ala kurdistan
Ey Reqîb

Beşikçi Utandırmaya Devam Ediyor

kurdistan-post.eu / haber sevisi - H.Şamil: Türk basınından tek bir cümleyi bile yorumsuz yayınlamak, Kürd ulusal davasına ‘ihanet’tir. Kendine övgüyle ‘ben Türküm’ diyen bir insanoğlu, önce İNSANLIK ÖNÜNDE ‘türk milleti adına’ işlenen tarihi cinayetlerin hesabını vermelidir. 

İnsanlığın onuru unvanını tek başına taşıyacak kadar büyük bir şahsiyet olan İsmail Beşikçi’nin “Benim tahminlerime göre dünya üstünde 50 milyon Kürt yaşıyor. Ve bir devletleri yok. Bu nasıl bir haksızlıktır? Ama burada BDP’nin de payı var. Biz bağımsızlık istemiyoruz diyorlar. Eğer siz bayrak ve devlet istemiyorsanız sizde bir sakatlık var.” sözleri bir çoklarını tedirgin etti. 

BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, milletvekilleri Ayla Akat, Emine Ayna, Sebahat Tuncel, büyük Beşikçi’nin bu sözlerine dişleri ile dudaklarını dişleyerek ‘tepki vermek!’ yerine, Ezgi Başaran’ın tabirince, “hafif gülümsemişler”.  Gülümser BDP’li yöneticiler mutlaka içten içe kendi hallerinden utanmışlardır. Bunu kim bilmese de biz biliyoruz.

Ancak bu tablodan kendine vazife çıkaran bozkurt kökenli Mümtaz er Türköne gibi kaşarlanmış türk utanmazlarını Kürd fikir bahçesinde barındırmamak gibi Kurdistanî bir görevimiz var.

Yazısını bu nedenle yayınlıyoruz:  

 

Kürt devletini kim kuruyor?

Mümtaz er Türköne

Öcalan kurmayacak. Tersine, Kürt ulusalcılarını ulus-devlet idealinden uzaklaştırma görevi ve sorumluluğu Öcalan’a ait. Yeni başlayan müzakere sürecinin hareket noktası da bu şarta dayanıyor.

Başbakan ısrarla “ayrı devlet yok, değil mi?” diye sorduruyor. Aldığı cevap kesin bir “hayır”. Hatta Öcalan’ın “demokratik özerklik”projesinden vazgeçtiği, kapsamlı bir yerel yönetim reformunu yeterli bulduğu ifade ediliyor. “Bağımsız bir Kürt devleti” ihtimali hâlâ mevcut. Ama bu ihtimali diri tutan artık Kürt siyasetçiler değil. Bağımsızlık fikrini besleyen ve canlı tutan Türklerden bahsederek bu paranoyalarla yüzleşmemiz lâzım. Meselâ MHP? MHP’den önce Kürt olmayan Kürt ulusalcılarına yer verelim. Şu sözler İsmail Beşikçi’ye ait: “Benim tahminlerime göre dünya üstünde 50 milyon Kürt yaşıyor. Ve bir devletleri yok. Bu nasıl bir haksızlıktır? Ama burada BDP’nin de payı var. Biz bağımsızlık istemiyoruz diyorlar. Eğer siz bayrak ve devlet istemiyorsanız sizde bir sakatlık var.” Radikal’de Ezgi Başaran, bu “açık tahrik” üzerine Sabahat Tuncel’in itirazını naklediyor: “Kürt hareketi ulus devleti sadece Kürtler için istemiyor değil, bu kavrama tamamen karşı.” Kısaca, Beşikçi’nin ulus-devlet kalıpları içinde Kürtlere don biçer gibi bir ulus-devlet formu önerdiğini, ama kendilerinin bu forma karşı olduklarını belirtmiş oluyor.

Ulus-devlet sorunu, Kürt siyasî hareketinin merkezî sorunu. Bu sorun aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tehdit algılamasının birincil kaynağı. “Bölünme” veya “bölücülük” dediğimiz korku, doğrudan bir “Kürt devleti” ihtimali değil mi? İşte tam olarak bu sorunun Kürtlerdeki karşılığı, MHP gibi hareket eden her nesneye ulus devlet penceresinden bakanlardan farklı bir yerde duruyor. 1999 yılında PKK “bağımsız devlet” hedefinden vazgeçti. Sonraki zikzaklardan bugüne, Kürt ulus devleti sorunu, Kürt siyasetinin önceliği olmaktan çıktı. Bu dönüşümün gerçek mimarı ise Öcalan’ın kendisi oldu. Öcalan aynı zamanda örgütünün teorisyeni. “Kürdistan Devrim Manifestosu” isimli yazın yayımlanan kitabında, İmralı’da geçirdiği sürede kafasındaki ulus devlet idealinin dönüşümünü şöyle ifade ediyor: “…toplumsal olgular üzerine yoğunlaştıkça, ulusun kendisinin son birkaç yüzyılın en boş gerçeği olduğunu, kapitalizmin güçlü etkisi altında şekillendiğini ve özellikle ulus devlet modelinin toplumlar için demirden bir kafes olduğunu kavradıkça, hem özgürlük, hem de toplumsallık kavramının daha değerli olduğunu fark etmiştim. Ulus devletçilik uğruna savaşmanın kapitalizm için savaşmak olduğunu fark ettikçe siyaset felsefemde büyük dönüşümler söz konusu oldu.”

Bu sözler, Marksist-Leninist sistem içinde siyaset üreten bir teorisyene ait olduğu için tutarlı. İşte bu yüzden Kürt siyasetçiler, “Ne duruyorsunuz, bağımsız devletinizi kurun” diye tahriklerde bulunan İsmail Beşikçi gibi “Türk” muhaliflere bıyık altından gülmekte haklılar. Çünkü ulus devlet eksenli siyaset üretmek ve onun dışındaki alternatifleri yok saymak, kötülük kaynağı olarak gördükleri bir canavarın tam olarak benzerini inşa etmek demek. İsmail Beşikçi’nin ağzından hoyrat bir kışkırtma ve temenni olarak çıkan cümle, aynı kalıp içinde bu sefer bir realite olarak Bahçeli’nin ağzından “Eli kanlı örgüt Türkiye’yi bölüp bağımsız Kürdistan’ı kurmaya kararlı.” diye ifade ediliyor. İsmail Beşikçi’den, Devlet Bahçeli’den ve Abdullah Öcalan’dan sadır olan cümleleri yan yana koyup soralım: Bağımsız Kürt devleti idealine kim ne miktarda katkı sağlıyor? Bu soruya insaf ölçülerinde bir cevap verdikten sonra, ulus devlet hakkında ezberlediğimiz her şeyi gözden geçirmemiz gerekmez mi?

[email protected]

 

Yorumlar

Degerli Hejar,

Bumesaji kurd ortamlarinda yayginastirma cabaniz cok yerli yerinde

bence bu yazinin tumunu buraya asmakta yarar var, hem Radikal deki yazi hem

mumtazerin incilerinin oldugu gibi buralara asilmasinda yarar var.

mumtazer turkone nin Ocalan in heykellerini nereye asilacagini eski mehp li dostatlari ile tartistigi yazsini da.

yetmez daha once Ocalan e turk devletinin "basibozuk pasaligi" verilmesini  (bu osmanlida isyanin asil nedeni izole edip liderini taltif ederek bu isyani bastirma modelin kisa ifadesidir) onerdigi yazsini da sabit bir ortamda kurdlerin surekli okuyacagi bir kaynak olarak asmakta buyuk yarar var.  bunlar bugunki TURK -ISLAM sentezinin IDELOGLARI. bugun tayipte idarei bicimini bulan ve henuz varacagi noktanin saftrik kurdler tarafindan farkedilmedii surecin tumu bu kislerin yazilarinda izlenebilir.

 

zaten fazla okumayan iyice az dusunen bir ahaliyiz. suru mentalitesinin etkisi cok hakim. hakli bir davanin hakli kizginliklarin yarattigi buyuk potansiyli, bugun resmen tc nin en istedigi kanala sokma cabalari var.

evet hayat bu cabalari hic beklenmedik bicimde engeller velakin bu haliyle bile buyuk enerji ve zzaman kaybi yasayacagiz, bunu azaltmak icin bu tur yazilarin tumunun KP nin yazarlarinin yorumlari ile burda yer almasi cok onemli. zaten asagidan siradan kurdler olarak biz de yorumlar yazariz. KP gibi ortamlarin gorevi sadece gazetecilik degil ekol okul olmak var mi baska okulumuz? bu tur konularin ciddi bicimde tartisildigi okullarimiz ne yazik ki yok.

elinize saglik

simdi MT nin fazlasiyla TC yi korumaya odaklanmis akil yurutmesindeki burulmalari gorelim.

 

1- Besikci kurdlerin taleplerinin icinde bugunku dunyada TEK REEL STATU olan devlet (veya buna denk muadil statuler de var- burda devlet ve muadili derken ayni fonksiyonlara sahip tum statuler gecerli. bu ne demek? bu su demek: uluslar rasi anlasmalarda TC ile Kurdlerin statusunun ayni islevselikte olmasi demek. yani yarin bir gun ani bir uluslar rasi kriz basgosterir ise, TC kurdlerin STATUSU nun lagv edip tekrar degistirmeye kalktiginda kendi SOVERINITEsi icinde degil uluslar arasi bir ortamda bir kurali cignemis olacak. bunlarin kisa donemli pratik anlami belki olmayabilir fakat uzun vadeli sureclerde COK COK COK onemli mevzilerdir, ve buyuk avantajlar saglar. onlarca ornek var dunya tarihinde. bu noter de mulkiyet veya baska ticari anlasmnalardaki bastan ufak bir detay gibi gorunen madddelerin  PROBLEM ciktiginda nasil belirleyici olabildigini bilenler icin asikar bir durum.

BESIKC bizim saftrik BDP lilere bunu anlatmaya cabaliyor, tahlili de direk ve dogru, sakatlik halinde olduklari kesin.

gelelim MT nin oteki kutuptaki  DEVLET bahceli nin endisleri ile Besikci yi bir kaba koyma sacmaligina.

Kurdlerin sahip olacagi ULUSLAR ARASI gecerligi olan STATU, elbette TC nin sahip;lerini tedirgin etmeli. dupeduz koca iki enerji kaynagindan , ne ikisi buyuk bir enerji den yoksun kalacaklar, kontrolllerini yitirecekler. bu korku bugunku BDP lilere bakip olsuan bir sey degil. bu korku kurd isyaninin bizim gibi bir potansiylei tasidigini bilmekten kaynaklaniyor. kurd isyani DEVLET talebi potasiyelini hic kaybetmedi. burda OCALA a sabah aksam elestiri yoneltmemin anahtarini bulacaksiniz. evet Kurdlerin devlet veya muadili bir statuye en buyuk engel simdi malesef in engel = OCALAN. bu tahlil 10 yildir benim dilimde pelsenk oldu. bunu daha vulgar ve banal bicimde savunan baska bir suru kurd de var. ustaca savunan cok az kisi var. allahtan Besikci hoca bizim cenahta. ve aslinda kurdlerin isyan ruhunu ayakta tutan buyuk kitlesi de bizim cehanta velakin Ocalan tarafindan iluzyonla oyalanmaktalar. onlar hala Ocalan da boncuk oldugunu saniyor. dolayisiyla onlari kusturmemeye kizdirmamaya dikkatb eden kurd aydinlarini da ANLIYORUM. burda benim gibilerin islevi POPULER olmak veya kitlesel tepkiye dikkat etmek degil, kitle varsin bize karsi olsun. gercege en fazla yakin olmak icin bu tur tezlerin de dillendirilmesi lazim. bilim in isi kitleden onay almak degil. tam tersi bilim cok sik  kitle ile ters duser, cok sik degil neredeyse her buyuk bilimsel sicrama nin onu hep kitle destegi ile bogulmaya cabalanmistir. becermisler mi, MUMKUN DEGIL. sadece gercege yakinlasmayi yavaslatirlar, bir suru vakit kaybederiz ancak gercek her zaman yasalarla kendini dayatir.

Dem baş. Büyük harflerle yazılan yorumları yayınlamıyoruz. Yorumunuzu lütfen tekrardan küçük harflerle  yazın.  

 

 

1-Kürtlerin kendi geleceklerini özgürce tayın etmemei amaçlayan her önerme, Kürt Ulusal haklarını ihmal etmek anlamına gelir.

2- Muzakereleri devlet  elindeki esirle yaparsa bu kandırmaca ve oyun olur.

3- Müzakere siyasi ekip ve geniş bir iradeyi temsil eden özgür  siyasi bir ekip hatta bir meclisin işidir.

4- Devlet, Kürtlere  " hiç bir statuko istememen koşulunda ben ancak müzakereyi  görüşebilirim. " diyorsa bu sorun başlamadan bitmiştir.

5- Müzakere başlanmıştır, iyi niyet vardır deyip, Qandil hergece bombalanıyor, Amed'de gerila karargahı imha ediliyor, Mardin de grilla komutanı infaz ediliyorsa, iyi niyet yoktur. Bura da devletin samimi olduğu şey; Kürtleri silahsız bırakmak, gerillayı tasfiye etmek, Kürtleri millet olarak var olmaktan kaynaklı ülke ve kendilerini yönetmekten alıkoymak içindir.

Abdullah Öcalan, ve arkasına dizilen Sebahat Tuncel, Mumtazer ve Ezgi başarandan diğer aynı cenahın el avuşturukları şey Kürtleri doğal haklarından "bêpar" bırakmaktır. Şov yapmanın manası yok. Şimdi kitleleri tasfiyenin projesi tarafların Öcalan ya da devlet istemeyen Türk entegre siyasetçilerin ardında sıraya çekmektir. Erdoğan'ın istibaratçıları vazıtasıyla uygulamak istediği budur. Ben kendi adıma bu sıraya girmeyeceğim. Girmenizi de tavsiye etmem. İsmail Beşikci Hocanın dediğine de katılıyorum.. Onu takip edeceğim.

 

Lozan tecrübesini hiç bir Kürt unutmasin....Tarih Kayda gecendir....Statusuz her Kürt olusumu sakat`dir.Uluslararasi Geçerliligi ve Caydiriciligi hedefler olmalidir....unutmayalim birde Türkiyeyi Kürtlestirecek bir Lüksümüzde var simdi...

Hejar i Heja,

Biz Kürdler bagimsizlik istiyoruz. Hele bir Kürdleri tanisinlar ve kabul etsinler, bakalim türkiye de kac tane türk var?

Belki de türkiyenin hepsi Kürdistan olacak.

Cünkü Kürdler türkiye nin her yerinde yasiyorlar ve asimile olanlar da geri dönüsüm yasanacak.

Cünkü TC nin Türkler adina yaptigi tüm pislikler ortaya dökülecek ve türk olanlar bile bu ortaya dökülecek pisliklerden tiksinecekler!

Hele bir baris olsun, bakalim görecegiz.

Sizlere basarilar dilerim..

kekë Hek, maalesef öyle ocalan hem de cok büyük bir engel kurdistan davasinin önünde, suc sadece onda degil, bizdeki bir adada izole edilmis bir kisiden vahiy bekliyoruz,BDP ye sunu sormak lazim madem ulus devlete karsisiniz, o zaman turklere - tayip muslumanlari - hadi siz turklerde resmi dil ve bayraginizdan vaz gecin, cunku dil ve bayrak ve tek vatan ulus veya nation dedigimiz seydir. ortak dil, bayrak, vatan esitir ulus. ocalan kürtler icin ulus devleti redederken turklerinkini oldugu gibi kabul ediyor. numarayi yutmak kolay degil.

su ulus kavramini bir tarafa birakirsak, konu esasiyla Kek Hek deginmistir, uluslararasi anlasmalarla bir statuye kavusmak, ki bu baglayici olsun.  

 

 

Sayin Besikci hakli,ama Kürdistanin kurulamamasi sadece BDPnin hatasi degil,sorun Kurdlerde biraz malesef biz birbirimizi sevmiyoruz gelin gercekci olalim halkimizin zayif ve cag disi yönlerini yazalim.

1.Din (degisik mezhepten insalar birbirine güvenmiyor)

2.lehce farklari

3. Bitmek bilmeyen hainlikler

4.Asigilik kompleksi (bu kücünsenmiyecek kadar cok kisidi var)

5.Feodalitede israr etme

Yukardaki yazdiklarimin katagorisine giren insanlar biz Kurdlerde malesef yüzde 85 civarinda iste kurtulmamizin en büyük nedenleri yani anliyacaginiz biz Kurdlerin cok firin ekmek yemesi lazimki Dünyadaki yerimizi alalim.

Beşikciyi sonuna kadar destekliyorum.Bir Milletin varliğı ve değerlerini koruması ancak DEVLET çatısı altında gerçekleşir.

Önce DEVLET,sonrasıysa belli ölçülerde  ekonomik,sosyal,kültürel ve saire ortak hareket...

Devlet istemiyorsun, peki neden sesin o kadar gür çıkyor? 

 

degerli arkadaslar, universitelerde uluslarrasi iliskiler konusunda egitim alan ogrencilere ilk ogretilen mevzulardan birisi, iki ulus arasindki anlasmazliklarin sadece iki ulus arasinda halledilmesini isteyenin daima GUCLU ve elinde guclu kartlari olan tarafca dayatiltigidir. bizim durumda bu duzeye bile gelmis degiliz.

1-kurdler kendilerinin ulus olduguna ancak Ocalan veya BDP li bazilari gibi manuplatif liderlin KURD kitlesini kafaya almak icin yaptigi konusmalarda deginiyor.   Turkler le birakin muzakjere sevyesini basit iletisimlerde bile ULUS olduklarini artik deginmemeye basladilr bu berbat bir gelisme

 

2-eger ULUS isek, devlet imkanlari ve zihinleri belirlemede guclu imkanlara sahip TC  henuz iki ulus problemi haline bile getiremedgimiz bu anlasmazlikta birakin tarafsiz uluslarrasi gozlemciyi, siradan kurd gozlemcileri veya katilimcilari bile MIT-Ocalan gorusmesini ilzletmiyor. yani MASA BASI SIYASETINDE  kepaze konumdayiz. nicin boyle? KADRO isi ince istir. akkilli zeki insanlar Ocalan gibi bir adamin bu derecede esiri olmus bir siyasi hareketin birakin bir parcasi olmayi yanina bile yanasmaz. bunlar disinda orgut icindeki veya perifersindeki zeki ve yetenekli  kisler de aptaliklarin bu derecede yogunlastigi yerlerden ya kacar ya da marjinal bicimde birakilir. ortam yetenekleri kuskulu, megaloman ve despotik bir lideri gharfi harfine, bir onceki soyledgi bir sonraki ile tutmuyor olsa bile izleyen ekiplere kalir. bunun adi fraksinasyondur, kimyada fizikte oldugu gibi siyasi orgutte de yanlis yonetilen ulkelerde de gecerlidir. Ocalan ve onun takipcisi olmayi zihnine yedirmis ekipler bu dunyada oenmli isler beceremez. yulaf  ekilen yerden bugday cikmaz..

 

3- bir arkadas din lehce diye siralmis, bu tur farklarin cok daha buyuk oldugu yerlerde ULUS da devlette hem zihinsel hem fiziki olarak saglanmis durumda, hemen aklima gelen ornek arnavutluk, birbirinden epey farkli iki ana lehc;eri var Gheg ve Tosk, ustelik bunlarin ortalamasi degil Tosk lehcesi standart yazi dili olarak kabullenilmis, yani Gheg ce konusanlar itiraz ediyor olmali, ayrica muslumani var hiristiyani(hem de hem katolik hem ortodox olani) var, bitmedi kosova da yasayani mekadonya da yasayani var ve su anda bildginiz gibi iki devletleri var ve mekadonya daki durumlari biz kurdlerin kuzey de hayal etmedigi kadar iyi univiresite agitimine kadar dillerini kullaniyorlar vs vs VE DAHA ONEMLISI

 

yaklasik toplam nufusun % 20 sini olusturan arnavutlar mekadon hukumeti ile 2001 deki OHRID gorusmelerini (ayni ulke icinde olmalarina ragmen )   ABD ve EU dipolatik gozlemcilerinin onunde yaptilar, bu tarihten itibaren silahli veya sidet iceren cekisme bitti. goruldugu gibi anlasma veya gorusme uluslarrasi gizlemcilerin esliginde yapilyor, belgeler herkesin onunde, baglayicilik farkli vs vs

 

ben biktim artik bu kadar asikar mevzulari kurdlere yazmaktan, bilenleri tenzih ediyorum velakin bunlar artik siradan bilgiler ve bizim essekler bu bilgi ve gerceklere fersah fersah uzak olmalarina ragmen utanmadan besikciye gulyorlar. yani? yani problem din lehce su bu degil, dupeduz OCALAN turu bir insani lider kabul edecek kadar aklini yitirmis orta kademe tasiyicilar. bunlarin ustaca devredisi birakilmasindan sonra kitlenin Ocalan bagligi denilen seyin bir balondan ibaret oldugu gorulecek. kitlenin behaviorunun nasil bicimledigi hakkinda da ders vermiyryim, arkadaslar bunlarin egitimi var arastiran sosyal bilimciler var, nasil kurd toplumunun vahsi turk sisteminin yalan yanlsi kaynaklarindan beslenen ekiplere birakmisiz, nasil? problem burda problem  pedersahi kulturu lider ve kitlesi baba ve ogul ekseninde siyasi kulture de yerlestirmek.

Ocalan bootle neckti, ocalan dar bogazdir, Ocalan devre disi birakilmadan kuzeyde kaliteli hedeflere ulasmayi birakin bizi 100 yil baglayacak berbat belgelere imzalar atilabilinir.

mitinglerde surda burda biji serok apo slogani atanlari yonlendiren ara kadrolarin ustaca devre disi birakilmasi gerek, beceren siyasi ekip ocalani devre disi birakabilir, ustelik onursal lider vs gibi hic bir yetkksi olmayan biri haline sokarak, ocalan bir iki sizlanir kopurur kizar velakin sonra yasaminin bu siyasi gucun basarisina bagli oldugunu anlayinca sesini hizla kesecektir. fazlasiyla yasamaya duskun (!)  bir lider oldugu iicin. 

 

 

Zîlan AZEW / .. Emin olabiliriz ki, şu anki tüm kafa karışıklıklarına ve aralarındaki çelişkilere ragmen, Ankara da, Şam da, Bağdat ta, Tahran da stratejik akıl konusunda bizim legal siyaset sınıfımızdan da, İmralı'dan da, Kandil'den de, ve hatta Erbil'den de daha deneyimlidir, daha organizedir ve daha mahirdir…

Dünyada Kürt ulusundan başka 40 milyonluk nüfusa ulaşmış ama ulus olarak varlığının devamı için en temel ihtiyacı olan devletleşmeyi gündemleştiremeyen, üstelik sürekli buna karşı gerek sol, gerekse İslami cepheden argümanlar üreten başka bir ulus yoktur. Bu konuda o kadar maharetliyiz ki İsmail Beşikçi gibi bir bilim adamına dahi: "Bu nasıl uluslararası anti-Kürt bir düzendir ki yıllardır Kürtlerin üstüne çullanıyorlar? Benim tahminlerime göre dünya üstünde 50 milyon Kürt yaşıyor.Ve bir devletleri yok. Bu nasıl bir haksızlıktır? Ama burada BDP'nin de payı var. Biz bağımsızlık istemiyoruz diyorlar. Eğer siz bayrak ve devlet istemiyorsanız sizde bir sakatlık var!" dedirtebiliyoruz.

İsmail Hoca'nın söylediklerine karşı aynı salonda bulunan Sebahat Tuncel gazeteci Ezgi Başaran'a " Ben Beşikçi Hoca'ya katılmıyorum. Kürt hareketi ulus devleti sadece Kürtler için istemiyor değil, bu kavrama tamamen karşı. Bu nedenle de çok ilerici kalıyor." diyebiliyor. Ört ki ölem dedikleri böyle birşey olsa gerek. Bir kaç yıl evvel Mersin'deki bir Newroz kutlamasında eline mikrofon geçiren yarı-aydınlardan biri Kürtleri ve onların mücadelesini bırakın Ortadoğu'yu, tüm dünyayı özgürleştirip, sosyalizme kapı açacak, emperyalizmin planlarını bozacak bir mücadele olarak nitelemişti. Bu konuşmanın yapıldığı tarihte Kürdistan'da Kürt çocukları okullarda "Ne Mutlu Türküm Diyene" - "Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun" diye bağırtılıyordu ve evet, hala öyle bağırtılıyor. Yeryüzünün hiçbir yerinde uygulanmamış sömürge altı bu politikaya muhatap Kürdistan halkı kendi sorunlarını çözmüş gibi bir de dünyanın sorunlarına el attırılıyor. Üstelik de yukarıda anlattığım her iki olay da Abdullah Öcalan'ın emperyalizmin ağababası ABD tarafından Türkiye'ye tesliminden onbeş yıl gibi ulusların tarihinde çok kısa olan bir süre geçmeden yapılabiliyor. Hala aynı kafa yapısının Kürt siyaset sınıfında varolduğunu görmek üzücü olmaktan da öte. İnsan bu kadar cehalet ancak tahsille mümkündür diye düşünmeden edemiyor. Soru şu ki bu tahsili Kürt legal siyaset sınıfına kim veriyor? Kendi somut sorunlarını çözemez durumdayken dünyanın soyut sorunlarına el atma cüreti nereden kaynaklanıyor? Ben şahsen bu tahsili ve cüreti bir kurum olarak PKK'nin verdiğini düşünmüyorum, Abdullah Öcalan'ın parti ortamı dışında, esaret koşullarında ve denklemleri kavrama şansı olmadan ürettiği teorilerini dışarıda tutarak. Zaten ABD tarafından Türkiye'ye şartlı teslim edildiği tarihten bu yana doğru yöntem PKK ve Öcalan'ı iki ayrı entite olarak değerlendirmektir. Bu nedenle bu çelişkili durumu Abdullah Öcalan'ın "yeni"
teorileri ve Ankara koşullarında Kürt legal siyaset sınıfının yarattığını düşünmek, Ankara koşullarında bu politikanın takip edilmesinin gerektiği konusunda Türk egemenlerinin, siyaset sınıfının, bürokrasisinin ve şüphesiz en büyük sömürgeci asker olan Türk medyasının görünür ve görünmez baskısıyla kendi kendilerini ikna ettiklerini düşünmek bana daha rasyonel geliyor.

Bu duruma uygun düşen kelime paradoks. Hatta belki oksimoron. Uluslaşıyorsunuz, ulusal kurumlarınızı oluşturuyorsunuz ve bu kurumların oluşumunu önemsiyorsunuz; ama anlamı bu kurumların tümünü kapsayan koordinasyon merkezi olan devlete, devletleşmeye karşısınız. Ülkenizi Kürdistan olarak tanımlıyorsanız, Kürdistan'da egemen olmak istiyorsanız ve bu egemenliği bir hukuk düzeni aracılığıyla kulanmak istiyorsanız, sizin istediğiniz şeyin adı devletleşmedir. Ve korkmayın, devletleşmeyi istemek kesinlikle günah değildir. Gerçi siz ulus devleti sadece Kürtler için istemiyor değilsiniz, bu kavrama tamamen karşısınız. Kapitalizmin ilk aşamalarında kaçınılmaz olan ve emeğin yerini alıp onu işsiz ve aç bırakan makinalaşmaya, yani kaçınılmaza olan tepkilerini makina kırıcılıkla gösteren Luddistler vardı, şu an iktisat tarihinde bir satırbaşıdırlar sadece. Uluslaşan bir halka, üstelik bunu neredeyse demografik bir devrimle yapan bir halka devletleşme yolunu göstermeyip, onun yerine palyatif önerilerde bulunanların herhangi bir tarihte bir satırbaşı olarak bile yeralabileceklerinden emin değilim. Çelişkiler, çelişkilerle çözülür önermesi çok güçlü bir önermedir ve hala kimse yanlışlığını kanıtlayamamıştır. Eğer ulus devlet bir çelişkiyse ve her halktan Kürdistan ulusunun çektiği acılar bunun sonucuysa, bu çelişkinin çözümü de Kürdistan devletinin inşasıdır. Samimi Kürt devrimcisinin görevi de öncelikle bu inşa sürecine katılmak, ikincil olarak da bu devletin demokratik, insan/kadın/azınlık ve girişimcilik haklarını gözeten modern bir devlet olmasına çalışmaktır. Bu inşa süreci zaten çok önce başlamıştır, ekolojik devrimcilere rağmen devam etmektedir ve onların rızası hilafına da olsa sonuçlanacaktır. Haritaya bakmadan,bir bütün olarak Kürdistan'ın dünyanın neresinde durduğunu bilmeden Kürdistan devrimcisi olunamayacağı da ortadadır, taktik ilminin sınırlarınının daha fazla zorlanmasının bir faydasının olamayacağı da. Ki ne yazık ki bizimkiler taktiği strateji yerine ikame etme konusunda pek gönüllü ve de yetenekliler.

Emin olabiliriz ki, şu anki tüm kafa karışıklıklarına ve aralarındaki çelişkilere ragmen, Ankara da, Şam da, Bağdat ta, Tahran da stratejik akıl konusunda bizim legal siyaset sınıfımızdan da, İmralı'dan da, Kandil'den de, ve hatta Erbil'den de daha deneyimlidir, daha organizedir ve daha mahirdir. Kürdistan'ın parçalanmasını organize eden Büyük Britanya ve Fransa'nın ve hepsinden önemlisi ABD'nin bu konudaki yeteneklerini anlatmaya gerek yoktur sanırım. Paris'te 3 Kürdistanlı devrimcinin öldürülmesi bile bu stratejik aklın yürürlükte olduğunun kanıtıdır. Bu toplu cinayetin en önemli sonucu tüm Kürdistan kurumlarının TC devletinin istihbarat kurumuyla yapılan görüşmelerin "barış müzakereleri" olduğuna ikna edilmesi ve "barış" ın haklı ya da haksız olduğuna bakılmadan zarfın mazrufun önüne geçmesidir. Bu durumu en özlü şekilde ifade eden ve Türk medyasınca özellikle öne çıkarılan bir pankartın Sakine, Fidan ve Leyla'nın Amed'deki cenaze töreninde taşındığını gördüm: "Savaşın kazananı,barışın kaybedeni olmaz!". Oysa hem savaşların hem de barışların kazanan ve kaybedenleri vardır. Ne yazık ki mevcut "parametreler" dahilinde yapılacak müzakereler sonucu gelecek bir "barış"ın ve "kardeşlik" in en büyük kaybedeni Kürdistan olacaktır. Yine de ulusal kurtuluş hareketinin bütünlüğü korunarak, bölünüp parçalanmadan yapılacak kaybettirici bir barış; bugünün koşullarında ulusal kurtuluş hareketinin bölünmesine neden olabilecek bir savaş devamından iyidir. Kürdistan halkının bugün kaybetse bile yarın kazanacağı kesindir. Bu hükmü kesinleştiren demografik, sosyolojik, ekonomik faktörleri ülkemizi bölüp paylaşanlar bizden daha iyi biliyor, bunu bilmek onlardan çok bizim işimiz olduğu halde.

Demografik faktöre ana veri kaynağı TC Başbakanı Erdoğan'ın her gün ısrarla vuguladığı en az 3 çocuk politikası ve daha önemlisi Milliyet Gazetesi'nin 18 Aralık 1996'da yayınladığı Bakanlıklararası Takip ve Yönlendirme Kurulu'na sunulmak için hazırlanan MGK Raporu'ndaki aşağıdaki satırlardır. Bu rapor TC'nin demografik kaygıları konusunda ders vericidir: "Bölgedeki doğurganlık oranının yüksekliği ve hızlı nüfus artışı diğer bölgelere nazaran yüksek. Bu artış Kürt milliyetçiliğinin içte ve dışta canlı tutulmasıyla nüfus dengelerinin değişmesi durumunda uzun vadede bir tehdit olarak ortaya çıkabilir. Araştırmalara göre Kürt nüfusu oranı 2010'da toplum nüfusun yüzde 40'ına, 2025'te yüzde 50'nin üzerine çıkma eğiliminde. Bu oranla birlikte Kürt milliyetçiliğinin de ön plana çıkması ve bunun da milletvekili sayısına oranlanması ileride vahim sonuçlara yol açabilir. Bölgede nüfus planlaması seferberliği elzemdir. Az çocuğa prim ve çok çocuğa vergi gibi radikal önlemler gereklidir."

Ekonomik faktör konusunda da aşağıdaki satırlar Kürtlerin nasıl bir zenginliğin üzerinde oturduklarını gösterme anlamında zihin açıcıdır:

"Tahminlere göre Kürdistan Bölgesel Yönetimi sahalarında 45 milyar varil petrol ve 3,5 trilyon metreküp gaz yerüstüne çıkarılmayı bekliyor. Bu miktarlar, eğer doğruysa Avrupa'nın Rusya'ya karşı seçenek umudu olan Azeri-Türkmen, yani Hazar havzası potansiyelinin altı katı kadar. Eski BP, yeni Genel Enerji Başkanı Tony Hayward, " o petrol bir şekilde pazara çıkacak" diyor, siyasi sorunlar sorulduğunda." (Murat Yetkin'in köşe yazısı, Radikal,13.12.2012)

İşin kilit noktası da bu. "O petrol bir şekilde pazara çıkacak" Nokta...

Bu petrol pazara ya da daha net bir söyleyişle en yakın limana ulaşmak zorunda. Bu liman çok büyük bir Baniyas ya da Haifa sürprizi yaşanmazsa ya Lazkiye'dir ya da Yumurtalık/Ceyhan. Baniyas seçeneği Irak ve Suriye sınırları içerisinde katettiği güzergahı itibariyle ancak Irak'ta Kürtlerle Arapların ayrıldığı ve Kerkük petrollerinin Araplar'da kaldığı bir senaryoda önemli hale gelebilir. Kerkük petrollerini Baniyas'a ulaştıran ancak uzun yıllardır kullanılmayan bir petrol boru hattının ve Baniyas'ta bir petrol rafinerisinin varlığına rağmen Kürtlerin Kerkük'ü, yani Kürdistan'ın kalbini bırakabilecekleri olasılığı üzerine konuşmak gereksizdir. Haifa seçeneği de Araplar dahil Müslümanlarla İsrail arasındaki yoğun çelişkilerden kaynaklı olarak çok yakın gelecekte mümkün görünmemektedir.

Hangi limanın tercih edileceği tamamıyla güç dengelerine, emperyalistler arası boğuşmanın boyutlarına, İran'la Batı'nın ilişkilerine, Güney Kürdistan yönetiminin yönelimlerine ve PKK'nin nerede mevzileneceğine bağlı. Kuzey ve Batı Kürdistan da bütün bu mücadelenin cereyan edeceği ana savaş alanı.

ABD'nin öngördüğü, Güney Kürdistan yönetiminin gerçekleşmesi için çalıştığı, TC'nin de "cömert" bir "müzakere" süreciyle destek verdiği seçenek Kürdistan petrollerinin Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı üzerinden pazara ulaşmasıdır. 1977'de devreye alınan 986 km.lik 1. Hat ve 1987'de devreye giren 890 km.lik 2. Hat bu proje için emre amadedir ve yıllık 70 milyon ton ham petrol taşıma kapasitesine sahiptir. Irak devlet sınırlarındaki kısmı Kürdistan'dan çok Irak topraklarından geçtiğinden ötürü Irak Arapları'nın da bu projeye onay vermesi gerekmektedir ve bana göre projenin en aksayan kısmı budur. Bu arada yılda 10 milyar metreküp doğalgaz taşıma kapasitesine sahip olacak yeni bir hattın Kürdistan'dan geçecek kısmına ait fizibilite çalışmaları BOTAŞ tarafında başlatılalı çok oldu ve belki bu fizibilite bizim henüz bilmediğimiz Kerkük petrollerini Arap topraklarından geçmeden Kuzey Kurdistan'a bağlayan yeni bir ara hattı da projeliyor olabilir.

Bu vesileyle Güney Kürdistan'da devletleşmenin ilk yıllarında "Kürtlerin iki sorunu var: Kerkük ve İskenderun" diyen Vanlı yoldaşımı da yadetmek isterim. Herhalde Kürdistan'ın kurtuluş projesi olarak gördüğü bu projenin ABD'nin, Güneyli Kürtlerin ve TC'nin birlikte kotardığı bir projeye dönüşeceğini hiç hesaplamamıştı. Oysa ABD petrol fiyatlarına çok duyarlı bir ülke ve Hürmüz Boğazı kartını kullanarak sık sık petrol fiyatlarını manipule etme imkanını İran'ın elinden almak ve diğer petrol üreticisi ülkelere de bir gözdağı vermek istiyor ve güvenliğin sağlanıp tam kapasite çalışabildiği koşullarda Kürdistan petrolleri ve Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı dünya petrol piyasalarında ham petrolun fiyatını düşürecek etkiye fazlasıyla sahip. Bu arada Irak ile Türkiye arasındaki petrol boru hattı anlaşmasının süresinin Mart 2010'da sona erdiğini ve tekrar 15 yıl süreyle uzatıldığını da belirtmek lazım.

Petrol boru hattının güvenliği ve Güney Kürdistan-Batı Kürdistan sınırlarından yürüyecek yeni bir Kürdistan-Lazkiye petrol hattının siyasi onayında PKK çok ciddi bir öneme sahiptir. Her ne kadar son yıllarda onlar da siyasi ve ekonomik analizlerden "ekolojik" analizlere savrulma yaşamışsa da PKK aklı bu sürecin içinde önemli bir karar verici konumundadır.

Umarım şu ana kadar anlattıklarımız Paris'te 3 Kürdistan devrimcisinin katledilme nedenlerini de açıklama yolunda bir derinliğe sahiptir. Üzücü olan artık Kürtlerin siyasi-ekonomik analizler yapmaması, bunun yerini ise beyaz leçek-beyaz kaşkol-barış-müzakere analizlerinin almasıdır. Anadilde eğitim ve anadilde savunma hakkı gibi tartışılamayacak kadar temel insan haklarını vermek için dahi ayak sürüyen Roboski katliamı faili/suç ortağı TC-AKP iktidarıyla mücadeleyi bu kavramlar üzerinden sürdürüyorsanız ve dünyayı okuma biçiminiz gerçekten buysa biz daha çok Kürt katliamına tanık oluruz. TC-AKP iktidarı bu konuda o kadar pervasızdır ki "müzakere" dedikleri süreç devam ederken dahi Lice'de, Nusaybin'de ve Kandil'de Kürdistan ulusal kurtuluşçularını katliama uğratabilmektedir. Biz bu konularda PKK'yi eleştirir ve bilgilendiririz de asıl zor olan bunu ekmeğini anti-PKK li olmaktan çıkaran, Türk televizyonlarının müdavimlerine anlatmak. Üstelik bunların en azından bir kısmı Kürdistan meselesinin aslının içinde Bitlis ve Cizre beyliklerinin başı çektiği Kürt beyliklerinin de jure özerkliğinin/de facto bağımsızlığının yok edilip Kürdistan'ın merkezi idareye merkezden atanan yöneticiler aracılığıyla bağlanması ve bu süreçlerde Kürdistan'ın adım adım askeri işgal altına alınması olduğunu "bir zamanlar" biliyorlardı. Artık unuttuklarını varsayabiliriz.

Ne yazık ki sömürgeci devletin "Kürt asıllıları" ve "aydınları" dışındaki Kürtler de anti-sömürgeci mücadelenin ana argümanlarını uzun yıllardır unuttular. Askeri işgal, işgalin sona erdirilmesi için gerekli devrimci şiddet, Kürdistan'ın yeraltı ve yerüstü kaynaklarının sömürgeciler ve onların işbirlikçilerince talan edilmesi, kültürel ve ahlaki yozlaşma, v.b. kavramlar artık pek revaçta değil.

Ulus devlet için savaşmak aslında Kürdistan toplumunun dünyaya eklemlenmesi için savaşmaktır, evet, kapitalizm için savaşmaktır; hatta kapitalizmin Kürdistan'a üzerinde girdiği eşeğin sırtından indirilerek modern ulus devletin görevlerini yerine getirebilmesi için olmazsa olmazdır. Ulus devletin Kürdistan'da üstleneceği pek çok görev vardır ve Kürdistan'da bebek ölüm oranlarının azaltılmasından tutun da çevre sorunlarına kadar pek çok problem çözme kapasitesine sahiptir. Merak ve itiraz edenler Güney Kürdistan'daki yarı-devletleşme öncesi ve sonrası istatistikleri karşılaştırmakla işe başlayabilirler.

Tekrar petrol boru hatları ve alternatif varış noktalarına dönersek Kürtlerin önünde izlenebilecek kabaca 2 yol bulunmaktadır.

Birinci yol: Güney Kürdistan ve TC'nin ABD'nin koordinatörlüğünde ve gerektiğinde verdiği "ince ayarlar" (Sakine'lerin öldürülmesi de acaba bu ince ayarlardan biri midir, öyle çıkarsa şaşırmayacağımı belirtmek isterim) yardımıyla kotarmaya çalıştıkları büyük ortak TC-küçük ortak Güney Kürdistan ekonomik birliğidir. Bu birliğin varoluş koşullarında Kuzey Kürdistan kültürel haklarla yetinecek, statü talebinde bulunsa da sonuçlandırması oldukça zorlaşacaktır. Kürdistan ulusal kurtuluşunun en diri kolu durumunda bulunan PKK de bu rasyonellerin içine ekolojik toplum-statü talebinin reddi-özgür toplum paradigması-kardeşleşme-barış-v.b. kavramlarla alınmaya, bir başka deyişle teslim alınmaya çalışılacaktır. Batı Kürdistan'da da PKK'nin herhangi bir statü oluşturmasına izin verilmeyecek, dört parçadaki Kürdistan ulusal uyanışları buna izin vermeyecek noktaya gelirse bile bu görevi PKK yerine KDP'nin üstlenmesi tercih edilecektir.

İkinci yol: Haritaya daha dikkatli baktığımızda ortaya çıkabilme potansiyeli taşıyandır. Batı Kürdistan'ın özgürleşme koşullarında Derik'ten başlayıp Afrin'e kadar uzanan ve İskenderun'a dayanan bir hat sözkonusudur. Ya da bir diğer deyişle Kürdistan'ın denize kavuşmasının altyapısı tam da buradadır. Bu hatta özgürleşme koşulları yakalandığında Güney Kürdistan'la birleşme de gündeme gelecektir. Bu hattın denize çıkışı 2 yoldan olabilir. İlki TC ile işbirliği dahilinde İskenderun, ikincisi de oluşması öngörülen Nusayri devleti ile işbirliği dahilinde Lazkiye üzerinden. Kürtler petrol ve doğalgaz hatlarını da bu düzlemde oluşturabilirlerse tarih sahnesine hiç olmadıkları kadar güçlü çıkabilirler. Bu altyapı 21.yy'ın Kürtlere armağanıdır. Ne mutlu değerlendirebilene.

Burada belki de konuşulması gereken üçüncü bir yol daha var. Bu da Batısı, Güneyi ve en önemlisi Kuzeyi ile Kürdistan'ın Türkiye ile yapacağı tarihi bir ittifak ve belki de konfederasyonal bir yapıdır. Bunun önünde ciddi anlamda 3 engel bulunmaktadır.

İlk engel emperyalizmin Türkler ve Kürtler arasındaki sorunların devamından medet umması ve bariz bir şekilde bu sorunda TC'yi desteklemesidir. Ayrıca böylesi bir gerçek barış ve kardeşlik projesinin Ortadoğu'nun emperyalistlerce yönetilmesini/karıştırılmasını zorlaştırıcı etkisiyle pek çok engelle karşılaşacağı ortadadır.

İkinci engel Türk Sorunu'dur. "Bir Türk Dünyaya Bedeldir" ırkçı mülahazası ile yetişmiş, eşekleştirici bir ırkçı-Kemalist eğitim sisteminden geçirilmiş yarı lümpen bir halka bu projeyi anlatmak ve sonuç alıp ikna etmek ne yazık ki deveye hendek atlatmaktan zordur.

Üçüncü engel de bizatihi Güney Kürdistan yönetimidir. Güneyliler, özellikle egemen sınıflarının gelenekselleştirdikleri parçacı bakış açılarıyla kendilerinden daha fazla nüfusa, daha fazla etkinliğe sahip Kuzey Kürdistan ile birleşmekten pek de hoşlanmayacaklardır. Dileriz bu tercih yeni bir Muini ya da Dr.Şivan olayı olarak cereyan etmez. Kuzeylilere silah teslimini bir plan olarak öneren Güneyliler de bilmelidir ki bunun Saddam döneminde Kuzeylilerin Güney Kürdistan hareketine Saddam'a silahları teslim etme teklifi götürmelerinden bir farkı yoktur. Ve evet, ne yazık ki o günlerden bu yana dünya da Kürdistan da değişmemiştir, aynı ilkel sömürgeci bakış ve askeri zor gündemdedir, sadece algımız daha profesyonelce manipule edilmektedir.

Algılarımızın profesyonelce manipule edilmesine son örnek Van'daki bir toplantı vesilesiyle gündeme getirilen ve çokça işlenen Kürt şehit ailesiyle çocuğunu kaybetmiş Türk asker ailesinin acıda buluşması haberidir. İşgalciyle ülkesi işgal edilenin acısını ve mücadelesini aynı kefeye koymak çağın en büyük ahlaksızlığıdır. Hitler'in SS birlikleriyle Yunanistan'da Alman işgaline karşı savaşıp cephaneleri bitince sirtaki oynayarak uçurumdan atlayıp topluca intihar eden Yunan komünistlerini aynı kefeye koymak kadar ahlak yoksunudur.

Çok uzun süredir devam ettiği için artık bilincimizden kaçan bir diğer ahlaksızlık ta Van, Bitlis, Hakkari, Dersim, Amed gibi halkın nerdeyse tamamının Kürtçe konuştuğu Kürdistan illerine tek kelime Kürtçe bilmeyen, bilmediği gibi Kürt halkının kendisinden ve dilinden nefret eden sömürgeci zihniyetli yöneticilerin gönderilmesidir. Bu adamların İngilizlerin Hindistan'a, Fransızların Cezayir'e veya İtalyanların Ömer Muhtar'ın Libya'sına gönderdikleri sömürge memurlarından bir farkı var mıdır? Kürtlerin bilip de unuttukları bu gerçeği tekrar hatırlayarak bilince çıkarmaları bir namus borcudur. Bu vesile ile Eğitim-Sen Bitlis Şube Başkanı Savaş Ülkü ve Şube Sekreteri Fatih Işık'a Bitlis valisi Veysel Yurdakul'u ziyaretlerinde kendisine hediye ettikleri Kürtçe Öğrenme Seti için müteşekkir olduğumu belirtmek istiyorum. Keşke BDP li dostlarımız her Kürdistan ilinin valisine böyle bir Kürtçe Öğrenme Seti hediye etse.

Evet, Kürdistan'a gerçek anlamıyla barış ve refah gelebilir, Kürdistan buna fazlasıyla layıktır. Ama bunun en asgari koşulu tüm halklardan Kürdistanlıların kendi topraklarında kendilerini idare edecek mekanizmaları kurmaları, kendi güvenliklerini kendilerinin sağlaması, Kürdistan'ın o bölgesinde hangi lehçe/dil konuşuluyorsa tereddütsüz bir biçimde eğitimin de o dilde/lehçede yapılması ve ideal bir demokraside sahip olunan hakların tamamına sahip olmalarıdır. Böylesi bir Kürdistan idealine ulaşmak için gerekli Kürdi altyapı, sınıfların konumlanması,kapitalizmin gelişerek aşiretler yerine sınıflardan bahseder hale gelmemiz, nüvelerini gördüğümüz Kürdistan burjuvazisi, Kürdistan orta sınıfları ve Kürdistan işçi sınıfını cesametiyle görebilmemizin bir zaman meselesi olduğunun da farkındayım ama bu tamamıyla ayrı bir yazının konusu. Kürdistan ekonomisinin kapitalizmin girdiği eşeğin sırtından indirilerek modern kapitalist rasyonellere kavuşturulması her sınıftan Kürdistanlının önünde acil bir görev olarak durmaktadır. Bu rasyonellere kavuşup ülkemizin şehirlerini dünya şehirleriyle, hatta ne yazık ki geçtiğimiz yüzyılın başında sosyal ve ekonomik olarak daha ilerisinde bulunduğumuz Türkiye şehirleriyle boy ölçüşecek seviyeye getirmek üzerinde durmamız ve sürekli tartışmamız gereken bir konudur. Yoksa Kürtler Kürdistan'ı sevip, yatırımlarını Türkiye şehirlerine yapmaya, bizim Türkiyeci Kürtçülerimiz de "biz enayimiyiz ki İstanbul'u Bodrum'u Türklere bırakıp Hakkari'yle yetinelim" demeye devam edecekler.

Saygılarımla.

17.01.2013

Aynı kaygıları paylaşıyoruz.

 

Dilerim yanılırız ama Kürtlerin bir daha devletsiz kalmaları yeni Dersimlerin Koçgirilerin Zilanların yaşanmasından başka bir işe yaramayacaktır.Kürtler akıllarını başlarına alıp düşünmelidirler.

 

Onların haklarını savunmayan liderlere partilere ve önderlere gereken dersi vermelidirler. 

Kürdistan tabii olarak wardir.

Kürd Milledi göçebe deyil  ki,Başka milledlerin toprakları üzerinde kendi hegemonyasını "Kur"sun !!

Kürdistan-ı 'Kur'maya gerek yok ki , zaden war.Önemli olan  Kürdistan-ı/Kürdler ile beraber, başkalarının hegemonyasının altında   nasıl kurtarabiliriz'e Qafa yormak lazım..Filozof Abdullah Öcalan'ın zihni yoğunluğunu adepte eddiği noktada tamda görüşme nodlarından beyan eddiği işaredlerden saklıdır.Birer milled'ler we coğrafyalar toptancıları olan saltanadçı imparatorlukler  dağıldıktan sonra ,bakiyesi olarak  İRO  kalan  Despod "ULUS DEWLEDLER"iledir Kürd u Kürdistan dawası.Kürd u Kürdistan dawasını,Kürdler ;Sald sawaş ile "HAQLI DAWA" larını kazanmayacaklarının farqında olmalılar.Ötesi ise;Ya iyi birer santranç oyuncuları olmak zorundalar (hiç bilmem oyunları ,santranç deniliyorya,şah mad oyun biddi gibi söylemler wb.)'lerini  hep duyarım.Emin olduğum bir haqiqad war ; YA ,Rakibini  güç ile yenersin wey hud AQIL ile...Peki iro özelikle yorumcu kürd geçinenler,Bu iki haqiqad olgusuna ne kadar yakın ,mantıki yorum yaparlar ?Hiç.Sadece muhalifçi mantıq ile oda sadece yanıltıcı bir siyased argümanından başka bir anlam taşımıyor..!

Saygilar Sari Hocamiz.Tek Kelimeyle .Sizin degimiyle Eger Siz  Bayrak  ve Devlet istemiyorsaniz Sizde bir Sakazlik Vardir ? Dorudur Sakatlik ta vardir Delilikte Vardir ,ve Kendi Tarihinde Ders Cikarmama da Vardir.Ustelik Bu Kadar Sehid Verme Dagdan ve Zjdanda Esi Benzeri Duyadan Bulunmiyan Kahramanliklar Sergilenmesi ,Ilaveten Bayrak ve Devlet Istememe Dunyada benzeri Yok Bir sakatliktir ,Dunyada Onlarca 500 Bini Bile Asmiyan bagimsiz Devlet Varken ? Bizimkiler Cikip Devleten ve Bagimsizliktan vaz gecmesi.demeki Kurdlerin Davasi Haksizdir Kurdistan Diye Bir Ulkede Yoktur Kurd Diye bir halkta Yoku,Ve TC diye Sumurgeci Bir Gucte Yoktur.Devlet Istememe Kurde Kardan Ziyade Buyuk Zerar veriyor degerli Hocamiz,Tekrar Size saygilar

Sayın Beşikçi her koşul altında doğruları söylemiş bir bilim insanıdır şüphesiz. Türkiye de hakikate karşı hep riyakarlık ve inkar kültürü vardır. Ne yazik ki Kürt toplumunda da bu riyakarlık mevcuttur. Bugün eğer ulus devlet çağı bitmişse ki bunun dünyada hiç bir emaresi yoktur. Neden Türkler ulus devleten vazgeçmiyor. Kaldı ki Kürtlerin sorunu Türklerin ulus devleten vazgeçmeleri veya vazgeçmemeleri sorunu değil. Sömürge Kürdistan'ın özgürleşmesi birleşmesi sorunudur. Türköne gibi tescilli Kürd ve Kürdistan düşmanlarındaki panik Kürd gençlerinde yükselen ulusal bilinçtir. Tabi Beşikçi hocanın Kürd aydınlanmasına olan katkılarından dolayı Faşistlerin hedeinde olmaları doğaldır. Ama hakikat gün gibi parlaktır. Korkuları bundandır. BDP' ye de bir çift söz artık kendinize gelin Kürt ve Kürdistanın hakikatına sırt çevirmeyin....

Büyük üstadın sözleri oldukça yerinde hatta geç bile kalınmıştır.

 

Saygıdeğer Hocam,

Her milletin kendi anavatanlarında özgür yaşama hakkı en doğal evrensel haktır.

ANCAK, bu tür doğal talepler demokrasi ve hukuk bilinci gelişmiş toplumlarda tartışılabilir.

Bu topraklarda hiçbir zaman bunlar olmadı, olamadı. Tartışılamıyorda.

BDP'nin bu hakları tümden peşinen reddetmesi gerçek dışı ve komiktir. Bilim ve hukuk dışıdır.

Önerim, bu tür hakların  şimdiden söylenmesine takılmadan, ülkenin genel olarak tam demokrasiye  yönelmesi için çaba sarfetmektir.

Bunun da ilk şartı Ergenekon, Jitem yargılamalarını zorlamaktan ve Evrensel haklara uygun bir anayasa için israrcı olmaktan geçer.

Sağlık dileklerimle. Saygılarımla.

Dr.Ali GÜN

Dr ali  "akli selim" mesajlari veriyor bize. benim sorularim var:. 1- nicin burda unvanini yaziyorsun? 2-bu ayip, bu gorgusuzluk , senin tip doktoru mu bilim doktoru mu oldugun ancak MESLEKI ortamlarda bir anlam tasir. o ortamlarin cogunda bile bu unvan ifade edilmez. ciddi bilimsel dergilerin cogunda yazilan makalelerin yazarlarinin adinin onunde unvan bulunmaz. bu unvanla inadiricilgini mi artirmak istiyorsun? bunu argumanlarinla yapmayi dene. burda kurdler CIPLAK gerceklerini tartisiyor.artik boigazimiza kadar gelen bize karsi tekrarlanan edepsizlikleri kaldirmak, katlanmak beklemek istemiyoruz.  KURDLERIN demokrasiden yararlanacagi bir gercek velakin bu onlarin ana hedefi temel ugrasi olamaz, turklerin isini basimiza yikmayin. kurdler ULUS olarak goruyorlarsa kendilerini BEKLEMEDEN besikci hoacanin dedigi seyleri INATLA talep etmek ZORUNDA. .senin ULUSAL taleplerin demokrasi mucadeleni engelliyor mu? yok i halde?  21 yuzyilda 40 kusur milyon ahali en temel haklarini kullanabilmek icin  oteki okuzleri bekleyecek, turkler farsiler araplar imana gelip demokrasiyi kuracak eee sonra da biz  ulusal haklarimizi alacagiz. bu yolun adi dupeduz asimilasyon carkinda erimektir. kurdler demokrasi dusmani degil, o bizim trenin gececegi bir duraktir, bu uygarlik treninde BILETIMIZI oraya kesmedigimizi daha otekedeki istasyonu hedefledigimizi soylemek zorundayiz. HOCA nin dedigi budur. kondoktor elindeki biletin demokrasi duraginda oldugunu gorurse seni orda indirir!

kurdler anlasmalarin evraklarin tavirlarin BAGLAYICI oldugunu hala ogrenemediyse asla ogrenemez. sahte akli selim mesajlari kadar  yaniltici bir sey olamaz. "yerden ve gokten en iyi seylere layikiz " ve onlari almak icin ugrastigimizi acik secik soylemek zorundayiz. 

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News