ala kurdistan
Ey Reqîb

Zozan Kurdish Shop

Nuray Mert Gerçekten Mert mi - Suzan Samancı

Suzan Samancı'nın Nuray Mert'le ilgili olarak 2010 da, Diyarbakır'da yapılan Kürt Kadın Konferansı'ndan sonra kaleme aldığı  eski tarihli bir yazısını  güncelliğini  koruduğu, İrfan Aktan'ın yazısından sonra Nuray Mert'e yöneltilen eleştirilere yeniden yanıt olduğu için yayınlıyoruz. Mektubun özeti,  Taraf Gazetesi'nde de yayınlanmıştı.-Kürdistan-Post

*****

Nuray Hanım, öncelikle size karşı ne bir kastım ne de bir önyargımın olmadığını belirterek başlamak istiyorum. Bir siteme ya da küçük bir eleştiriye öfke duymanızı da anlamaya çalışıyorum. Çelişkili açıklamalarınız ve muğlak söylemlerinizin çetelesini tutacak değilim. Ne vaktim var, ne de merakım. Yazınla olan ilişkimde hiç bir zaman birilerine çatma gibi bir derdim olmadı. Sanırım bir ölçüde edebiyatın aşıladığı hümanizm olsa gerek. Kaldı ki bastırılan çelişkiler, kaygılar, her gün kendini kaybetmiş insanlar yaratır, hele bir de kadınsa... Türkiye’nin toplumsal, siyasal ve sosyo-ekonomik kültürel yapısı malûm... eleştirel bakmayı ve düşünmeyi unutmak da, yabancılaşmayı, itaati, kendi duygu ve düşüncelerimizden vazgeçmeyi oluşturur. Bu anlamda kendimize ait olan kimliğimizin yitiminde, eleştirel mekanizmanın olmayışı ve itaat kültürünün kök salışı yok mudur?

İnsanın kendi acısının, kendi gerçeğinin, kendi çelişkilerinin bilincinde olması yetmiyor, eğer bunu dillendiremiyor ve bir muğlaklık yaşıyorsa, bir de ufacık bir sitem karşısında kırıcı bir öfkeye kapılıyorsa, bu kavrayış zannımca eksik bir kavrayıştır; çünkü ötekine ilişkin bütün öfkeli kavrayışlar, döngüsel kavrayışlar dolduğu gibi, geri dönüp nihayetinde özneyi vurur. Bir konferansa gelip o konferansın önemine değinmemek, o konferansı ilgiyle izlememek, “ötekini” kabullenmeye ihtiyaç duyulmadığı anlamını içerir. En büyük biziz, karar veren de biziz, sizlerin varlığı, (benim) bizlerin varlığı karşısında önemsizdir demek değil midir? Yazılarımda sıkça kullandığım bilinen bir cümleyi yinelemeden geçemeyeceğim “ Yaşayan bilir ancak!” yıllardır acı çeken halkların acısı bir olsa da, Kürtlerin acısını ve tarihsel gerçekliğini koşulsuzca dile getirmek, yürek ister, büyük aşkınlık ister. Bildiğiniz gibi, egemenlik gücünü, yapısal koşullar üzerindeki denetimden alırken, iktidar gücünü, öznelerin davranışlarını etkilemekten ve özneleri yönlendirmekten alır.

Kişi eylemde bulunmaksızın, gerçekleri dile getirmeksiniz, demokrat olamayacağına göre, özgür ve entelektüel olmanın inandırıcılığı biraz da farklıkların bilincine somut olarak varmaktır bir ölçüde. Yemekte “aydın” olmaya, “feminist” olmaya tepki duydunuz. Kendinizi, böyle adlandırmak, yorumlamak, elbette en doğal hakkınız. Aydın olmanın, entelektüel olmanın, bilginin, bilinçsizliğin, masumiyetin, ayartıcılığın nedenleri tıpkı varolmak ve varolmamak gibi birbirlerini karşılıklı olarak aydınlatıyorsa, aydın olma ve entelektüel olma durumunu yadsımak da bir yanılsamadır diye düşünüyorum. “Ben feminist değilim!” deyişinizin yanılsaması gibi. Bilinçli bir kadın istese de istemese de feministtir. Tv. deki konuşmalarınızda anımsadığım kadarıyla, “Biz entelektüeller” diyorsunuz, romantik olmadığınızı söylerken, kadınlar konferansında romantik bir hava göremediğinizden yakınıyor ve hayal kırıklığına uğruyorsunuz. Bunca acı çekmiş, dağda, bayırda kimliği için savaşmış, sürgünü, esareti, işkenceyi, katliamları ve her türlü şiddeti çok boyutlu yaşamış ve kendi kültürüyle yaşamanın savaşı verilirken, diğer gerçekliklere değinmekten kaçınarak, romantizmden söz etmeniz, hem gülünç hem de ayıp kaçmıyor mu? Romantizme sığınmanız gerçekliği görmek istemeyişinizdir. Konferansa katılan 150 kadının konuşmaları neden ilginizi çekmedi? Neden gazetenizde cesaretle yazmayıp, kısacık, kaçamak bir yorumla geçiştirdiniz? Oysa kültürler arasındaki diyalog üretken bir diyalogdur ve her zaman yeni ufuklara yol açar bilirsiniz. Metaforik davranmak nasıl bilinçdışının dilini oluşturmaksa, popüler gazeteci ve yazar olarak geldiğiniz konferansa ilgisiz kalmak, yazınızda bu gerçekliği yazmamak nasıl bir samimiyettir anlayamıyorum.

Yıllardır savaş halinde olan ve acılarını dillendiremeyen, dilsiz kadınların çığlıklarına kulak tıkamak, iktidarla özdeşleşmeye götüren durumdan başka bir şey değildir. Bu durum ne entelektüel olmayı ne de aydın olmayı tanımlamadığı gibi, empatinin de yitimidir zaten. Geri kalmış ülkelerin kadınlarının akılcı feminizme ihtiyacı olduğunu düşünüyor ve feminizmi demokrasinin önemli bir kolu olarak görüyorum. Kadınların hem bireysel, hem de kolektif ihtiyaçlarından dolayı ataerkil sistemin dayattığı, yapışkan ezilişin, demokratik yollarını oluşturmak için, Feminizm gereklidir. Kadın kendini tanımalıdır, korkusuzca değil de, cesaretle mücadele edebilmesi için. Kalemim almış başını gidiyor... size yaptığım sitemde “Kürtlerin misafirperverliğine diyecek yok, nedenleri de çok’ demiştim. Bir siyaset bilimciye, bunun nedenlerini açıklama gereği duymasam da, ezilen halklarının çaresizlikten doğan sevgi gösterisi değil mi sizce?

Sonuçta Kürtlerin ve ezilen halkların kurtulamadığı şey: bizlere acı vermiş olanların onayını ve taktirini alma psikolojisidir, yani sömürge psikolojisi. Düşüncelerimi yüzünüze karşı neden söylemediğimi soruyorsunuz. Öğlen yemeğinde her şey yeniceydi. Dedim ya, birilerine çatma ve açık bulma gibi bir derdim yok, sadece gerçekliğe işaret etme gibi bir derdim var. İlgili olsaydınız, sizde o samimiyeti ve önemi görmüş olsaydım, bu ufak sitemim de olmayacaktı. İnsanlar diyalog içindeyken ya da yeni tanışıyorken, doğal ilişkinin yerini “poz” alıyorsa, ne birbirimizi anlamada ne de gerçek bir iletişimde içtenlik sağlanabilir. Anımsarsanız size bir iki soru sordum, hatta kitaplarınızı merak ettim. Karşınızda oturuyor olmama karşın, öte taraflara bakıyor ve bakışlarınızı kaçırıyordunuz. Kendi içinizdekini aramak yerine, hemcinslerinize çatıyor, farklı olana, farklı görünene öfke duyuyorsunuz. Bu farklılığı yadsırkenki öfkenizi beslerken,kendi yaralanmışlığınızı görmek istemiyorsunuz. Bu tutumunuz, ancak başkalarını ezdiğinizde, kendinizi özgür ve güçlü görme halleri değil mi? Bu anlamda yaşça genç olmakla, karakterce toy olmak arasında bir fark yoktur, çünkü belli bir bilince ulaşmış, topluma söyleyecek sözü olanların kendilerine egemen olmalarını beklemek doğal bir hak olmakla birlikte, arzuyla davranmaları da yadırgatıyor doğrusu. Konferansta Mr. Bloom gibiydiniz dersem alınmayın lütfen. Dublin sokaklarında bir ileri, bir geri dolanan Ulysses’in kahramanı hem görür, hem de görmemeyi bilir. Bilirsiniz Bloom çok zekidir, her şeyi bilir ama,işine gelmez. Yaşam zorluğundan kaçarak bir ölçüde gerçekliğe isyan eder bu kıvrak ve muğlak zeka. ‘En övündüğüm özelliğim açık sözlülüğüm ve samimi olmamdır’ diyorsunuz. Bu özelliğiniz gerçekliği söylemenize yardımcı olamıyorsa, bence siz gerçekliği değil de, doğruları dillendirmede mahirsiniz. Çünkü Nuray Mert gerçeklikten ürküyor, gerçekliği hep birlikte arayan insanlar arasında, onların diyalojik etkileşim içinde doğabileceğini kabullenmekten oldukça uzak. Örneğin yazılarınız ve diliniz neden örtük? Bilgi: ben- sen ilişkisinin özenelerarasılığını gerektiriyorsa, kısacası, bilgi pratik, sosyal ve somut faaliyet değil midir? Kürt kadın konferansından yola çıkarak söylenecek çok şey var...

Kürdistanlı kadınlar özgür olmadığı sürece ve bu savaş bitmediği sürece, sizlerde gerçek anlamda özgürlükten söz edebilir misiniz? Bizler geri insanlar olarak kaldığımızda, acınası olduğumuzda, bir ölçüde yaklaşıyorsunuz. Söyleyecek sözümüz olduğunda da araya mesafe bırakıyorsunuz. Geri kalmış insanları soyut olarak sevmek kolaydır; onları dışlamanın biricik yollarındandır çünkü. Bir de konferansa giriş çıkış saatini parmağa saran dedikodu yazısı diyorsunuz. İnanın ilgisizliğinizi, nezaket ve biraz da ezilmişliğin sabrı çerçevesinde bir çok kişi dile getirdi. Ben de dile getirdiğim için açıkça yazdım. Ve ilahi Nuray Mert! Ne diyeyim... “uzaktan övünmek hamamda türkü çığırmaya benzermiş” vallahi, utanırım sıkılırım dedikodu yapmaya; zararsız dedikodulara arkasında duracaksam katılırım. Mektubunuzda “düşünce düzeyinde geçmesini tavsiye ederim, söyleyecek sözünüz var idise” diyorsunuz. Söyleyecek sözümüz bu kadarcık, umarım kırılmamışsınızdır. Tavsiyeniz de emriniz olur, başım gözüm üstüne Mert Nuray. Selam ve esenlik dileklerimle.

7-Mayıs-2010  Cenevre  

                                

                                                                  

                                                             

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Rojname Kurdish News

Zozan Kurdish Shop