ala kurdistan
Ey Reqîb

Kritik Süreçler- Hüseyin Turhallı

Böylesi durumlarda mücadelede “öncelikler” önem kazanır. Öncelik, yapılması gereken işi ve o işin yapılacağı alanı ifade eder. Mücadele yöntemi sadece o işin nasıl yapılacağını/ yapılması gerektiğini izah eder. Silah bırakmak veya silahlanmak sorunun özü değil, çözüm yöntemini ifade eder. Ulusal haklara kavuşmak için iç ve dış koşullar silah bırakmayı gerektiriyorsa bırakılır, silahlanmak gerekiyorsa silah kuşanılır.

Stephan Hawking “ ilk patlama anında eğer patlamanın gücü milyarda bir oranında daha az olsaydı (10 üzeri 18 ) evren kendi üzerine çökecekti. Yok eğer daha güçlü olsaydı  o zaman da evrenimiz kozmik cisimler olarak uzaya saçılacaktı. Bu kritik aşama dışında başka bir durum olsaydı ne bu günkü evren ne de biz olacaktık” diyor.

Bu evrensel ilke bize ne diyor?

Var olmak “çıkış kritiğinde saklıdır”

İnsan olarak var olmak, öncelikle özne olmayı başarabilmektir. Özne, çıkış yapabilendir.

Peki bizim bir çıkış iddiamız var mı?  

Günlerdir Türk ve Kürd basınını izliyoruz. Sorunun özü ile alâkalı olmayan yanlış sorular soruluyor, beyin yanlış cevaplar içinde boğduruluyor.

Psikolojik bir savaş aygıtı olarak Türk basınının bu tavrını anlıyoruz da  ya bize ne oluyor?

Türk devleti, AKP, egemen güçler şunu yapacak, bunu yapacak, olasılıklarını tartışmak özne olmaktan uzaklaşmak, öznenin çıkışı önünde set oluşturmaktır.  Yanlış burada.

Aydın, yanlışlarla değil, doğrularla uğraşır!

Doğru ne?

Ulus olarak var olma iddiamız nedir?

Açık olmak, dürüst olmak, bu soruya verilecek cevapta saklıdır. Daha da ötesi politikaya, politikacıya güven ve güvensizlik de bu soruya verilecek cevaptadır.

BDP heyetinin İmralı’da Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmesiyle birlikte Kürdlerin ve Kürdistan’ın geleceğini etkileyen kritik bir sürece girildi. Sürecin kritik olması kaderimizin siyasilerin tutumuna bağlı olmasındandır.

Eğer bu gelişmeler bir fırsatsa bu fırsatı kaçırmak; yeteneksizlik, körlük, Kürdistan halkına karşı büyük bir sorumsuzluktur.

Yok eğer bir Osmanlı oyunu ise bu oyuna düşmek de tarih ve toplum bilincinden yoksunluk, büyük bir cehalet ve korkunç bir utançtır.

İnsani ve ahlaki tutum; nesnel gerçekliği olduğu gibi kabul etmek ve bu nesnelliği ezilen, sömürülen, baskı gören halklardan, sınıflardan yana değerlendirmektir. Diğer bir ifadeyle varoluştan/yaşamdan yana olmak, kritik anın gereklerini yerine getirmektir.

Olaylara bu çerçeveden baktığımızda barış fırsatını kaçırmak, ölümden, yıkımdan ve savaştan yana olmak, gayrı insani ve ahlak dışı bir tutumda ısrar etmek demektir.  

Peki ya barış adına boynunu giyotine, ipe uzatmak ahlaki ve insani bir tutum mudur?

Yakın tarihimizde bunun iki önemli örneği var.

Kadı Muhammed o günkü konjonktür gereğince halka yönelik bir katliamın yaşanmaması için teslim olmayı kabul etmişti. Seyid Rıza ise katliamın durdurulması için kendini ateşin içine atmıştı.  O günkü koşullar içinde bu önderlerin tutumu kabul görebilir. Çağımızda ise  böylesine bir katliam tehdidi olmadığı için benzer tutumların doğru karşılanması da doğru değildir.  

Tam tersine ulusal hakların ve çıkarların içte ve dışta savunulması için koşullar muazzam olgunluktadır. 

Başa dönüyoruz. Temel sorunumuz ve temel iddiamız neydi?

Ulus olarak var olmak.

Irak’ta, Suriye’de, İran’da yaşananlar bir kez daha göstermiştir ki Kürdistan’ın kaderi bir bütün olarak yazılmıştır. Parçacı yaklaşımların çözüm kudreti yoktur, olamaz.

Büyük resme bakalım.  

-İç koşullar Güney Kürdistan’a bağımsızlığı dayatıyor. Ancak buna karşılık dış baskı ve coğrafi koşullar “Bağımsızlık idealinin” önünde engel olarak duruyor.

-Batı Kürdistan Elkaide çetelerinin, İran ve Türk sömürgeciliğinin açık tehdidi altında. Buna rağmen direniyor ve parçalanan bedenini birleştirmeye çalışıyor. Gelecek güzel günlerin ümidi yanında açlık ve korku had safhada. Yardıma en fazla ihtiyaç duyan bir parçamız. Deyim yerindeyse burada bir ayağımız timsahın ağzında.  

-Doğu ise 30 yıllık bir uykudan sonra diğer parçalara kan vermekle iştigal.

-Kuzey Kürdistan ise amansız bir mücadele ile varoluş kavgasında.

Tüm parçalarda durum bu iken Kürdlerin varoluş mücadelesi, küresel süreçle uyumlu ancak statik konjonktürle çatışır vaziyette duruyor.  

Böylesi durumlarda mücadelede “öncelikler” önem kazanır. Öncelik, yapılması gereken işi ve o işin yapılacağı alanı ifade eder. Mücadele yöntemi sadece o işin nasıl yapılacağını/ yapılması gerektiğini gösterir. Silah bırakmak veya silahlanmak sorunun özü değil, çözüm yöntemini ifade eder. Ulusal haklara kavuşmak için iç ve dış koşullar silah bırakmayı gerektiriyorsa bırakılır, silahlanmak gerekiyorsa silah kuşanılır.

Birey olarak baştan beri iddiam şudur: Bulunduğumuz süreç itibarıyla Batı Kürdistan, Kürd ve Kürdistan sorununun bağımsız değişkenidir. Süreç itibarıyla Kürdistan’ın kaderi Batı Kürdistan’ın geleceğine bağlıdır. Yani bir ayağımız timsahın ağzındadır.   

Maliki’nin Saddamvari çıkışı Güney Kürdistan’ı açık bir tehdit altına sokmuştur. Güney açısından şimdilik temel sorun, kendisini ve koparılmış bölgeleri korumak ve kollamaktır. Bu durumda Batı Kürdistan’ı korumak, haklarına kavuşmasına sağlamak görevi Doğu ve Kuzey Kürdistan parçalarının dayanışmasına kalmıştır.  

Doğu ve Kuzey Kürdistan siyaseti kendisini buna göre yeniden yapılandıracaksa Türkiye ile çatışmasızlık siyasetinin yürütülmesi doğru bir tutum olacaktır. Yok eğer Batı Kürdistan’ın geleceği esas alınmadan Öcalan’ın koşullarının iyileştirilmesi ve Kuzey parçasında bir takım demokratik hakların sağlanmasına yönelik ise,  timsah bizi yuttu demektir.

Şimdi güncele gelelim.

İmralı görüşmelerinin mimarı Hakan Fidan ne diyor?

DDR!

Nedir DDR?

Demobilisation, Disarmament, Reintegration. Türkçesi: Eylemsizlik, silahsızlandırma ve entegrasyon.  Yani Batı Avrupa ülkelerinin terörist örgütlere uyguladığı yöntem.

Yada Osmanlı’nın/Kemalist rejimin Kürdlere uyguladığı yüzyıllık katliam. “Te’dip-hizaya getirme, Temdin-Medenileştirme-asimile etme ve Tasfiye- imhâ!

Değişen ne?

Bizim köylünün dımsı, pekmez olmuş!

Bunlar Öcalan’la konuşulan konular. Peki Öcalan bunun böyle olduğunu bilmiyor mu?

Hayır! Bilmiyor.

Şimdi Erdoğan’ın akılmendi Yalçın Akdoğan’ın söylediklerine bakalım:

“Farklı ülkelerde devletler bu örgütlerle görüşmüşlerdir. Ama bu görüşmelerde o örgütler meşru gösterilerek yapılmamıştır. Neticede terör vasfı ortadan kaldırılarak yapılmamıştır. O yüzden masum ve mazur görme gibi bir durum söz konusu olamaz.”

Devamla “Karayılan, PKK sınır dışına çekildiğinde tepemize bombalar yağarsa diye düşündüğünü söylüyor. Belirlenmiş bir sonuç vardır ve bu bağlamda devletin tüm kurumları üzerine düşeni yapacaktır.”

Bu sözlerden ortalama bir zeka ne çıkarır? İmha mı, barış mı?

Peki Erdoğan ne diyor?

“Kürd sorunu çözülmüştür. Çözülecek bir şey yoktur. Terör örgütünün silahsızlandırılması için devlet kurumları ne yapılması gerekiyorsa onu yapıyor.”

Aptal olanlara bile bu kadarı yeterli.

Burada samimiyet var mı?

Kürdleri aptal gören bu akil adamlara karşı Kürdlerin de söylediği bir şeyler var ve bu söylemler insanın yüreğine birazcık da olsa su serpiyor.

Murat Karayılan “ Görüşme yok. İstişare var. Sorun Kandille ilişki içinde çözülür”

Duran Kalkan “Bunlar boş laflar. Kürdleri aptal mı sanıyorlar? İmralı sistemini kabul etmiyoruz, dağıtacağız”.

Cemil Bayık “ Sorun, Kürdlerin hak sorunudur. Silahsızlandırma, türünden terimler, bizleri terörist olarak göstermeye yönelik gayretlerdir”

Bu sözler, oynanan oyundan PKK yöneticilerinin farkında olduklarını gösteriyor. Oyunun farkında olmakla oyunun karşısında durmak ayrı şeyler. Bütün mesele, Kandil’in bu oyunun karşısında irade gösterebilmesindedir.

Bir de süreci sabote edecek güç ve girişimlerden söz ediliyor.

Ben, ilk başlarda AKP’nin Kürd sorununu kısmi ölçülerde de olsa çözmekten yana olduğunu, ancak başta ABD olmak üzere Batı ülkelerinin buna engel olduğunu düşünüyorum. Bugün ANF’de Erdal Er imzasıyla “Dağdan Görüşmelere Bakmak” imzasıyla yayınlanan yazıda Erdoğan’ın Kasım 2007 yılında ABD Başkanı Buch ile yaptığı görüşmede PKK’nin ortak düşman ilan edilmesinden söz ediyor.

Biz bundan tam dört yıl öncesinde ABD’nin ekonomik krizi aşmak amacıyla AKP hükümetini Kürdlerle savaşa ikna ettiğini yazmıştık. Kürd ve Kürdistan sorunu başta ABD olmak üzere Batı Avrupa ülkeleri için altın yumurtlayan tavuktur. Kürdistan’ı bölüp parçalamakla onlar bu sorunu yarattılar. Ve dolayısıyla her türlü barış girişimini sabote edecek güç de onlardır.

Peki sonuç ne?

 Evlerimiz yıkılmadan, çocuklarımız ölmeden, dağda ve işkencehanelerde can vermediğimiz süreçlerde Öcalan Özgürdü. 10 bin KCK tutuklusu da yoktu. Şimdi Öcalan ev hapsine alınacak, KCK tutukluları serbest bırakılacakmış. Tüm haklarımız da bunlardın ibaretmiş demek ki! Eğer barış buysa yarın kıyamet kopacak demektir.

Kritik bir süreçten geçiyoruz. Dört parçayı gören bir göz, ancak bunu anlama kudretini gösterir.

Hüseyin Turhallı

[email protected]

Yorumlar

merhabalar

ABD nin ve AB nin kurd politikasini soyle veya boyle oldugunu idda etmek icin dayandiginiz veriler , belgeler kanitlar nelerdir? bunu sidetle merak ediyorum.

ytartismada aciklik olsun diye kendi kucuk hipotezlerimizi de yazayim

1-avrupda  kotu gunler geciren (bu entelektuel, psikoljik veya ekonmik de olabilir) kurd aydinlarinda bu anti avrupa ve abd tepkisi guclniyor. bu tezler icin birysel yasamdan cikmis tepkiler izlenimini yok etmek icin bu tezlerin saglam veriler dayndirilmasi lazim

2-ABD   AB veya diger buyuk guclr (cin rusya vs) genel egilimleri itibari ile nasil davranirlar, nasil davranmalari beklenir? kurd sorunu gibi liderligi ve orgutleri benim gibi kurdlere bile guven vermeyen bir odaga, kollektif yetenekleri gelismeis bir ahaliye yatirim yapmalari mumkun mu? TC gibi alt yapisi ve kullanilabilecek birikimleri ile  100 yildir yanlarinda olan bir devleti birakip kurdler ilgi gisterecek buyul guc olabilir mi (cin rusya  yi da abd ve ab ye ilave edin)?

3-turklerin baris yapmak istemesi buna abd nin engel olmasi tezi neye dayandiriliyor? ABD nin bolgedeki cikari enerji tarnasferini engelleyecek her turlu uzun vadeli unstabilteye karsi olmak biciminde ozetkeniyor. bu hipotez dogruya yakinsa, bolgede uzun vadede uzun surecek catisma olasiginin abd tarafinda istenmemesi gerek. silah satip para kazanacaklar efsanesi  abd nin buyuk sirketlerinin asil kazanc yollarini aciklamaktan uzak

4-turklerin kurdlerle baristan ne anladigini henuz yeterince ogrenedik ise, bu barisi engeleyeni halen disarida ariyor isekn turk kemalist ve islamistlerden  farkimiz nerde?

5- varsayalim ki turklerin kurdlerle barsi istedigi ve buna and nin engel oldugu tezi dogru. bu durumda su kavramlarin aciklanmasi gerek, turklerin istedigi basri nasil bir sey ve bize ne verecekti?

abd nin istedigi catisma hangi duzeyde ve kurdleri hangi yollarla savasta tutmayi dusunuyorlardi?kurdleri turklere karsi savasta tutarak bolgeden neyi eled edecek? bunun da net bicimde aciklanmasi lazim

en onemli soru da kurdler bu savasi actiklarinda kalasnikof ureticisi roket atar mucidi olmadiklarina gore en basitinden silahi pusati bir yerlerden tedarik etme plani yapmis ilmalari gerekir. bu dunya ne yazik ki svas kulturunden cikabilmis bir dunya degil. kaynaklar uzerine savas kizistikca bu daha da beter olabilir.

kliselesmis lafi  hatirlamakda yarar var. 

"seytanla bile masay oturulabilir, bu onemli bir sey degil,  o masadan kimin karli kalkacagi onemlidir "

kurdler cocukluktan cikip hayatlarina IKTIDAR olduklarinda birilerinin onlari turklerle savasta tutma isteginden YARARLANABILECEK yetenegi gelistirmis olmalari gerekir. 

bunu beceremeyen ahali ULUS devlet olmaya kapasitesi yok demektir.

bu tur bir ahali isek pilimizi  pirtimizi toplayip turklere yamanmayi ve onlarin cerceveesini cizdigi baris icinde yasamayi tercih etmekten baska  alternatifimiz yok demektir. 

abd nin ve ab nin kurdlerle turkleri savasta tutugu tezi TURK tezidir, su an icin bu tezi kanitlayacak verileri yok, bos progandadan ibaret bir tezdir. bu tez dogrulansa bile bundan kurdlerin degil turklerin gocunmasi lazimken kurdlerin taciz olmasini anlamak mumkun degil. seytanla masaya oturmaya korkan dan kendine guvenen bir ulus, devlet, statu sahibi cikmasi mumkun mu? degil. 

yetenekli ilderlerimiz ve orgutlerimiz olsaydi da  abd ve ab kurdleri turklerle savasa kiskirtiyor olsaydi.

simdi kendi verdiginiz ornegi(Stephan Hawking in verdigi ornegi) tekrar okumanizi onercegim, buyuk donusumler, virajlar kucucuk bir kaymanin sayesinde olur. ancak o kucuk kaymanin belirleyici olmabilmesi icin  kucuk faktorun beceremecegi buyuk prosesin de baska bir gucle baslamis olmasi gerekir.

tarihten bir ornek vermek gerekirse

sallahadin ve shjerko dupeduz turkmen nurettin in askerleri idi, baslangicta onun icin  savastilar,.hatta misirin emiri olarak sii halife al adid  in selahhadini  tercih etmesi dupeduz onun zayif bulup kullanma amacindan kaynaklandigi soylenir. yani tarihin normal surecleridir bu birilerinin birilerini kullanmak niyeti ile firsatlar yaratmasi. surecin sonunda  ne al adid kaldi ne nureddin velakin beceripte dunyaya kendini kanitlayan Saladin kaldi. bugun bile oslo da onun anisina entelektueller toplanip onu gzuelleyip onun prinsiplerini bugune onrek gosteren hiristiyan dumnyasi. demek ki buyuk guclerin oyunundan EZILMEDEN cikabilecek yetenekler varsa bu kullanilma savastirma turu edebiayin bir onemi kalmiyor. bu isin tabiatinin bir parcasi.  

Ocalan da bir hipteze gore kendini kullandirarak arkasinda duran ulsta bulamadigi bir enerjiyi bu kullanilma surecinden cikartacagi soylendi. kac yil gecti? 21 yuyilda zaman kimseye bu kadar comertce harcanmaz. ocalan eger bu tez dogru ise (ben buna da ihtimal vermiyorum, kendi yazdiklarindan cikartilacak sonuclar Ocalan in saglam bir lider ozeliklerine sahip olmadigini yuzlerce kez gosteriyor). vesselam arada bir tencere yuvarlanmis kapagini bulmus diyesim geliyor.pek de yanlis bir laf degil galiba. ben kendi adima kuzey kurdlerine us bes yil daha veriyorum. tencere bu kapagi hala kabul ederse, kuzeyden ulus kurma prosesinde bir halt cikmaz ama bu tur surecler  insanligin muthis macersinin icinde sadece epsilon miktarida bir ayrintidir nihayetinde

hurmetler

HeK

Sn HEK

Uzunca bir değerlendirme yazmışsınız. Sorgulama biçiminizi takdir ediyorum.

Önce sana katıldığım noktaları anlatayım.

Salahaddin'i Eyyubi ve Nureddin çerçevesinde söylediğin bütün hususlar doğrudur. Bu önemli bir tespit.

"ABD'nin bölgedeki stratejisi, enerji trensferini engelleyecek her türlü uzun vadeli unstabliteye karşı olmak" biçiminde formüle ettiğiniz görüş de doğrudur. Ben bunu 2000 yılında defalarca yazdım. Hatta bu çerçevede ABD ve AB'nin Türkiye'ye yönelik geçmiş ve geleceğe ilişkin politikalarını da.  ABD'nin uzun vadeli bu stratejisi halen de sürüyor. Ancak dönemsel olarak yer yer çatışmalı alanları kendi çıkarı için gerekli görüyor. Kuzey Kürdistan sahası bu yerlerden biridir. Buna karşılık Batı Kürdistan'a olumlu bakmaları için epey neden var. Sessiz kalmaları da bundandr.

Benim AB veya ABD'ye düşmanlık gibi bir düşüncem hiç olmadı, yoktur da. Tam tersine, Kürd bağımsızlık ve kurtuluşunun bu ülkelerle kurulacak olan dostluktan geçtiğine inanıyorum. Bu olmazsa olmaz bir koşuldur. Kürd ve Kürdistan sorununda belirleyici olan iç etmenler değil, dış etmenlerdir derken de hep bunu kast ettim.  Bir gerçeği görmek ona karşı tavır almak demek değildir. Aslolan, o gerçeğin pozitif yanlarını değerlendirmek, olumsuz yanlarından kaçınmaktır.

ABD ve AB'nin Kürdlerle Türkleri savaşta tuttuğu tezi bir Türk tezidir, biçimindeki değerlendirmenizde bakış açımız farklıdır. Ben öyle bir cümle kullanmadım. Daha büyük bir cümle kuruyorum: Türkler, Araplar ve Farslar yürütülen yüzyıllık kavganın kayanağı da bu.

Benim iddiam şu: Ta 1920'lerde Kürdistan'ı bölüp parçalayan güçler, Ortadoğuda istikrarsız bir yapı oluşturmuşlardır.

1914 Şeyh Muhmut Berzenci'den günümüze kadar değişen bir şey yok. Kürdler insanlığın maruz kalabileceği en büyük felaketlere itilirken Türkler, Araplar ve Farslar da gaspettiklerini kaybedecekleri korkusuna itilmişlerdir.

Türk tezi "Kürdlerin teslimini" ön görüyor. Oysa ki benim düşüncem şu Kürdlere bağımsızlık ve devlet olma hakkı verildiğinde veya Kürdler bu hakkı elde ettiğinde Türkler, Araplar ve Farslar kaybetmeyecek, kazanacaklardır. Kürdler bu nedenle bağımsızlıkçı olmalı, Türk, Arap ve Fars halkları da bunun için Kürdlerin bağımsızlığını savunmalıdırlar.

Pratik anlamda bazı süreçlerde uzak kalsam da 1978'lerden beri Kürd politikası içindeyim. Mücadele sürecinde bizlerin, Kürd siyasetlerinin eksiklikleri ve hatası olmuştur. Ancak Kürdlerin neredeyse dünyaya karşı mücadele verdiğini, vermek zorunda kaldığına ilişkin yüzlerce ve hatta binlerce örnekle anlatabilirim.

1997'de yazdığım ve 99'da parti yayınları içinde yayınlattığım "Ekonomik Savaş" kitapçığında bunları detaylı olarak anlattım.

Mesele şu, ekonomik çıkara dayalı bu denklemi çözmeden ve buna engel bir durum oluşturulmadan ne bu savaş biter, nede çözüm gelir.

Saygılarımla

Hüseyin

tc devleti  bu gorusmeleri teror sorunu diye muzakere ediyor ve ici bosdur kurt hareketini bitirme politikasidir, eger samimiyseler  kurt tarafi ifadesi yer alirdi ne zaman tc kurt tarafiyla muzakere ederiz derse o zaman bu gorusmelerde birsey umulur onun disindaki gorusmeler bos oldugu gibi kurtleri bolup bitirmekdir bunu kurt ler anlamiyorlar kafalarini kuma gommusler ,

-butun kurt orgutleri acik acik desinlerki bu gorusmeler tc devletiyle kurt tarafi arasinda yapiliyor desinler ve o zaman gorecekler tc nin  samimiyetini,

-adamlar kurt sorunu demiyorlarki dedikleri tek sey teror sorununda sonuca gitmek istiyoruz diyorlar ve amaclarini alenen beyan etmelerine rahmen hala uyur gezerler baskanla olan gorusmelerde bir beklenti icindeler , niye anlamiyorsunuz tc bu konuda kurt sorunu yada kurt tarafiyla muzakere ediyoruz dedimi yok demedi vede demezde cunku kurt realitesini adamlar gayri resmi var da demiyorlar dediklaer sey kurtler varmis? ifadesiyle mantigiyla hareket ediyorlar,  kurtler bu sahte gorusmelere odaklanip zamanini heba etmemeleri gerekir herkes var gucuyle yoluna devam etmeli tc fasizmi caresiz birakilmadigi mudetce kurtlerin varligini kabul etmez adamlar adeta kurtleri makarayya aliyor neymis teror sorunuymus asil teror kendileridir, ama kimse demez siz busunuz o yuzden hergun cesaret aliyorlar bdp bu gorumelerle ilgili yapacagi basin aciklamasinda desinki tc devletiyle kurt tarafi arasindaki gorusmedir desin onumuzdeki aciklamasinda bakin o zaman tc nin samimiyeti ortaya cikacaktir,

saygilar.

sayin turhalli, tarihsel göndermeleriniz (qadi muhamed ve seyid riza) güncele uygulanirsa öcalan ne yapmali sorusunu acik birakmissiniz? biz okurlara ifade etmek istediginiz acaba su olabilirmi diye düsünebilirmiyiz; mesela varligi olusturacak patlamada güncel kürt liderleri kendilerini sürece sunmaktan daha dogrusu vermis oldugunuz örnekteki gibi kendilerini feda etmekten korkuyorlar mi? aydinin ugrasmasi gereken dogru ne? soru sormak degil elbette, zira sorular bir yöntem olarak düsüncelerin olusmasina yardimci olur. nesnel bir dogru olmadigina göre, objektif ve subjektif kosullarin isiginda öznel düsünceler olur.

gecikmis kürt ulusallasmasi tarihsel kritik bir sürecten geciyor. eksik olan her zaman oldugu gibi kürtlerin subjektif durumu ve lider cikmazi. de facto ve de jure imrali devlete esir. kürt siyaseti de  imraliya. esirlerin özgür bir iradesi olabilir mi? elbetteki olur. zincirlerinden kurtulmak isteyen esirler özgür iradelidirler. ama bu zincirleri gevsetilmis esirler icin de gecerli mi? bu konuda emin olmak oldukca zor gözüküyor. ahmet türk öcalanin taleplerinin devleti zorlayan talepler olmadigini söylüyor. akp ve devlet'te "terörün bitirilmesi" diyor. yani her iki taraf icinde ortada cözülmesi gereken bir sorun yok.

kürt siyasetinin "baba figürü" öcalan kürt ailesinin karar asamasindaki belirleyici otoritesi. acaba kürtler baba figürünü öldürüp babaya hayirsiz evlat mi olmali, yoksa devleti zorlamayan talepler cercevesinde elleri önünde hayirli evlatlar gibi baba nasihatlarini mi dinlemeli? hangisi kritik sürecin dogru patlamasi olur? kürt tarihi anarsistlerini doguramadi. babalarda sadece evde otorite olabildiler ve komsularinda hep korktular. cocuklarina korkularini dostoyevskinin insanciklar romanindaki "bahtsizlar" gibi , acocuklarin annelerini suclayarak örtbas etmekle gecti zamanlari.

kürt cocuklarida babasiz olduklari icin oldukca uysal ve uyumlu büyüdüler. yoksa kürtler sokaga iner ne istediklerini devlete acikca söylerlerdi, ama babalrindan haber gelmedigi icin azar isitmekten ve babalarinin basini belali komsulariyla belaya koymaktan korkuyorlar, ayrica evde hir gürcikar, evin zaten olmayan huzuru birde bu yüzden bozulsun istemiyorlar. .

sali gününü beklemek, bdp'nin imrali taleplerini aciklayacagi günü bekleyen 25 milyon kuzey kürdü iradi bir beyanda bulunmayacagini sessiz durusuyla deklare etti. komsularindan korkan babalarin iyi egitilmis hayirli evlatlarina daha uzun bir müddet özgür olmak yasak anlasilan.

sizce bu kutsal ailenin artik dagilmasi gerekmiyor mu? kürtler bu travmatik süreci ancak babaya rest cekmekle asabilir. bence komsunun babasini korkutacak en önemli sey rest cekmek, gerci türkler buna "racon kesmek" diyorlar hakli olarak. hani kabadayilar ya, hakliliklari o anlamda.

saygilar

 

Merhaba

benim aceleyle bir suru hatayla yazdigim seyleri tartismak belki de aciliyeti yok oysa, siviltoplu adli katilimci nin yazdiklari bence daha direk ve acil bir mevzu.

pedershailigin kesinlikle buyuk etkisi var bireysel secenekleri belirlemede ve nihayetinde kitlesel tepkilerin olusmasinda. Siviltoplum tam 12 den isabet kaydetmis.

bu tur konularin yazilmasi cizilmesi ve baba ile olan iliskinin artik ozgur bir islikiye (insan babasi ile sevgi ve dostluk duzleminde bir iliki de kurabilir nihayetinde-emri komuta ve ittat ilkelliginden cikarak) evrilmesinde kurd aydinlarinin mutlaka bir rolu olmali.

( tartismayi herkese acik bir dille yapmak amaciyla sen-siz demek yerine HT demeyi uygun goruyorum bu mesafeyi sabit tutan bir kabalik olarak yorumlanmaz umarim).

Sherko-Selahhadin modeli kurdlerin uzerinde epey calisma tartisma yapmalari gereken bir model (tarihi boburlenme icin degil, liderlik hususiyetlerinin nasil olmasi gerektigine dair )

Burda soylemek istenilen KOSULLARIN soyle veya boyle, yontemlerin us yada bu olmasinin otesinde, lider ve arkasindaki gucun  YETENEKLERI bundan da daha onemli gerceklesmesi mumkun PLANLAR ve her zaman mesru olan ulasilmasi yasanan zaman araliginda imkansiza yakin gorunen velakin mutkaka VIZYON un icinde olan hedefler var oldukca, kendi belirleyemedigimiz kosullarin bize dyattigi seylerin cok fazla onemi kalmayabilir (sizin silahli silahsiz mucadelelerin fetislestirilmemesi yolunda yaptiginiz cagrinin bir benzeri). 

 siviltoplumun bize hatirlattigi (kendime de haksızlık yapmiyayim 99 dan bu yana kud meselesini ben nerdeyse bu probleme indirgedim) liderin defacto de jure bittigini gosteren GERCEGE geliyoruz.

boyle bir durum var onumuzde ve bu durum bugun belirmis degil. gostere gostere geldi simdi de tavir almak icin biraz gec oldu. BIRAZ lafi sirf retorik, kurdlerin cok kirilgan olmasindan kaynaklanan bir secim, aslinda epey gec oldu demek lazim. 

lafi suslemeden sunu soylemek isterim

1-ocalan iyi bir lider değil, kisisel integritesi de yok, fikirleri de ciddiye alinacak seyler degil

2-birinci madde  dogru bile olmazsa, siviltoplumun TEKNIK uyarisi var dev gibi onumuzde adam esir- ve hak hukuk kopartmaya cabaladigimiz sistemin esiri.

bu de jure liderlik yapamayacagi anlamina geliyor. nasil davaranilir el kitabi kurali olsun diye hassan selah buralara mandelanin formulasyonunu da asti. bu bir beldgedir. dedikodu degil. dogu timor un mapustaki liderinin ornegi de var. iki yakin ve munasip orneke bakip Ocalan in yaptiginin ne menem bir sey oldugu cikaryilabilinir

3-abd  ve avrupa konusu su an acil degil. buna daha sonra geri doneriz insallah. velakin emperyal sistemlerin isleyis mekanizmalari acacagi tahribatlar ile IZOLASYONUn acacagi tahribatlari karsilastirma zamani gelmis gorunuyor. politika GERCEKLERE gore yapilir. kafadaki iluzyona veya yanlis cikarimlara gore yapilir ise elbette cuvallariz. bu konuda hemfikiriz. velakin gercek denilen seyin herkese gore farkli algilandigi da baska bir gercek. bu sebeple tartismalari mumkun meretebe herkesin kabuledebilecegi factual olgular kanitlar etrafina cekmek lazim. bu acidan de jure de facto ocalan tarifi tam yerli yerinde

ben siviltoplumun su cumlesinden hic bir sey anlamadim:

"aydinin ugrasmasi gereken dogru ne? soru sormak degil elbette, zira sorular bir yöntem olarak düsüncelerin olusmasina yardimci olur. nesnel bir dogru olmadigina göre, objektif ve subjektif kosullarin isiginda öznel düsünceler olur."

aydin soru sormayacak da ne yapacak? soru nihayetinde retorik bir baslangic da sayilabilir. insani bir olguyu daha iyi aciklayabilecek yeni bir teoriye goturen ylun basi guzel sorulmus sorular (hipotezler) ile baslar. aydinin bilimcinin gorevi tam da bu degil mi?

nesnel dogru nicin olmasin? sosyal kosullarin hem nesnesi hem oznesi insan oldugu icin bu alanda belki halen buyuk bir karamasa var velakin yercekimi oznel bir algi mi? zaman oznel bir algi mi?

  bizim modelimiz aciklama bicimimiz tumuyle nesnel olmaya bilir , olmsina da imkan yok belki ama bir yerde onumuzde nesnel bir dogru duruyor olmasi gerekir. bilimin isi olabildigince oraya yakinlasabilmek. aydinin isi ni de bundan ayirmak mumkun degil. belki baska bir sey kasdedildi. gerci bu tur konularin kurd ortaminda tartisilmasi bazi katlimcilarin da hakli olarak hosuna gtmeyebilir. neyse kafaya takilan seyi ifade etmek lazim.

hurmetler

Masal ve Kürt celiskisi

Kürt sorunu bir büyüsel masala dönüsüverdi. dogrulari gizliyerek konustugumuz icin dönüstü, bizler dönüstürdük, bizler engelliyoruz Kürd'ün sorununun cözülmesini., neylemi bu masala inandiricilik kazandirarak ve de inanmaya hazir hale gelerek. Bu sorun ne kadar cözülmezsse bizler var oluyoruz. En sonunda büyücünün masalina dönüstü bu sorun, sorunla birlikte var oluyoruz, ama sorun olarak.

Her defasinda "ya bir oyunsa? ya bir hile varsa, osmanlida oyun cok" diye sormalarimiz yok mu.? Osmanlida oyun coksa bizde ne var diye de sormak gerekiyor. Yorulmayin be arkadaslar, bizlerde anlatilan büyülü masala yani osmanli  oyunu mu yoksa kemalist oyunu mu, bu oyuna önceden inanma cok egimliyiz.

Kürtler ile devlet ve de öcalan iliskisini anlatan bir büyülü degilde, fikrali bir seyde müsadenizle ben alatayim:

"bir köylü sehre gider, sehirde alis veris yaparken gecikip karanliga düser, en sonunda karanlik cöktügünü farkederek geri dönmeye calisir. Geciktigi icin kafasi bozulur bir sigara cikarir paketinde, yakmak isterken birden bakar ki kibrit almayi unutmus. evine giden sehirli siz klentli deyin bir adama döner, ey sehirli atesin var mi ? diye sorar. sehirlide köylü degil mi ben buna el fenerimi tuttayim bakalim ne yapacak bu köylü diyerek hinlik yapar. Sehirli el fenerini atin üstündeki köylünün sigarasina tutar, köylü fark etnmeden habire sigarayi ceker bakar ki tutusmaz, saskinlik gecirir, ama sigarasini halen yakmaya calisir , sehirlinin tutugu el feneriyle. En sonunda sehirli dayanmaz köylüye "hey  köylü bu gördügün el feneri ates olmadigini anlayamadin mi? "diye söylenerek köylüye bir samar atar. Köylü gururu kirilmis haliyle dogrularak sehirliye" hey sehirli ben biliyordum o el feneridir ama ben senin pilini bitiriyordum sen bunu anlamadin"diyerek sehirlinin ensesine bir samar indirerek hemencecik oradan ayrilir."

bu fikrada kimin kentli ve de sehirli oldugunu cikarmak cok güc degil. Mesele lkimin bu aldatma isinden karli ciktigi meselesidir. Ama bir sey kesin "köylü el fenerini ates ile yani sigarasini yakacagi kibrit ile" karistirma safligina düstügünü inkar edemeyiz.

Kisacasi devlet , öcalan ve kürt pazarligi bu minvalda yürümekte. Biz olayin disindaki Kürt aydin ve de yazarlari ve benim gibi siradan kürt bireyler de bu aldanma hikayesini tartisip durmaktayiz; yok efendim köylü karli cikti, yok sehirli diye. Biri cikip bu bir aldanma isi, sehirli samar yesede, pilli tükensede köylü yanilmis diyemiyor.yani Kürtlerin yanildigini söylüyemiyor. Aklimdadir halen bir ara politika gazetesinde Ali Haydar Kaytan  Aptullah Öcalan'in PKK'yi yeniden kurup"savas karari almasini" , "baskan düsmanla bu defa bize kazandiriyor" diye yorumluyarak Kürtleri ikna etmek istiyordu. Kisacasi bir sekliyle "Köylü onun ates olmadigini biliyor ama pilini tüketiyor" demek istiyordu. ama zekice bir soru sormadi, bizlerde sormadik, en azinda "bu düsmanla mi?" diye soramadik. Binyillarin hile ve hurdasiyla politiklesmis bir düsmani kullandigimizi idda etme basiretsizligine düstük.

Kutsal adam, fikradaki diyimle  de "sigarasini sehirlinin feneriyle yaktirmak isteyen köylü adam"her seyi bilen "bilge adama" dönüstü. Her seyi bilenin bizlere, aydinlara , diger politik kurumlara ihtiyaci olmadigini da bilmemeiz gerekiyordu. Bizler onu yarattik simdide onsuz ve büyüsüz yapamiyoruz. gercekci degiliz gücümüzü bilmiyoruz bu güce dayanarak somut taleplerden bulunmuyoruz. Kürt hareketi entellektüel aydinliktan uzak, politik özgürlük talebinden uzak. sosyal bir kürt direnisi yok sadece siradan yüze3ysel bir kürt olma talebi var ortalikta.

Sivil topluma gelince; orta doguda baba ile ogul iliskisi, Freud'un ödüpus kompleksiyle aciklanamiyor. Ogul babaya karsi cikan degil onun gölgesinden büyüyerek var olan oldugundan, bati anlamindaki bir varolus sürecini gözlemek hayelci oluyor. Feodal ve patriyarkal doguda ogul babanin kavga arkadasi oldugundan ondan yeni bir sey beklemek saflik olur. birbirinin tekrarai baba -ogul iliskisi dogu toplumlarinin makus kaderidir.

Abd ve ab'ye gelence söylenenler cok yerinde, cünkü ne istedigini bilinmiyenlerle, güc olma cabasindan olmayan , kendini örggütlüyerek yeni bir unsura dönüsmeyen parti, kurum ve örgütlerle, büyük devletler aktör olarak görmediklerinde calismazlar. Bir filme aktör lazim di mi, filmin bir ve bir cok karesinde oynamak ve de bas rolde oynamaki icin de aktör olmanin kosullarini karsilamak gerekiyor. yoksa bizi filminde oynatmayan senaristlere kizmamiz bosuna bir caba. Bir anlamli izlenmeye deger filimde yer alabilmek icin ya senarist ya da aktör olunmali, aksi durumda izleyici. 

Bu yasananlar bir oyun, Kürtler kandirilmakta"sesinizi cikarmayin büyü bozulur" diye kürtlerin susturulmak istenmesinde bile belli bir oyun oldugu, amatabi ki yeni degil"eski osmanli ve de tc. oyunu" oldugunuda söylemek gerekiyor. 

Kürtler patelerini alasagi etmeli, örgütünü entellektüel anlamda yenilemeli, eski yagcvi ici bos hikaye anlatan köse tutucularindan kendi aklini kurtarmalidirlar.

sevgili dostlar bu büyü bozulmali, hemen simdi...

özgür güzel günlere, kürdün toplumsal acisina denk düsen anlamli günlere dogru birlikte yürümek gerekiyor. anarsistce, komünel bir paylasimla, güzel günlere, Bunu beceremezsek te güzel bir filmde begenilen bir aktör olarak rol almamizda az sey degildir. iyi ve güzel filimler ve de yetenekli bir oyun diliyoruz aktörlerimize...

entellektüel aykiri bakis bunu gerektirir

saygilarimla

aykiri

 

aykiri sen bu kadar zamandir nerelerdeydin? 

tum yazi sahane, velakin ocalan in kendimlestirdim dedigi ve HT nin de "bayan olusumu" dedigi kadinlari sen bu baba-ogul tahlilinde nereye koyacaksin?

abd  ve ab nin kurdlere yaklasimnini emperyal klo plolarka aciklamaktan yorumlamayanlara da anlasilabilir bir modelle ornek vermissin. bunu musadenle surekli referans gosterek kullanacgim artik. evet filim yonetmeni iyi bir filim yapmak isyerse en iyi senaryoyu en yetenekli aktorleri  bulmaya cabalar. silikleri catlaklari , habire azla yetinen ezikleri degil. emperyal planlarda caplarinin cok otesinde yer almayi basarmis lubnan hizlbullahi, filistinliler ve talaban ornek olsun. bnlar sevilmeseler bile emperyal denklemlerde yerlerini aliyor. kurdler ise emperyal planlari tehdid bile etmedikleri halde hic bir denklemde yer alamiyor. bu bir olcude guney kurdistan icin bile ne yazik ki hala (allahtan bir olcude ve azalan bicimde) gecerli.

senin yazinin son blumunu iyice okunmasini dilerim. kurdlerin kendi ic ronesanslarini yapma vakti coktan geldi de geciyor bile. turk farsi arap vahsetine ancak  saglam hucreleri olan bir kurd ulusu ile bas edebiliriz.

hepimize kolay gelsin

sevgili aykiri,

yazina ekleyecek bir sey yok. ellerine ve beynine saglik. ancak bu masalda sigarasini yakmak isteyen üc aktör var: kandil, bdp ve imrali. öcalan artik adali ve sigara kullanmiyor oldugundan geriye bdp ve kandil kaliyor. sana katiliyorum. kibrit almayi unutan bir sigara tiryakisi bu dramada fena halde yaniliyor ve kürt siyaseti bu yanilgisini kabul etmeden ve ifade ettigin gibi entellektüel bir regeneration yasamadan kibrit almayi unutup sehirlinin fenerinin pilini bitirmekle daha epeyce mesgul olacaga benziyor.

ancak ödipus komplexi baglaminda bana yönelik ifadelerinde biraz yaniliyorsun gibi geliyor. ödipus komplexi zaten patriarchal toplumlarin cocuklarinin bir sorunu ve bu kürtlerde kendisini su veya bu sekilde cilizda olsa ifade etmektedir. yani agizlari sigara kokmaktadir ancak ve senin de hakli oldugun yan, kürtler bu baba-ogul celiskisini ifade ederken coraplarinda sakladiklari paketteki sigarasini yakmaya calisirken sehirlinin fenerine merak salmalaridir. benimkisi bir soruydu, paslasmalarla devam eden bu oyunda firatin dogusundan bati kalesine sasirtici bir gol gider mi? umutsuz oldugumu zaten ifade etmistim. kürtler tarihin dramatik bir figürü. ancak bazen saf olmak da iyidir. saflik otoriteyi sinirlendirir.

sevgili HeK, dogru nedir ile baslayan cümlelerimde bir sey anlamadigini ifade etmissin. bir yönüyle haklisin. yorum yazilarinda bazen kontext bircok sebebten dolayi kaybolabiliyor. bunun disinda nesnel dogrulara oldukca alerjik bir reaksiyon duyuyorum. hele bu "nesnel dogru" dogu toplumlarinda sözkonusu olunca dogmayla sonuclanir ve dogrunun sahibi beyni ve konusma organi yerine parmagini multifunksiyonel (tetik, kilic vs) bir sekilde kullanmaya baslar. aykiri'nin da ifade ettigi gibi dün hep birlikte büyüttügümüz ve bugünde büyüttügümüzde izdirap duydugumuz  "nesnel dogrularin büyüsünü" düsününce bircok dogru ve ayni coklukta yanlisin olamasi gerektigini ve bununda saglikli, demokratik ,acik ve sivil bir toplumun temel taslari oldugunu düsünmekteyim.

yani realite ile mutlak dogru arasina kalin bir cizgi cekerek realite ile ilgilenip tartisilabilir düsüncelere sahip olmayi daha dogru buluyorum. mutlak dogrularla aram pek iyi degil. bu mesafeyi korumaya oldukca özen göstermekteyim.

sevgili aykiri, HeK ve hassan selah'a selamlarimla.

 

merhaba siviltoplum

burasi yeri degil zaman da uygun degil ancak  konu ilginc oldugu icin dayanamayip yaziyorum.

sen mesafeni koru, bu saglikli bir pozisyon velakin ben de etrafta bizim yorumlarimizdan bir hayli bagimsiz (bircogunu henuz kavrayamadigimiz) nesnel gerceklerin  ("dogru" kelimesi turkceye has bir yanlis kullanim gibi duruyor, "gercek" daha uygun bir kavram ve senin realiten le de ortusuyor) olduguna inanlardanim.

bunlar aslinda farkli seyler degil. GERCEK ile DOGRU farkli seyler, dogru dan ziyade mantisal bir kategori olan "dogruluk degeri" nin kullanmak daha "dogru. 

senin relaite dedigin galiba benim nesnel dogru (nesnel gercek olmasi gerekirdi) dedgim seyle ayni kapiya cikiyor.

sosyal mevzulari tartisinca isin icine yercekimi gibi nesnel gercekleri sokusturmak da pek anlamli olmuyor.sosyal konular daa neyin nesnel gercek oldugunu ben bilmiyorum. ancak gene fiziki yasalara dogru gitmek lazim. biyoljik ihtiyaclar, enerji ihtiyaci, kaynak paylasimi vs gibi is sosyal mevzulara dogru yanasinca muglaklik ister istemez artiyor. senin mesafe bu nedenle esyanin tabiati geregi korunmali. uzun hikaye....

senin "dogru" nun dogu toplumda nasil algilandigi ile ilgili yazdigin ksa aciklama butun kurdlerin iyice okumasi gereken berraklikta. bilim algisinda da bu sakatlik var (aslinda sdece doguda da degil bu, veakin batinun bu mevzuyu sadelestirdigi berraklastirdigi alanlar var ve bu alanlar hayati belirlemede hakim cevreler-kalabaliklari belki bizim dogudaki kavrayisa yakin belki) .

Cogunlukla yeterince iyi egitim sistemi olmayan ortamlarda  neredeyse yeni bir din halinde MUTLAK liklar yukleniyor bilime, icinde YANLISLIKLAR  olmasi GEREKEN tek sistematik platformun BILIM oldugu gercegi atlaniyor. bu acidan ona yuklenen SIHIRLI rol yok olmali. bu bicimde yanlis "mutlak dogru" anlayisi ile BILIMIN kotuye kullanimin da onune geclir. 

ihtiyaclar dayatiginda bILIM kisa bir sureligine KESINLIK ifade etmek zorunda kaliyor, bunu bir MUTLAKLIk haline getirenlerin bu kesinligin gecici oladugunu ve bazi on kabullere varsayimlara dayandigini gormesi lazim. 

daha fazla kafa utulemeden burda birakiyorum

hurmetler

HeK

 

 

 

 

bir ufak not yazmadan gecemeyecegim.

95 yilindan beri Kurd meselesi uzerine internette okurum tartisirim (18 sene az degil)

BU ortamlarda simdi saysam sayisi neredeyse 100 kusuru bulacak

bir cogu kendilerine hayran olunacak ozenilecek yetenek, zeka, kavrayis ve bilgi donanimina sahip

kurdleri okudum, onlarla tartistim vs

bu sayi kimilerine kucuk bir sayi gelebilir , kesinlikle oyle degil. internete yazanlar disinda benzeri yeteneklerle donanmis YAZMAYAN kurdlerin daha cok olabilecegi de dusunun, bazilarinin varligindan da haberdarim.

peki ala anlamadigim sey sudur.

bu kadar zor kosullarda bunca yetenegi cikartmis bir ulusun

siyasi onder kadrolari (sadece PKK, BDP filan  degil, otekiler de elleeyince insanin elinde kaliyorlar)

nasil bu kadar asap bozucu bicimde eski, tozlu, ucuncu sinif, taklit, piriltisi olmayan kislerden ibaret olabilyor?

bu nasil bir fraksinasyondur? bu durumu  bana aciklayanin onunde sapka cikartacagim.

(benim kaba hipotezim kurd isyasi kulturunun , iyi para kotu parayi kovar marlet kuralinin tersi bir yasa ile calistigi yolunda, kotu para iyi paralari kacirmis-kurd siyasi kulturu kurdistanin entelijansiyasini koturumletsirmis-velakin kendi hipotezim bana da pek maklul gelmiyor. daha ikna edici bir seyler olmali, benim senelerdir goremedigim).

 

neseli gunler

HS

Ne güzel artık köşe yazarlarımız ''Sitem yada Hayıflanma'' dan  ziyade ortaya somut şeyler koyuyorlar.Uzun zamandan beridir 2 tane Kürd sitesinin okuruyum,gözlemledigim şey ,artık okuyucu yorumlarında sloganların giderek azalmakta oldugu ve bunun yerine zihin dünyamızı berraklaştıracak yeni ufuklar katacak yorumlar,yeni fikirler ve degerlendirmelerin çogaldıgını görmekteyim.Hepinizi de çoook begenerek okuyorum ve umarım hem yazarlarımız bu güzel yazılarına devam ederler ve tartışmaya katılıp daha da renklendirirler hem siz degerli yorumculardan böyle muazzam degerlendirmeleri devam eder..

 

Hepinize Saygılar sevgiler

sevgili HeK ve sevgili Sivil Toplum,

öncelikle iltifatlariniz ya da bu iltiftlarin arkasinda bir gerceklik sakliysa o gerceklige atiftan bulundugunuz icin tesekürler.

Hek sizin yazimin bazi belirlemelerini referans olarak kulanma müsadesinden bulmaniz tümden ince bir kisilige ve de sevyenize tekabül eder. tesekür ederim ayrica sevinirimde äöyle bir seye vesile olmussa. 

Sivil topluma glince dogu toplumlarindaki patriarchializm ödüpus komplexini tasimaz. Ödüpus komplexinin temelinde yatan sey ogul ile baba arasindaki rekabettir. ogul babayi öldürme istemiyle kendisini var eder. sen bunu tez ve antitez olarak algila. ogul babanin anti tezi. dogu toplumlarinda patriarchalizm baba ogul dayanismasi üstüne kurgulu, bundan dolayi baba ve ogul birbirlerinin karsitini yani tesz ve antitezlerini olusturmazlar. Bati toplumlarinda devletbabaya karsi baskaldirinin dogu toplumlarindaki yeri devlet babaya iyi ogul olma egilimi baskin gelmektedir.

Dogu toplumlarinda ogul babaya karsi kendilerini gerceklestiremediklerinden hep babalarinin söz ve daqvranislarini referans alarak konusurlar. bati baba karsiti üstünde gerceklestiginde babanin redi üstünde kendisini var etme gündemde. ben baba ogul ve ödüpus komplexini bu anlamda dile getirdim. ödüpusta baba patriarchal oldugu icin degil, baba ogul kiskancligi üstüne kurulu. oyani sen buna rakabet olarak algila. bu anlamda sorun patriyarkal olup olmama sorunu degil, egemenlik ve rekabet sorunu, mitolojik olarak anneye egemen olma iktidar kavgasidir.

ben sobnuc olarak bizede bir parca, bieylik, özne olma, subje olma bulassa fena olmaz. bizlerin uyuyan halki en aziunda horlayabilse egemenlerin uykusunu horlamalariyla bozssa gene sevinecegiz.

sevgi ve de selamlarimla

aykiri

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News