ala kurdistan
Ey Reqîb

Batı Kürdistan Savunma Stratejisi- Hüseyin Turhallı

Açlık grevleri hepimizin içini burkuyor. Birey olarak zalime, zalimlere karşı pasif direnişe karşıyım. Bana vuran eli öpmek değil, kırmak geçiyor içimden. Belki de bu genetik bir tutumdur. 1988’de bir açlık grevi olmuştu. O greve tıp öğrencisi olan bir kardeşim de katılmıştı. Bu grev sonrasında okulu bırakıp gitti, aktif mücadeleye katıldı. 

1989 sonlarında gerçekleşen bir açlık grevine ben de katıldım. İnsanların çaresizlik karşısındaki durumlarını acı içinde kıvranarak izledim. Açık ve gizli saatlerce ağladım. Gözyaşlarım kuruduğunda pasif direnişi bırakarak aktif mücadeleye katıldım. Ne diyelim mücadelelerin kaderi budur ve böyle gelişiyor. 

Konumuza dönelim.

Mücadele sürecinde Suriye’deki durumun ve buna bağlı olarak Batı Kürdistan’da gelişen olayların Kürd siyasal yaşamında bağımsız değişken haline geldiğini, bütün çatışmaların ve mücadelelerin bu eksen üzerinde hareket edeceğini daha önceki birçok yazımızda ifade ettik. Bu iddiamızı sürdürüyoruz. Bu ölüm kargaşası içinde bu konuyu tekrardan yazım konusu yapmamın nedeni de bu. 

Suriye’de isyanın başlamışından bu yana geçen süre içinde Kürdler açısından “Askeri Strateji” olarak nitelendirilebilecek olguların yokluğu, bizi kaygılandırıyor. 

Daha önce de söyledik. Tekrarlıyoruz. Gerek PYD ve Gerekse PKK ve KDP’nin Suriye’deki savaşı Batı Kürdistan coğrafyasından uzak tutma biçimindeki tutumları son derece doğrudur. Ancak bu doğru, olayların gelişim seyrine bağlı olarak eksik kalabilir, yanlışa da dönüşebilir. Çeşitli bölgelerde tabur ve alay biçiminde askeri örgütlemelere giden Kürdler de bu gerçeğin farkında. Bununla birlikte gerek Suriye ordusu ve gerekse isyancılar tarafından Kürdlere karşı yapılan saldırı sonrasında yapılan “misilleme hakkımızı kullanacağız-(kullanıyorlar), meşru müdafaa hakkımızı kullanmakta tereddüt etmeyeceğiz(tereddüt etmiyorlar)” biçimindeki söylem ve tutumlar, bir kararlılığı ifade etse de askeri strateji açısından zafiyet içeriyor. 

Bir istisna, Türkiye’nin Batı Kürdistan’a yönelik müdahalesine karşı PKK’nin kuzeyde geliştirdiği eylem yoğunluğudur. Daha önce biz buna “Kedi-kobra” kavgası demiştik. Kuşkusuz bu durum tek başına bir savunma stratejisi olamaz. Olsa olsa mücadele alanlarından sadece birinde iyi düzeyde bir taktik uygulama olabilir. 

Ordu kurmak, orduya sahip olmak ile ordunun bir askeri stratejiye sahip olması ise ayrı bir şeydir. Strateji askeri güçlerin hareket ve eylem çizgisidir. 

Halkların kendi milli devletlerini kurma mücadelelerinde geliştirdikleri askeri ve siyasi stratejiler, yaşam biçimi ve coğrafya ile yakından alakalıdır. Kürdlerin yaşam biçimi ve ana yaşam kaynağı nedir, Kürd coğrafyasının sınırları nereye kadardır? Biçimindeki soruya verilecek net bir cevap yoktur. Strateji oluşturmanın zorlukları da buradan kaynaklanıyor. 

Bununla birlikte Kürdlerin yoğun olarak yaşadığı belli bir coğrafya vardır ve coğrafyada hiçbir statüleri yoktur. Statüsüzlük zulme uğramalarının esas nedenidir. Statüde ısrar etmek de bu nedenle doğru bir tutumdur. 

Peki Hangi Statü

Demografik yapının dağınık olması statü tutarsızlığının nedeni olamaz/olmamalıdır. Statüyü, evrensel hukuk normları, insan hakları belgeleri, insan aklı ve bilinci, dünya halkları arasında onurlu bir yer tutma ve insanca yaşama arzusu belirler. Bunun da adı “Bağımsızlıktır, Bağımsız Kürdistan”dır. 

Bu yazı ile bağımsız bir Kürdistan’ın askeri politik stratejisini kurmak gibi bir hayalim yok. Ancak bağımsız olma ülküsü içermeyen bir bakışımın, dinamiği de olamaz. Azim, cesaret ve çaba ne olursa olsun askeri çaba sonuçta kırılmalara uğrar ve toplumun enerjisini tüketir.

Sırf savunmaya yönelik bir strateji kabileler halinde yaşayan ilkel toplulukların içgüdüsel olarak geliştirdikleri bir savunma türüdür. Günümüz savunma startejileri derecelenmiş arazilere göre yapılır. Merkez, birinci çember, ikinci çember, üçüncü çember…. Vb, devam eder. Merkez; idari ve askeri olarak mutlak anlamda hakim olunan yerdir. Hakimiyet düzeyi çemberler arttıkça azalır, yabancı coğrafik alanlara taşar. 

Ordunun hareketi ve askeri eylemler bu esaslar üzerinde belirlenir. Bu askeri stratejiyi en iyi uygulayan İsrail Ordusudur. ABD’de daha değişik biçimlerde böyle bir strateji uygulamaktadır. Gördüğüm kadarıyla geçmişte Koreliler de böyle bir strateji izlemişlerdir.

Batı Kürdistan Savunma Stratejisi-Hüseyin Turhallı

Bir diğer olay ise oluşum halindeki bir ülkenin kurulma ve korunma durumudur. Böylesi hallerde birden fazla düşman kuvvetinin olması kaçınılmazdır. Diğer bir ifadeyle çoklu bir çekişme söz konusudur. Bu tür durumlarda esas belirleyici olan ittifakların durumudur. Çoklu çekişmelerde bir tarafla kurulacak ittifak, güç dengesini köklü bir biçimde değiştirir. Kürdler işte böyle bir durumdadır ve böyle bir süreci yaşamaktadır. 

28 Ağustos 2012 tarihli MGK Toplantısından sonra yapılan açıklamada “'Suriye'deki çatışma ortamından kaynaklanan ulusal güvenliğimize yönelik tüm tehdit ve risklerin bertaraf edilmesine matuf güçlü irade teyit edilmiştir. Suriye’deki PKK oluşumu bertaraf edilecektir” deniliyordu. Görüldüğü gibi Türkiye’nin Kürdlere yönelik düşmanlığı son derece kararlı ifadelerle açıklanmıştır. Bu açıklamanın Kürdler açısından kesin anlamı şudur. 

Türkiye, ittifak bir güç olamaz!

Bu tarihten sonra sınır bölgelerinde çatışmalar yoğunlaştı. Türkiye’nin desteklediği isyancı/çapulcu güçlerin Kürdlere yönelik saldırıları yoğunluk kazandı. Bu çatışmalar sırasında Suriye Baas Ordusu da Kürd mahallelerini ve araçlarını bombaladı. Onlarca Kürd yaşamını yitirdi.

Bir süre Suriye’de ve Batı Kürdistan’da kaldım. Suriye toplumunu gözlemledim. Rejimin dayandığı temel dinamikleri çözmeye çalıştım.

Suriye Baas rejimi, sırf askeri ve politik bir güç değildir. Köklü sosyal dayanakları vardır. Ancak bu dayanaklar farklı unsurlardan oluşmaktadır. Dış güçlerin desteğini alan geniş Suni kesime karşı hükümet; Alevileri, Kürdleri, Gayrı Müslimleri ve hükümet içinde etkili olan bazı Suni aşiretleri yanına alarak isyan güçlerini zorlar diye düşündüm. Böyle bir ittifak, Suriye devletinin sınırları içinde bulunan nüfusun %55-60’na tekabül ediyordu. Ancak bu ittifakı gerçekleştiremeyen Esad zorlanacak ve uzun vadede çökecektir. 

İsyancılar, devrim şartlarının gerektirdiği gibi Kürdlerin bütün doğal haklarını tanıyacağını ve onlarla birlikte demokratik ve müreffeh bir ülke kuracaklarına ilişkin teahütlerde bulunabilirdi. Kürdlerin şu ana kadar ki tutum ve söylemlerine bakıldığında bu tür bir ittifak anlaşmasına baştan beri razı oldukları söylenebilir. Ancak isyancı güçler bunu yapmak yerine savunmasız Kürdlere tehditler savurmayı, saldırmayı maharet saydılar. Hatta şu ana kadarki uygulamalarına bakıldığında Kürdlerin geleceği açısından isyancı güçler, Esad’dan kat be kat daha fazla tehlike oluşturmaktadırlar. Türk hükümetinin bu güçlere sınırsız desteği Kürdlere yönelik düşmanca tutumu, Kürdleri haklı olarak kaygılandırmaktadır. 

İki yıllık isyan sürecinden çıkarılması gereken sonuç şu: Kürdleri yanına alan kazanır. Bu Esad ve muhalif güçler için olduğu kadar Amerika ve Rusya için de böyledir. 

Peki Kürdler kimlerle ittifak yaptıklarında kazanır? 

Gerçek şu ki bu savaş içinde Kürdlerin gerçek dostu yoktur. Dostlarının olmayışı tarihle, siyasal gerçeklikle bağlantılı bir durumdur. Bu durumda yapmaları gereken asıl şey iç ittifaklarını geliştirmek ve derecelenmiş bir savunma stratejisini oluşturmaktır. Bu nedenle merkez alana yönelik savunma stratejisi bu aşamadan sonra yanlıştır. Derecelenmiş alan savunması, Kürdleri ittifak yapılması gereken güç haline getirir. Yine bu çerçevede baştan başa sınır bölgesinde hâkimiyet kurması/kurmaya çalışması güçlü bir konuma gelmelerini sağlayacaktır. 

Kürdler diğer toplumların iç işlerine karışmamakla doğru ve ahlâki bir tutum sergiliyorlar. İstekleri kendi geleceklerini belirleme hakkına yöneliktir. Kim bu hakka saygı gösterirse onunla ittifak yapar. Bu çerçevede askeri güçlerle olmasa da yerel güçlerle ittifaklar geliştirip dereceli olarak hâkimiyet alanlarını genişletmeleri ya da en azından tehlikeyi kendi merkez alanlarından uzak tutma çizgisi olumlu sonuçlar yaratabilir. 

Kürdün dostu hakkına saygı gösterendir. Savunma alanının sınırı ise kendi sınırlarının öte yakasındadır. 

Hüseyin Turhallı

[email protected]

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News

Siyaset

Askeriye, siyaset ve hukuk katmanları üst üste geldi. Suriye Demokratik Güçleri (SDG), uluslararası koalisyonun katkıları ile IŞİD'i Suriye'de artık askerî olarak yendi.

Analiz

“Biat etme” terimi, muhalif dile epeyce yerleşmiş bir kalıp. Kimisine “biat etti” diye kızılıyor, “biat ettirmek istiyorlar” ikazı yapılıyor, “biat etmeyiz” diye meydan okunuyor.