ala kurdistan
Ey Reqîb

Kürdistan Devrimi yolunda zorluklar ve Kerkük’te ihanet tartışmaları-Av. Feyzi Çelik

“17 Ekim 1917 Devrimi’nin 100.yıl kutlanmasına saatler kala, Güney Kürdistan’daki bu devrime Kürdistan’daki işgalci güçler büyük bir ittifak kurarak Kürdistan Referandumu’nun üzerine yürüdüler. Kendi içinde birliktelikten yoksun olan Kürtler de ne yazık ki, örgütlü bir karşı çıkış koyamadılar. Böylece, Kürt devrimini görünür kılacak referandum bir anda işlemez duruma getirildi. Ancak bu devrim sürecinin bittiği veya çöktüğü anlamına gelmez. Irak ve diğer devletlerle ilişki geliştirerek bir kazanç elde edebileceğini düşünen Kürdistan Devrimi karşıtı bazı kişi ve grupların oluşu dahi bu sürecin yenilgi ile sonuçlandığı anlamına gelmez. Halklar kardeş olduğu gibi devrimler de kardeştir. Bu gün belki Kerkük bu sürecin dışında kalmış gibi görünebilir ancak devrimler Afrin’den Deyrezor’a kadar devam ediyor. Devrim gerçeği böyle iken, bazıları devrim teorisinin tersine, Kerkük ve Kürdistan’ın diğer yerlerinde yaşanan durumu yenilgi veya çöküntü olarak adlandırıyorlar. Bu adlandırmanın doğru olmadığı, yenilgi olarak mahkum edilmek istenen Paris Komününün 1917’de Sovyet Sosyalist devrimini doğurduğunu unutmamalıdır. Şöyle ki, Marks, Paris Komününden birkaç ay önce Paris işçilerine hükümeti devirme girişiminin, zamanlama açısından yanlış olacağı uyarısında bulunur. Parisli işçiler 1871 Martı’nda ayaklanınca, ayaklanma bir olgu haline gelir ve Marks, bu ayaklanmayı proletarya devrimi diye adlandırarak büyük bir coşkuyla selamlar. Marks’ın Paris Komününe yönelik bu tavrına bakılacak olursa, Güney Kürdistan bağımsızlık referandumunun yapılış koşulları Paris Komünü öncesinden daha uygundur. Buna rağmen dostça eleştiri getirenlerin, referandum sonrasında oluşan durumu selamlaması gerekmez mi?”
 
Kürdistan’ın en önemli liderlerinden biri olan Mam Celal’in Kürdistan bayrağına sarılı cenazesi, Kürdistanî bir törenle kaldırılırken oluşan görüntü Bağımsız Kürdistan’ın çok yakın olduğunu gösteriyordu. Bütün Kürtler bir araya gelmiş, Mam Celal’e veda ediyorlardı. Bu görüntünün perde arkasında işleyen ihanetten izler yoktu. Mario Puzo’nun Baba romanı/filmindeki cenaze törenine benzer bir sahnenin oynanacağı hiçbir Kürdün aklına gelmiyordu.
 
15 Ekim günü geldiğinde, gerçeğin göründüğü gibi olmadığı ortaya çıktı. İran ve Türkiye bir araya gelip Irak’ı Güney Kürdistan’ın üstüne sürmekle yetinmemiş, Kerkük ve Süleymaniye’nin güvenliğinden sorumlu olan Derin YNK’lileri de yanına alarak, bağımsız Kürdistan’ı boğdurma kararı almışlar. Öcalan’ın tutsaklığında, Mam Celal’in ölümünde yalnız kalan Mesud Barzani’ye karşı planı devreye koydular. Bu planın nasıl yapıldığı, kimlere rol verildiği açığa çıktıkça, referandumu önleyemeyen güçlerin, referandumu işlevsiz hale getirmek için nasıl düğmeye bastıkları görülüyor. Öncelikle şunu belirtmekte fayda vardır: Irak Ordusu ve milislerinin Kerkük’e girişi, Kerkük’te güvenliği sağlamayacaktır. Necmeddin Kerim’in valiliği sırasında oluşan huzur ortamının devam etmesi mümkün değildir. Referandum sırasında oluşabilecek provokasyonları ustaca önleyen Kerim’in İbadi’nin bir numaralı hedefi olması tesadüf değildir. Kosret Resul hakkında tutuklama kararı verilmesi de aynı anlama geliyor. Bütün bunların amacı 25 Eylül meşru bağımsızlık referandumunu sahiplenen Mesud Barzani yalnızlaştırmak ve Kürdistan’ın kendi kaderini belirleme hakkını işlevsiz hale getirmektir.
 
Yaşananlar Öcalan’ı yalnızlaştırmak için devreye sokulan Ekim 1998 – Şubat 1999 sürecini hatırlatmaktadır. O zamanlar Barzani de Talabani de sessizdi. Aynı sahne tersinden yaşanmamalı. Öcalan’ın tutsak alınışı nasıl bir yara haline geldiyse Barzani’nin bir şekilde tutsak alınması da yara haline gelmesin diye, bütün Kürtlerin Barzani’ye yönelik eleştirilerini bir tarafa bırakıp ona sahip çıkması gerekiyor. Barzani’nin referandumdaki tavrı, sahiplenişi devrimci bir tavırdır. Bırakuji olmasın diye kardeşine çok ihtiyaç duyduğu bir anda kardeş ihaneti ile karşı karşıya kalmıştır. Kürdistan’a karşı büyük bir suç işlenmiştir. Buna rağmen, yaşananların tamamından sanki Barzani sorumluymuş gibi yapılarak Kürdistan lidersiz bırakılmaya çalışılmaktadır.
 
Güney Kürdistan ve Barzani’ye karşı yapılanların ne Irak Anayasası’nda ne de uluslararası hukukta bir yasallığı/meşruiyeti vardır. Irak Ordusu ve Haşdi Şabi Milisleri dış güçlerin(Türkiye ve İran) desteğiyle Kürdistan halkına savaş başlatmıştır. ABD ve AB de kendi çıkarları doğrultusunda buna destek vermiştir. Yapılmak istenen Kürdistan’ın bağımsızlığı ve Barzani’nin yalnızlaşması/enterne edilmesiyle sınırlı değildir. Kürdistan halkı referandumda ortaya koyduğu iradesi nedeniyle toplu bir cezalandırma ile karşı karşıyadır. Bu cezalandırma Güney Kürdistan ve Kerkük’le sınırlı değildir. Kuzey, Doğu ve Batı Kürdistan da buna dahil edilecektir. Bütün Kürdistanlıların “Mam Celal’in cenazesindeki ruh” ile hareket ederek buna karşı koyması, “direniş hep beraber ya hepimiz ya da hiç birimiz” sloganını haykırması gerekiyor.
 
İbadi, Mesud Barzani’nin Irak Anayasası’nı ihlal ettiğini ileri sürerek planını devreye sokmaya çalışıyor. Oysa Irak Anayasası’nı ihlal eden kendisidir. Çünkü, yabancı güçlerle işbirliği yapıp, Kürdistan topraklarına giren kendisidir. Irak Anayasası’na göre merkezi Irak Ordusu’nun Kürdistan’a müdahale etme yetkisi yoktur. Kürdistan yasalarının önceliği esastır. Kaldı ki, yapılanların siyasal istikrara katkısı da yoktur. Bundan sonra Kürdistan ile Irak’ın birlikteliğini koşulları da kalmamıştır. Çünkü, arkasına yabancı güçleri alarak kendi ülkesine sefer yapan bir Irak Başbakanı İbadi gerçeği vardır. Kürtler için İbadi yeni bir Saddam’dır. Irak Federe Devleti ve Anayasası’nın garantörü olan ABD’nin bu yaşananlar konusunda “tarafsız” kalacağını söylemesinin de tarafsızlıkla bir ilgisi yoktur. Yine bu koşullarda, “tarafsız” kalacağını söyleyen Kürt siyasal çevrelerin bu tutumunun Kürdistanî olmadığını da söylemek gerekiyor. Ayrıca, “Barzani ABD’nin mektubunu dikkate almalıydı, referandumun yapılmasının sonuçlarına katlanmalıydı” ve benzeri argümanlar üzerinden yorum yapanların da Kürdistan’a bir katkısı yoktur. Bazıları oturdukları yerlerinden ahkam kesip, Barzani’nin istifa etmesi gerektiği konusunda mektup yazıyorlar. Referandumun zamansız olduğundan dem vuruyorlar.
 
Kürdistan’da yüzyılı aşkın devam eden bir devrim süreci vardır. Kürdistan’ın dört devlet arasında paylaşılması, egemen olan devlete göre bir devrim sürecini zorunlu kıldı. Her parçadaki mücadele, diğeri için heyecan yarattıysa da bu mücadelenin bir çatı altında yürütülmesinin koşulları oluşturulmadı. Kürdistan bağımsızlık mücadelesi uzun soluklu bir mücadeledir. Bu bir devrimdi. Şu anki kazanımları Kürt halkının kanı pahasına alındı. Kürt halkı, bunun kalıcı kılmak için kendi öz istemlerini bağımsızlık referandumu ile ortaya koydu. Bu isteğini güvencede tutabilecek silahlı güce de sahipti. Kürdistan’ın etrafındaki güçlerin amacı Kürdistan halkının elinde bulunan bu silahları almak, onu tutsaklığa mahkum etmektir. Türkiye, İran ve Irak öncelikle ekonomik ambargoyu devreye sokarak, Kürtleri açlığa mahkum edip teslim olmaya zorladılar. Bunu da en zayıf nokta olan Derin YNK’liler üzerinden yaptılar. Mam Celal’in cenazesinde oluşan duygusal atmosferi çok iyi kullandılar. Barzani öncülüğündeki Kürdistanlılar kendi ulusal çıkarları ve talepleriyle ortaya çıkar çıkmaz, öç alma/katliama uğratma konusunda ne kadar ileri gidebileceklerini gösterdiler. Kürt düşmanlarının bu cüreti göstermesinde Kürtler içindeki ulusallıktan uzak parçalılığın etkisinin olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır. Zaten bu cüreti gösteren Türkiye ve İran’ın temel korkusu, bağımsızlığına kavuşmuş Güney Kürdistan’ın kendi ülkelerindeki Kürtleri etkilemesi ihtimali olmuştur.
 
Kürdistan’a Karşı Türkiye/İran/Irak Bloğu
 
Kürdistan’ı işgal altında tutan devletlerin bir araya gelişi yeni bir gelişme olmasa da, Türkiye, İran ve Irak hiçbir zaman bu kadar büyük bir ittifak içine girmemişti. Bu ittifakın temel mobilizasyonu, haritası yeniden çizilen Ortadoğu’da Kürtlerin iktidarlaşmasının önlenmesine yöneliktir. Kürdistan’ın en büyük ve dinamik parçasına karşı, Erdoğan’ın sertlik politikasına yönelmesi, HDP’nin yasa dışı ilan edilip belediyelere kayyım ataması da Kürt karşıtı politikanın bir parçasıdır. Kürdistan parçaları arasında, ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve askeri etkileşimin engelleniyor olması, her birinin bir Kürdistan’a sahip olmasından ileri geliyor.
 
Türkiye, Bakur ve Rojava Kürdistan’ındaki Kürt iktidarlaşmasını, İran ve Irak da Güney Kürdistan’daki Kürt iktidarlaşmasını önleme rolüne soyundu. Bu üçlünün bir araya gelişi Kürt iktidarlaşmasını önlemeye yeterli değildi, bu yüzden Kürtlerin kendi aralarındaki çelişkilerden ustaca yararlandılar. Bağımsızlık referandumuna sıcak yaklaşmayan KCK, referandum sonrasında da tarafsız kalma politikasını izleyerek Irak ve Güney Kürdistan arasında tarafsız kalacağını deklare etti. PYD her ne kadar Güney Kürdistan’ın bağımsızlığına saygı göstereceğini söylese de onun söylemi de pratikte KCK’den farklı değildi. ABD’nin de yaklaşımı “tarafsızlık” şeklinde olduğu için, KCK ve PYD’nin tutumu ABD’nin tutumu ile uyumluydu. ABD, Irak’ta Güney Kürdistan ile Irak arasında tarafsız kalacağını söylerken Suriye’de DSG’leriyle birlikte Rakka ve Deyrezor operasyonlarına devam ediyordu. İşin ironik tarafı, Kürdistan’ın kalbi Irak güçlerinin çizmeleri altında ezilirken, DSG’leri aynı gün “Rakka’yı özgürleştiriyordu.”
 
YNK’yi Bölerek İhanet Aracı Haline Getirdiler
 
Referandum konusunda, YNK ikiye bölünmüştü. Irak Cumhurbaşkanlığını elinde bulundurma avantajını kullanan Talabani ailesi, Barzani ile yakınlaşan Kosret Resul’ü dışlayarak, Kerkük ve bağımsızlık konusunda Barzani’yi yalnız bıraktılar. Talabani ailesinin nasıl bir anlaşma yaptığı bilinmese de yapılan bu anlaşmanın bağımsızlığa büyük bir sekte vurduğu açıktır. Ancak, bağımsızlığın ötelenmiş olması, Kürtlerin siyasal denklemdeki belirleyiciliğindeki rolünün azaldığı anlamına gelmez. Şimdilik, mevcut liderlikler veya lidersizlikler üzerinden Kürtlerin birlikte hareket etmesini önleyenler, pek istemeseler de Kürdistan’da yeni örgütleme, ideolojik yapılanmalar ve liderliklere de kapı açtılar. Aile, Parti veya aşiret temelli politikaların Kürdistan’a kapı açamayacağını Kürdistan halkı gördü. Halk yeni arayışlara girip, aksayan yönlere müdahale etme şansını elde etmiştir. Kerkük ve diğer bölgelerin Irak’a teslimine karşı, bu şehirlerde kendisini gösteren tepkilerin muhatabının mevcut partiler olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekiyor.
 
1990’lı yıllardan beri YNK ve KDP’yi bir araya getirmek isteyen ABD’nin Kerkük ve bağımsızlık konusunda kendi aralarında çelişki yaşayan iki partiyi ikna edemediği anlaşılıyor. Kısacası, referandum sonrası oluşan durum, Türkiye, İran ve Irak üçlüsünün bir araya gelişinden çok, Kürtler arası dağınıklıktan ileri gelmiş gibi görünüyor. Bir kısım Kürt örgütünün ve ABD’nin tarafsızlığı dahi bu üçlünün kısa süreli başarısı için yeterli değildi. Öyle anlaşılıyor ki, asıl kırılma YNK’nin ana omurgasının bu üçlü ile yaptığı gizli anlaşmada yaşanıyor. Kerkük’ün güvenliğini sağlamak zorunda olan YNK peşmergelerinin çekilmesiyle birlikte Irak Ordusu ve Haşdi Şabi birlikleri kolayca Kerkük’e girdiler. Görünen o ki, ihanetin kapsamı YNK ile sınırlı değildir. KDP peşmergelerinin etkili olduğu bazı bölgelerin de kısa sürede Irak Ordusuna geçmiş olması bu ihanetin içinde KDP’den birilerinin de olduğunu gösteriyor. Referandum sonucunu işlevsizleştirmeyi amaçlayan bu ihanetin tespit edilip, sorumlularının teşhir edilmesi gerekiyor. Aksi durumda, Irak Ordusu yönünü Erbil’e bile çevirebilir. 20 Ekim’de Altınköprü’de olanlar bunun için erken bir uyarıdır. Peşmerge, direniş göstererek Irak Ordusu’nun ilerleyişini durdurdu. İbadi, Irak Ordusuna Kerkük sınırını geçmemesi gerektiği emrini verdi.
 
Kerkük’ün Irak merkezi hükümetinin kontrolüne geçmesini Pavel Talabani’nin ihanetine bağlayanlar son ana kadar Irak Cumhurbaşkanı olarak hareket eden KYB’li Fuad Masum’un oynadığı role değinmiyor. Mam Celal’in cenazesine sadece Kürdistan bayrağının sarılmasından pay çıkaranlar, Ebadi ile birlikte hareket eden asıl faktörün Fuad Masum olduğunu görmüyor. Fuad Masum sadece KYB’nin kararı ile Irak Cumhurbaşkanı olmadı, Barzani de onay verdi. Bu nedenle Pavel’i veya onun annesi Hero Talabani’yi günah keçisi yapmaya gerek yoktur. Oyun daha da büyüktür. Barzani’nin de onayı vardır ya da Barzani onaylamak zorunda kalmıştır. Diyelim ki, Barzani yaşanan ihanet nedeniyle Kerkük’ten çekilmek zorunda kaldı. Bu durumda, çekilen gücünü Maxmur ve Şengal’i tahkim etmek için kullanması gerekmez miydi? Onu bir yere bırakalım, KYB’nin hiçbir etkinliğinin olmadığı Maxmur ve Şengal’i Kerkük’te olduğu gibi birliklerini çekmiş, buraları da Haşdi Şabi güçlerine bırakmıştır. Ne güzel oynanıyor oyun, sanki her şey Kasım Süleymani ile Pavel Talabani arasında yapılmış gibi. Asıl oyuncular kendilerini gizliyorlar. Uzun sürmez bu da çıkar ortaya.
 
Kosret Resul Hakkındaki Tutuklama Kararı Barzani’ye Gözdağıdır
 
Irak Merkezi Hükümetinin KBY yöneticilerinden YNK’li Kosret Resul hakkında tutuklama kararı çıkarmış olması, Irak merkezi yasalarının Kürdistan’da uygulanması girişimi olarak görülebilir. Daha da ileri gidilerek, benzer bir durum Mesud Barzani için de gündeme gelebilir. Başka bir deyişle, Kosret Resul hakkında verilen tutuklama kararı Mesud Barzani’ye verilmiş bir cevaptır. Çünkü İbadi’ye göre, Güney Kürdistan’da yapılan referandum Irak Anayasası’nın ihlali anlamına geliyor. İbadi, bunu kendisine göre suç olarak tanımlamış ve Federalizmi esas alan Irak Anayasası’nı askıya almıştır. Ayrıca Kerkük’e yerleştirmek istediği sistemin benzerini, Erbil ve Süleymaniye’de de kurmak istiyor. Bağdat’ın KBY’den sınırları ve havaalanlarını teslimini istemiş olması da Irak Anayasası’nın öngördüğü KBY yasalarının anayasallığına uygun olduğu ilkesine aykırıdır. Kürtlerin bunu kabul etmesi mümkün değildir.
 
Erbil(Barzani)/Süleymaniye(Talabani) çatışmasının yeniden alevlenmesi İbadi’ye cesaret veriyor. Her iki taraf yeniden çatışma ile karşı karşıya kalabilir. İran güdümündeki Irak Merkezi hükümeti ile birlikte hareket eden YNK,  KDP’ye göre avantajlı bir durum elde etmiştir. Barzani’ye sürekli destekleyen Türkiye’nin bu desteğini çekmiş olması Barzani’yi iyice zayıflatmıştır. Barzani’nin KBY içinde, başka partilerden de ciddi bir desteği yoktur. YNK, diğer partileri de yanına alarak geçmişte, KDP’nin Süleymaniye’de elde ettiği avantajın bir benzerini YNK Erbil’de kazanmaya çalışacaktır. Bu da hem Süleymaniye’de hem de Erbil’de YNK/KDP çatışmasının zeminini oluşturabilir. Toplam gücü 400 bin peşmergeden oluşan bu iki partinin birbirine girmesi, büyük bir iç savaş anlamına geleceği için bunun Kürdistan için ne kadar kötü olacağını tahmin etmek zor değildir. Referandum fiilen işlemez hale geldi.
 
İhanet Olgusunu Her Şeyden Sorumlu Tutarak Temel Sorunları Iskalama Tehlikesine Düşülmemeli
 
Bu ihanetin sonuçları çok ağır olacak. Kürtlerin bunu kendi sırtlarında taşıması mümkün değildir. Irak Kürdistan’ındaki liderliklerin hesap verecekleri demokratik bir Kürt toplumu da yoktur. İstifa vs mekanizmalarının devreye girme şansı yoktur. Yapılan bu ihanetin aşiret hukukunda dahi yeri yoktur. Bir halkın gücü toprağı kontrolle sınırlı değil, Kürtler sahip oldukları bu gücü birlikte kullanırlarsa bir günde bıraktıkları yerleri kısa sürede geri alabilirler.
 
Türkiye ile İran’ın Barzani karşıtlığında bir araya gelişi Barzani’yi hareketsizliğe mahkum etti. Bu kadar sıkışan Barzani bundan sonra, daha fazla içine kapanıp, savunmacı bir pozisyon takınacaktır. Üstüne üstlük, kendi içinde büyük bir ihanetle karşı karşıyadır. Bu tehlike, YNK ile sınırlı olmayabilir. Soyadında Barzani olanlar bile bu işin içinde olabilir. Birileri referandum nedeniyle Barzani’yi cezalandırmak için gözlerini karartmış durumda. Barzani’nin YNK içinde oluşturduğu çatlağın bir benzeri KDP için meydana gelmiş olabilir. KYB/KDP’nin iki düşman safa bölünmüş oluşu karşısında ABD’nin seyirci kalışı Irak’ın işini kolaylaştırdı.  Barzani bu durumda kendi başına bir şey yapması mümkün değildir. Barzani büyük bir yalnızlaşma ve zorlukla karşı karşıya. Bundan sonraki süreçte Süleymaniye ve Kerkük, Erbil’den kopacak ve 1 Kasım seçimleri ertelenecek gibi görünüyor. Bu durumun oluşmasında tek sorumlu Barzani değil.  Bana göre, yine de son dakikaya kadar mücadele eden biri varsa o da Barzani’den başkası değildir. Sorumluluğu Talabani ailesi açısından ihanete  indirgemek de yanlıştır. Burada önemli olan, ihanete gelme sürecinin irdelenmesi ve ihanetin sarmal haline geliş koşullarının değerlendirilmesidir. Bu yapılanı tarihsel kökleri olan YNK’ye bağlamak da doğru değildir. Yapılan Kürdistan’a ne ihanet ise YNK’ye de ihanettir. Çünkü, ihaneti yapanlar kendi partilerini bir tarafa bırakarak kendilerini Irak hükümetinin bir unsuru haline getirmişlerdir. Bu nedenle, ihaneti Talabani ailesinin geneline ve YNK’ye mal etmenin doğru bir tarafı yoktur. Elbette bu ihanetin oluşunda, Mam Celal’in yokluğunda pusulasını kaybeden YNK’nin yeni bir örgütleme yapısı oluşturmayışının etkisi belirgindir. YNK, kendisini ideolojik olarak tahkim edip örgütleme yapısını değiştirmiş olsaydı, YNK bu duruma gelmez, YNK’lilerin bir kısmı, Kürdistan aleyhine Kürdistan düşmanlarıyla birlikte hareket etmezdi.
 
Kerkük Sadece Petrol Demek Değil
 
Kerkük’ün düşüşü sadece petrol bakımından ele alınıyor. Oysa Kerkük’ün bulunduğu yerin stratejik önemi büyüktür. Kerkük’ü elinde bulunduranlar Suriye-Irak sınırını da kontrol etme imkanını elde ediyorlar. Türkiye’nin Kerkük’ün Irak merkezi hükümetine bağlanmasını istemesini, Rojava ile Güney Kürdistan’ın olası birlikteliğini önlemeye yönelik bir adım olarak görmek gerekiyor. İleriki aşamalarda Suriye hükümetinin rahatlaması halinde, Irak merkezi hükümetinin Güney Kürdistan’a yönelik yaptığının bir benzerini Suriye Rojava’ya yönelik olarak yapabilir. Türkiye buna benzer hazırlıkları Afrin’de zaten yapıyor. Büyük olasılıkla, İran’la yapılan anlaşmada Afrin’le ilgili hükümler de vardır. Bütünsel olarak bakıldığında, Türkiye/İran/Irak ittifakın Barzani karşıtlığı ile sınırlı olmayıp, Kürt karşıtlığına dayalı olduğu görülüyor. Şengal(Sincar)’ın Irak’ın hakimiyetine geçmiş olması, işbirliğinin diğer boyutları bakımından bize bilgiler veriyor. Oluşabilecek bir Kürt hilaline karşı, Şii hilali gerçekleştiriliyor. Kısacası, işi sadece Kürtlerin iç ihaneti olarak göstermek doğru değil. Hiçbir Kürdün başka bir Kürdü ihanetle suçlamasının bu aşamada bir gereği de yoktur. Mevcut durumun meydana gelmesinde yaşanan yetmezliklerin göz önünde bulundurması gerekiyor. En önemlisi; aradan bunca zaman geçmesine rağmen Güney Kürdistan’da hukuki ve siyasal bir yapının oturtulmayışının etkisi görülmeldir. Yine gerek Güney Kürdistan dışındaki Kürtlerle gerekse Güney Kürdistan’da yaşayan veya komşu olan Kürt olmayan halklarla ilişkilerdeki yetersizliklerin de bunda etkisi vardır. Oysa, ittifakı oluşturan güçlerin hedefi İran’dan başlayıp Afrin’e uzanacak Kürt hattını önlemeye yöneliktir. Kürtler stratejik/politik düşünmeden bu oyunun oynanmasını önleyemezler.  Örneğin, Şii mezhebini esas alan Irak/İran’ın etkisini artırması sonucunda Sünni Araplarda bir muhalefetin gelişeceği muhakkaktır. KBY’nin Sünni Araplarla bu konuda siyasi diyalog kurmayışı da bir eksiklik olarak görülebilir.
 
Kerkük’ün Düşüşü Rakka Zaferini Gölgeledi
 
Güney Kürdistan’ın varlığı bütün parçalardaki Kürdistan için temel bir dinamikti. Kerkük’ün düşmesiyle Kürt halkının referandum kararının uygulama imkanı bulmayışından dolayı diğer Kürtlerin mücadele dinamiği de yara almıştır. Bundan sonra Rojava, Kandil ve Rojhelat eskisi gibi rahat olmayacaktır. Referanduma karşı olanların en büyük argümanı Barzani’nin kendilerine karşı olduğunun düşünülmesidir. Halbuki mevcut durumda, Güney Kürdistan diğer parçalar için bir güvenceydi. Bundan sonra Afrin’in güvenliği daha fazla tehlikede olacaktır. Güney Kürdistan referandumun gereklerini yerine getirip başarılı olsaydı, Rakka’yı kurtaran DSG’leri bayram ve zafer ilan edeceklerdi. Onu yapmadılar. Kürtler, Kerkük’ü, Mahmur’u, Şengal’i IŞİD’den kurtardık da ne oldu demeyecekler mi? Kanımız pahasına kurtardığımız Rakka da aynı olmayacak mı? Rakka’yı almak Kürtlerin zaferi mi? Kürtlerin siyasallaşmayışı en büyük eksiklik. Kürtlerin kaderi birbirine bağlı. Bir yerdeki Kürtlerin barışı, diğer Kürtlerin barışı, bir yerdeki savaş da tüm Kürtlerin savaşıdır. Kerkük’te bağımsızlık için atılan oy Diyarbakır’ın geleceği için de atılmış bir oydur. Cizre’de okunmuş bir öz yönetim bildirisi Erbil için de okunmuştur. Kısacası Kürtlerin bir yerdeki eylemi diğer Kürtleri de ilgilendiriyor. O nedenle Talabani ailesinin teslimiyeti, Barzani’nin geri adım atışı tüm Kürdistan’ın tamamını ilgilendiriyor. Hepimiz nasıl Talabani’nin arkasında ulusal bir yas tuttuysak, Güney Kürdistan’daki halkın iradesinin sekteye uğramasından dolayı da içtenlikle üzülmek durumundayız. Eğer bir halkın onuru zedeleniyorsa, peşmerge heykeli yakılıyor, Kürdistan bayrağı ayaklar altında eziliyorsa, o bayrağa yapılan hakaret tüm Kürtlere yapılmış demektir. Kobani döneminde, Barzani’ye meşruiyet alanı açılmasının en büyük sebebi, Barzani’nin Kobani’nin kurtuluşu için bir an önce peşmerge göndermesi isteğiydi. Peşmergeler önce Bakur Kürdistan’da sonrasında Rojava’da büyük bir coşkuyla karşılandılar.
 
Yenilgi Psikolojisinden Korunmak, Devrimde ve Devrimcide Yenilgi Yoktur.
 
25 Eylül’de yapılan referanduma karşı, büyük bir karşı koyuş yaşandı. Kürtlere, Referandum sonuçlarının geçersiz olduğunun açıklanması dayatıldı. Oysa, ortaya çıkan Kürtlerin ve Kürdistan’ın iradesiydi. Bu irade Kürt toplumun tarihsel ve kültürel birikiminde zaten vardır. Bunun ortaya çıkışı, var olanın görünür kılınmasından başka bir şey değildir. Buna karşı zor kullanılması sonucunda bazı bölgelerden (nedeni ne olursa olsun) geri çekilme oluşunun bir yenilgi olarak algılama yanlışına düşmemek gerekiyor.
 
Irak Kürdistan’ındaki Kürdistan ulusal mücadelesinin “Devrim” olarak adlandırmanın önünde bir engel yoktur. Hatta tarihi bir sürece yayılan bir devrim denilse yanlış olmaz. Her devrimde olduğu gibi Kürdistan devrimi de devam eden bir süreçtir. Başlangıç noktası, daha önceki tarihlere gitse de devrimin görünür olması Mahabad Cumhuriyeti ile olmuştur. İşin ilginç tarafı Mahabad’ın “Sovyetik” bir örnek olmasıdır. Bu bile, Kürdistan mücadelesini devrim olarak nitelemek için yeterlidir. Yine, Irak Komünist Partisiyle Kürdistan hareketinin geliştirdiği ilişkide de hareketin toplumsal sol yönüne sahip olduğunu gösteriyor. Barzani’nin lideri olduğu KDP’nin kuruluş şeması da Leninist parti modeline de uygundur. Bu partiden ayrılıp ayrı bir parti kimliği edinen Talabani’nin YNK’si de kendisini sol/sosyalist olarak adlandırmakta ve Ortadoğu’daki sol örgütlere yakın görmektedir. Irak Kürdistan mücadelesinin bu iki partinin öncülüğünde sürdüğü dikkate alınırsa, öncülük eden bu iki partinin işgalci ve sömürgeci güçlere karşı verdikleri mücadele devrim değil de nedir? Sovyetler Birliğinin tarihsel sahneden çekildiği, kapitalizmin yeniden kurulduğu Rusya gerçeğinin yaşandığı 21.yüzyılın başında oluşan yeni dünya dengeleri bir çok yeni devletin kuruluşunu beraberinde getirdi. Soğuk Savaş sonrasında Sovyetler Birliğinin kalıntıları arasında onlarca devlet kuruldu. İşte bu dönemde, Kürtlerin de kendi devletlerini kurmaları gündemin bir numaralı maddesi haline geldi. Irak’ta Saddam’ın devrilmesinde rol oynayan Kürtlerin devletleşmesi için en uygun koşullar da bu dönemde bulunuyordu. Irak’ı işgal eden ABD, Kürtleri yeni kurulan Şii Irak devletine monte ederek, Irak’ı yönetebileceğini sandı. Kürtlerin ayrı bir devlet kurmasını da istemedi. Kürtler de daha önceleri olduğu gibi ABD’nin tavsiyesine uyarak, federal bir devlet yapısını esas alan Irak Devleti ile birlikte yaşamaya karar verdiler. Yeni kurulan Irak Devleti’nin Başkanı de Kürdistan mücadelesinin yaşayan efsanelerinden Celal Talabani oldu. ABD’nin hesapları tutmadı. ABD’ye karşı Sünni Irak’tan açık, Şii Irak’tan üstü örtülü bir karşı çıkış yaşandı. Bir anda Irak, Şii-Sünni İslam çatışmasının merkezi haline geldi. Şii’ler İran’ın devlet geleneğini alarak Irak’ta iktidara yerleşirken, Sünniler ise kargaşa, anarşi ve terörü esas alan Radikal İslamcıların mücadele alanı haline geldi. Irak’ta güvenlik yoktu, ekonomik ve sosyal düzen bir türlü rayına girmedi. ABD garantörlüğünde Irak’ın bir parçası olmayı kabul eden Kürtler için ABD’nin Irak’ı terk etmesinin Irak’ın parçası olan Kürtler için büyük bir kayıp olduğu ortaya çıktı. Öncelikle, Kerkük gibi tartışmalı bölge olarak nitelenen yerlerde referandum yapılmasının önü kesildi. Aslında, bu Irak Devletinin felsefi alt yapısını oluşturan Anayasa’nın askıya alınması anlamına geliyordu. Kürtler Anayasa’nın bu hükmünün uygulanması için durmadan mücadele ettiler. 25 Eylül’de yapılmasına karar verilen “Bağımsızlık referandumu” bu mücadelenin aşamalarından biriydi. Bu mücadele kaynağını da kökeni Marksizm’e dayanan ulusların kendi kaderini tayin hakkından almaktadır. Bu itibarla, 25 Eylül Referandumu, Kürdistan Devrim sürecinin aşamalarından biridir. Nitekim, referandum yapıldı. Irak Kürdistan’ında yaşayan halklar % 93’lük  “Evet” oyu vererek “Bağımsız devlet” iradesini ortaya koydu. Bu iradenin devrimsel bir süreç olduğu, Kürdistan’ın etrafında yer alan Türkiye, İran ve Irak’ın bir araya gelmesiyle bir daha ortaya çıktı. Hatta, Kürdistan’ın bağımsızlığına hayır diyeceği akla gelmeyen ABD bile bağımsızlık iradesine karşı çıktı.
 
17 Ekim 1917 Devrimi’nin 100.yıl kutlanmasına saatler kala, Güney Kürdistan’daki bu devrime Kürdistan’daki işgalci güçler büyük bir ittifak kurarak Kürdistan Referandumu’nun üzerine yürüdüler. Kendi içinde birliktelikten yoksun olan Kürtler de ne yazık ki, örgütlü bir karşı çıkış koyamadılar. Böylece, Kürt devrimini görünür kılacak referandum bir anda işlemez duruma getirildi. Ancak bu devrim sürecinin bittiği veya çöktüğü anlamına gelmez. Irak ve diğer devletlerle ilişki geliştirerek bir kazanç elde edebileceğini düşünen Kürdistan Devrimi karşıtı bazı kişi ve grupların oluşu dahi bu sürecin yenilgi ile sonuçlandığı anlamına gelmez. Halklar kardeş olduğu gibi devrimler de kardeştir. Bu gün belki Kerkük bu sürecin dışında kalmış gibi görünebilir ancak devrimler Afrin’den Deyrezor’a kadar devam ediyor. Devrim gerçeği böyle iken, bazıları devrim teorisinin tersine, Kerkük ve Kürdistan’ın diğer yerlerinde yaşanan durumu yenilgi veya çöküntü olarak adlandırıyorlar. Bu adlandırmanın doğru olmadığı, yenilgi olarak mahkum edilmek istenen Paris Komününün 1917’de Sovyet Sosyalist devrimini doğurduğunu unutmamalıdır. Şöyle ki, Marks, Paris Komününden birkaç ay önce Paris işçilerine hükümeti devirme girişiminin, zamanlama açısından yanlış olacağı uyarısında bulunur. Parisli işçiler 1871 Martı’nda ayaklanınca, ayaklanma bir olgu haline gelir ve Marks, bu ayaklanmayı proletarya devrimi diye adlandırarak büyük bir coşkuyla selamlar. Marks’ın Paris Komününe yönelik bu tavrına bakılacak olursa, Güney Kürdistan bağımsızlık referandumunun yapılış koşulları Paris Komünü öncesinden daha uygundur. Buna rağmen dostça eleştiri getirenlerin, referandum sonrasında oluşan durumu selamlaması gerekmez mi?
 
Kaldı ki, devrim süreci kesintiye de uğramış değildir. Hem kendi dinamiğindeki devamlılığı hem de diğer dinamiklerle ilişkisinde kesintisiz bir devamlılık vardır. Bunun bir sonuca ulaşması, daha doğrusu devrimin oluşması için tüm koşullar da mevcuttur. Bu koşulların başında gelen de Kürdistan devrimi karşısında bir araya gelmiş bulunan bölge güçlerinin birlikteliğidir. Bu birlikteliği karşı-devrim olarak nitelersek, Kürdistan mücadelesini de bir devrim olarak niteleyebiliriz.
 
Erdoğan’ın, Ruhani’nin, İbadi’nin Kerkük özelinde, “düştü”, “alındı” propagandaları yapılarak, yaşananların kendileri için bir yengi, Kürtler için bir yenilgi olarak göstermek istiyorlar. Tıpkı, işgalci eylemlerini gerçekleştirirken kendilerine destek vermeyenlere de ”Kürtler yenildi” benzeri bir algı/yılgı ortamı oluşturmaya çalıştıkları gibi. Bunda başarılı olmadıkları da söylenemez. Ne yazık ki, son yaşanan olayları yorumlarken bir kısım sol ve Kürt çevreleri de buna benzer bir dil kullanmaktan beis görmüyorlar.
 
Tarihin/İdeolojinin sonu diyerek “Liberalizmin zaferini” ilan eden Fukuyama’nın bu görüşünün mürekkebi daha kurumadan, liberalizmin bir zafer kazanmadığı kısa sürede ortaya çıktı. Bu örnekten hareketle, Kürdistan’a karşı işgalci ve sömürgeci güçlerin zaferinden söz edilemez. Kürdistan mücadelesinin ardından günler geçmeden, zafer olarak gösterilenin doğru olmadığını ortaya koydular. Burada önemli olan, bir halkın zorla işgal altında tutulması ve iradesine saygı gösterilmemiş olmasıdır. Böyle olduğu müddetçe, devrimin yenilgisinden söz edilebilir mi?
 
Nasıl her devrimin bir teorisi varsa, Kürdistan devriminin bir teorisi vardır. Bu teori çerçevesinde örgütlenmiş bir halk gerçekliği vardır. Bu teorinin temeli Kürdistan bağımsızlığı ve özgürlüğü düşüncesine ve tarihine dayanır. Bu teorinin yenilmesi veya çökmesi söz konusu değildir. Siyasette, sanatta, felsefede, kültürde, sosyal ve ekonomik yaşamda her yerde kendisini gösteriyor. Geçmişten geleceğe doğru bir çizgi izlemeye devam ediyor. Bunu tek tek Kürt toplumundan ayırmak kolay mı? Elbette değil. Şiiri, romanı, dili oluşmuş bunun. Onları yok edebildiniz mi ki, yenilgiden söz ediyorsunuz?
 
Kuzey Kürdistan’da elli yılı aşan bir devrim süreci var. Bu süreci engelleme çabası hiç durmadı. 12 Eylüller, 4 Mart 1994 Darbesi, ne varsa devreye konuldu. Kürdistan devrimini yenebildiler mi? 2014’de yüzlerce belediye kazanılırken, 2015 haziran seçimlerinde 80 milletvekilini çıkaran bir hareketin yenilgisinden söz edilebilir mi? Yine işgalci güç tarafından Kürdistan’ın yurtsever şehirlerinin yerle bir edilmesi, HDP milletvekillerinin hapsedilmesi, belediyelere kilit vurulması nasıl bir yenilgi değilse referandumda bağımsızlık iradesini ortaya koyan Güney Kürdistan devriminin yenilmesi de söz konusu değildir.
 
 Aşınma ve Yorgunlukların Devrim Sürecine Etkisi
 
Güney Kürdistan’ın mücadelesine bütünsel bakıldığında devrim olarak nitelense de devrimsel süreci sürdürebilecek dinamiklerde bir aşınma veya yorgunluk olduğunu söylersek yanlış olmaz. Gençliğin ve kadının bu devrimde yer alışı önünde fiili engeller bulunuyor. Ekonomik ve sosyal yaşamın da dinamiği olan gençlik ve kadının devrim sürecine ağırlığını koymayışı, aşınma ve yorgunluğun en başta gelen sebeplerden biridir. Devrimin özünden çok şeklinin önemsenmesi, geçmişte yaşananların yeterli kabul edilmesi, toplumun ekonomik olarak kendi kaderini belirlemesi önünde engel olarak duruyor. Devletleşmeyi, bürokrat bir sınıf olarak algılayan mevcut sistemin bu haliyle yürümesi mümkün değildir. Petrol ve doğal gazdan elde edilen gelirlerle maaşa bağlanan memur bir topluluk giderek kendi kendisini tüketen bir organizmaya dönüşür. Üretimle de bir bağı olmayan bu memur kişilik çalışmadan kazanmanın verdiği rehavetle aşırı bireyciliğe veyalnızlığa zorlanıyor. Onlarda toplumsal düşünme tarzı da gelişmiyor. Giderek, tarihsel ve kültürel gelişimden kopuyor. Henüz bağımsız ve özgür toplum haline gelmemiş bir topluluğa ait bireyler bir anda sahte bir özgürlük havasında görüyorlar kendilerini. IŞİD’in saldırısına kadar kendi aralarındaki çatışmalara son veren Kürtler uzun bir dönemi savaşsız geçirdiler. Barışla geçen bu süreçte ne yazık ki, devletleşmenin gerekleri olan hukuki, mali, adli, eğitimsel bir yapı oluşturulmadı.
 
 Sonuç Olarak
 
Barzani Kürt siyasal hareketinin romantik yönünü temsil ederken Talabani realist yönünü temsil etti. Zamanı geldiğinde Talabani, Barzani tarafından hain olarak suçlandı. Aynı şekilde Talabani de Barzani’yi hain olarak niteledi. Şu anda da benzer bir durum Pavel Talabani için söyleniyor. Talabani de böyle suçlanıyordu ama o sonrasında Ortadoğu’nun siyasi zekası olarak nitelendi. Irak devlet başkanı oldu. Yarın öbür gün Pavel’in de tıpkı babası gibi siyasi zekası yüksek olan biri olarak nitelenmesi önünde hiçbir engel yoktur. Şimdiden insanları hain veya kahraman ilan etmek doğru değildir. Bugünün kahramanları yarının haini, bugünün hainleri yarının kahramanı olabilirler. Biz yine de bunlarla uğraşmayalım. Milyonlarca göçmene kucağını açan Kürtler şimdi göç yollarına düştüler. Bu gerçeği görelim.
 
Burada önemli olan husus, objektifliğimizi koruyarak yaşananlardan ders çıkarmak.  Olayla aramızdaki mesafeyi korumalıyız ki, gerçeği görelim. Bu konuda herkesin düşünüp öz eleştirisini yapması gerekir. Bu duruma gelinmesinde hepimiz az da olsa sorumluyuz. Sorumluluğu başkasına atma alışkanlığını üstümüzden atmamız gerekiyor.
 
Kerkük’teki tehlike geliyorum dedi, uyarılar yapılıyordu. Tehlike kapıya geldiğinde görünmez oldu. Objektif bakış açısından yoksunluk bizi kör etti. Şimdi bu körlüğe sağırlık da eklendi. Ortalık toz duman içinde. Toz duman yapana bir şey diyen yokken, biz birbirimizle uğraşıyoruz. Gerçeklerin peşinden gitmeyi bir tarafa  bırakıyoruz. “Benim dediğim doğrudur”un peşinden gidiyoruz. Yani sübjektif iki blok oluşuyor ikisi de yanlış yapıyor
 
Onlar da, sen de (ben) yanlışın peşinde gidiyoruz. Ben haklı çıktım sen haklı çıktın tartışmasına girmenin kimseye faydası yoktur.
 
AV. FEYZİ ÇELİK – ARYEN HABER
 

Yorumlar

Kurdistan siyasi partilerini bilen ve olanlari iyi okuyanlar konu§uyor.Okurken deh§ete kapildim.Ikinci bir kasr-i §irin. Rojeva ve musul,da lozan olacak endi§esi beni sardi.

Ama Safevi ve yeni osmanlilardan çok daha gùclù ABD ve AB kendilerini ve Israili tehdit edecek gùcleri kabul etmesi mùmkùn deyil.Kurdistani ku§atma israili ku§atmadir.Israilin yenilgisi ABD ve AB yenilgisidir.Ikinci bir viyana ku§atmasini kimse yapamadigi gibi kabullenmek mùmkùn deyil.

Vatanimiz Kurdistan ku§atma ve saldiri direk israil ve meddeni dùnya,ya sava§ ilanidir.Elbetteki xancerlendik ve gururlu bir Kurd liderine yapilani kabul etmek namuslu Kurdin onuru kaldirmaz.

Bazi ùlkelerde biz Kurdlerden once benzer operasyon yapildi.Siyasetten ziyade tez elden cuzdani doldurmaya bakan bir ekip ABD,de iktidar.

Biz Kurdler ozgùrlùk onlar para istiyor.çikarlarimiz  çaki§iyor.çùnkù ozgùrlùgùmùzù gasp edenler canimizi ve vatanimizi istiyor.Bu idam fermani altina Kurd milleti ayaklari ilà gitmez.

Tablo kesr-i -§irin ve Lozandir ama bunu Kurd milleti kabul etmedigi gibi yeni sunni ve §ia imparatorlugunu kabul eden bir ABD ve AB olmasi mùmkùn deyildir.Yakinda tarihi bir dù§manlik olan Ereb ve fars restle§mesi alevlenir.Darius oldù.misir seferini yapan 40 ki§ilik fars fetih ordusu çolde kaybolacak.§imdiden ABD fars capulculari hizbi §abi,lere parmak salladi.Iranin ve malikinin fetva mollasi sistani kendine cennet bileti keser.

çok uluslu ùlkelerde bagimsizlik oncesi §ehirler el deyi§tirir ve nùfus,te gel gitler oldugu gibi xainler ve vatanseverler belli olur.

Zor olan yanliz olan ve ixanete ugrayan gururlu brèz Barzani,dir.gùneyin yenilgisi seranser Kurdistanin yenilgisidir.Avrupa Kurd katilami kar§isinda bùyùk gocù kaldiramaz.

Tabi ailecilik ve sava§ agaligi bittecek.

Bende Barzaniniin yalniz birakilmasindan yana değilim!!!! Ne ilginç dün Pavel Talabaniyi okurken sonra fotograflara baktim googeldan, bir fotograf gözüme ilişti, açiklamayla foto arasinda ani kurgu oluştu, içimden aynen sayin avukatin dediği geçti. Hatta düşüncem daha ileri gitti.Barzani ailesindende bu kişi mi işe dahil ne? Acaba Sayin Barzani bunu bildiği için mi sessiz?
-Fuad Masumun da neden istifa etmediğine anlam veremedim toplanti yerine.

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News

Siyaset

Analiz