ala kurdistan
Ey Reqîb

Mihemed Emin Pencwini:Kürd Liderliği Dörtlü Plandan Habersizdi

Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin danışmanlığını ve Türkiye’deki Oslo Barış Süreci’nin de arabuluculuğunu yapan Güney Kürdistanlı siyasetçi Mihemed Emin Pencwini ile IMPNews için yaptığımız söyleşide Irak ve Kürdistan Bölgesi’nde yaşanan sorunları ve siyasal-toplumsal durumu konuştuk.

Irak’ta devam eden toplumsal protestoların esas olarak yönetimdeki boşluktan, yolsuzluktan ve ülke kaynaklarının İran’a aktarılmasından kaynaklandığını söyleyen Pencwini, ABD ile İran arasında Irak’ın kontrolünün ele geçirilmesi rekabetini de bu duruma neden olan faktörler arasında sayıyor.

Seçimlerden sonra Irak’ta kurulacak hükümetten umutlu olmadığını söyleyen Pencwini, Kürdler'in siyasi aklının, partilerinin şimdiye dek belirgin ve ortak bir program ile Bağdat’a gitme konusunda hemfikir olmadıklarına dikkat çekerek, her giden partinin diğerlerinin aleyhine konuştuğunu bu nedenle sandık sonuçları sayımımın bile halen bitmediğini ifade ediyor. Pencwini, ‘eğer Kürdler ittifak halinde Bağdat’a giderse hükümet ortağı olma pazarlığını yapabilir, çeşitli bakanlıklar, yüksek idari makamlar alabilirler’ diyerek, Kürd siyasetinin Bağdat’ta birleşmesi halinde anayasada işaret edilen ortaklık haklarını kullanabileceklerine dikkat çekiyor.

Pencwini, Kerkük Operasyonu’nun Türkiye-İran-Irak işbirliği ve İngiltere ile Amerika’nın bilgisi dahilinde yapıldığını, işgal sırasında; Türk, İran ve Irak güçlerinin Hakan Fidan, Kasım Süleymani ve Hadi Amiri tarafından koordine edilerek, eş zamanlı Kerkük’e girdiklerinin iddia edildiği söylüyor. Pencwini’ye göre bu üç devlet kendi aralarında anlaşıp, Kürdler'in ekonomik zenginliklere sahip olmasını engellemek ve özellikle gaz ve petrol kaynaklarının onlardan alınması için bu harekatı ortaklaşa yaptı.

Yazar ve siyasetçi Mihemed Emin Pencwini, IMPNews’in sorularına verdiği yanıtlar:

- Irak’ın iç sorunlarından başlayalım. Somut olarak neler oluyor orada. Yaşanan protestolar, partilerin çelişkileri, çekişmeleri neden oluyor? Bu protestoların arkasındaki sebepler nedir?

Irak’ta uzun süredir ciddi ekonomik ve siyasal sorunlar hüküm sürüyor. Bunu esas nedeni de şimdiye dek Irak’ın milyarlarca dolarlık petrol gelirlerinin çalınmasıdır. Çalınan bu servet Irak’taki Şii partiler arasında bölünmüştür. Her bir parti payına düşeni almış insanlar işsiz, ekmeksiz, susuz elektriksiz kalmıştır. Milyonlarca Iraklı’nın işini kaybettiğini söyleyebilirim. Birleşmiş Milletler’in Irak'taki gözlemcilerine göre genç nüfusun yüzde 35’i işsizdir.

Mihemed Emin Pencwini, TV ve gazetelerde sıkça söyleşiler ve röportajlarına yer verilen bir isim

- Irak’ta şimdiye kadar da aynı sorunlar vardı. Uzun yıllardan beri Irak’ın serveti çalınıyor. İnsanlar neden şimdi sokakta, bu dönemin daha özel bir sebebi, bir farkı olmalı?

Birinci sebep şudur; Şu anda Irak’ı Şii partiler yönetiyor. Saddam döneminde Şiiler çok eziyet çektiler. Saddam sonrasında hükümeti ele geçiren Şii güçler, dini özgürlük, Şii felsefesini yaşatma adı altında halkı ve gençleri yanlarına çektiler. Halk da siyasi, toplumsal, ekonomik durumun daha da iyileşeceğini umut etti. Ancak herhangi bir gelişme olmadı. Devletin bütün serveti çalındı. Örneğin Basra gibi Irak’ın i̇kinci büyük şehri ve deniz kıyısında yer alan en güzel bir şehirdir. Bu şehirde içme suyu yok. Yıllardır hükümet halka arıtma tesisleri yapıp içme suyu sorununu haledeceği sözü verdi. Yanısıra elektrik yok. Yoksulluk gırtlağa dayanmış duruma, hizmet namına birşey yok, belediye hizmetleri yok. Bağdat, Basra ve Irak’ın diğer kentleri çöplük gibi. Evlerden atılan çöpler, kapı önlerinde birikiyor. Temizlik olmadığı için yaygın salgın hastalıklar var. Tüm bunlar birikti. Halk sabırla tüm bu sorunların çözülmesini bekledi. Şimdiye dek beklediler ancak bir gelişme oladığını gördüler. Ve şimdi tüm bu öfke bir bomba gibi patladı.

- Sanırım İran ile ABD’de de Irak’ta yaşanan krizden sorumlu tutuluyor?

Elbette bu sebeplerin dışında bunların yanı sıra dışardan bu meselelere dahil olan yabancı parmaklar da var. Tabi ki ABD ile İran arasında Irak’ın kontrolünün ele geçirilmesi rekabeti var. Bu rekabet, Irak’ın tüm servetini ele geçirme, petrolünü, gazını, zenginliğini ele geçirmeyi de kapsıyor. Halk tüm bu olup bitenlerden bezâr düşmüş durumda.

Öte yandan bu ifade ettiğimiz durumdaki yangın yeri Irak, İran’a para aktarımı yapıyor. Irak’ın İran’a sözüm ona ‘borç’ olarak verdiği para Parlamento’da çokça gündeme getirildi. Halk da ‘hayatımız karardı, ekmeğimiz yok, bunca işsizimiz var iken neden paramızı İran’a veriyorsunuz’ diye soruyor. ‘Neden paramızı Yemen savaşı için, neden gençlerimizi savaşmak için Lübnan’a, Suriye’ye yolluyorsunuz’ diye soruyor. IŞİD’e karşı verilen savaşta zaten Irak’ın yarısı viran oldu. Binlerce Iraklı öldü, bu böyleyken ‘neden insanlarımız Lübnan’a, Suriye’ye gönderiliyor’ diye itiraz ediyorlar.

- Konu buraya gelmişken Irak’ın İran ile ilişkilerini sormak istiyorum. Halkın, İran’ın Irak üzerinde uyguladığı baskılardan, Tahran’ın Irak’a ilişkin siyasetinden rahatsız olduğunu dile getirdiniz. Ancak son seçimlerde Şii partilerinden seçilen yaklaşık 140 milletvekilinin de İran yanlısı olduğunu biliyoruz. Yani Irak halkı hem İran’ın neden olduğu bu yoksulluğa, kaosa isyan ediyor hem de seçimlerde oyunu İran’a veriyor. Bu nasıl bir çelişkidir peki?

Bu çelişkili durum mezhep etkileşiminden kaynaklanıyor. Burada biraz Şiilik felsefesinden söz etmem gerekiyor. Irak Şiiliğinin büyük kısmı Necef’te yerleşik Sistani makamına bağlıdır. Diğer kısım Kum’daki İran Şiiliği makamına bağlıdır. Kum ile Necef Şii makamları arasında devlet kavramı üzerinde temel bir çelişki var. Kum’un ‘Velayeti Fakiye’ anlayışına göre devleti yönetenler Şiiliğin temsilcileridir aynı zamanda. Ancak Necef’teki Sistani’nin takipçileri, ‘evet mezhebi olarak Şii’yiz, Şii devletimiz olmalı ancak Velayeti Fakiye anlayışını kabul etmiyoruz’ diyorlar. Bu anlayışa göre, devleti ve mezhebi yönetenler tüm iktidarın sahibi ve yöneticisi olmak durumudadır. Ancak Irak Şiiliği, Sistani’nin makamının yüksekliğini, devlette temsil edilmesini kabul etmesine rağmen, devletin özerk olması gerektiğini de savunuyor. Iraklı Şii siyasetçiler, ülkedeki Kürd, Hrıstiyan, Türkmen, Süni ve diğer halk ve azınlıkların varlığını göz önüne alıyor. Ve devlette bunların temsilini dikkate alıyor. Bu fikir ayrılığı Irak ile İran Şiiliği arasındaki yönetim tarzı farklılığına yansımış durumda. Öte yandan Irak’taki silahlı güçlerin büyük kısmı İran etkisindedir. Hadi Amiri önderliğindeki Bedir güçleri, El Hekim’in liderliğindeki Meclisi Ala İslami, Dava Partisi ve diğerleri Saddam zamanında sığındıkları İran’da organize olan hareketler. Bu güçler İran’da askeri, siyasi ve mezhebi eğitim aldılar. Hatta Irak’taki Gazali liderliğindeki Esaye Ehl ül Hak güçleri tamamen İranlı subaylar tarafından direkt yönetilen, maaşlarını, giderlerini, talimatların direkt İran’dan alan bir güç. Özetle Irak’ın askeri ve siyasi güçlerinin yüzde 60-70’i İran’nın Pasdaran ve Küdüs Güçleri’ne bağlı durumda. Bunları da İran Generali Kasım Süleymani yönetiyor. Buna karşı olan ve medeni bir Şii yönetimi isteyenler de ancak Irak Şiiliğinin yüzde 35-40’ını temsil edebiliyor. Özetle sorunların temeli, bu protestoların, ayaklanmaların nedeni bu durumdan kaynaklanmaktadır. Evet bu sorunların dile gelme biçimi, su, elektrik, hizmet yokluğu, işsizlik, yoksulluk gibi nedenlerdir. Ancak özünde sorun politiktir ve çözümü de İran’ın etkisinden çıkmaktır.

Pencwini geçmişte milletvekilliği ve kaymakamlık da yapmış

- Öyle anlaşılıyor ki ABD’nin Irak’ı İran’dan çekip alma, hatta Kürdleri de bu uğurda feda eden siyasetinden bir sonuç çıkmadı. Ne dersiniz?

Bu soruya daha önce de muhattap oldum. Şöyle düşünüyorum: ABD’nin Irak siyaseti iflas etmiştir, başarısızdır. Çünkü Irak’ta Tahran’a bağlı olan Şia siyaseti, tüm diğerlerinden; Kürdler’den, Irakçı-Arapçı Şiiler’den, Süniler’den bir bütün olarak Amerika yanlısı güçlerden çok daha dinamik ve güçlüdür. Fiilen de öyledir. Amerika’nın İbadi üzerinden yaptığı hesaplar hayalidir. Dikkatini çekmek isterim İran, Harun Reşit zamanından beri Bağdat’taki İslam Halifeleği’nin Şiiler’e geçmesi için çalışmış, ona göre bir siyaset belirlemiş ve onu uygulamıştır. İran Şiiliği o zamandan beri planla, programla Irak’ta Şiiliği nasıl denetime alacakları konusunda çalışmaktadır. Şimdi bu fırsat ayaklarına gelmiş durumda. Eminim ki Irak nüfusunun yarısını katletme pahasına da olsa Tahran, Irak’taki iktidarlarını bırakmaz. Irak Parlamento seçimlerden önce ve sonra İran’ın Irak Temsilcisi Kasım Süleymani ile ABD’nin Temsilcisi MacGurk düzenli olarak Şii partiler ve diğerleri ile Kürdler ile görüşüyorlar. Biri gidip diğeri geliyor. Ancak bir öncekinin yaptığı görüşme bir sonrakinin yaptığı görüşme ile boşa çıkarılıyor. Seçimlerden aylar geçmesine rağmen şimdiye kadar seçimin resmi sonuçlarını bile açıklamayadılar.

- ABD ile İran’ın Irak üzerindeki çelişki, çekişme ve rekabetinden söz ettinizse de öyle anlaşılıyor ki, bu güçler yani Tahran ile Washington, Irak’ta aynı zamanda bir tür koalisyon ortağı durumunda. Nasıl oluyor bu?

Evet kimi hallerde bunu yapıyorlar. Örneğin IŞİD savaşında hem ABD’nin hem de İran’ın çıkarları tehdit altına girdi. IŞİD’in Irak’ı çökertmesinden hem İran hem de ABD büyük zararlar görecekti. Bundan dolayı bu iki rakip, gayri resmi de olsa IŞİD’e karşı bir ortaklık kurarak savaştı. Kürdler ve Heşdi Şabi, Irak Ordusu yani Şiiler de yardım etti onlara, bu şekilde IŞİD’e karşı savaştılar. Yani kimi konularda çıkarları buluşmasına rağmen kimi konularda da rekabet halindeler. Yani bu durumlarda resmi olmazsa da işaret dili ile anlaştıklarını söylemek mümkün. Yani doğrudur, protokolü tutulmayan resmiyete dökülmeyen bir koalisyon var aralarında.

- Seçimlerden sonra aylar geçti, şimdiye dek hükümet kurulamadı. Sizce bu hükümetsizlik ne zamana dek devam eder, kurulacak hükümetin içeriği bir öncekinden farklı olabilir mi, Irak’ın mevcut sorunlarını çözebilir mi?

Bu yıl içinde hükümetin kurulacağından kuşkuluyum. Habire toplantılar, görüşmeler sürüyor, Sistani tüm taraflardan bir an önce hükümetin kurulmasını istiyorsa da şimdiye dek yeni hükümetin kurulacağına dair herhangi bir işaret görünmüyor. Gelecek yıla sarkacağını düşünüyorum. Senin de dediğin gibi ABD ile İran’ın iki tarafın da çıkarlarını koruyan bir uzlaşısı mümkün olursa hükümet de kurulur. Bu da bir müsabaka gibi devam ediyor, kim daha çok kazanacak mücadelesi sürüyor.

- Kürdler’in kurulacak bu yeni hükümette pozisyonları ne olur? Kürd partiler sık sık Bağdat’a gidip bu görüşmeler yapıyor, kendilerini hatırlatıyorlar, Kürdler ne elde eder Irak hükümetinde?

Kürdler'in siyasi aklı, partileri şimdiye dek belirgin ve ortak bir program ile Bağdat’a gitme konusunda hemfikir değil. Şimdiye kadar da her bir Kürd partisi kendi başına İbadi veya diğer Şii partilerine gidip kendi destek ve taleplerini iletiyor. Her giden parti diğerlerinin aleyhine konuşuyor, biribirlerini şikayet ediyorlar, biri birlerini sandıklarda hırsızlık yapmak ile suçluyorlar, oyların yeniden sayımına karar verildi, sayım işlemi halen bitmiş değil. Kürd siyasetinin temel sorunu, her partinin sadece kendi çıkarını düşünmesi, hizbi çıkarlarını milletin çıkarları önüne koymalarıdır. Bu durum tartışılması bile gereksiz bir açıklıkta cereyen ediyor. Ancak merkezi hükümetin karşısına ortak bir talepler listesi ve program ile çıkıp; ‘Biz Kürdler'in anayasal hakları var, bu haklarımızın uygulanmasını istiyoruz’ demeleri kafidir.

Aynı zamanda Irak'ta da tanınan bir şair olan Mihemed Emin Pencwini'nin yayınlanmış çok sayıda kitap ve makalesi de bulunuyor

- Kürd partileri Bağdat’ta ortaklaştıklarında daha da güçlenecekleri açık. Çok mu zor bu ortak talep listesini oluşturmak?

Bu çok da zor bir durum değil aslında. Anayasa’da Kürdler'in halen uygulanmayan birçok hakları; gaz-petrol-Peşmerge-tartışmalı bölgeleri gibi halen sorun olan çok sayıda hak ve hukukları anayasada vurgulanmış durumda. Ancak şimdiye dek hiç bir merkezi hükümet, ne Alawi ne Maliki ne de İbadi yönetimleri Kürdler'in bu haklarını iade etmek konusunda bir adım atmadı ve buraya kadar geldik. Eğer Kürdler ortakça ve tek bir talep listesi ile Bağdat’a giderlerse, ki 55 kadar sandalyeleri var Parlamento’da ve en güçlü olan Sadr grubundan bile güçlüler. Bu şekilde Parlamento’daki en güçlü grup olarak rollerini oynayabilirler. Ve anayasadaki haklarını gelecek dört yılda alabilirler. Bu durum da Kürdleri en temel haklarını alabilir. Ancak maalesef şimdiye dek sadece en çok kürsüye sahip olan KDP ile YNK kendi aralarında anlaşıp Bağdat ile anlaşmaya çalışıyor. Bu girişim de halen sadece konuşma-görüşme aşamasındadır.

- Peki Kerkük’ün ve diğer statüsü tartışmalı bölgelerin tesliminden sonra, Kürdler ile Bağdat’ın ilişkilerinde bir düzelme, bir netleşme umuluyordu. Kerkük’ün el değiştirmesinden sonra neler değişti Kürdistan Bölgesi ile Irak rejimi arasında? Daha doğrusu umulan bir değişiklik, düzelme oldu mu? Yeni hükümette kimi bakanlıklar, Cumhurbaşkanlığı veya yüksek idari makamlar Kürdler’e ayrılacak mı?

Tekrarlamam gerekir ki, Kürd siyasi partileri ortaklaşa ve tek talep listesi ile Bağdat’a gidebilirse anayasada işaret edilen Cumhurbaşkanlığı ve diğer makamlardan payları olanı alabilirler. Her ne kadar Cumhurbaşkanlığı sembolik bir makam olsa da Kürdler için önemlidir. Eğer Kürdler ittifak halinde giderse bunun pazarlığını yapabilir, çeşitli bakanlıklar, yüksek idari makamlar alabilirler. Kısaca birleşebilirlerse anayasada işaret edilen ortaklık haklarını kullanabilirler. Bu da bölgenin siyasi konjönktürü ile ilgilidir.

- Tekrar Kerkük sonrasını hatırlatmak istiyorum. Değişen birşey oldu mu Kerkük’ten sonra? Sınır kapıları, havaalanları, Peşmerge bütçesi, genel bütçe vs, ilişkilerde nasıl bir değişim oldu taraflar arasında?

Elbette Kerkük, Kürdistan Bölgesi’nin felaketi oldu, Afrin gibi. Ancak mesele sadece Kerkük değil. Şengal’den Xanekin’e kadar ki ‘statüsü tartışmalı bölgeler’ bu felakete dahil oldu. Bu alanlar Kürdistan coğrafyanın çok geniş bir bölümünü ve Kürd milletinin çok önemli bir kısmı anlamına gelmektedir. Ayrıca Kürdistan’ın en zengin, en değerli petrol, gaz, tarım gibi yeraltı ve yerüstü değerlerinin olduğu bölgelerdir. Bunları kaybettik. Sınır kapılarında, gümrüklerde yani İran-Türkiye sınırlarında bir değişiklik olmadı, sadece Bağdat’a bilgilendirme yapılıyor, hükümet teslimini istemişti kapıları, ancak bir değişiklik olmadı. Havalanlarında ise Irak istihbaratı ve emniyet görevlileri gelip yolcu kontrolü yapmaya başladı. Daha önce Kürd görevliler bu bilgileri Bağdat’a veriyordu zaten. Bu konularda çok farklı şeyler yaşanmadı.

- Peki bu durumda Kerkük ve diğer bölgelerin, Kürdistan’ın şehir ve kasabalarının başına ne geldi? Madem pek bir şey değişmeyecekti, Kerkük neden el değiştirdi?

Kerkük ve diğer bölgelere el koyma operasyonu Türkiye-İran-Irak işbirliği ve İngiltere ile Amerika’nın bilgisi dahilinde yapıldı. Amaç KDP ve YNK’nin kontrolünde olan Kerkük petrollerinin onlardan alınıp, Irak hükümetine verilmesi idi. İşgal sırasında; Irak Ordusu, İran ve Türk güçleri birlikte Kerkük’e girdi. Kimi haberler ve siyasi kaynaklara göre de işgal gecesi Hakan Fidan (Özel Kuvvetler), Kasım Süleymani (Pasdaran) ve Hadi Amiri (Heşdi Şabi) komutasındaki Türk, İran ve Irak güçleri birlikte eş zamanlı Kerkük’e girdi. Bunun da anlamı şudur: Daha önce bu konuda bu üç devletin anlaşıp, Kürdler'in mali, ekonomik zenginliklere sahip olmasını önlemek, özellikle petrol ve gaz zenginliklerini onlardan alınması için bu harekatı ortaklaşa yapmışlardır.

- Kerkük ve diğer bölgelerin teslimi veya işgali konusunda halen Kürd siyasi partileri bir birini suçlamaya devam ediyor. Ancak eğer bu bölgeler sizin de anlattığınız bir uluslararası ittifakla Kürdler’den alınmışsa, bu devletler bunu planlayıp uygulamışsa, Kürd siyasiler neden bir birlerini ‘ihanet’ vs ile suçluyor?

Bu tür suçlamalar, kavramlar, argümentler Güney Kürd siyasetinin temel sorunlarından biridir. KDP ile YNK arasındaki çekişmede kullanılan bu tür ithamlar alışıldık. Bu iki parti İbrahim Halil (Habur) sınır kapısı gelirleri için 12 yıl boyunca savaştılar. Eğer Kerkük teslim edilmese idi, Kerkük petrol gelirleri için de bunlar arasında yeni bir savaş çıkacaktı. ‘Sen daha fazla petrol satıyorsun’ sorunu yaşanacaktı ve nihayetinde böyle sonuçlandı. Ancak bu şekilde birbirlerini suçluyorlar.

Dış güçler de referandum meselesi de bahane olarak kullandılar. ‘Kürdler bağımsız olacak, bu petrol zenginliklerinin onlarda kalması olmaz, bu para ile büyük Kürdistan’ı kuracaklar falan’ deyip el koydular.

Eğer KDP ile YNK kendi aralarında anlaşıp, resmi olarak ABD ile oturup ‘biz savaş istemiyoruz, sorunlarımızı konuşarak çözelim’ deseydiler, Kürdler'in bir şekilde bu süreçten kazançlı çıkmaları mümkündü.

2.Bolum

Siyasetçi ve yazar Mihemed Emin Pencwini ile yaptığımız söyleşinin ikinci bölümünde Güney Kürdistan’da olup bitenleri, Kürd partiler arasındaki ilişkileri, Kürdler'in hakim devletler ile yaşadıkları gelişmeleri konuştuk. Pencwini Kürdistan’da bugün gelinen aşamanın referandum serüveni ile ilgili olduğunu, Kürd siyasi liderliğinin o süreçte olup bitenleri iyi okuyamadığını ve kimi gelişmelerden habersiz olması nedeni ile bu durumun yaşandığını ifade ediyor. Pencwini; İran, Irak, Türkiye ve Suriye devletlerinin referandum haberi ile birlikte yeniden bir araya gelerek, Kürdler'in ayrı devlet kurma ve bağımsızlık girişimlerini engelleme ve doğal kaynaklara sahip olma olanaklarının ellerinden alınması konusunda ortak eylem planı geliştirdiklerini vurguluyor. Amerika’nın olup bitenler karşısındaki tavrı konusunda da Pencwini, kendisi dahil Kürd siyasiler ve yorumcular ABD’nin Kürdlerle ilişkisi konusunda abarttılı yorumlar yaptıklarına inanıyor. Pencwini’ye sorularımız ve yanıtıları:

-Kürd halkının büyük bir çoğunluğu referandumda bağımsızlığı onayladı. Ancak bağımsız devlet talebine rağmen Kürd siyaseti halkın bu iradesine sahip çıkmadı. Neydi bu referandum serüveni o halde. Siyaset bunca heyecanlandırdığı halkın kararına neden sahip çıkmadı?

-Referandum Kürd halkının şer’i, yasal, doğal ve siyasal bir hakkı idi. Kürdler anayasaya, yasalara uygun birşey yaptı. Hakkımız olan bir seçeneği kullandık. Ancak üzerinde durulması gereken şey, referandumun zamanlaması konusunda Kürd siyasetinin doğru bir araştırma yapmaması idi. Kürd liderliği referandumun, bağımsızlığın, ayrı devlet kurmanın zamanının olgunlaşıp olgunlaşmadığı konusunda yeterli, detaylı araştırmalar, analizler yapmadı. Bölgesel ve uluslararası koşulların uygunluğuna dair realist gözlemlerde bulunmadı.

-Nasıl oluyor da Sykes-Piccot’un bittiğinden sözederken, bu 4 benzemez hakim devleti bunca çelişilerine rağmen bir araya getirdi Kürdler?

Referandumdan bir yıl önce Türkiye, İran, Irak ve sonradan Suriye’nin katılımı ile başlayan bir süreç vardır. Bu ülkelerin ilgili bakanları, yetkilileri sürekli bir birini ziyaret ediyordu. Özellikle Türk, İran, Irak, Suriye istihbarat müdürleri sık sık karşılıklı ziyaretlerde bulunuyorlardı. Onlar Kürdler'in referandum yapması halinde halkın büyük oranda kabul oyu vereceğini biliyordu. Türkiye ve İran bunu kendileri açısından büyük bir tehlike olarak görüyordu. Aldıkları ortak karara göre de ‘Kürdler'in hiçbir parçada ayrılmalarına, ayrı devlet kurmalarına’ izin verilmeyecekti. Yine bu toplantılarda Kürdler'in petrol, gaz, su kaynakları üzerindeki tahakümlerine izin verilmeyecek, bu olanakları ellerinden alınacaktı. Özellikle Irak tüm su kaynaklarının Kürdistan’a bağlı olmasından ürküyordu. Dokan ve Derbendihan gölüne bağlı olan tüm zirai etkinlikleri Kürdlerle anlaşmazlık halinde tehlikeye düşecekti. Türkiye nasıl ki istediği zaman Fırat’ın suyunu Irak ve Suriye üzerinde kullanıyorsa, Kürdler de böylesi bir durumda aynı olanağa sahip olacaktı. Bu devletler tüm bunları hesaplamışlardı.

-Yani herkesin bir planı vardı, peki Kürd liderler ne yapıyordu bu arada?

Esefle söylemem gerekiyor ki Kürd liderliği bu dörtlü plandan habersiz idi. Referandumun zamanlamasının doğru hesaplanmaması buna neden oldu. Diğer kimi devletlerin de, ‘siz yapın arkanızdayız’ diyerek Kürd siyasi aklı ile alay etmiş olması da mümkündür.

-Peki Amerikan’ın tavrı, sessizliği? Bağımsızlık projesinin çökmesinden sonra, kimi Kürd kesimleri ‘Amerika bize yine ihanet etti’ şeklinde yorumlar yaptı. Bu yorumların amacı merceği kendi liderliklerinin sorumluluğu üzerinden uzaklaştırmak mıydı yoksa Amerika’yı doğru keşfetmiş miydi bu yorum sahipleri?

Kimi yorumcular ve siyasetçiler, Kürd ve Amerikan hatta Kürd ve Rus ilişkilerini abartılı olarak algıladılar ve öyle yansıttılar. Amerikan yönetimi ile Kürd siyaseti arasında kesinlikle, ‘siz bildiğinizi yapın, sizi destekleyeceğiz’ şeklinde bir anlaşma yoktu. Bu konuda herhangi bir belge yoktur. Herhangi bir yetkili herhangi bir yerde bu anlama gelebilecek bir şey söylemişse bile bu bizim anlamak istediğimiz anlamı içermez. Amerikalılar açıkça, ‘genel planda çıkarlarımız Türklerle olmaktır, Kürdler için onlarla ilişkilerimizi bozmaz, tehlikeye atmayız’ diyorlar açıkça. Bu Rusya için de böyledir. Pratikte de ortaya çıktı ki Rusların İran, Türkiye, Suriye’deki çıkarları Kürdlerden çok daha büyüktür. Amerikalıların Irak’taki çıkarları Kürdlerden çok daha büyüktür, bunlar ortaya çıktı. Aramızda herhangi bir protokol, anlaşma yoktu, olmamıştı.

Bence Kürd siyasiler ve yorumcular bu konuda ciddi abarttılar yaptılar. Ben de zaman zaman Amerika’nın Irak’ta Kürdlerden başka dostu olmadığı yolunda yorumlar yapmıştım. ‘Şiiler, Sünniler Amerika’nın düşmanıdır, ABD’ye Irak’ta sadece Kürdler dostluk yaparlar’ gibi yorumlarda bulunmuştum. Ancak Amerika’nın bölgede farklı hesapları var. Bu işin diğer bir boyutu. İran’a yönelik, Irak’a, Suriye’ye Türkiye yönelik başka programları var. Bölgede bu ülkeleri nasıl ekarte edip yerleşir şeklinde hesapları var. Biz bu hesapları, programları çok yüzeysel değerlendirdik. Amerika’nın bu çıkarlarını dakik olarak hesaplamadık ve abartılı yorumlar yaptık. Ve sonuçta bu şekilde oldu. Şimdi örneğin Rojava’da Amerikalılar ile Kürdler'in kimi çıkarları eşleşmiştir. İki güç burada IŞİD’e karşı savaşıyor, biri birilerine ihtiyaçları var. Amerika bu savaş için Kürdlere silah, cephane ve lojistik yardımda bulunuyor. Ancak IŞİD savaşı bittikten sonra Amerika bölgede kalmaya devam edecek mi bu belirsiz. Veya Amerika’nın bölgede Kürdlerle işbirliği yapması için başka bir çıkarları belirecek mi? Biz o hangamede NATO’nun, Amerika’nın, Avrupa’nın çıkarlarına göre siyaset yaptıklarını unuttuk.

-Kürdler'in Kerkük’ün siyasal ve idari yaşamından çıkarıldıkları yolunda haberler geliyor. Arap ve Türkmenler’in şehirde yönetimde hakim oldukları, çok sayıda Kürd’ün avare olduğu, evlerinden olduğu. göçtüğü, işlerinden olduğu gibi haberler. Irak rejiminin şehre yeniden hakim olmasından sonra ne oldu orda?

Bu felaketten önce Kerkük’te idare, emniyet ve ekonomi gibi işler Kürdler'in elinde idi. Kerkük bir Kürd şehri idi. Bu olaydan sonra Kerkük’ün Kürdi bir özelliği kalmadığı gibi Kürdler'in de şehirde herhangi bir özellikleri kalmadı. Kürd idaresi döneminde kentin idari yönetiminde yer alan genel müdürler, ara yöneticiler ve memurların yüzde sekseni işlerinden edildi veya emekliye sevk edildi. Bunların yerlerine Arap veya Türkmenler atandı. Ki Arap veya Türkmen bunların tümüne yakını Şiilerden seçiliyor. Çocukların ellerinde dahi Kürdistan bayrağı görürlerse, aynen Türkiye’deki gibi eziyet edip dövüyorlar.

Kürdler'in Kerkük’te hükmettikleri zamanda da partiler arası rekabetten dolayı, Kürd partilerin yalnış siyasetinden dolayı bölgede yaşayan Arap, Türkmen, Hristiyan ve diğer inançlara mensup azınlıklarla dostluk ilişkileri kurulamadı. Şimdi Kürd karşıtlığı tüm bu azınlıkları Kerkük’te bir araya getirmiş durumda. Örneğin Türkmen Cephesi şimdi Türkiye’nin yardımı ile silahlı milisler kurmuş durumda. Arapların zaten devleti orda, Kürdler dışındaki tüm azınlıklar Kerkük’te Kürdler'in bir daha iktidara gelmemeleri konusunda birleşmiş durumda. Kısaca Kerkük’te Kürdler'in durumu oldukça berbat ve içinden çıkılmaz halde. Kerkük’ün tüm servetinin de Kürdler'in elinde olmasına rağmen bu hale gelindiğini de hatırlatmak isterim tekrar.

-Kerkük dışında Irak rejiminin girdiği Xaneqin’den Şengal’e kadarki diğer bölgelerde de benzer durumlar yaşanıyor sanırım.

Söz konusu bölgelerde aynı şeyler yaşanıyor yani Kerkük gibi olmazsa bile benzer durumlar yaşanıyor. En ciddi olaylar Tuzxurmatu’da yaşandı. 2 binden fazla Kürd ailenin evi talan edilip yakıldı. 10 binden fazla Kürd aile oradan kaçtı, halen çoğunun nereye göçtüğü bilinmiyor. Bu ailelerin servetleri Efrin’deki gibi talan edildi. Bu şekilde Tuzxurmatu’da genel olarak Kürdlük kalmadı. Tabi Kerkük felaketi Kürdler'in başına bunları getirdi.

-Birkaç ay sonra Kürdistan’da seçimler olacak. Sizce bu seçimlerin Güney Kürdleri'nin kaderinde farklı bir yansıması olacak mı? Kürdler neyi seçecekler bu seçimde?

Şimdiye kadar ne olduysa yine aynı şey olacak. Güney’deki iki hakim parti yine çoğunluğu alacak. Irak seçimleri üzerinden aylar geçti, ancak Kürd partiler halen birbirlerine düşman gözüyle bakmaya devam ediyor, hepsi biri birlerini “oylarını çalmakla” suçluyor. Irak seçimlerinde birbirlerine karşı takındıkları düşmanca tutum Kürdistan seçimlerinde daha da sertleşecek. Sonuçta KDP-YNK çoğunluğu alacak, koalisyon kuracak, diğerleri de kendi güçleri oranında oy alır ancak mevcut durum devam eder. Parlamento da sonuçsuz konuşmaların, kavgaların, tartışmaların olduğu bir yer olmaya devam edecek!

-Dünyada görülmedik bir özellik farkediyorum Kürd siyasetinde. Siyaseti, hükümeti, ülkeyi, toplumu fiilen yöneten aktörler veya partilerin üst düzey yöneticileri parlamento seçimlerine katılmıyor, aday olmuyor, halk oyuna ihtiyaç duymuyor, milletvekili olmuyor. Niye böyle bu, neden meşruiyet kaygısı duymazlar, bu garabeti nasıl izah ediyorsunuz?

Bu garabetin iki boyutu var. Birincisi bu söz ettikleriniz kendilerini parlamentonun üstünde görüyorlar. İkincisi; dünyanın her tarafında meclisler kanunları yapar, devlet kurumlarının bu kanunlara uyup uymadığını, devletin gidişatını gözetler, kontrol eder, çalışıp çalışmadığını hizmet edip etmediğini kontrol eder. Biz de bunları kimse ciddiye almaz, bu nedenle parlamentoya önem verilmez. Eğer parlamentomuzun böyle bir ağırlığı olsaydı, onlar da parlamentoya girerdi, sorun yaşanmazdı. Esas sorun partilerinin birinci sıradaki yöneticilerinin parlamentoya girmemesinden kaynaklanıyor. Bunlar oturup partide toplantılarını yapıyor, emirlerini, taleplerini parlamento gruplarının başına yolluyor, ‘şunu söyleyin, bunu söylemeyin’ diye yönlendiriyorlar. Bu sorun Kürdistan parlamentosunun temel sorunlarından biridir. Dilerim bu kez parti başkanları, yöneticileri de seçimlere katılır, parlamentoya girer, sorunları, siyaseti orda tartışır. Diğer ülkelerdeki gibi, parti liderleri parlamento üyeleridir, konuşmaları, tartışmaları, çözüm bulmaları gerektiğinde bunu parlamentolarında yaparlar. İran gibi Türkiye gibi demokrasi kaliteleri tartışmalı ülkelerde bile durum böyledir, tüm dünyada böyledir.

-Uzun zamandır Türk ordusunun Güney’in derinliklerine taşan operasyonu devam ediyor. Ancak Güney medyasında pek yer bulmuyor. Size göre bu harekatın görünen amacı dışındaki hedefleri nedir? Nereye kadar, ne zamana kadar devam edecek, Kürd kamuoyu neden sessiz?

Türk ordusu 15-20 yıldır Güney Kürdistan’da bulunuyor. Türk başbakanı Yıldırım geçen aylarda, ‘orada 11 kalıcı üsümüz, ve çok sayıda yer değişen seyyar gücümüz var’ demişti. Onun hesabına göre 18 kadar üsleri var. Şimdilerde Kandil Operasyonu dedikleri bu harekatın başlaması ardından bu güçlerini sürekli takviye ediyorlar. Bence 2-3 farklı amaçları var. Birincisi PKK’ye saldırarak baskı altına almak. Bu amaçla Kandil eteklerinde Lelikan, Sidekan gibi yerlerde kimi tepeleri, köyleri ele geçirmişler. Kendi ifadelerince daha da ilerlemek istiyorlar. Bir diğer amaçları gerilla güçlerinin sınırdan Türkiye içlerine girmesi engellemek. Üslendikleri alanlarda vurarak zayıflatmak gibi amaçları var. Elbette PKK’yi bitirmek, Kandil’e girmek gibi ifadeleri hayalidir. Herhalde 30’dan fazla defa bu tür saldırılar yaptılar, başarılı olmadılar, geri döndüler, bu kez de öyle olacak. Ancak ne zaman dönerler bunu bilemiyorum.

Bu harekatın Irak devleti ve Güney hükümeti üzerinde baskı kurmak gibi amaçları da var. Ki Güney topraklarının önemli bir kısmını zaten işgal etmişler, bu şekilde de Güney yönetimine ‘bağımsızlığı aklınıza getirmeyin’ mesajı verilmektedir.

Bir başka boyutu da Irak yönetimini baskılayarak Kerkük üzerinde söz hakkına sahip olmayı amaçlamaktadır, bilindiği gibi Kerkük petrolünden pay istiyorlar. 1931 anlaşmasını (Kerkük petrollerinde hak iddia eden) yeniden diriltmek istiyorlar, bu nedenle Erdoğan sürekli oraların ‘Osmanlı mülkü’ olduğunu söyleyip duruyor.

- Pekala tüm bu olup bitenlere, bu tehditlere Irak hükümeti, Güney yönetimi nasıl sessiz kalıyor, tepki vermiyor?

Irak parlamentosu birkaç kez Türk ordusunun Irak topraklarından çıkması gerektiği yolunda kararlar aldı, çağrılar yaptı. Türkler bunu duymazlıktan geldi. Irak’ın Türk ordusunu kendi topraklarından zorla çıkaracak gücü yok.

-Bir ilginç durum daha var. Irak topraklarında, İran sınırında genişleyen Türk askeri üsleri aynı zamanda İran’ı da çevreliyor. Türk ordusu, NATO’nun bir parçası, ilerinde İran ile NATO arasındaki olası bir çatışmada bu gücün kullanılması durumu da ciddi bir soru. İran neden bu riske, bu çevrelenmeye sessiz kalıyor?

Doğrusu çok önemli ancak yanıtsız bir soru bu. Aklıma sadece olasılıklar geliyor, acabalar geliyor. Acaba, İran bu durumda Kürdler'in heybeti kırılsın diye mi katlanıyor, acaba Kürd devleti kurulmasın diye mi katlanıyor? Bunlardan dolayı olabilir. Çünkü Türkiye ile İran arasında çok ciddi siyasi, mezhebi ve ekonomik çekişmeler var. Bu iki devlet sadece Kürd karşıtlığı üzerinde uzlaşabiliyor. İran’ın Türklerin harekatına karşı sessizliği bu nedenlerden dolayı mı kestiremiyorum.

-Rojava’da Kürdler ve Suriye rejimi arasında görüşmeler başladı. Orda Kürdler açısından durum nasıl görünüyor?

Bu görüşmeler, girişimler Efrin öncesinde başlasaydı Kürdler'in çok daha fazla yararına olurdu. Görüşmeler pozitif anlamda devam ederse gerçek bir otonomi veya federasyon üzerinden yürürse ve Kürdler'in statüsü Suriye’nin yeni anayasasında yer alırsa (Irak anayasasındaki gibi) bu ciddi bir kazanım olur ve Rojava ve Suriye’nin kurtuluşu için canlarını veren Kürdlere bir cevap olur. Ancak her halükarda Suriye ve Rojava Kürdleri arasındaki görüşmeler Türkiye’nin Kürdlere saldırısına karşı bir barikattır.

-ABD ve Rusya bu sürece herhangi bir şekilde müdahil olur mu, Kürdler uluslarası garantilerden sözediyor. Bu iki ülke garantör olmaya hazır mı?

Bildiğim kadarı ile Rusya, Suriye devleti çerçevesinde Kürdler'in bir otonomisinin olmasını istiyor. Bu konuda Esat rejimine ve Kürdlere de telkinlerde bulunduklarını, taraflarla toplantılar yaptıklarını da biliyoruz. Ancak bunun çerçevesi nedir bilemiyorum

-Peki ABD?

ABD yetkilileri Rojava’da günlük iletişimde oldukları Kürd savaşçılara bir süre öncesine kadar ayrılıp bağımsız olmaları konusunda telkinlerde bulunuyorlardı. Elbette sahada Kürdlerle çalışan Pentagon yetkililerinden sözediyorum. Ancak şimdiki tavırları nedir bilmiyorum. Amerika’nın Kürdler ile Suriye arasında varılacak bir otonomi veya federasyon anlaşmasına karşı duracağını sanmıyorum. Beşar rejiminin de ABD’nin garantörlüğünü kabul edeceğini sanmıyorum. Ancak Rusya’nın garantörlüğünü kabul edecektir.

-Kürdler ile İran’ın ve Tahran rejimi ile dünyanın ilişkisini konuşmak isterim. ABD-İran ilişkilerinin bunca berbatlaştığı bir süreçte Kürdler bu gelişmelerden faydalanabilir mi, bölge ile ilgilenen güçler Rojhilat Kürdler'ini yeniden görür mü?

Batı dünyası, NATO dünyası şimdiye dek İran Kürdleri'ne sadece teşvik ve vaatlerde bulundu. Bunun ötesine geçmedi. Bazı söylentiler var, kimi İran Kürd grupların Suudi Arabistan’dan silah almak için para yardımı aldığı gibi şeyler konuşuluyor, ancak bunların pek bir önemi yok. Her zaman için 1-2 milyon dolar bulunup silah alınabilir. Haklarını talep etsinler diye Kürdleri teşvik ediyorlar tabi, sadece Kürdler değil, Halkın Mücahidleri gibi gruplar da örneğin Fransa tarafından teşvik ediliyor. Ancak tüm dünya onlardan hareket etmeleri beklentisinde iken, Rojhilat’taki 3-4 Kürd partisi şimdiye dek bir araya gelip ortak hareket etme konusunda anlaşamadı. Uzun süredir uğraşmalarına rağmen bir araya gelemediler.

-ABD yeniden ambargo koydu Tahran’a, İran ekonomisi zor durumda. Dünya kamuoyunda Washington’un İran’a karşı filen de harekete geçebileceği beklentileri var. Washington, Tahran’dan ne umuyor, ne bulur?

İran’da olup bitenler, protestolar, gösteriler, eylemler daha çok dışardan teşvik ediliyor, tabi İran’da ekonomi de zor durumda, paranın değeri çok düştü, yoksulluk çok arttı, işsizlik, açlık, yokluk sorunu var, özgürlük yok, tüm bu toplumsal sorunlar İran’ın kaynamasına neden oluyor ve ABD’nin bir askeri operasyon beklentisini de içeriyor. Ancak kanaatime göre ABD’nin Tahran’a yönelik siyaseti; İran’ın Lübnan, Suriye, Yemen ve Hizbullah’tan elini çekmesini, bunların Suriye ve İsrail’den uzak durmasını ve kendi sınırlarına çekilmesini sağlamaktır. Ancak İranlı askeri ve siyasi yetkililerin tehdit ettiği gibi eğer petrol koridoru olan Hürmüz boğazını bloke ederlerse, ABD bu ülkeye yönelik, askeri hedeflerine yönelik eyleme girişir. Bu şekilde halkın da rejime karşı ayaklanması söz konusu olabilir. Bunun dışında İran’a yönelik bir askeri eylem söz konusu olmaz. Baskıların nedeni İran’ı bu çizgiye çekmektir.

-Bu mümkün mü, İran’ı istedikleri yere sürüklemek?

Tabi İran’ı yöneten Melelerin akıl ile çalıştıklarını söylemem gerekiyor. Humeyni’nin Saddam ile anlaşma zorunda kaldığı zaman söylediği “bu imzayı atarak zehir içiyorum” dediğini unutmadık. Humeyni mezhebi ve ideolojik olarak ‘küfür’ saymasına rağmen Irak’ın kimyasal silahları karşısında bu ‘zehri’ içmek zorunda kaldı. Yani tüm söylemlerine karşın tehlikeye girdiklerini gördükleri anda akılcı yöntemleri tercih ediyorlar. Yani ABD ile anlaşmaları bile mümkün. Kuzey Kore ile ABD anlaşmasını da unutmayalım, herkesin bugün yarın savaş çıkacak beklentisinde iken bir de baktık ki barışmışlar.

-Haksızlık ve hukuksuzluğun hakim olduğu bu bölgede nasıl iyi bir dilek olabilir?

Kürdler'in durumu çok karışık. Ve bunun sorumlusu Kürdler'in kendileri. Özünde de Kürd partiler arasındaki iktidar ve hizbi rekabet var. Bu nedenle de Kürd karşıtları Kürd siyaseti üzerinde etkili olabiliyor, onları parçalayıp yönlendirebiliyor. İyi dilek; Kürdler'in kendi aralarında birliği sağlayıp bu olumsuz kaderlerine son vermeleridir!

Faysal Dagli-IMP news

24/08/2018 tarihli 2 bolumden olusan Faysal Dagli roportaji

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News