ala kurdistan
Ey Reqîb

PÇDK-KDP-S ve İdeoljik Saplantılar

Olaylar çok hızlı bir biçimde gelişiyor. Herbiri hakkında detaylı yazmak, olayların kavranması ve tutum geliştirilmesi açısından gerekli bir durum. Ancak...

Ancak işte.....

Olaylara yetişemiyoruz.

İki ayrı makale konusu olan bu yazıyı da tek bir makalede birleştirmek zorunda kalıyoruz.

I-Güney Kürdistan Seçimleri ve PÇDK

1992-1995 ve 99 Güney savaşlarını konu edinen yazıları facebook özel sayfamda dizi halinde kaleme aldım. Detaylarını öğrenmek isteyen oradan bakabilir. (Siyasete Xelet, siyaseta xelet)

(https://www.facebook.com/huseyin.turhalli.94?hc_location=timeline)

İşin özeti şu: 1992 ve 1995 Güney savaşlarında, Öcalan kendisine giden raporlara dayanarak “KDP ve YNK’yi 48 saat içinde temizleriz” diyordu. Ancak 1998’e gelindiğinde Güney Kürdistan’da taşlar ve ağaçlar bile PKK’ye düşman olmuştu. Bunu bizzat yaşayan Kandil yönetimi çok iyi biliyor. Bildiği için de yanlış yapmamaya çalışıyor.

Şimdi aynı raporlar Rojava için Berzani’ye gidiyor. Daha önce defalarca söyledik. Şimdi de söylüyoruz. Mesud Barzani yanıltıldı, yanıltılıyor. Ve bunun için PKK’nin Güney Kürdistan’da yaptığı hataların aynısını şimdi KDP yapıyor. Sêmalkê sınır kapısı da bu yanlış bilgilendirme sonucunda kapatılmıştır.

Yaşadıklarımı söylüyorum. 1994-95’te Peşmergeler ve Güney kitlesi PKK gerillalarına sonsuz ve sınırsız saygı ve sevgi beslerken, 1992 ve 1995 savaşı sonrasında ise PKK’nin sağlam ve ciddi tek bir dostu kalmadı.  PKK gerillalarının deyimiyle “tavuklar bile kendilerine karşı silahlandı”.

1995 Mart’ında Şam’da idim. Abdullah Öcalan bana “Arkadaşlar Güney’i KDP’den temizleyip otonom bir bölge kurabileceğimizi söylüyor” deyince, “Aman ha başkanım! Biz de KDP’de bitebilir” dedim. Bunun için Kürdistan tarihinden bir çok örnek verdim.

Öcalan “Peki ne yapabiliriz?” demişti.

Ben de “Güney Kürdistan’da sosyal çalışma yürütelim. Siyasi çalışmalar arkasından gelir” diye cevap vermiştim.

Ne yazık ki benim söylediklerim değil, hayatında tek bir defa bile Türk askerini elbise içinde görmemiş Ali Haydar Kaytan “Yıldırım Taburları”nın başına geçerek KDP’ye saldırdı. Güney Kürdistan’a geldiğinde onu ben karşılamıştım. Ancak bana yoldaşça değil, düşmanca yaklaşmıştı ve kendisine uzattığım elimi tutmamıştı. Bunlar unutulacak şeyler değil....

Şimdi aynı eli Rojava için KDP’ye ve Mesud Barzani’ye uzatıyorum. Rojava’da sosyal çalışma yapın! Büyüyeceksiniz. Siyasi çalışmalar arkasından gelir! Ali Haydar Kaytan gibi yaparsanız Rojava’nın tavukları bile sizi barındırmaz!

İki yıldır Rojava ile ilgili olarak yoğunlaşıyor ve yazıyorum. Bundan bir buçuk yıl önce gazeteci ve gözlemci dostlarıma sormuştum. “KDP’nin Rojava’daki gücü nedir?” diye. “%40-50” demiştiler bana. Son gönlerde aynı şeyi aynı kişelere soruyorum. “KDP’nin Rojava’daki  desteği %10’u geçmez” diyorlar.

KDP, PKK’nin geçmişte Güney Kürdistan’a ilişkin uyguladığı bu yanlış politikayı daha fazla sürdürürse, Rojava’da taşların ve ağaçların kendisine düşman olacağını, tavukların bile kendisini barındırmayacağını bilmesini istiyorum.

PÇDK, PKK’nin bu yanlışlarının sonucu olarak geçen seçimde 400 oy almıştı (on binde bir). İki hafta önce yapılan seçimlerde ise 3605 oy almış (binde bir). Yani PKK, Kürdler arası çatışmadan uzak durduğu için dört yılda on kat büyümüş. KDP’nin bundan ders alması gerekiyor. KDP-S yanlış bir politikanın sonucu aynı duruma düşmekten kurtulamaz.

Tekrar tekrar söylüyorum. KDP ve Kürdistani vicdanına güvendiğim Mesud Barzani, danışmanlarının yalanlarına değil, kendi tecrübelerine, yaşamın gerçekliğine ve kendi vicdanına güvenmelidir. Aksi halde önce Rojava’yı sonra da Kürdistan’ı kayıp eder! Bu yanlış sonucu Kürdler ve Kürdistan’da kayıp edebilir.

****

II- İdeoljik Saplantılar

Ben 78 kuşağı ile 88 kuşağı arasında yer alanlardanım. 12 Eylül darbesi olduğunda 18 yaşlarında idim. Bugün-yarın devrim olacak, diye umutla beklenti içinde iken, devrim değil, faşist askeri bir cunta geldi ve yüzbinlerce kitlenin, Kenan Evren’i alkışlamak için meydanlara koştuğuna tanık oldum.  

Sonra zindanları aydınlatılan ancak dışarısı kapkaranlık bırakılan bir 12 Eylül sürecini yaşadım. 1981-1983 yılları arasında kafamı patlatırcasına araştırmaya koyuldum ve bu araştırmalar sonucunda ideolojilere olan inancımı yitirdim. Yaşadıklarım ve araştırmalar sonucu öğrendiklerim bana ideoljik düşünmenin, ideojik tutum belirlemenin her zaman için gerçeğe ve reel duruma uymayabileceğini öğretti. Daha da ötesi ideoljik kalıplara sığınanları sığ ve zekâ düzeyi geri olarak algılamaya başladım.  

Ve sonuçta “Siyasetin sınırları belirsiz,  değişkenliği ise sınırsızdır. İdeolojiler ise sınır çizer. Siyaseti ideolojik sınırlara hapsedenler kaybeder. Türkiye devrimci hareketinin kaybetmesinin temel nedeni bu” biçiminde sonuçlara vardım.

Şimdi PKK ve bağlaşığı siyasetler, Öcalan’ın belirlemeleri sonucu  “Dört parçada özerklik” biçiminde bir kuralı kendilerine  rehber edinmişler.

Özerklik nedir?

Devlet yönetimine ortak olmadan, kültürel bir takım hakların kullanım olanağına kavuşturulmasıdır.

Şimdi Rojava’ya dönelim.

ÖSO bölük pörçük ve dışarıdan gelen radikal İslamcıların elinde elaman. Onbinlerce Arap ve ÖSO üyesi radikal İslamcı’ların vahşetinden kaçarak Rojava ve YPG’ye sığınmış durdumda. Esad ise Kürdlere övgüler yağdırıyor, Mesud Barzani’ye elçiler gönderiyor “Beyaz kağıda imza atmaya hazırım” diyor. (1971’de Saddam da aynısını yapmıştı)

Siyaset olanı değil, olması gerekeni, reel gerçekten daha ileri olanı hedefler. Böyle bir durumda siyaset kurallarına göre, Rojava Kürdleri neyi hedeflemeli/neyi istemeli?

Suriye yönetiminin tümünü...!

Haydi biraz gerçekçi olalım ve mevcut durumun ötesi değil de reel durum ne ise onu isteyelim.

Ne diyeceğiz?

Suriye yönetimine ortak olmak!

Bu nedir?

Fedaral demokratik Suriye.

Daha alt düzeylerde istemlerde bulunmak, gericiliktir, aptallıktır. Sömürge ülke insanı olmanın kendinde oluşturduğu, kendine güvensizilk psikolojisidir. Kendisini daha aşağı görmedir, aşağılık kompleksinde boğulmadır. İnsanlık değerlerine, Kürde ve Kürdistan’a hâkarettir. İdeojik kalıpların oluşturduğu sanırlarda, mayın tarlasına sürülen eşşek olmaktır.

Bu tür geri ve gerici istemleri hâlâ dillendiriyor olmak, bunca direnişe,  acıya, şehadete, fedakârlığa ihanettir. Başkaca tanımı yoktur bunun. Kürdler, Cenevre 2 Konferansı'na giderken bu gerçekliği bilmek durumundadır.

911 km’lik Kuzey-Rojava Kürdistan sınırının kontrole alınmasının diplomatik-politik  ve maddi koşulları oluşmuştur. Konjönktürel durum buna son derece müsaittir. Bu anlamda El Ekrad Cephesi, Azaz bölgesinden çekilmekle doğru bir siyasi taktik uygulamıştır. YPG ve El Ekrad, ÖSO ile ortaklaşa veya tek başlarına bu alanı da hâkimiyetlerine almalarının meşru zeminini oluşturmuşlardır.

Sonuç olarak, Rojava’nın hukuksal bir statüye kavuşması için KDP ve Güney Kürdistan Hükümeti, yalan beyan ve raporlara dayanarak yürüttüğü yanlış siyasetten bir an önce vazgeçmeli, Rojava Kürdleri ise Suriye yönetimine ortak olmayı hedefleyen bir siyaseti ve söylemi ön plana çıkarmalıdırlar.

Kürd vicdanı ve Kürdistani duruş budur.

 

Yorumlar

 Yaşadıklarım ve araştırmalar sonucu öğrendiklerim bana ideoljik düşünmenin, ideojik tutum belirlemenin her zaman için gerçeğe ve reel duruma uymayabileceğini öğretti. Daha da ötesi ideoljik kalıplara sığınanları sığ ve zekâ düzeyi geri olarak algılamaya başladım.  Belê belê, ji bu Kurda tenê Kurdewariti lazime...

 

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News