıkmadım. Kendime göre şık bulduğum, biraz eğlenceli, biraz ciddi gösterebilecek bir kıyafet tercih ediyor, temiz pak olmaya özen gösteriyordum."

Esra hoca işini ciddiye alan ve dakik bir insan. İş konusunda Alman Disiplini'ne sahip biri ve aynı zamanda işkolik. Gerek liseyi Almanya'da okumasından gerekse Almanya'da kaldığı dönemler nedeniyle Almancayı anadili gibi konuşuyor. Hatta Türkiye'ye ilk döndüğü zamanlarda Türkçe'yi yeterince beceremediği bile olmuş. Hafızalarda en çok kalmış olan kırık cümlesi ise; 'vıy canina'.

İstanbul'da kimsenin bisikletle trafiğe çıkmadığı dönemlerde bile Esra Mungan 9 yıl boyunca bisikletiyle bütün İstanbul'u gezmiş. Çevredeki pek çok insan onu "bisikletli kız" diye işaret ederek selamlamış. Bel fıtığı nedeniyle doktorun yasaklamasına kadar bisikletinden inmemiş.

SİNEMA TUTKUSU

 

Üniversitedeki odasında bile film afişi bulunan Mungan'ın hayatında sinemanın özel bir yeri var. Evveli çocukluğundan beri bir sinema tutkunu olduğu için kendisine "sinefil" deniliyor. Felsefi ve psikolojik alt metne sahip filmler ilgi alanı. Hayatınız boyunca duymadığınız bir filmi Mungan en ince ayrıntısına kadar size anlatabilir. Buna filmin künyesi, dramaturgu dahil. Film müziklerini çok dikkatli dinleyip müziğin bellek üzerindeki etkisini de hesaba katan biriydi. Son yıllarda Rus sinemasını çok sevdiğini yakınlarıyla sıkça paylaşmış. Sokurov ve Zvagintsev bunların başında geliyor.

BARIŞ SEVDASI VE KÜRT SORUNU

 

Esra Mungan barışa ve şiddetsiz bir dünyaya çok inanıyordu. Gittiği her yerde, konuştuğu her ortamda şiddete karşı olduğunu daima dile getirdi. 1915 Ermeni Tehciri, Kürt meselesi, Alevi sorunu, başörtüsü yasakları gibi konularda tarafını net biçimde belli etti. Referans noktası şiddetsiz ve adil bir dünya oldu.

12 Eylül cuntasından 28 Şubat Darbesi'ne kadar elinden geldiği kadarıyla bütün haksızlıklara karşı durmaya çalıştı. Kadın cinayetlerinin durması ve kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için pek çok yere gitti. Ancak memleketin sorunları bitmiyordu ve sorunlar bir türlü çözülmüyordu. Mungan ise pes etmedi. Barışta ve demokratikleşmede ısrar etti.

"Esra Hoca'yla tanışıklığım ne yazık ki 10 Ekim Ankara katliamı sonrası okulda yapılan açık derste beş dakika kadar konuşmamızın ötesine geçmiyor. O konuşmada inandığımız şeyler için mücadele etmenin bedelsiz olmadığını söylemişti. Ailemle yaşadığım fikir ayrılıklarını anlayabildiğini belirtmek için kendisinin de 28 Şubat sürecinde başörtülü kadınların eğitim hakkını savunması nedeniyle yakın çevresinden ve okuldaki meslektaşlarından gelen tepkilere göğüs germek zorunda kaldığını anlatmıştı. Meselenin hep iktidarlar ve iktidarların dışladığı gruplar sorunu olduğunu ama yine de umudunu yitirmediğini söylemişti. Benim için Esra Mungan, oldukça prensipli ve tutarlı bir biçimde insanların hakları uğruna mücadele eden, kısacık da olsa temas ettiği herkese umut aşılayan bir akademisyen..." (Öğrencisi Hüsna Baka)"

KÜRTÇE ÖĞRENDİ

 

Türkiye’nin kanayan yarası Kürt meselesinin demokratik çözümü için laf ebeliği yapmanın ötesine geçti. Politikacılar, güvenlik uzmanları raconlar keserken Mungan, Kürtçe kursuna yazıldı ve Kürtçeyi öğrendi. Çatışma ortamının Türkiye'ye gelmemesi için çabaladı. Esra Mungan bir grup akademisyenle birlikte, 2012 yılında Kürt siyasi mahkumların başlattığı açlık grevinin son bulması için onların taleplerini kamuoyuyla paylaştı.

Çatışmaların başladığı, masum insanların öldürüldüğü yerlerde yaşanan hak ihlallerine karşı susmadı. Çatışmayla Türkiye'ye huzur gelmeyeceğini savunan Mungan, operasyonların durması ve müzakerelerin başlamasını isteyen, 2 binden fazla akademisyenin imzaladığı "Barış İçin Akademisyenler Bildirisi"ni imzaladı.

Medyanın kullandığı dil ile bir anda hedef haline getirilen akademisyenler, barışta ısrarlı olduklarını ve savaş suçuna ortak olmayacaklarını bir kere daha dile getirdiler. Ancak Mungan iki akademisyen arkadaşıyla birlikte tutuklandı. 

Kendisine karşı yapılan linç kampanyasını değerlendirirken, "Bu dil bana çok tanıdık. Ben Almanya'da büyüdüm. Ortaokul ve lisede Hitler Almanyası'nı öğrendik. Bu linç dili ona çok benziyor" ifadelerine kullanarak barış istemekten yılmayacağını belirtti

EŞİ: ONUN FARKI YÜREĞİYLE SAHİP ÇIKMASI

 

Esra Mungan'ın eşi olan Prof. Dr. Gençay Gürsoy eşinin mücadelesinin tarihini çocukluk döneminden başlatıyor: "Barış, demokrasi, insan hakları gibi evrensel değerleri içselleştirmiş herkes gibi Esra da Kürt sorununun eşit yurttaşlık temelinde barışçı yöntemlerle çözümü konusuna öteden beri kafa yoran bir akademisyendir.

Onun farkı belki sadece kafa yormakla yetinmeyip yüreğiyle de bu soruna sahip çıkmasıdır. Eğer vicdan diye bir insani değer kategorisi varsa Esra ona, ölçülemeyecek boyutlarda sahip olan ve bu uğurda risk almasını bilen bir insandır. Bugün ona vicdani değerlerinin bedeli ödetiliyor.

Üniversite hocası bir ana-babanın çocuğu olarak uzun yıllarını geçirdiği Almanya’da özellikle emekçi göçmenlere yönelik ayrımcılıklar konusundaki gözlemleri, ondaki derin aidiyet duygusunun temellerini oluşturduğunu düşünüyorum. Asıl nüfus kaydının Mardin’de olmasından kültürel bir övünç duyardı.

Dünyanın her hangi bir ülkesinde en iyi koşullarla, tutkunu olduğu bilimsel alanda araştırma yapma olanaklarına sahipken, tercihi hep Türkiye oldu. Neredeyse yarım asrı bulan akademik hayatımda ben onun kadar bilimsel alanda yaptığı işten haz duyan ve öğrencilerini seven ama kariyer basamaklarını tırmanma konusunda en ufak bir ihtiras taşımayan başka birine rastlamadım."

 

HER TÜRLÜ HAKSIZLIĞA KARŞI ÇIKTI

Esra hoca için adaletsizlik ve haksızlık nereden gelirse gelsin, kimden gelirse gelsin kabul edilemez bir şeydi. Daha küçük yaştayken izlediği filmlerde adaletsizliğe ve haksızlığa dayanamazdı. 12 Eylül darbesiyle gelen, üniversitelerde tek tipleşmeyi ve askeri bir düzen tesis etmeyi amaçlayan YÖK yasasını defalarca eleştirdi. Biat kültürü yaratmayı amaçlayan YÖK'e karşı getirdiği eleştiriler, sağcı-solcu her kesimin kabul ettiği eleştiriler olarak destek buldu. Şirket mantığıyla yapılmış üniversite yasalarında, bilimsel ve akademik özgürlüklere atıf yapılmadığına durmaksızın dikkat çekti. 

" Esra Mungan’ın da üye olduğu TADEK’e (Taşeron Denetleme Komisyonu) girmek için başvurduk ancak reddedildi. Ama Esra Hoca bize destek oldu ve Taşeron Komisyonu kurabileceğimizi, öğrenci radikalliğinin bürokrasiden çok daha hızlı işleyeceğini söyleyerek bizi teşvik etti. O zamandan beri kazanımla sonuçlanan her talebimizde büyük payı vardır. İşçiler için yaptığımız her projeyi destekledi ve arkamızda durdu. Hocamız bir çizgisi, duruşu olan, mücadele eden ve işçilerin her zaman yanında olan bir kadın. Barış istemenin suç olduğu bir ülkede onun gibi cesur bir hocadan ders almak ve onun desteklediği bir komisyonda olmaktan mutluluk duyuyorum. Hocamızı geri istiyoruz." (Öğrencisi Tilbe Alkan)

Öğrencisinin dilinden Esra Hoca’nın hoşgörüsü

"Birinci sınıfın bahar döneminde Psikolojiye Giriş adında bir ders alıyorduk. Dersi okuldaki çoğu bölümün öğrencileri aldığı için büyük bir amfide işleniyordu. Her hoca farklı bir konuyu anlatıyordu. Esra hoca evrim konusunu anlatacaktı. Amfideki 700 civarında öğrenci hocayı dinlerken ön sıralardan bir öğrenci anlam veremediğimiz şekilde hocanın sözlerini kesip dersi saboteye etmeye başladı. Muhafazakâr görünümlü bir öğrenciydi ama derdinin ne olduğunu, neden öyle davrandığını hiç öğrenemedim. Hoca herhangi bir müdahalede bulunmadan o günkü dersini anlattı. Sonraki birkaç gün yine Esra hocanın dersleri vardı. O ön sıradaki öğrenci her derste ısrarla hocaya saygısızlık yapmaya ve dersini sabote etmeye devam etti. En son gün saygısızlığın da sınırını aşıp hocanın kürsüsünü işgal etti. Bu hareket amfiyi dolduran öğrencilerin de sabrını taşırdı. Amfinin arka taraflarından o öğrenciyi protesto etmeye, seslerini yükseltmeye başladılar. Esra hoca öğrencinin bu hareketine de sabretti ve kırıcı herhangi bir şey söylemedi de yapmadı da.

O öğrenci arkadaşları tarafından kürsüden indirilip dersten çıkarılınca amfidekiler Esra hocaya itiraz etmeye başladılar. Bu saygısızlığa neden daha sert tepki vermediğini, onu dersten neden çıkarmadığını sordular ve yaptığı saygısızlığın affedilir yanının olmadığını söylediler. Esra hoca da böyle soruların kendisine mail yoluyla da sorulduğunu ifade ettikten sonra gayet sakin bir şekilde neden öyle bir müdahalede bulunmadığını anlattı. Şimdi tam hatırlamıyorum ama ilkokul veya lisede bir öğretmeninin bir sınıf arkadaşını sınıf içinde azarlayıp küçük duruma düşürdüğünü ve bu olayın kendisinde derin izler bıraktığını anlattı. Kendisinin hoca sıfatıyla emredici ve amfideki herkesten güçlü bir statüde olduğunu ama bu gücü kendisinden alt statüdeki bir insana müdahale etme amacıyla kullanmak istemediğini söyledi.

Boğaziçi Üniversitesi’ni bu yaz bitiriyorum ve bu olay üniversitede yaşadığım en özel hatıralardan biri oldu. Esra Mungan’ın kendisine yapılan bu saygısızlık karşısındaki karakterli duruşu ve müthiş hoşgörüsü bende inanılmaz bir hayranlık uyandırdı."

NOKTA | Maaz İBRAHİMOĞLU

 

 

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News

Siyaset

Askeriye, siyaset ve hukuk katmanları üst üste geldi. Suriye Demokratik Güçleri (SDG), uluslararası koalisyonun katkıları ile IŞİD'i Suriye'de artık askerî olarak yendi.

Analiz

“Biat etme” terimi, muhalif dile epeyce yerleşmiş bir kalıp. Kimisine “biat etti” diye kızılıyor, “biat ettirmek istiyorlar” ikazı yapılıyor, “biat etmeyiz” diye meydan okunuyor.