ala kurdistan
Ey Reqîb

Efrin'in İşgali ve Rojava Siyaseti- Hüseyin Turhallı

19 Temmuz 2012'de Rojava'nın üç büyük kenti Qamışlo, Kobani ve Efrin'nin denetime alınmasıyla Kürdistan tarihi ve Rojava coğrafyası için yeni bir süreç başladı.

KDP'nin Rojava'daki yansıması olan ENKS, ÖSO içinde yer alınmasını ve Esad rejiminin hedef alınmasını önerirken, PKK'nin yansıması olan PYD ise, yaşadıkları coğrafyanın denetime alınarak yeni bir yönetim kurulmasını savunuyordu. Buna da üçüncü yol diyordu. 3. yol "Etnik kimliğe bakmadan bizimle birlikte hareket edecek olanlar dostumuz, coğrafyamızda etkinliğimizi kırmaya çalışan güçler de düşmanımızdır." biçiminde formüle edilebilir. Bunun sonucu olarak Esad güçleriyle zaman zaman çatışsa da asıl savaşımını işgalci güçlere karşı yürütmüştür.

Bu çerçeveden bakıldığında ENKS'nin politikasını öznelere, PYD ise nesnel durumlara dayandırmıştır. Özneler manevra kabiliyetine sahip olduklarından her zaman için U dönüşü yapabilir, risklidir. ENKS'nin bunca hata yapmasının temel nedenlerinden biri de budur. Buna karşılık politikasını nesnel unsurlara dayandıran PYD güvenli bir yol seçmiş, sonuç almıştır.

ENKS başından itibaren yanlış yapmıştır, yapmaya devam ediyor. PYD ise hatalarından dersler çıkararak ilerledi. Örneğin Serêkani idaresini El Nusra ile paylaşma gibi hatalara da düştü. Çoğunluğu Arap'tır diye Qamışlo-Grê Spî-Kobani bağlantısını kulak ardı etti. Haseki -Qamışlo arasındaki bölgeyi denetime almak gibi bir çaba içinde olmadı.

O bölgelerden yapılan saldırılar varlık-yokluk düzeyine ulaşınca yanlışından döndü daha dinamik bir yapılanma ve çalışmaya girişti. Yanlışlarından dersler çıkararak ilerleyen Rojava yönetimi Kobani direnişi sonrasında 60 ülkenin içinde yer aldığı "IŞID'a karşı koalisyon"nun içinde resmen yer aldı.

O süreçlerde Rojava coğrafyasını bilen, demografik yapısını tanıyan, savaşı gören, uluslararası hukuk ve diplomasi konusunda kariyer ve deneyimi olan biri olarak yazdığımız yazılarda bazı öngörü ve önerilerde bulunmuştuk. Rojava yönetimi bu tespit ve önerilerin de ötesine geçti. Uygulamada taktik bazı hatalar yaşanmış olsa da stratejik olarak bu politika doğruydu. Yapılması gereken ve yapılabilecek şey buydu. Bu da yapılmıştır.

Doğru idiyse Efrin neden düştü

Rojava yönetiminin son ana kadar anlamadığı şey Suriye'nin Rusya ve ABD arasında Fırat'ın-doğusu ve batısı biçiminde paylaşılmış olmasıdır. Gerçi Ruslarla anlaşarak Efrin'e Rus askerini getirdiler. Ancak Efrin'in Rusyanın payına düşen bölüm olduğunu idrak edemediler ve bunun sonucu olarak Efrin'e yönelen işgal tehdidi karşısında doğru bir politika belirleyemedi.

ı- Efrin'i içeriden, dışarıdan savunmak için oluşturulan bir askeri strateji yoktu. Bütün coğrafyayı mayınlama, hava saldırılarına karşı etkili teknik araçlar edinme, dışarıdan güç kaydırmak için hazırlık yapma, dış hatlardan müdahale gibi çalışmaların hiçbiri yeteri düzeye ulaştırılmamıştır.

Bu hazırlıklar yapılmayınca da sadece içten bir direniş bu saldırıyı kıramazdı. Yavaşlattı ancak kıramadı. Savaşı az çok yaşayanlar bu tür direnişlerin bir süre sonra kırılacağını çok iyi bilirler. Bunu defalarca yazılarımızda da söyledik. Mademki böyle bir hazırlık yoktu o zaman ikinci şık denenebilirdi.

ıı-Rusya-Esad rejimi ile ortak bir formülde anlaşabilirdi. Böyle bir durumda Türk devletinin işgal gerekçesi ortadan kaldırılabilirdi. 
Bu durum Efrin'in rejime teslim edilmesi anlamına mı gelecekti? 
Kağıt üzerinde ve hukuki anlamda evet. Ancak uygulama böyle yürümeyecekti. Hukuk zamanla kendisini uygulamalara uydurur. Bu evrensel kuralın da bilinmesinde yarar var.

Efrin'in kayıp edilmesine rağmen genel anlamda Rojava yönetimi politikasının yanlış olduğu söylenemez. Efrin'e yönelik yanlış bir tespitte bulunulmuş ve bu yanlışın bedeli olarak Efrin zorba güçlerce işgal edilmiştir.

Bundan sonra ne olacak?

Düşük yoğunluklu bir çatışma sürecine girildi, Efrin kırsalında bu öylece bir süre devam edecek. Ancak Suriye'de tufan yağmurları yağmaya devam ediyor. Sellerin nereleri basacağını, hangi bentleri-barajları yıkacağını tahmin etmek çok zor.

Bugün Fehim Taştekin'in yazısında da vardı. Kısaca "Rusya Efrin karşılığında verilen Guta'yı yeterli bulmayabilir ve İdlib'i de isteyebilir. Bu durumda Rusya-Ankara ilişkileri yeni bir biçim alabilir. Bu durum ABD'nin işine yarar. ABD de Minbic konusunda YPG'yi ikna edebilir ve Türkiye ile ilişkilerinde yumuşak bir inişe geçebilir" diyordu.

Olabilir mi? Güçlü bir olasılık. Birçok işaret Suriye denklemine dahil olan küresel güçlerin politikalarını bu yöne çevirdiğini gösteriyor.

ABD'nin Minbic'i Türkiye ile pazarlık konusu yapmasının mantıki ve hukuki dayanağı yoktur. Bence bu bir pışo-pışo politikasıdır. 
Suriye bağımsız bir devlet. Türkiye'nin Suriye toprakları üzerinde hak iddia etme yetkisi yoktur. Askeri güç anlamında ABD'nin Türkiye'ye ihtiyacı olmamasına karşın, Suriye topraklarının egemenliğini Türkiye ile tartışması, komisyonlar kurması ne akli ne de hukukidir. Kuralsızdır ve bu kuralsızlık gereği yapılan görüşmelerde notlar tutulmamış, protokeller imzalanmamıştır. Tillerson gitmiş, Pompeo gelmiştir.

Eğer bu gerçekten ABD politikasıysa ilkel ve geridir.

Kürdler ne yapabilir

ı- PYD'nin Rojeva politikası doğruydu/ doğrudur. Ancak işgal girişimine karşı Efrin'in savunma stratejisi yoktu. Rusya ile kurulan ilişki de yerel ve nesnel gerçekliğe uymuyordu. Efrin'i bu hatalar düşürmüştür. Hatalardan ders çıkarılmalıdır.

ıı- Suriye Rusya ve ABD arasında Fırat'ın doğusu-batısı biçiminde paylaşılmıştır. İran ve Türkiye'nin rolü zamanla sınırlıdır. Sular durulduğunda onlar da kovulacaktır. Politika oluşturulurken bu gerçeklik göz ardı edilmemelidir.

ııı-Rojava ABD ile stratejik ilişki içine girmiştir. Bu ilişkisini geliştirmek ve hukuki bir çerçeveye oturtmak zorundadır.

Rusya'nın rolüne karşı içine düştüğü hatayı, ABD'ye karşı tekrar etmemelidir.

ıv- Eksen kayması süreçlerinde politik hedefler belirlenmez. Mevziler tahkim edilir. Yılgınlığa girilmeden askeri ve siyasi anlamda kazınılan mevziler içten ve dıştan tahkim edilmelidir.

Yorumlar

Sayın Turhallı, askeri uzman değilim, sahada hangi stratejilerin sonuç getirici olduğunu da tahmin edemiyorum. Yalnızca bir hususta eminim, o da Kürtlerin birliği gerçekleşmeden askeri veyahut zor yoluyla başarı şanslarının olmamasıdır! Bunun askeri olduğu kadar, siyasi, diplomatik, ekonomik vs. sebebleri var. Herhangi bir başarının kurumsallaşmamış hâli orta-uzun vadede buharlaşmasını beraberinde getirir. Bunun örnekleri çok. Ben şahsen Kürtlerin göğüs göğüse sürdürülen (inanç, fedai duruş, gurur vs.) muharebelerde hep bir adım önde, daha başarılı olduklarına inanırım. Ama bunun yetmediğini de bilirim. Dolaysıyla Kürtler (doğrusu PKK) naletli bir çoğrafyada olmakla beraber kendi içlerinde de parçalı duruşlarından da (ulusal bir kurumun olmaması, güney-kuzey polemikleri, PKK dışında toplumsal bir muhalefeti örgütleyebilecek başka güçlerin olmaması vs.) ötürü zamana yayılmış bir soykırımla başbaşalar. Kürtler (KDP/YNK/GORAN/PKK vs., yani aktörler düzeyinde) birliklerini sağlayamazlarsa kaybetmeleri kaçınılmazdır. Eski Roma'dan beri geçerlidir: divide et impera! Yani böl ve yönet. Ama artık Kürdün düşmanları yönetmekle de kalmak istemiyorlar, tümüyle bitirmek, imha etmek istiyorlar. Kürtler çıban başıdır düşmanlarının algısında, kökten sökülmeleri gerekiyor! Kürtler de eğer bunu anlayamıyorlarsa toptan kaybetmeleri kaçınılmazdır! Birlik, birlik, birlik!

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News