ala kurdistan
Ey Reqîb

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları

BİLİM YÖNTEMİ, İsmail Beşikci

 

Bilim yöntemi; insan düşüncesinin, doğayı, toplumu, toplumlar arası ilişki ve çelişkileri bilmek, kavramak bakımından geliştirdiği en önemli bir düşünce yöntemidir. Fakat bilgi edinmede kullanılan en geçerli ve en sağlam yöntemdir.

Bilim, ideoloji, resmi ideoloji, düşün yasakları, siyasal sistem, siyasal rejim, düşün özgürlüğü, ifade özgürlüğü, akademik özgürlük vb. kavramların, bu kavramlar arasındaki ilişkilerin irdelenmesi önemlidir. Bilim denildiği zaman bütün bu kavramların, ilişkilerin, açıklığa kavuşturulması gereklidir.

Bilim yönteminde, olguları görmemek, inkâr etmek, çarpıtmak, niyet, siyaset ve ideolojilere uyarlamak etik ve mümkün değildir.

“Bilim” kavramı, son yıllarda çok örselenmiş bir kavramdır. Gerekli-gereksiz her yerde kullanılmaktadır. Özellikle siyaset adamları, bu kavramı olur-olmaz yerlerde kullanarak çok örselemektedirler. Bu süreç bilim kavramının içeriğini boşaltmaktadır. Üniversite mensupları, basın mensupları da; ifade özgürlüğüne, düşün yasaklarına hiç dikkat çekmeden, ‘akademik özgürlük’ kavramına vurgu yapmaktadır.

Tarihte bilim insanı, bilim ettiği açısından, bilim yönteminden taviz veremez. Şiddet, baskı, devlet terörü ya da toplumsal – siyasal baskılar karşısında, bilim yönteminin dışına çıktığı ya da sustuğu anda ve oranda, bilim insanı olmaktan o derece uzaklaşmış olur. Bu açıdan İsmail Beşikci, bilim ettiğine sadık kaldığı ve tüm baskılar karşısında savunduklarından geri adım atmadığı için, yaşamının 17 yılını aşkın kesitini zindanlarda geçirmiştir. Tarihte fizikçi Galileo bile baskılar karşısında geri adım atmıştır, ama İsmail Beşikci geri adım atmamıştır. Bilim insanının onuru, vicdanı ve etiğini can bedeli korumuş, sahip çıkmış, dünyada örnek insan olmuş ve saygınlık uyandırmıştır.

Elinizdeki kitabın, 1976’da yapılan ilk baskısı, 1991’de de aynen yayınlanmıştır. Yeni basımında ise, ‘Bilim Yöntemi’ kitabına şu dört makale ilave edilmiştir:

Düşün Yasakları ve Sosyal Bilimler

Türk Siyasal Sistemi Karşısında Bilim-Resmi İdeoloji İlişkileri

Bilim, Resmi İdeoloji, Üniversite, Kürdler

Türk Sosyal Bilimler Derneği

Bilim; çok önemli yöntemdir. Bilimi savunmak, çağdaş toplumlar için vazgeçilmez bir değerdir. Bu bakımdan bilim yönteminin içeriğiyle ilgili tartışmalar önemli olmalıdır. “Bilim yöntemi” kitabının böyle bir amacı vardır.

İsmail Beşikci’ye saygı, okura dostlukla!..

 

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları

Ebat: 13.5x21, 208 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN 978-605-63852-0-9

Fiyat: 19 TL

 

Türk Tarih Tezi “Güneş Dil Teorisi”, İsmail Beşikci

Türk Tarih Tezi, “Güneş Dil Teorisi” durup dururken ortaya çıkmadı. 1919-1922 yıllarına, hatta daha öncelere giden bu anlayışın, önemli köklerini bulmak mümkündür. Ancak İsmail Beşikci, bu kitapta 1930’lu yıllarından itibaren konuyu ele almıştır.

Kitapta; bu “tez” ve “teori”nin neden yaratıldığı, ne gibi fonksiyonları karşılamak için geliştirildiği sorunlarından çok, bu ideolojiye temel olan düşüncelerin, toplantı ve konferansların, yazıların vs. bilim yöntemi ile ne dereceye kadar ilişkili olduğunu kritik ediyor.

Bilimde; doğrunun ölçütü olgulardır. Kişiler doğrunun ölçütü değildir. Bir ırkı ve ulusu övmek bilim yöntemiyle bağdaşmaz. Katı, şüphesiz ve eleştirilmez hiçbir şey olamaz ve her şeye her zaman şüphe ile yaklaşmak bilimsel yöntemin gereğidir. Bilim olgulara, gerçek somuta ve nesnel gerçeğe dayanır.

Bilgi teorisinin kavramları; hükümete, devlete, ulusa, kişi veya kişilere vs. “laik olan”, “olmayan” gibi ahlak teorisinin kavramları ile ele alamaz ve aynılaştıramaz.

Bu eserde; “bilimsel” diye sunulan ve Türk Devleti’nin resmi ideolojisini içeren “Türk Tarih Tezi”’nin edebiyat, kültür, siyaset, eğitim ve toplumsal yaşama nasıl yansıtıldığını ve ne kadar bilimden uzaklaştırılmış olduğunu göreceğiz.

Kitap, Türk Tarih Tezi, “Güneş Dil Teorisi”nin geliştirildiği sıralarda, ‘Türk Devleti’nin iç ve dış politikadaki gelişmeleri ve bağlantılarının ne durumda olduğu?’ sorusuna cevap arayarak; “tez” ve “teori”nin siyasi hedefler için yaratıldığına işaret etmektedir.      

İsmail Beşikci; bu eserinde, ele aldığı “tez”in kongrelerle adım adım nasıl şekillendirildiğini ve “Güneş Dil Teorisi” ile iç içe işlendiğini ele alır. Türk dilinin, tarihinin diğer diller üzerinde; ırkçı, şoven, sömürgeci ve dil kırımcı, egemen bir siyaset ile otokton halkları, uzun süreli bir jenosit uygulamasına tabi tutmayı izah ediyor. “Tez” ve “teori”nin siyasi hedefinin, Türk ve İslam olmayan her kesimin olduğunun sonucunu tespit ederek, bir vasıta olarak nasıl “katı zafere” vardırıldığının, tarih bilinci ve bilimsel yöntem ile eleştirisi sunulmaktadır.

Sonuç olarak; ‘Türk Tarih Tezi’, “Güneş Dil Teorisi”nin Kürdler görüşü ne idi? Faşist, askeri bürokratik ve sömürgeci siyasetin ihtiyacı ve ‘resmi ideoloji’ olarak ifade edilen Kemalizm’in bugüne kadar sürdürülmüş olunmasının ipuçlarını vermektedir. 

Kitapta; ‘Türk Tarih Tezi’, “Güneş Dil Teorisi”nin ana hatları, tarihsel kaynakları ortaya konarak, bilim yöntemiyle eleştiriye tabii tutulmuştur.

İsmail Beşikci’ye saygı, okura dostlukla!..

 

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları

Ebat: 13.5x21, 208 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN 978-605-86933-5-7

Fiyat: 19 TL

 

 

 

ORGENERALMUSTAFA MUĞLALI OLAYI “33 KURŞUN”

1943’deki “Otuz üç Kurşun” olayı ile 28 Aralık 2011’deki Roboski Katliam’ı benzer olaylardır.

II. Dünya Savaşı sırasında, 1941 yılında, Batı İran’ın güney kesimleri İngiltere tarafından, kuzey kesimleri Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmişti.

Sovyet işgal bölgesinde, Mehabad yörelerinde, Kürdistan’da bir milli hareket filizlenmeye başlamıştı. Günden güne artan bu milli hareket, Kürdlerin moralini güçlendiriyordu. Özalp tarafında oturan Kürdler de Doğu Kürdistan’a geçişler yapıyorlardı. Özalp, Başkale vs. ‘Batı Yakası’ndaki Kürdistanlılar etkilenmesin diye böylesi bir, “Otuz üç Kurşun” ya da Geliyê Sapo katliamı ile Kürdlere ‘haddini bildirmek’ anlayışı yaşama geçirilmişti.

Roboski katliamında da benzer bir süreç yaşandı. Buralarda da sınır aşiretleri, akrabaları bölünmüştü. Buna rağmen, akrabalar, aileler arasında ilişkiler yoğun bir şekilde sürüyordu. Roboski köylüleri, Güney Kürdistan ile ticaret yapıyor ve bulundukları konumları itibarı ile sınırdaki karakolların bilgisi, görgüsü dâhilinde, gidip geliyorlardı. Bu köylülerin Güney Kürdistan’daki gelişmelerden daha çok etkilendiklerini gösteriyordu. 34 Kürd köylüsünün bombalanması aslında, sınırdaki Kürdlere verilmek istenen bir mesaj oluyordu.

1990’larda, özellikle Profesör Tansu Çiller’in Başbakan olduğu yıllarda, üç bin civarında “faili meçhul” denen cinayet gerçekleşmişti. Bu cinayetlerin faillerinin “derin devlet” olduğu, “derin devletin” kendisi olduğu artık yakından bilinmektedir.

Balyoz, Ergenekon vs. soruşturmaları, bu konularla ilgili açılan davalar, askeri vesayetin geriletilmesi, elbette çok önemlidir. Davalar, darbe teşebbüsü nedeniyle açılmaktadır. Fakat aynı anlayışın, Kürd bölgelerinde gerçekleştirdiği cinayetlerin gündeme getirilmemesi çok büyük olumsuzluklar içermektedir.

“ Orgeneral Mustafa Muğlalı Olayı / Otuz Üç Kurşun” diye hafızalarda yer edinen katliamlar, Yakın Doğu coğrafyasında, Kürdistan’da işlenen katliamlardan biridir. Bu katliam, sürece yayılan jenosit olgu ve uygulamalardandır. Bu olgu ve uygulamaların tarih bilinci açısından sorgulanması, canlı tutulması, tartışılması, aktüel kılınması önemlidir.

 “Faili meçhul” denen cinayetlere gereksinim duymak, Türk siyasal sisteminin, Türk siyasal rejiminin çok önemli bir özelliğidir. Devletin, hükümetin, Kürdleri, Kürd sorununu algılamasında, en önemli olgu, bu süreçtir. Bunun da bilimin, siyasetin kavramlarıyla incelenmesi, açıklanması gerekir!

1978 yılının Mart ayında, basıma hazır hale getirilen bu kitap, tüm canlılığını 2013 Mart’ında da korumaktadır.

Kritik edilmesi dileğiyle, İsmail Beşikci’ye saygı, okura dostlukla!..

  

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 312 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN 978-605-86933-8-8

Fiyat: 27 TL

 

KÜRDİSTAN ÜZERİNDE EMPERYALİST BÖLÜŞÜM MÜCADELESİ 1915-1925, İsmail Beşikci

Başlarına geçirilen kirli çorap ile Kürdler, en ince ayrıntılarına kadar derin bir toplumsal sarsıntı ile adeta sersemleştirilmiş, kendini kaybeder duruma sokulmuşlardır. Bu “parçalama, paylaşma inkâr ve yok etme politikası” uzun sürece yayılan bir jenosit uygulamasına dönüştürülmüştür. Kürdistan ve Kürd toplumunun içinde bulunduğu bu statüsüzlüğün sürmesinde, parçalanan bir ülke olmasının payı çok derin ve büyüktür. Zira dünyadaki anti-Kürd nizamın oluşmasında da, parçalanmışlık derin ve önemli sebeplerdendir.

Bu araştırma; Kürdistan'ın ve Kürd ulusunun bölünmesi, parçalanması ve paylaşılması konularıyla ilgilidir. Kürdlere ve Kürdistan'a uygulanan “böl-yönet ve yok et” politikalarının oluşturulması, hayata geçirilmesi ve uygulamanın sonuçlarıyla ilgili hipotezler ileri sürmek, bu hipotezlerle ilgili bazı açıklamalar yapmak, bu araştırmanın amacıdır.

Kürdistan, elbette, kendi kendine, durup dururken parçalanmamıştır. Kürd ulusu kendi istek ve iradeleriyle bölünmemiştir. Kendi kendini bölmemiş, bu parçalar için ayrı ayrı devletlerin boyunduruğunu talep etmemiştir. Kürd ulusu ve Kürdistan ile ilgili politikaların saptanmasında, zamanın en güçlü emperyalist devletlerinin istek ve iradesi birinci planda rol oynamıştır. Bu kuşkusuzdur. Fakat Kemalist hareketin Kürdistan üzerindeki emellerini, bu emelleri gerçekleştirebilmek için emperyalist devletlerle yaptığı işbirliğini de hiç gözden uzak tutmamak gerekir. İttihat ve Terakki'nin ve O'nun devamı olan Kuvva-i Milliye'nin, Kemalistlerin, Kürdistan'a ilişkin isteklerini, arzularını hiçbir zaman dikkatlerden uzak tutmamak gerekir. I. Dünya Savaşı sırasında gelişen olaylar, Osmanlı Devleti'nin, Kürdistan üzerindeki hegemonyasının azalması sonucunu getirmiştir. I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti'nin yenilmesi, İttihat ve Terakki Hükümeti’nin düşmesi bu hegemonyanın azalması anlamına gelmektedir. İşte bu koşullarda 1917 Ekim Devrimi'nin, İttihatçıların devamı olarak ortaya çıkan Kemalist harekete önemli bir manevra alanını açtığını, imkânlarının genişlediğini görmekteyiz.

Emperyalist devletler, I. Dünya Savaşı içinde Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalayan çeşitli gizli antlaşmalar yapmışlardır. Bu antlaşmalarda Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yer alan Kürdistan'ın ülke bütünlüğünün parçalanmasına özel bir gayret göstermişlerdir. Bu politikaların oluşturulması ve uygulanması, özellikle, 1915-1923 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. 1923-1925 yılları arasında da emperyalist bölüşümün ortaya çıkardığı bazı pürüzler giderilmiştir.

İsmail Beşikci’nin, 50 yılı aşkındır, Kürdistan’ın parçalanması, paylaşılması ve yok sayılmasının sosyolojik sonuçları üzerinde durmasının önemi bugün daha iyi anlaşılırdır. 

Elinizdeki kitap, Qasr-ı Şirin(1639), Türkmençay(1825) ve Lozan(1923) emperyalist antlaşmaları ile parçalanan, bölüşülen bir ülke ve ulusun vardığı sonuçların tarihi bilinç açısından önemine işaret etmektedir. Kritik edilmesi dileğiyle,

smail Beşikci’ye saygı , okura dostlukla!..

 

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 390 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN 978-605-86933-6-1

Fiyat: 33 TL

 

KÜRTLERİN MECBURİ İSKANI, İsmail Beşikci

Kürdler için, “Mecburi İskân” kavramı son derece önemlidir ve sıradan değildir. 19. yüzyılda Kürd beylikleri, 20. yüzyılda daha çok ağalar, şeyhler, aşiret reisleri sürgüne gönderildi, “Mecburi İskân”a tabii tutuldu. Direniş gösterip gitmeyenler, katliamlara uğratıldı.

Zira devletin, jenosit politikasının önemli bir ayağını oluşturan “Mecburi İskân” ve sürgün, yerinde yargılı-yargısız infazlar önemli icraatlarından olmuştur. Aynı politika daha önce de; Rum, Ermeni, Süryani, Kürd, Pontus, Êzidî, Alevi vs. Türk ve İslam olmayan tüm halklara tatbik edilmiştir. Nerede ise İstanbul, İzmir, Adana, Aydın, Samsun, Muğla, Balıkesir Trakya vs. önemli merkezlerde, 120-150 yıl önce yaşayan ailelerin çocukları esastan göçertilmiş ve bugün buralarda yaşamaz durumdadırlar. Yaşayanlar ise korkudan kendi kimliklerini terk etmiş, asimile olmuş ve çoğu “Asil Türk”çüler konumuna sokulmuşlardır.

1980’lerde, 1990’larda yaşanan sürgünler çok farklıdır. Artık yoksul köylülere de koruculuk dayatılarak onursuzlaştırma, yerinde yaşama olanaklarını, kaynaklarını ortadan kaldırarak sürgün olmaları sağlanmıştır.

Kürd aydınlarının, Kürdistan’da, kendi toplumu içinde yaşamalarına hayat hakkı tanınmadı. Kürdler ‘kendi topraklarını ülkelerini sevmesin, kendi topraklarından nefret etsin ve yabancılaşsın, Kürd topraklarında, Kürd topluluğu kalmasın, dağılsın, dağıtılsın ve Kürdistan Kürdsüz kalsın’ diye tüm yollar denendi, çok sayıda insan kaçırtıldı ve diğer ülkelere sığınarak mülteci konumunda yaşamak durumunda bırakıldılar.  

Bu kitapta amaç, mecburi iskân olgusunun nasıl düşünüldüğü, nasıl gerçekleştirildiği, ne gibi sonuçlar ortaya çıktı gibi konuları irdelemek değildir. Amaç, Cumhuriyet'in ilanından sonra, gerçekleşen Kürd direnişleri sırasında yoğun ve yaygın bir şekilde yürürlüğe konan ve uygulanan Kürd sürgünlerinin, Türk Üniversitesi, Türk basını... gibi kurumlar tarafından, nasıl algılandığını ve anlatıldığını kavramaya çalışmaktır.

Kemalist resmi ideolojinin etkisi ile olgulardan çok önemli biri, Kürd ulusu olgusu ısrarla ve bilinçle tahlillerin ve araştırmaların dışında tutulmuştur. Bu, Türkiye'de yaşayan herkesi Türk sayan bir anlayıştır.

Kitapta sadece, Mecburi İskân olgusu incelenmiştir.

Bu araştırmada olgulara, bilim yöntemi ile yaklaşmanın nasıl olacağına dair ve cumhuriyet tarihinden seçilmiş bazı olgular üzerinde durulmuştur.

Kritik edilmesi dileğiyle!

İsmail Beşikci’ye saygı, okura dostlukla...

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 200 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN 978-605-86933-3-3

Fiyat: 18 TL

 

TUNCELİ KANUNU(1935)VE DERSİM JENOSİDİ,İsmail Beşikci

Dersim Jenosidi, devletin inkâra gücünün yetmediği kadar açık olan bir icraatıdır. Bunun en bariz kanıtı bir bölgeye özgü çıkardıkları ve “Tunceli Kanunu” diye tanımladıkları belgelerdir. Zira buraya özgü çıkarılan kanun, diğer katliamların “Jenosid olmadığı” anlamına gelmez. 

Kürdistan’da, diğer tüm direniş alanlarını dağıttıktan sonra, kendilerinin tanımladıkları “Dersim çıbanı söküp atmak” için kanunlar hazırladılar. Özel vali ve müfettişlik tayin ettiler. Kara ve hava harekâtı planladılar. Mecburi iskân, kız çocuklarını zorla ailelerinden alarak hizmetçi yaptılar yada zorla evlendirdiler. Türk yetiştirme yurtlarına yerleştirerek kendilerini, kültürlerini yaşamalarına engel oldular. Kendilerine yabancılaştırmak ve Türklüğe özendirmek için program hazırlayıp uyguladılar

Dersim’in 130 bin olan nüfusu 50 bine düşürüldü. Bu nüfusun 50-60 bini toplu katledildi, telef edildi. 20 -30 bin insan sürgüne gönderildi.

Tüm bu plan ve yaşananlara rağmen, olgunun, zamanında bilimin kavramları ile tartışılmaması düşündürücüdür.

İsmail Beşikci’nin bu incelemeyi, 1977 yılında hazırlamış olması, ilk kez “Dersim jenosidi” kavramı ile tanımlaması dikkate değerdir.

“Jenosit/soykırım” kavramının 1990’lardan sonra, Kürd ve Türk çevrelerinde tartışmaya geç dönemde başlaması, tüm sorunları ele almada geciktiğimizi ve devletin resmi ideolojisinin bu boşluğu ve gecikmişliği çok muazzam lehine kullanarak bilgi kirliliği ve yanılsamalar yarattığı, mağdurları bile kendi “portresi” haline getirip, politikasına araç ettiğini gözlemlemekteyiz.

“Tunceli Kanunu (1935)” ve uygulaması, Türk sömürgeciliğinin boyutlarını, cüretini, Kürd ulusuna meydan okumasını göstermesi bakımından da son derece önemli bir olgudur. Öte yandan, “Tunceli Kanunu” ve uygulamalarının, insanlar tarafında nasıl algılandığının ve kavranıldığının araştırılması da önemlidir. Bu konudaki inceleme, Türk üniversitesinin, Türk profesörlerinin, Türk yazarlarının, kısaca Türk düşüncesinin bilimsizliğini, olgulardan kopukluğunu, bilimsel düşünce sürecine darbeler vurmada ne kadar ileri gittiğini, ışıksızlığını, resmi ideoloji karşısındaki dalkavukluğunu göstermesi bakımından ayrıca önemlidir.

Araştırmada, kanunla ilgili meclis görüşmeleri, kanunun gerekçesi verildikten sonra, bu olguya ilişkin olarak, Türk üniversitesinin, profesörlerinin, düşünürlerinin ve yazarlarının, Türk solunun görüşleri, olguyu nasıl algıladıkları ve kavradıkları ele alınıp eleştirilmiştir.

Bu arada, göç ile gelen(alaktonlar), yerel(otokton) halkları yok etmeye koyulduğu ‘Jenosid Havzası’ olan Yakın Doğu coğrafyası, Kürdistan'daki, özel olarak da Dersim'deki jenosid uygulamaları, çeşitli kaynaklardan yararlanılarak sergilemeye çalışılmıştır.

Kritik edilmesi dileğiyle!

İsmail Beşikci’ye saygı, okura dostlukla...

 

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları

Ebat: 13.5x21, 264 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN 978-605-86933-3-3

Fiyat: 23 TL

 

CUMHURİYET HALK FIRKASI PROGRAMI(1931)VEKÜRD SORUNU, İsmail Beşikci

CHF’nın özelliği; resmi ideolojiyi şekillendirmiş olmasıdır. CHF, kendisini “tüm milletin ve sınıfların mutlak partisi” olarak tanımlamıştır. Türk modern ulus-devletin yaratıcısı, İttihat ve Terakki Fırkası’nın siyasal ve kadrosal çizgisinin devamıdır. Bütün Türk milletinin, çelişkisiz ve çıkarsız bu partiye adapte olması ve Şef Mustafa Kemal’in tekçi düşünce ve talimatlarına uygun davranmasıdır.

Milletin her koşulda devletle bütünleşmesi, devletin karşı gelinmez, eleştirilmez, söz söylenmez bir tabu olduğunun tüm halka dikte ettirilmesidir. Şef Mustafa Kemal Atatürk’ün ise her dediğinin kanun mahiyetinde olduğu, tüm seçileceklerin kendisi tarafından önceden belirlendiğini, halk iradesi ve istemlerinin asla dikkate alınmadığı, her şeyin Şef, CHF, devlet tarafından kararlaştırıldığı ve “milletin yüksek menfaatleri” gereği her kesin uyma zorunluluğu oluşturulmuştur. CHF dışında parti, Şef Mustafa Kemal’den ayrı hizip yaşatılmayacaktı. Mustafa Kemal Atatürk’ün 15 yıllık iktidarında, kendi talimatıyla oluşturulan partiler bile tekrar kendisi tarafından kapatılmış, kadroları cezai takibata tabii tutulmuştur. 

Bu araştırma, CHF'nin Programı ile ilgilidir. CHF Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal'in, dolayısıyla CHF'nin görüşlerini radikal bir biçimde yorumlamaya ve bu görüşlere doktriner bir karakter vermeye çalışan “Kadro Hareketi” üzerinde de durulmuştur. CHF programı (1931) Türkiye'nin siyasal hayatında çok büyük rol oynamış bir metindir. Demokrat Parti ve O'nun devamı olan Adalet Partisi de dâhil olmak üzere, CHF kökenli bütün partilerde bu etkiyi görmek mümkündür.

CHF ve ardındaki CHP resmi ideolojinin, askeri bürokratik faşist sömürgeci diktatörlüğün ya da Kemalist Türk milliyetçiliğin(ırkçılığın) ve 90 yıllık tüm Türkçü ve Türkiyeci partilerin programlarına sindirilerek devam ettirilmektedir.

Tamamı o zamandan beri şekillendirilen resmi ideolojinin eksenindeki partiler, Kürdlerin Ulus varlığını inkâr etmek suretiyle, Kürdlere, Türk dilini ve Türk kültürünü dayatan partiler olmuşlardır.

 CHF; faşist sömürgeci diktatörlüğün, tekçi İslamcılığın, ırkçı Türk milliyetçiliğinin, Kürd ulusuna karşı, sömürge siyaseti güden, İttihat ve Terakki kadrolarının etkinliğinde jenosid siyasetini uzun sürece yayarak sürdüren, önemli ırkçı Türk kuruluşudur.

Kritik edilmesi dileğiyle!

İsmail Beşikci’ye saygı, okura dostlukla!

 

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları

Ebat: 13.5x21, 176 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN 978-605-86933-3-3

Fiyat: 16 TL

 

CUMHURİYET HALK FIRKASI TÜZÜĞÜ:1927)VE KÜRD SORUNU, İsmail Beşikci

CHF'nın Tüzüğü(1927), önemli bir siyasal belge olmasına, harfi harfine uygulanmasına rağmen, Türk üniversitesi, Türk profesörleri, kısaca Türk düşüncesi, bu tüzükten hiç söz etmemiştir. Türk yazım dünyası, bu siyasal belgeyi gözden uzak tutabilmek için gayretini esirgememiştir. Fakat Türkiye'nin son yarım asırlık siyasal hayatına, bilim yöntemini kullanarak yaklaşmak isteyenler, olguları ve olgusal ilişkileri bir bütünsellik içinde kavramaya çalışanlar, kati surette bu belgeyi gözden uzak tutamazlar.

Günümüzde Osmanlı İmparatorluğu'na ilişkin sorunlar, enine boyuna tartışılmaktadır. Hâlbuki bugünkü Türk toplumunun, özellikle Kürd toplumunun yapısını belirleyen temel ilişki biçimleri, tek parti döneminde geliştirilmiştir. Yakın Doğu’da Kürd Ulus Sorunu’nun temel bir sorun olarak ortaya çıkması, Kürdistan üzerindeki “Yakın Doğu İşlerini Çözmek İçin Lozan Konferansı” emperyalist paylaşım ve Kürd ulusuna karşı uygulanan “böl-yönet” politikasından hemen sonra başlıyor. Hâlbuki resmi ideoloji Kemalizm, Türkiye'nin yakın tarihine bilimsel yöntemle yaklaşmayı engellemiştir. Bu engellemeyi ceza yasaları ve çok farklı tehditleriyle pekiştirmiştir. Yakın tarihe de; politik, askeri, ekonomik, toplumsal, kültürel ilişkilere bu ideoloji çerçevesinde bakılmasını dayatıyor ve emrediyorlar.

Onun için CHF'nın Tüzüğü(1927) gibi tek parti dönemine önemli bir açıklık getiren belgeleri gözden uzak tutmaya çalışıyorlar. Bugünkü nesillerin, bunları öğrenmemesi için çaba harcıyorlar. Oysa bu tutum toplumlar hakkında, toplumların geleceği hakkında bilgi vermez. Zaman ve mekân boyutu içinde ele alınmadan toplumlar hakkında bilgi sahibi olmak mümkün değildir. Bu ise, olgulardan hareket etmeyi, olgusal ilişkileri daima dikkate almayı gerektirir. Dolayısıyla, bilimsel bilgi üretilmesini engelleyen resmi ideoloji Kemalizm ile mücadele etmeyi gerektirir.

Resmi ideoloji çerçevesinde, onun getirdiği normları tartışılmaz bir veri kabul ederek, bilimsel bilgi üretmek mümkün değildir. Resmi ideolojiyi kavramak açısından, CHF Tüzüğü (1927) önemli bir belgedir. Aydınlanmak ve tarih bilincini edinmek üzere kritik edilmesi dileğiyle!

İsmail Beşikci’ye saygı, okura dostlukla!..

 

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları

Ebat: 13.5x21, 240 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN 978-605-86933-3-3

Fiyat: 22 TL

 

CEZAEVİNDEN MEKTUPLAR, İsmail Beşikci

Bu mektuplar, çeşitli tarihlerde, çeşitli cezaevlerinden yazılan mektuplardır. Bu mektupların çok önemli özelliği cevapsız olmalarıdır. Mektupların ilgili kişilere ulaşmasına özen gösterilmiştir. Dışarıdaki arkadaşlar, bunun için yoğun çaba harcamıştır. Fakat birkaç tanesi hariç bu mektuplara cevap alınamamıştır.

Mektuplar, ilgili kişilerin, o günlerdeki  yazılarını ve konuşmalarını eleştirmek amacıyla dile getirilmiştir. Özel hayata ilişkin belirlemeler veya istekler yoktur. Eleştiri, özgür eleştiriyse düşün hayatının çok önemli bir boyutudur. Demokrasinin de bilimin de vazgeçilmez koşulu ifade özgürlüğünün, özgür eleştirinin varolmasıdır.

Bu mektuplarda, özel hayat, kişiler arasındaki özel ilişkiler söz konusu olmadığı, tamamen toplumsal, siyasal hayata, düşün hayatına  has eleştiriler  olduğu için yayımlanmalarında, kamuoyu ile  paylaşımlarında  bir sakınca görülmemiştir.

Mektup önemli bir haberleşme aracıdır. Ama mektuba bir karşılık alınamıyorsa haberleşme gerçekleşmez.  Tek taraflı haberleşme olmaz.  Bu mektuplara neden cevap alınamadığı, mektupların neden cevapsız bırakıldığı üzerinde düşünmek toplumsal ve siyasal hayata ilişkin bilgilerimizi, Kürd/Kürdistan sorunuyla ilgili bilgilerimizi arttırıcı bir etki yapacaktır.

İsmail Beşikci

Aralık  2013

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 624 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN 978-605-63852-8-5

Fiyat: 43 TL

 

CEZAEVİNDEN YAZILAR, İsmail Beşikci

Bu kitaptaki yazılar çeşitli cezaevlerinde çeşitli tarihlerde yazılmışlardır. Cezaevlerinde yazılan yazıların bir kısmı o günlerde bazı basım-yayım organlarında  yayımlanmışlardır. Bu kitaptaki yazılar, çeşitli nedenlerle yayımlanamayan yazılardır. Bu kitap da yer alan yazılardan bir kısmı da Avrupa’daki bazı basım-yayım orglarında yayımlanmış olabilir.

Yazılarda, yazıldıkları dönem ilişkin bazı saptamalar, belirlemeler var.  O dönemlerde yaşanan bazı süreçlere ilişkin belirlemeler var. Bunlar, o günlerde, gazetelerde, dergilerde yer almadı.  Bazı yazılar da  “ileride, elverişli bir zamanda yayımlanır” diye bekletildi.  Bu yazıların ilgili dönemlerin anlaşılmasına  yardım edeceği kanısındayım.

İsmail Beşikci

Aralık 2013

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 672 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN 978-605-63852-9-2

Fiyat: 45 TL

Doğu Anadolu’nun Düzeni, Sosyo-Ekonomik ve Etnik Temeller, İsmail Beşikci

Kitabının ilk baskısı Temmuz 1969 da İstanbul’da E Yayınları tarafından yapılmıştı. E Yayınları,  Aralık 1970 de, genişletilmiş ikinci baskısını yaptı.

Yurt Kitap-Yayın Şubat 1992 de, kitabın yeni bir baskısını gerçekleştirdi. Bu sefer kitap iki cilt olarak yayımlandı. Aralık 1970 deki baskıda bir değişiklik yapılmadı.  Şubat 1970 deki baskıda, pek çok imla yanlışları ve cümle ve paragraf düşüklükleri vardı. Yurt Kitap-Yayın baskısında bunlar düzeltildi.

İBV,  Doğu Anadolu’nun Düzenin, Sosyo-Ekonomik ve Etnik Temeller, kitabını yeniden yayımlıyor.  Yurt Kitap-Yayındaki baskı dikkate alındı. Kitap yine tek cilt olarak yayımlanıyor.

1971 den önce yayımlanan kitaplarla, yazılarla, 1974 den sonra yazılanlar, yayımlananlar arasında  çok büyük içerik, görüş ve düşünce  farkları var.

12 Mart rejiminde, Diyarbakır-Siirt İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ndeki yargılamalar çok önemli bir dönüm noktasıdır. Resmi ideoloji kurumunu fark etmek ve eleştirmek,  Kürd/Kürdistan olgusunun, sorununun algılanmasında ve anlatılmasında çok büyük bir etken oldu. 1974-1975 den sonraki yayınlar, bu çerçevede gelişti. Şüphesiz, çok daha doğru yayınlardır. Bu durum,  Doğu’da Değişim ve Yapısal Sorunlar, Göçebe Alikan Aşireti kitabının, Ağustos 1992 de yapılan baskısının önsözünde de belirtildi.

1971 den önce yayımlanan,  Doğu’da Değişim ve Yapısal Sorunlar, Göçebe Alikan Aşireti,  Doğu Anadolu’nun Düzeni, Sosyo-Ekonomik ve Etnik Temeller, Doğu Mitinglerinin Analizi  (1967) ,Doğu Anadolu’da Göçebe Kürt Aşiretleri,  Kürt Toplumu Üzerine gibi kitapları bu çerçevede okumak ve değerlendirmek gerekir.

1971 den önce yayımlanan kitaplarla, yazılarla, örneğin,  1975 ve sonrasında, 1990’larda yayımlananlar arasında çok büyük görüş, düşünce farkları var. Okur, yazarın düşüncesinde, tutumunda meydana gelen bu değişmeleri merak edebilir. Okurun, bu değişimi sorgulaması, nedenleri üzerinde düşünmesi, olguları, olgusal ilişkileri bu yönlerden değerlendirmesi bilgilerimizi zenginleştirecek  önemli bir dinamiktir.

İsmail  Beşikci

Mart  2014

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 712 sayfa

ISBN: 978-605-85491-1-1

Fiyatı : 43 TL

 

KÜRT TOPLUMU ÜZERİNE (1971’DEN ÖNCEKİ YAZILAR), İsmail Beşikci

 

Kürt Toplumu Üzerine (1971’den Önceki Yazılar) kitabı ilk olarak, Nisan 1993 de Yurt Kitap-Yayın tarafından yayımlanmıştır. İBV Yayınları kitabi yeniden yayımlamaktadır.

1971 den önce yayımlanan kitaplarla, yazılarla, 1974 den sonra yazılanlar, yayımlananlar arasında çok büyük içerik, görüş ve düşünce farkları var.

12 Mart rejiminde, Diyarbakır-Siirt İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ndeki yargılamalar çok önemli bir dönüm noktasıdır. Resmi ideoloji kurumunu fark etmek ve eleştirmek,  Kürd/Kürdistan olgusunun, sorununun algılanmasında ve anlatılmasında çok büyük bir etken oldu. 1974-1975 den sonraki yayınlar, bu çerçevede gelişti. Şüphesiz, çok daha doğru yayınlardır. Bu durum,  Doğu’da Değişim ve Yapısal Sorunlar, Göçebe Alikan Aşireti kitabının, Ağustos 1992 de yapılan baskısının önsözünde de belirtildi.

1971 den önce yayımlanan,  Doğu’da Değişim ve Yapısal Sorunlar, Göçebe Alikan Aşireti,  Doğu Anadolu’nun Düzeni, Sosyo-Ekonomik ve Etnik Temeller, Doğu Mitinglerinin Analizi  (1967) ,Doğu Anadolu’da Göçebe Kürt Aşiretleri,  Kürt Toplumu Üzerine  gibi kitapları bu çerçevede  okumak ve değerlendirmek gerekir.

1971 den önce yayımlanan kitaplarla, yazılarla, örneğin,  1975 ve sonrasında, 1990 larda yayımlananlar arasında çok büyük görüş, düşünce farkları var. Okur, yazarın düşüncesinde, tutumunda meydana gelen bu değişmeleri, merak edebilir. Okurun, bu değişmeleri, sorgulaması, nedenleri üzerinde düşünmesi, olguları, olgusal ilişkileri bu yönlerden değerlendirmesi bilgilerimizi zenginleştirecek önemli bir dinamiktir.

 

İsmail Beşikci

Mart 2014

 

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 224 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN: 978-605-85491-5-9

Fiyatı : 22 TL

 

 

BİR AYDIN BİR ÖRGÜT VE KÜRT SORUNU, İsmail Beşikci

 

Bir Aydın Bir Örgüt ve Kürt Sorunu kitabının ilk baskısı,  Melsa Yayınları tarafından  İstanbul’da Mart 1990 tarihinde yapılmıştır.  Kitabın ikinci baskısı, Aralık 1991 de, yine Melsa Yayınları tarafından tapılmıştır. Yurt Kitap-Yayın Ekim 1993 de, yeni bir baskı yapmıştır.

İBV,  kitabı yeniden yayımlamaktadır. 

1971 den önce yayımlanan kitaplarla, yazılarla, 1974 den sonra yazılanlar, yayımlananlar  arasında  çok büyük içerik, görüş ve düşünce  farkları var.

12 Mart rejiminde, Diyarbakır-Siirt İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ndeki yargılamalar çok önemli bir dönüm noktasıdır. Resmi ideoloji kurumunu fark etmek ve eleştirmek,  Kürd/Kürdistan olgusunun, sorununun algılanmasında ve anlatılmasında çok büyük bir etken oldu. 1974-1975 den sonraki yayınlar, bu çerçevede gelişti. Şüphesiz, çok daha doğru yayınlardır. Bu durum,  Doğu’da Değişim ve Yapısal Sorunlar, Göçebe Alikan Aşireti kitabının, Ağustos 1992 de yapılan baskısının önsözünde de belirtildi.

1971 den önce yayımlanan,  Doğu’da Değişim ve Yapısal Sorunlar, Göçebe Alikan Aşireti,  Doğu Anadolu’nun Düzeni, Sosyo-Ekonomik ve Etnik Temeller, Doğu Mitinglerinin Analizi  (1967) ,Doğu Anadolu’da Göçebe Kürt Aşiretleri,  Kürt Toplumu Üzerine  gibi kitapları bu çerçevede  okumak ve değerlendirmek gerekir.

1971 den önce yayımlanan kitaplarla, yazılarla, örneğin,  1975 ve sonrasında, 1990’larda yayımlananlar arasında çok büyük görüş, düşünce farkları var. Okur, yazarın düşüncesinde, tutumunda meydana gelen bu değişmeleri merak edebilir. Okurun,  bu değişmeleri sorgulaması, nedenleri üzerinde düşünmesi, olguları, olgusal ilişkileri bu yönlerden değerlendirmesi bilgilerimizi zenginleştirecek önemli bir dinamiktir.

 

İsmail Beşikci

Mart 2014

 

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 143 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN: 978-605-85491-2-8

Fiyatı : 16 TL

 

DEVLETLER ARASI SÖMÜRGE KÜRDİSTAN, İsmail Beşikci

Kürdistan’ın ve Kürd ulusunun siyasal statüsü sorunu, Yakın Doğu’nun en önemli sorunudur.

Kürdistan’ın, Kürt ulusunun; beş parçaya bölünmesi, parçalanması ve paylaşılması, sürekli kendini üreten derinleştiren bir olgudur.

20. yüzyıl boyunca dayanışma ve ittifak dâhilinde, dünyada anti-Kürd uluslararası nizam oluşturulmuş, Kürd ulusunun varlığı inkâr edilmiştir.

Gelinen aşamada Kürd Sorunu’nu; “etnisite sorunu”, “azınlık sorunu”, “Türkiye’de, Kürdlerin bireysel haklarını elde edeceği demokrasi sorunu!” vs. şeklinde tanımlamak yanlıştır. Somut olgu ile uyuşmayan bu yanlış tanımlama, çözüm sorununa da doğru yaklaşımı, sağlıklı önermeleri yapmayı engellemektedir.

Kürdistan Sorunu, bir ulus ve ülkenin, soykırım hedefinden çıkarılması, sömürge konumundan kurtarılması, parçalanmışlığının telafi edilerek, dünya milletlerinin yaşadığı eşit koşullara erişmesi, özgürleşmesi sorunudur.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin devamı, Kuvva-i Milliye Teşkilatı’nın takipçisi Kemalist hareket ve resmi ideolojinin, halklara dayattığı “yok sayma ve yok etme” politikası; 20. yüzyıl boyunca devam etmiştir. Ancak 21. yüzyılda bu politikayı sürdürmek mümkün görülmemektedir. Bunda Kürdlerin mücadelesi, dış faktörlerin Kürd mücadelesine sağladığı olanaklar, Yakın Doğu’daki devletlerin kendi aralarındaki ittifaklarının gevşemesi, değişmesi, çekişmesi, çatışması ve ilişkilerinin soğumasının sağladığı avantajlar, Kürdlerin var olan durumu aynı şekilde devam ettirmeye razı gelmemesi, dünyada kazandığı meşruiyet, koşulları Kürdlerin lehine çevirmiştir.

Bu konuların tartışıldığı ‘Devletlerarası Sömürge Kürdistan’ kitabı, 1990 yıllında yayınlandı. Büyük ilgi gördü. Tartışmalarda yeniden göz önünde bulundurmak önemlidir. 

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 264 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN 978-605-63852-6-1

Fiyatı: 23 TL

 

 

DEVLET VE KÜRTLER DİL, KİMLİK, MİLLET, MİLLİYETÇİLİK, İsmail Beşikci

İsmail Beşikci’nin 2005-2013 tarihleri arasında kaleme aldığı makalelerini iki kitapta topladık. Kitabın biri; “Rejimin Niteliği ve Kürtler”, diğerini “Devlet ve Kürtler” olarak isimlendirdik.

Bu kitapta daha ziyade; Devletin Kürtlere ilişkin; dili, kimliği, tarihi, millet ve milliyetçilik konularını ele alan makaleleri toplamaya çalıştık.

Makaleler; çeşitli Internet sitelerinde, dergi ve gazetelerde yayımlanmış, içlerinde burada ilk kez yayınlananları da vardır. Ancak her okunduğunda, basit ve anlaşılır bir dil ile yazılmasına rağmen, tap-taze ve okuru yeniden analiz etme ortamına çektiği, kendisi ile yüzleştirdiğini ve okuma hazını yeniden verdiğini görürüz.

Kürt siyaset sınıfının, analitik olmaktan ziyade, eklektik eğilimi(Nİ) tehlikeli bir şekilde güçlenmektedir.

Bu, bilimsel düşünüşü, siyasetin kalitesini ve insani değerleri gerilettiği, etik davranışı aşındırdığı, yanılsamalara yol açtığını gözlemliyoruz.

Devleti ve Kürt milletini ve milliyetçiliği ile egemen Türk millet ve milliyetçiliğini sağlıklı algılamak önemlidir, aktüeldir, tartışmalı ve ders çıkarıcıdır.

İsmail Beşikci; devletin niteliği, aydınların, akademik alanın, solun ve Kürtlerin, devlet karşısındaki zaaflarının neden ve sonuçlarına sıkça vurgu yapar.

Kemalist resmi ideoloji; bilimsel düşünceyi, bilim yöntemi ile olgulara yaklaşmayı zedelemiştir. Tarih bilincini karartmıştır.

Burada; iki kaba çizgi, iki tarz, iki uygulama biçimi ve yöntemi vardır.

Biri; olguları, bilim yöntemini, bilimsel analizin hassasiyeti ve özgür düşünüşü esas alır.

Diğeri ise; olguları inkâr eder, siyaseti, ahlakı ve ideolojiyi esas alır.

Biri; tarih bilincine ve somut olgulara önem verir.

Diğeri ise; tarihi, tarih bilincini, somut olguları görmezden gelir, mübalağalı kılar, karartır, inkâr eder.

Bilimsel yöntemle, doğruya erişme mücadelesini verdikçe ve yaklaştıkça, bilimin değeri daha iyi hazzedilir ve anlaşılır. Ezilen ve haklı olan, doğruda sebat ettikçe temiz kalır ve özgürlüğe erişebilir.

Kritik edilmesi dileğiyle!

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 392 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN: 978-605-63852-7-8

Fiyat: 33 TL

 

HAYALİ KÜRDİSTANIN DİRİLİŞİ, İsmail Beşikci

19 Eylül 1930 tarihli Milliyet Gazetesi’nde, temsili Ağrı Dağı ve üzerinde bir mezar taşına; “Muhayyel Kürdistan burada metfundur’ (Hayali Kürdistan burada gömülüdür.) yazılı olduğu bir karikatür yayınlanıyor.

Milliyet Gazetesi’ni; Siirt Milletvekili Mahmut Soydan (1883-1936) çıkarıyor. Gazete, 11 Şubat 1926’da İstanbul’da yayına başlamış. Gazete, Mustafa Kemal’in izniyle ve teşvikiyle kurulmuş. 1935’de Tan adını almış. Sahibi de Ali Rıza Karacan olmuş.

Kürdlerin ve Kürdistan’ın bölünmesi, parçalanması ve paylaşılması, Yakın Doğu tarihinin en önemli olayıdır. Bu olgu, Kürdler ve Kürdistan üzerinde çok olumsuz etkiler yaratmıştır. Bu, bir insanın iskeletinin parçalanması gibi, beyninin dağılması gibi bir durum yaratmıştır. Bu, uluslararası toplumda, Kürdlerin dostunun azalmasını, giderek yok olmasını, hasımlarının ise çoğalmasını sağlamıştır. Uluslararası toplumun, anti-Kürd duygularla, düşüncelerle şekillenmesi bu sürecin başta gelen sonucudur.

Günümüzde, Kürd/Kürdistan olgusu, siyasal ve toplumsal bakımlardan hızla değişmektedir, bu şüphesiz pozitif bir durumdur. Bu değişimi yaratan iki önemli olay vardır:

Birincisi, 15 Ağustos 1984’de Türkiye’de gerilla mücadelesinin başlamış olmasıdır.

İkinci olay ise, 20 Mart 2003’de, ABD’nin ve Koalisyon güçlerinin Irak’a silahlı müdahalede bulunmuş olmasıdır. Bu iki olgu birbirini etkileyerek, tetikleyerek bugünkü durumu yaratmıştır.

Irak’a silahlı müdahale sonunda, Saddam Hüseyin rejimi yıkılmış, Baas Partisi dağıtılmış, el-Muhaberat ve Ordu dağıtılmış, kitle imha silahları imha edilmiştir. Bu, belli başlı tehditler ortadan kalkınca, Kürdler federal Irak anlayışını gündeme getirmiş, Kürdistan Bölgesel Yönetimi kurulmuştur. Bu bir statüdür ve doğudaki, batıdaki, kuzeydeki yani Yakın Doğu’daki, Orta Doğu’daki, bütün Kürdleri kaçınılmaz olarak gündeme getirmekte, aktüel kılmaktadır. 21. yüzyılın ilk yıllarında, dönemin emperyal gücü, ABD, Kürdlere statü vermeyi istememesine rağmen, müdahalesiyle bu statükoda çok önemli bir sarsıntı ve gedik açmıştır.

Gerilla mücadelesi, 1930 tarihli karikatürü çürütmüştür. Kürdistan Bölgesel Yönetimi ise, 1920’ler karşısında tarihin bir ironisi olarak değerlendirmek gerekir.

Kitabın kritik edilmesi dileğiyle!

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 160 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN 978-605-63852-5-4

Fiyat: 16 TL

KÜRT AYDINI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER, İsmail Beşikci

“…Kürt toplumunun önemli bir zaafı ile karşı karşıya kalıyoruz. Kürt toplumunda bir hastalık var. Bunu irdelemeye çalışmak gerekir. Bu konuda Kürt aydını dediğimiz kategorinin ciddi bir şekilde ele alınması gerekir. Kürt aydınları hakkında kısaca, şunu söylemek mümkündür. Kürt aydını, Türk aydınının kötü bir kopyasıdır…

O günlerde, Kürtler, kendi aralarında Kürtçe konuştukları zaman Türk devrimcileri tarafından “milliyetçi” olmakla suçlanırlardı. Bu suçlama ve eleştiriler, Türkçe bilmeyen köylülere değil, daha çok devrimci ve demokrat öğrencilere yöneltilirdi. Yani Türkçe de bilen, fakat kendi aralarında Kürtçe konuşan öğrenciler için veya çeşitli mesleklerden Kürtler için yapılırdı. Kürt öğrenciler de“milliyetçi” olarak suçlanmaktan çok rahatsız olurlardı. Böyle bir suçlamayla ya da eleştiriyle karşılaşmamak için de Kürtçe konuşmaktan, Kürt toplumu olma özelliklerini savunmaktan çok büyük tavizler verirlerdi. “Ben enternasyonalistim” sözü, işte bu tür suçlamaların ve eleştirilerin önüne geçmek için sık sık kullanılırdı. Temel sorun da burada ortaya çıkıyor. Kendi anadilinden vebadan kaçar gibi kaçmak, sömürgecinin dilini kullanmak, insanları, devrimcileri enternasyonalist yapar mı?

Sömürgeci devletler, Kürdistanı devletlerarası sömürge düzeyinde tutan devletler, bütün kurumları sömürgeci düşünceleri ve eylemleri doğrultusunda kullanabilmektedirler. Din de bu kurumlardan biridir. Türk, Fars ve Arap sömürgecileri, İslamlığı, Kürtlerin ulusal duygularının gelişmesini engelleyecek bir biçimde kullanmışlardır.

Kürtlerin ulusal hakları, dili, kültürü söz konusu olduğu zaman İslam kardeşliğini ileri sürüyorlar. “Kardeşlik”, “eşitlik” gibi sloganlarla ulusallığın gelişmesini engellemeye çalışıyorlar. Kürtler kimliklerinden dolayı, baskıya, işkenceye, hakarete, soykırıma uğradıkları zaman da, solculukla, komünistlikle suçlanıyorlar. Böylece, işkenceci güçlerin yanında yer almak gibi bir sonuç da ortaya çıkıyor…”

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 160 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN: 978-605-63852-4-7

Fiyat: 16 TL

 

ORTADOĞU’DA DEVLET TERÖRÜ, İsmail Beşikci

“…Kürt toplumunun önemli bir zaafı ile karşı karşıya kalıyoruz. Kürt toplumunda bir hastalık var. Bunu irdelemeye çalışmak gerekir. Bu konuda Kürt aydını dediğimiz kategorinin ciddi bir şekilde ele alınması gerekir. Kürt aydınları hakkında kısaca, şunu söylemek mümkündür. Kürt aydını, Türk aydınının kötü bir kopyasıdır…

O günlerde, Kürtler, kendi aralarında Kürtçe konuştukları zaman Türk devrimcileri tarafından “milliyetçi” olmakla suçlanırlardı. Bu suçlama ve eleştiriler, Türkçe bilmeyen köylülere değil, daha çok devrimci ve demokrat öğrencilere yöneltilirdi. Yani Türkçe de bilen, fakat kendi aralarında Kürtçe konuşan öğrenciler için veya çeşitli mesleklerden Kürtler için yapılırdı. Kürt öğrenciler de“milliyetçi” olarak suçlanmaktan çok rahatsız olurlardı. Böyle bir suçlamayla ya da eleştiriyle karşılaşmamak için de Kürtçe konuşmaktan, Kürt toplumu olma özelliklerini savunmaktan çok büyük tavizler verirlerdi. “Ben enternasyonalistim” sözü, işte bu tür suçlamaların ve eleştirilerin önüne geçmek için sık sık kullanılırdı. Temel sorun da burada ortaya çıkıyor. Kendi anadilinden vebadan kaçar gibi kaçmak, sömürgecinin dilini kullanmak, insanları, devrimcileri enternasyonalist yapar mı?

Sömürgeci devletler, Kürdistanı devletlerarası sömürge düzeyinde tutan devletler, bütün kurumları sömürgeci düşünceleri ve eylemleri doğrultusunda kullanabilmektedirler. Din de bu kurumlardan biridir. Türk, Fars ve Arap sömürgecileri, İslamlığı, Kürtlerin ulusal duygularının gelişmesini engelleyecek bir biçimde kullanmışlardır.

Kürtlerin ulusal hakları, dili, kültürü söz konusu olduğu zaman İslam kardeşliğini ileri sürüyorlar. “Kardeşlik”, “eşitlik” gibi sloganlarla ulusallığın gelişmesini engellemeye çalışıyorlar. Kürtler kimliklerinden dolayı, baskıya, işkenceye, hakarete, soykırıma uğradıkları zaman da, solculukla, komünistlikle suçlanıyorlar. Böylece, işkenceci güçlerin yanında yer almak gibi bir sonuç da ortaya çıkıyor…”

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 160 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN: 978-605-63852-4-7

Fiyat: 16 TL  

 
Bİlİm-Resmi İdeolojİ Devlet-Demokrasİ ve Kürt Sorunu, İsmail Beşikci

Bilimsel yöntem; tarih bilincini olgulardan hareket ederek somut gerçeği esas alır ve tahlil eder. Resmi ideoloji tarihi ve olguları tahrif eder, bilim yöntemi ile olguları tartışanlara cezai yaptırımlar uygular.

Bilimsel düşünce, yaşananları bilimin kavramlarıyla ortaya çıkarmayı esas alır. Bu açıdan; Ermeni, Pontus, Êzdi ve Süryani, Alevi ve Kürd jenosidini, Rum sürgününü, bu halkların variyetinin Türk devlet hazinesine nasıl aktarıldığını özgürce tartışır.

Resmi ideoloji ise olgulardan hareket etmez, inkâr eder, ırkçı şoven Türk görüşünü oluşturmayı hedefler, inandırıcı olamadığı için şiddetle bastırmayı esas alır.

Bilim yönteminde; duygusallık değil gerçekçilik, niyetler değil olgular esastır ve bundan taviz vermez. Resmi ideoloji ise çifte standartlı düşünceler ve davranışlar üretir, duygusal tepkilerin kurumlaşmasına neden olur.

Bilim kuşkucudur, eleştiriye ve gelişmeye açıktır. Resmi ideoloji “mevzuat”lar ile hareket eder, kabulü esas alır, “Türk ulusal duygularının zayıflatılmaması, incitilmemesi ve TC. Devleti’nin ‘itibarı” sloganları uğruna, olgulara erişmeye, eleştirilere, değişime kendini kapatır, şiddetle karşısında durur.

Bilim yöntemi; düşünce, ifade ve akademik tartışmaların özgür bir zeminde gelişmesi ve işlemesine sınırsız açıktır. Bunun için karşısına çıkan resmi ideoloji ile mücadele etmek, düşünce hayatına bilimi egemen kılmak için çaba sarf eder.

Eleştiri kavramının geniş kapsamıyla kullanıldığı açıktır. Siyasal ve toplumsal eleştiriyi kuşkusuz içermektedir. Eleştiri bilimsel düşüncenin vazgeçilmez bir öğesidir. Örneğin, ‘Türkiyede Kürd adıyla bilinen bir ulusun, Kürdçe adıyla bilinen bir dilin olmadığı’, çok uzun yıllar, bilinçle, kararlılıkla ve ısrarla savunulmuştur.

Devlet, resmi ideolojiyi hâkim kılmak üzere; kamu yönetimini, eğitim kurumlarını, sendikalar, siyasal partiler, basın, radyo, TV, sinema, tiyatro gibi kitle haberleşme araçlarını en etkili ve yaygın bir biçimde kullanarak bu düşünceyi yaygınlaştırmaya ve topluma benimsetmeye çalışmaktadır. Devlet, ideolojik baskı araçlarını hep bu yönde kullanır.

Türkiyede resmi ideoloji böylesine kurumlaşmıştır. Bu kurumlaşma bilimin üretilmesinin önündeki en büyük engeldir. Bu engeli aşmanın biricik yolu, bilimin resmi ideolojiyi eleştirebilmesidir.

Resmi ideolojiyi eleştiremediği sürece bilimin gelişmesi ve saygınlık kazanmasının olasılığı yoktur.

Bilim ve resmi ideoloji ilişkisinde görülen sorunlar sadece, Türkiyede karşılaşılan sorunlar değildir. İran, Irak, Suriye, Suudi Arabistan, Gana, Güney Afrika, Şili... gibi ülkelerde ve Doğu Bloğu ülkelerinde de resmi ideoloji vardır. Bilim-resmi ideoloji ilişkileri, oralarda da sorunludur. Resmi ideoloji oralarda da bilimin serbestçe gelişmesini engellemektedir.

Kürdistan sorunu söz konusu olduğu zaman, mahkemeler bilimsel gerçeği değil, ideolojik gerçeği esas alarak yargılama yaparlar.

Kitabın kritik edilmesi dileğiyle!

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 272 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN : 978-605-86933-2-6

Fiyat: 25 TL

 

REJİMİN NİTELİĞİ VE KÜRTLER, İsmail Beşikci

İsmail Beşikci’nin 2005-2013 tarihleri arasında kaleme aldığı makalelerini iki kitapta topladık. Kitabın biri; “Rejimin Niteliği ve Kürtler”, diğerini “Devlet ve Kürtler” olarak isimlendirdik.

Elinizdeki kitapta daha çok; İsmail Beşikci’nin kaleme aldığı; rejimin halklar karşısındaki niteliği ve özel olarak Kürtlerin düşünsel, siyasal ve aydınlanma konusundaki makalelerini bir araya toplamaya çalıştık.

Makaleler; çeşitli Internet sitelerinde, dergi ve gazetelerde yayımlanmış, içlerinde burada ilk kez yayınlananları da vardır. Ancak her okunduğunda, basit ve anlaşılır bir dil ile yazılmasına rağmen, tap-taze ve okuru yeniden analiz etme ortamına çektiği, kendisi ile yüzleştirdiğini ve okuma hazını yeniden verdiğini görürüz.

Kürt siyaset sınıfının, analitik olmaktan ziyade, eklektik eğiliminin tehlikeli bir şekilde güçlenmektedir. Bunun, bilimsel düşünüşü, siyasetin kalitesini ve aydınlanmacı duruşu gerilettiği, etik davranışı aşındırdığı, yanılsamalara yol açtığını gözlemliyoruz.

 Devleti, Kürt milletini ve milliyetçiliği ile egemen Türk millet ve milliyetçiliğini sağlıklı algılamak, önemlidir, aktüeldir, tartışmalı ve ders çıkarıcıdır.

İsmail Beşikci; devletin niteliği, aydınların, akademik alanın, solun ve Kürtlerin, devlet karşısındaki zaaflarının neden ve sonuçlarına sıkça vurgu yapar.

Kemalist resmi ideoloji; bilimsel düşünceyi, bilim yöntemi ile olgulara yaklaşmayı zedelemiştir. Tarih bilincini karartmıştır.

Burada; iki kaba çizgi, iki tarz, iki uygulama biçimi ve yöntemi vardır.

Biri; olguları, bilim yöntemini, bilimsel analizin hassasiyeti ve özgür düşünüşü esas alır.

Diğeri ise; olguları inkâr eder, siyaseti, ahlakı ve ideolojiyi esas alır.

Biri; tarih bilincine ve somut olgulara önem verir.

Diğeri ise; tarihi, tarih bilincini, somut olguları görmezden gelir, mübalağalı kılar, karartır, inkâr eder.

Bilimsel yöntemle, doğruya erişme mücadelesini verdikçe ve yaklaştıkça, bilimin değeri daha iyi hazzedilir ve anlaşılır. Ezilen ve haklı olan, doğruda sebat ettikçe temiz kalır ve özgürlüğe erişebilir.

Kritik edilmesi dileğiyle!

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 448 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN 978-605-63852-2-3

Fiyat: 35 TL

 

UNESCOYA MEKTUP, İsmail Beşikci

UNESCO’nun 1981 yılını Atatürk Yılı ilan eden kararında; “Atatürk’ün, emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı ilk ulusal kurtuluş savaşını başlattığı ve başarıya ulaştırdığı belirtilmektedir… Doğunun ezilen uluslarına, köle uluslarına ışık tuttu, onlara kurtuluş yönünü gösterdi. Emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı mücadelesinin temel amacı bu idi… Dünyadaki esir ve köle ulusların, ezilen ulusların Atatürk’ten aldıkları ışık ve bilinç ile birer birer özgürlüklerine ve bağımsızlıklarına kavuştukları..” söylenmektedir.

“UNESCO, eğitim, bilim ve kültür yolu ile adaletin ve hukukun üstünlüğünü, demokratik yaşama özgürlüklerini sağlamayı amaç edinmiş, uluslararası bir kuruluştur. İnsan haklarını ve özgürlüklerini, ulusların eşitliği anlayışını, hayata geçirmeye gayret etmektedir. Ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel yaşamda bu ilkeyi egemen kılmak için önemli uğraş verir. İnsanların iç hayatlarının zenginleşmesi, siyasal toplum olarak devlet karşısında insan haklarının, özerkliğin korunup geliştirilmesi bu yolla mümkün olabilmektedir.” der.

Hâlbuki UNESCOnun, Atatürkün 100. Doğum Yıldönümü dolayısıyla aldığı kararda ileri sürülen önermeler, yalana dayalı Türk resmi ideolojisinin kabulüdür ve ideolojiktir. Amacı, eğitim, bilim ve kültür yolu ile Birleşmiş Milletler idealini gerçekleştirmek olan UNESCO için bu, kuşkusuz derin bir çelişkidir.

Bilim yönteminin somut bir olaya uygulanması açısından, “UNESCO’ya Mektup” önemli bir çalışmadır.

Kritik edilmesi dileğiyle!

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 96 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN: 978-605-63852-1-6

Fiyat: 12 TL

 

HUKUSUZ ADALET, İsmail Beşikci

Düşün, hukuk ve siyaset her biri farklı kategorilere hitap eder. Ancak bu üç alan birbiri ile ilişkili ve biri ile ilgili olan kişi ya da kişiler, diğer iki alanı da gözetmek durumundadır.

İsmail Beşikci, 1960’lı yıllardan beri akademik alanda, Kürd/Kürdistan sorununu araştırmaya koyulduğunda, şimşekleri üzerine çekti. Zira resmi ideolojinin; “herkes Türk, herkes Müslüman” algısını kritik etti, sorguladı.

İsmail Beşikci’nin düşünceleri, Türk akademisi tarafından kritik edilme yerine, kendisi akademik alandan alındı, zindana atıldı. İsmail Beşikci, zorunlu olarak, kendisini hukuk mücadelesinde buldu. Ancak Türkiye’de hukuksuz bir adalet ile karşılaştıkça daha çok düşüncelerini yargılandığı mahkemelerde savundu!

Sistemin sömürgeci, soykırımcı, faşist askeri bürokratik niteliği ya da İsmail Beşikci’nin deyimi ile “Türk resmi ideolojisi”, ona şiddet uyguladı ve zindanlarda çürütmeye girişti. Ancak İsmail Beşikci’nin, düşüncelerini akademik alanda sunma fırsatı elinden alınınca, örnek bir aydın, bilim ve düşün insanı olarak mahkemeleri  tartışma platformuna çevirdi. Bu bedeli, zindanda geçen yaşamı ve bedeniyle ağır ödedi.  Ancak değil Türkiye ve Kürdistan’da, dünyada Jan Poul Sartre, Frances Fanon gibi  bir aydın portresi olarak ortaya çıktı. İsmail Beşikci’nin değindi olgu Kürd/Kürdistan ve diğer jenoside uğrayan halkların varlığına dair idi.  Kürdistan’ın koşulları,  Cezayir’den kat be kat ağır idi. Türkiye,  Fransa’dan daha zor koşulları, aydın ve bilim insanlarına yaşatıyordu.  İsmail Beşikci, bu koşullarda, aydın ve bilim insanı olarak kendini gerçekleştirmeye, düşüncelerini kamuoyu ile paylaşmaya  çalışıyordu.

Zira İsmail Beşikci, bir Türk ve bilim insanı olarak; Türk devleti ve  bu devletin Türkiye insanına aks ettirdiği algı ve duruşu değil,  Kürt, Ermeni, Asurî vb. jenoside uğrayan, varlığı inkar edilen, aidiyetinden dolayı zulüm gören halkların vicdanı, sesi, beleği, algısı ve yaşayışı ile empati kurdu, düşüncenin gücünü sosyolojik analizleri ile ortaya koydu.

Bunu gerçekleştirirken, hukuksuz bir yargılama, infaz ve çürütme ile karşı karşıya bırakıldı. Ancak İsmail Beşikci, bu durum karşısında ceza alıp almama kaygısı ile değil, bilimi ve bilim yöntemi ile olguları doğru analiz etmek titizliğini önemsedi, bu kaygı ile hareket etti.

Bu kitaptaki “İddianame”ler, “Gerekçeli Karar”lar ve “Polis Sorguları”na karşı, yaptığı savunmalarında İsmail Beşikci’nin net duruşunu görürüz.  

 “Hukuksuz adalet, adalet değildir!” söyleminin yaşanmışlığı bu kitapta yeniden usumuza, algımıza vuruyor.  Yaşananların, yapılanların, sorulanların ve savunulanların değerini olduğu gibi görmek,  bilmek ve tarihsel değerini tartışmak önemlidir.

İBV-Ahmet Önal

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 304 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN: 978-605-63852-6-1

Fiyat: 30 TL

 

MAHKEMELERİN AÇTIĞI YOL, İsmail Beşikci

İsmail Beşikci, 1960’lı yılların ortalarından itibaren, Yakın Doğu’nun, Orta Doğu’nun en önemli ve karmaşık sorunu olan   Kürt ve Kürdistan sorunu konusunda yoğun bir düşün ve yazım yaşamına girdi. Zorlu ve ödenen bedellere vesile olacak bu yazı ve düşüncelerle ilgili olarak; önce üniversite bünyesinde idari, sonra da adli soruşturmalar açıldı.

Açılan soruşturmalar ve mahkemeler süreci,  Kürt sorununun algılanmasında, kavranmasında, boyutlarının açıklığa kavuşturulmasında büyük rolleri oldu.  Bu süreçte mahkemeler, aydın insanın nasıl düşünülmesi, tavır göstermesi ve davranılması gerektiğinin sağlıklı ve emin yollarını açığa çıkarmıştır. 

1990’lı yıllarda Melsa-Belge Yayınları tarafından ‘’Savunmalar’’ ismiyle yayınlanan kitap, 1993 tarihinde altı yeni iddianame ve bunlara ilişkin savunmalar eklenerek ‘’Mahkemelerin Açtığı Yol’’ ismi ile yayınlandı.

İsmail Beşikci Vakfı yayınları tarafından yayınlanan kitapta, dört adet ‘’savunma’ metni ilk olarak yer alıyor. 

İsmail Beşikci olgusunu ortaya çıkaran düşün yaşamı,  bu ve başka başka savunmalar ile gösterdiği aydın tutum, dünyada ender ve örnek gösterilen bir insanın etik davranışını, tutkusunu ve tarih karşısındaki sorumluluğunu da göstermektedir.

     

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 384 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN: 978 -605-9073-04-2

Fiyat: 32 TL

 

 

ULUSLAR ARASI ANTİ-KÜRD  NİZAN VE YÜKSEK KÜRD BİLİNCİ, İsmail Beşikci

Birinci Dünya Savaşı sürecinde ve sonrasında, Yakın Doğu’nun imhası ve Orta Doğu’nun  yeniden biçimlendirilmesi bugünü belirleyen temel olgulardır.

Kürdler, Kürdistan, böyle bir biçimlendirilme sürecinde bölündü, parçalandı, paylaşıldı. 1920’lerde, Milletler Cemiyeti döneminde oluşan statükoda,  Kürdlerin/Kürdistan’ın böyle bir durumu var.

Ama, 21. yüzyılın başlarından itibaren bu statükoda  önemli gedikler açılmaya başladı. ABD’nin ve koalisyon güçlerinin 20 Mart 2003 de, Irak’a yaptığı müdahale şüphesiz önemlidir. Bu müdahale sonunda Saddam Hüseyin rejimi yıkılmış, Baas Partisi dağıtılmış, ordu ve el Muhaberat dağıtılmış, kitle imha silahları imha edilmiştir.  Kürdleri tehdit eden, Kürdlere soykırım yapan belli başlı güçler bunlardı. Bu güçlerin ortadan kalkması, Kürdlerin önünü açmış,  Kürdistan Bölgesel Yönetimi bu süreçte kurulmuştur. Bu, 1920’lerde,  Milletler Cemiyeti döneminde kurulan uluslar arası Anti-Kürd nizamda çok önemli bir değişim başlatmıştır.

IŞİD’in, 10 Haziran 2014 de, Musul’a saldırısı, Yakın Doğu’daki, Orta Doğu’daki yerleşik düzenlerde çok büyük sarsıntıların yaşanmasına neden olmuştur.

Yakın Doğu’da, Orta Doğu’da alt-üst olma durumları yaşanmaktadır. Yakın Doğu, Orta Doğu yeniden kurulmaktadır. Kanımca bu bölgede, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaşananlar yeniden yaşanacaktır. Ama bu sefer Büyük Britanya, Fransa gibi emperyal devletlerin değil, bölgenin yerli haklarının arzuları, beklentileri belirleyici olacaktır.  Yakın Doğu’nun, Orta Doğu’nun yerli halklarının istekleri, beklentileri doğrultusunda Birinci Dünya Savaşı sonundaki süreçler yeniden yaşanacaktır. Bu çerçevede Kürdler, dünya uluslar ailesinin eşit bir ferdi olarak tarih sahnesine çıkacaktır.

Uluslararası Anti-Kürd Nizam ve Yüksek Kürd Bilinci kitabında son birkaç yıldır yayımlanan yazılar bir araya getirilmiştir.

Kürd/Kürdistan sorununu, Ermeni, Asuri-Süryani, Ezidi sorunlarıyla birlikte, Türk, Arap, Fars gelişmeleri sürecinde ele alınması kaçınılmazdır.

1920’lerde oluşan Uluslararası Anti-Kürt Nizam,  Yüksek Kürt Bilinci ile aşılır.

 

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 336 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN: 978 -605-9073-02-8

Fiyat: 27 TL

 

 

KİRLETİLEN KAVRAMLAR, İsmail Beşikci

 

Kürt Hareketi'nin bilime ihtiyacı çok büyüktür. Özgürlük Hareketi bunun bilincindedir, Kürdistan'ı, Kürt toplumunu kavramak için çok yoğun bir çaba içindedir. Özgürlük Hareketi, demokrasi, özgürlük, eşitlik, hukuk, hukukun evrensel ilkeleri, bağımsızlık, ulusların eşitliği, ulusların kendi geleceklerini tayin hakkı, insan hakları gibi kategorilerin de bilincindedir ve bunları kazanmaya çalışmakta-dır. Bu kavramların ete kemiğe bürünmesi, toplumsal, siyasal ve kül-türel akımlar olarak güçlenmesi, yaşama geçmesi, Özgürlük Hareketi'ni ilerleten önemli bir dinamik olmaktadır.

Resmi ideoloji ise bu kavramların içeriğini boşaltmak, temel toplumsal ve siyasal süreçleri çarpıtmak, bunların gücünü azaltmak ve etkisiz kılmak için elinden geleni yapmaktadır. Devleti düşüncede ve uygulamada çifte standartlı kılan bu tutumun, resmi ideolojinin doğal bir sonucu olduğu çok açıktır. Buysa, bu kavramları kirletmek-ten başka bir sonuç doğurmamaktadır. Kürtlere ve Türklere yaklaşım-da, her zaman farklı farklı ölçütler kullanılmaktadır. Üniversite, yargı organları, yasama organı, basın, siyasal partiler, kamu yönetimi bu kavramları kirleten başlıca güç odakları olarak belirmektedir.

Gerilla mücadelesi, gerek Kürdistan'da, gerek Türkiye'de toplumsal ve ekonomik yapıları, siyasal kurumları, değer sistemlerini yoğun bir şekilde etkilemektedir. Kürt toplumunda çok büyük siyasal ve toplumsal değişimler oldu. Geleneksel toplum yapısı hızla değişiyor, çözülüyor. Toplumsal değerler, ahlaki değerler alt-üst oldu; modern değerler oluşuyor. Siyasal kültür gelişiyor. Kürt toplumu kendi ulusal kimliğine sahip çıkıyor, özgürleşiyor. Kürt insanları arasında, toplumda, duygu ve düşünce olarak uluslaşma gelişiyor. Kürt insanları artık geçmişlerini daha ciddi anlamak ve kavramak istiyorlar, ulusun ve ülkenin bölünmesini kavramaya çalışıyorlar. Bu politikanın nasıl düşünüldüğünü, nasıl uygulandığını, ne gibi sonuçlar ortaya çıkardığını sormaya, soruşturmaya çalışıyorlar. Ansiklopedi karıştırıyor, arşivlerde incelemeler yapıyorlar, konferanslar düzenliyor, sanatsal etkinlikler ve kültürel değerleri ile kendini donatmaktadır, zenginleşmektedir. Olgular kavramlarla izah edilir, kavramların içeriği boşaltılarak sunulduğunda bilgi kirletilir. Kavramları içeriğine uygun sunmak önemlidir.

 

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 400 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN: 978 -605-85491-9-7

Fiyat: 32 TL

 

 

KİRLETİLEN DEĞERLER, İsmail Beşikci

 

“Kirletilen Değerler” kitabında iki inceleme yer almaktadır.

Birinci yazıda; “Bireysel Başvuru'nun Sömürgedeki Değeri” başlığını taşımaktadır. Alt-sömürge Kürdistan'da gelişen gerilla mücadelesi, toplumsal ve siyasal gelişmeler karşısında, bireysel başvurunun ne anlama geldiği konusu tartışılmaktadır.

Milletler Cemiyeti, Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumlar, kuruluş aşamalarında, Ortadoğu'da Kürtlerin durumu, Kürdistan'ın bölünmesi, parçalanması ve paylaşılması, Kürtlerin ulusal ve demokratik istemleri hiç dikkate alınmamıştır. II. Dünya Savaşı'ndan sonra, Avrupa Konseyi kurulurken, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hazırlanırken durum yine böyledir. Avrupa hem, Kürdistan'ın bölünmesine, parçalanmasına, paylaşılmasına aktif bir şekilde katılmış, bunun için Ortadoğu'daki yerli sömürgeci güçlerle işbirliği yapmış, hem de Kürtlerin bu yoldaki ulusal ve demokratik istemlerini görmezden, bilmezden, duymazdan gelmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve bu çerçevede oluşturulan bireysel başvuru kurumu, insan hakları ihlallerini önlemek amacıyla oluşturulan mekanizmaları içerir. İnsan hakları ihlalleri, devletin, suçlu saydığı insanlara karşı muamelesi sırasında meydana gelen olaylardır. Türkiye'nin, Kürdistan'da gerçekleştirdiği operasyonları ise, değil suçluya karşı muamele, düşmana karşı muamele kavramı çerçevesinde bile açıklamak mümkün değildir. Türkiye, alt-sömürge Kürdistan'da, zamana yayılmış bir soykırım gerçekleştirmektedir. Türkiye, Ermeni soykırımını ısrarla inkâr ettiği günde bile, Kürtlere karşı, zamana yayılmış bir soykırım yapmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bu süreçteki en büyük destekçileri ise, Avrupa Konseyi'ni kuran, insan haklarını koruma, güçlendirme ve yaygınlaştırma amacında olduklarını söyleyen Avrupa devletleridir.

İkinci yazı, “Alt-Sömürge Kürdistan'da Evrensel Değerlerin Çöküşü” başlığını taşımaktadır. Bu, 21-23 Eylül 1994 tarihleri arasında Oslo'da düzenlenen “Norveç Uluslararası İfade Özgürlüğü Sempozyumu”na gönderilen bir bildiridir.

 

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 280 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN: 978 -605-85491-8-0

Fiyat: 25 TL

 

 

1984’TEN ÖNCEKİ 25 YILDA KÜRTLERİN SİLAHSIZ MÜCADELESİ, Celal Temel

 

Kürt halkı olarak yakın tarihimizi ne kadar biliyoruz? Bu soruya, “iyi biliyoruz” diye cevap vermek isterdim. Ne yazık ki veremiyorum. Bir ülke, bir millet ve bir dil sömürgeci uygulamalarla karşı karşıya ise ve yok sayılıyorsa, o ülkenin ve o milletin tarihini öğrenmek çok zor olur. Çünkü “olmayanın” tarihi de olmaz.

Bundan kötüsü, inanç, ideoloji, siyasi ve toplumsal kaygıların, objektif tarihin öğrenilmesinin önüne geçmesidir. Kürtler, Türk Tarih Tezi’nden ödünç aldıkları görüşün etkisiyle böyle bir dönem yaşadılar. Son dönemlerde, Kürdistan tarihi, neredeyse PKK’nın kuruluşu ve 1984’deki silahlı mücadele ile başlatılıyor. Ondan önceki tarih yok sayılıyor. Hâlbuki tarih, bugünü anlamak ve yarın için yapacaklarımızın bilincine varmak için öğrenilir.  Fernand Braudel‘in deyimiyle,  geçmiş ve şimdiki zaman birbirlerini karşılıklı olarak aydınlatmaktadır.

Celal Temel, 1984’ten Önceki 25 Yılda, KÜRTLERİN SİLAHSIZ MÜCADELESİ kitabıyla, Kürdistan’ın kuzeyinde 1984’te silahlı mücadeleye evirilen mücadelenin 25 yıl öncesine ışık tutmaya çalışıyor.  Karanlıkta kalmış yahut tarihi önemi kavranmamış birçok olayları, kuyumcu titizliği ile yeniden tarih sahnesine çıkarıyor. Tarihin sürekliliği açısından, yeri geldikçe önceki ve sonraki tarihe de uzanıyor. Yakın tarihi derinlemesine öğrenmek isteyenlere, sunduğu konular ve kaynakça açısından önemli bir başlangıç kitabı.

 

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 560 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN: 978 -605-9073-01-1

Fiyat: 37 TL

 

YÜZYILLIK AH! TOPLUMSAL HAFIZANIN İZİNDE 1915 DİYARBEKİR!

 

Hazırlayanlar:

Adnan Çelik - Namık Kemal Dinç

İsmail Beşikci Vakfı tarafından projelendirilip yürütülen, Namık Kemal Dinç ve Adnan Çelik tarafından hazırlanan bu çalışmayla;

Diyarbakır özelinde, 1915’in kolektif hafızasını ortaya çıkarmaya, kuşaklararası aktarım ve sessizleştirme süreçlerini anlamaya ve son derece güncel bir mesele olarak süregelen 1915’in şimdide nasıl kurulduğuna, anlaşıldığına, anlatıldığına ve gerekçelendirildiğine odaklanmaya çalıştık. Sadece Diyarbakır'da yaptığımız sözlü  tarih görüşmeleri ile sınırlı olmayan; hem bölgenin 1915'teki durumunu kavramamıza olanak sağlayan tarihsel bilgi çerçevelerinden hem de Kürtlerin 1915’e dair hafızasından beslenen Kürt edebiyatından da istifade eden bir kitap çalışmasının faydalı olacağını düşündük. 1915 hafızasının izini sürerken bireylerin öznel anlatılarının tarihsel bir suçluluk kolektifinde biriktiği yüzyıllık ah duygulanımının, bugüne kadar gerçekleşmemiş olan geçmişle yüzleşmeye dair imkânlarını sorguladık. Tarih, hafıza ve edebiyat ekseninde şekillenen bu kitap; ne salt akademik bir içeriğe sahip ne de eleştirel bilgi üretiminden vazgeçen nostaljik bir anlatıdır.

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 408 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN: 978 -605-9073-05-9

Fiyat: 32 TL

 

ZOROKÊN BÊZİMAN, Azad Dildar

Dil Konuşuldukça, Eğitimde Kullanılıp Yazıldıkça Etkilidir.

Ezilen, asimilasyon ve soykırım politikasına en etkili bir şekilde tabii tutulan bir dilin sahiplerinin, aydınlarının, devrimcilerinin kendi ata dillerinden değil de, egemen, sömürgeci, soykırımcı ve asimilasyonun aracı olan dil(Türkçe, Arapça, Farsça vs.) ile konuşmaları, yazmaları ve Kürt yaşamından, Kürtçe yaşamından uzak durmaları kadar daha etkili olan ve olacak başka bir yöntem yoktur. Bu açıdan Kürtçeye en büyük ihanet, Kürt aydın ve siyasetçilerinin kendi anadillerinden değil de, egemen sömürgeci, asimilasyoncu ve soykırımın aracı olan dil ile konuşmalarından geldiği aşikardır.

Zira dili çocuklarına öğreten anne, baba ve ebeveyinleridir. Buna bir de devletin sömürgeci, asimilasyoncu ve soykırımcı eğitimi eklenince, artık çocuk kendi ata dilinden yoksundur, dilsizdir. Konuştuğu kendi dili değil, sancılı, dil kırımcı ve kendisinin soykırımını amaç edinen dil ile konuşarak, yokluğunu yaygınlaştıran, derinleştiren ve hızlandıran bir konuma, kendine karşı olan bir duruşu sergilediği gözlenir. Bu aynı zamanda çocuğu eğitimden, öğrenmekten uzak kılan, eğitimde fırsat eşitliğini de öteleyen bir durumdur.

Azad Dildar’ın Kürtçe olarak hazırladığı, Anadilinden yoksun bırakılan ve eğitimsiz çocukların yaşadıkları travmaları konu edinen, “Zarokên Bêziman” (Dilsiz Çocuklar) isimli kitabı, İsmail Beşikci Vakfı (İBV) yayınları tarafından yayınlandı. Kitabın arka kapağında; İsmail Beşikci’den bir alıntı da eklenerek, ulus dilin önemi vurgulanmaktadır:

“Devletin Kürtlere ilişkin temel politikası asimilasyondur.Elbet insanlığın, bu sürdürülen asimilasyon politikasına karşı durması lazım. Asimilasyona karşı çıkmanın en etkili yol ve yöntem ise; karalı bir şekilde Kürtçenin konuşulması ve kullanılması ile mümkündür.

Hiç şüphesiz Kürtçenin doğru konuşulması ve yazılması çok önemlidir. Kürtçeye sahip çıkmak, yazım ve konuşmada onu fonksiyonel kılmakla mümkün olur. Bu çerçevede dilin düşünüş ve algılayıştaki önemini kavramak önemlidir.

Ulusun kendini yaratma sürecinde, şiir, hikaye, stran, ağıt, atasözleri, mitoloji, destan vs. bu dilden söylenen ve yazılan eserlerin dinamik kullanılması çok önemlidir. Bu ulusun kendini yeniden yaratmasına büyük etkide bulunur, süreci daha da çabuklaştırır, yaygınlaştırıp derinleştirir.”

 

İsmail BEŞİKCİ

 

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 96 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN: 978-605-8549-6-6

Dil: Kürtçe

Konusu: Eğitim ve Psikoloji

Fiyat: 10TL

 

ARYAN İNANÇLAR VE RÊYA /RA HEQÎYE, Selahattin Ali Arık

"Homo Spaiens" ile var olan, zamanla toplumun güçlü kurumları haline gelen inanç/din; günümüzde etkinliğini sürdürmektedir. Bugün etkinliğini sürdüren Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet; Yakın Doğu’da ve Orta Doğuda ortaya çıkmışlardır. Bu tek tanrılı dinlerden,  etkin olan Aryan inançlar arasında; önce Mithra ve daha sonra Manîheizm Akdeniz ve Avrupaya kadar yayılır.  Tek tanrılı dinler ile bu topraklarda var olan Aryan kökenli inançlar zayıflamaya ve yok olmaya başlar. Bu süreç; egemen olan bu tek tanrılı dinlerin kendi dışındaki inançları yok etme sürecidir.

Bu süreçte yaşamak, varlığını sürdürmek için dağlara sığınmak, takiyye yapmak gibi çarelere başvuran Aryan inançlar; Mithra, Anahita, Zervan, Zerdüşt, Manî, Mazdekın günümüze kalan kalıntıları Yarsan, Ezdai, Rêya/Raa Heqîye(Kürd Aleviliği)dir.  Birçok yönden birbirine benzer ritüellere sahip bu üç inanç, Kürd orijinlidir!

Bütün tarihsel süreci, tüm bu inançlar arasındaki alış-veriş ve geçişleri, Yarsan, Ezdai ve Rêya/Raa Heqîyedeki özgün ritüelleri, bunlar arasındaki benzerlikleri ve egemen dinlerden almak zorunda kaldıkları unsurları bu çalışmada göreceksiniz.

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 13.5x21, 392 sayfa

Kağıt: 60 gram enzo, 350 gram Kuşe kapak

ISBN: 978-605-9073-08-0 

Fiyat: 30 TL

 

FEN TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ TÜRKÇE-KÜRTÇE-İNGİLİZCE, Prof. Dr. Bahattin Gümgüm

Elinizdeki Ferheng –Sözlük’ün özelliği fen bilimleri alanında Türkçe, Kürtçe ve İngilizce olmak üzere üç dilden bir sözlük olmasıdır.

Türk resmi ideolojinin belirlemeleri aksine, tüm dillerin modern eğitime açık oldukları gerçekliğinin bu sözlükte de tescil olduğudur.

Daha önce çıkan sözlüklerde fen bilimleri alanında bilimsel terimler çok az veya yok gibi, var olan terimlerin anlamları da tartışmalıydı. Örneğin; sözlüklerden biri, “asit” ve asitten türetilen birçok kelimeyi Türkçe anlamı “ekşi” olan “tirş” kelimesi ile sunmuştu. Böylece Türkçe’deki “Turşu” anlamındaki orijinal “tirşî” kelimesi, her çeşit asit için genel ad olmuş. Oysa neredeyse bütün dünyada, bu kelime aynen “asid” olarak kullanılmaktadır. Diğer sözlükte “baz” kelimesi kimya anlamında ilginç bir adla

Anılmıştı.  Asit kelimesine benzer şekilde, kimyadaki “baz” kelimesi de neredeyse bütün dünyada “baz” olarak bilinmektedir.

Kimya kelimesinin Kıpti dilindeki “khem” kelimesinden kaynaklandığını öğrendim. Avrupa ülkelerinin tamamına yakını bu kelimeye çok yakın; chemia, chemie, chemica, chimica, quimica, kemi ve kemia sözcüklerini kimya için kullanmaktadırlar. İnceleyebildiğim 65 dilden sadece üçünde; Arapça, İbranice ve Türkçe dillerinde kimya kelimesi yer almaktadır. Böylece birçok bakımdan “kemî” sözcüğünün Kürtçe olarak kullanılmasının daha uygun olabileceğini düşündüm. Klasik bilgiler yerine İslam alemi ve Mezopotamya’daki kimya çalışmalarına zaman ayırdım ve örneğin Kur’anı Kerimi bilimsel ve kimya kavramları bakımından oldukça detaylı olarak inceledim.

Ayrıca, İmam Gazali’nin “Kimya-ı Saadet” kitabı ile bir başka yazarın “İslam ve Kimya” adlı eserini incelerken ilginç tespitlerim oldu ve bazı hatalar gözledim. Örneğin “İslam ve Kimya” adlı kitabın yazarının “Asit-Temel Kimyası” gibi bir yaklaşımından bir şey anlaşılmıyordu. Muhtemelen yazar, “baz” kelimesinin kimya dışındaki “temel” anlamını, kimya bilmemenin sonucu “baz” yerine kullanmıştı. Çok net olarak, bunun “Asit-Baz Kimyası” şeklinde yazılması gerekirdi. Kimyası zayıf biri tarafından yukarıdaki bazın “esas” anlamı kullanılırsa, “asit-baz kimyası” bu sefer, “asit-esas kimyası” gibi bir tercüme ile ortaya çıkabilir. Pozitif bilimlerdeki uluslararası nitelik kazanmış temel terim ve

kelimelerinin aynen kullanılmasında her anlamda büyük yarar vardır.

800’lü yılların hemen başlarında Bağdat’ta etkin olan ve bilim evi gibi düşünülen “Beyt’ül-Hikmet” Avrupa’dan alınan ve “medrese öğretisi” “ilm”’den ayrı tutulan “öteki bilimler- Avrupai bilimler” gibi de nitelenen bu teknik bilimler, Arapça “fenn/fann” kelimesi ile ifade edilmiştir. Günümüz Arapçasında ise daha çok İngilizcedeki “art” karşılığı sanat niyetine kullanılmaktadır. Arapçadan Türkçeye geçen “fen” kelimesi ise halen fizik, kimya, biyoloji, matematik ve diğer teknik bilimleri kapsamaktadır. Fen kelimesinin teknik bilimler anlamında Kürtçe’de de kullanılması yerinde olacaktır.

Yerinde-uygun olsalardı dahi mutlaka bir “bilimsel terimler sözlüğü” anlamındaki “Ferhenga termên fenî” gibi bir sözlüğe çok ciddi ihtiyaç vardır.

Sözlüğün üç dilli olması, kullanılmasında ve sorun oluşturabilen bazı terimlerin-kavramların açıklanması ve anlaşılmasında çok büyük bir kolaylık sağlayacaktır. Bu haliyle sözlük, hiç Kürtçe ile ilgilenmeyenler için bile halen üniversitelerde özellikle fen ve teknik bilimlerde eğitim görmekte olan öğrenciler için bir yardımcı ders kitabı niteliğindedir. Benzer şekilde hiç İngilizceden anlamayanlar da sadece Türkçe-Kürtçe veya Kurdî-Tirkî kısımlarından yaralanabilirler.

Bu sözlük hazırlanırken IKMG’un (Independent Kurdish Media Group) önerileri ile hazırlanan eserlerden yaralanılmıştır. Böylece sözlükte kullanılan çok varyantlı güncel kelimelerin hemen hemen tamamı standardize edilmiştir. İlgi ve destekleri ile eserin basılmasını sağlayan İBV yöneticileri ve Sayın Talat İnanç’a şükranlarımı sunuyorum.

Türünün ilk örneği olan bu eser, Kürtçe öğrenme veya yazma-konuşma isteyenler, özellikle öğretmen, araştırmacı, öğrenci ve hevesli herkes için bir başucu kitabı niteliğindedir. Teknik terimlerin yanında yeterli düzeyde günlük yaşamda kullanılan güncel kelimelere de sözlükte yer verilmeye çalışılmıştır. Mevcut özellikleriyle sözlüğün, kitap ve makale yazmak isteyen veya ciddi bir konuşma, bir bildiri sunmak isteyen herkes için yararlı olacağı düşünülmektedir. Yararlı olması ümit ve dileğiyle,

Prof. Dr. Bahattin Gümgüm

Temmuz 2014, Diyarbakır 

 

İsmail Beşikci Vakfı Yayınları (İBV)

Ebat: 24x16, 896 sayfa

Kağıt: I. Hamur, Deri Cild

ISBN: 978-605-9073-06-6 

Fiyat: 80 TL

 

 

 

 

 

 

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News