ala kurdistan
Ey Reqîb

Abdullah Keskin’le Söyleşi – Hülya Yetişen

Abdullah Keskin’le söyleşi – Hülya Yetişen 

31 Temmuz 2010

Arkeolojik bulgular, yazı’nın doğduğu, geliştiği, çeşitlendiği, hat sanatı ve el yazması kitap tekniğinin geliştiği topraklar arasında, Türkiye Kürdistanı’nın önemli bir yer tuttuğunu ortaya koyuyor. 

Fakat ne acıdır ki, yazının ve okuma yazma edimini, dolayısıyla düşünce kültürünü çoğullaştıran basımcılığın bu topraklara dönüşü sancılı olmuştur. 

Biz okurlar herşeyden önce, yazar ve metin düzlemine yoğunlaştığımızdan, çok sık kitabın bize ulaşmasında aracılık eden yayıncılığın ve yayıncıların önemini gözardı ederiz. Oysa ki bir ulusun aydınlanma kaderini yayıncıları belirler. Bu nedenledir ki düşünce ve ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda yayıncıların ilk tırpanı yemeleri hiç de rastlantı değildir. Yazının bu topraklara dönüşünden 6 bin yıl sonra bile, Türkiye’de yazın ve yayıncılık yaşamı, hukuksal, siyasal, teknik ve ekonomik sorunlarla boğuşmaktadır. 

Söz konusu Kürt Yayıncılığı ve Kürtçe kitap basımı olduğunda bu sorunların, gerek yasaklar gerekse de teknik ve ekonomik sorunlar nedeniyle bir kaç kat daha zor olduğu ortadadır. Fakat tüm bu zorluklara rağmen Türkiye’de uzun yıllardan beri bu alanda çalışan, Kürtçenin çağdaş dünyanın entellektüel kulvarında mütevazi de olsa bir yer edinmesi için deyim yerindeyse iğneyle kuyu kazarcasına çalışan yayıncılar da yok değil. Bu düşünceyle Türkiye’de önemli Kürt yayınevlerinden biri olan Avesta Yayınevi Sorumlusu ve Editörü Abdullah Keskin’le görüştük. 

Hülya Yetişen: Sevgili Abdullah Keskin, yayınevlerinin hukuki ve ticari kaygıyla Kürtçe kitap basmaktan çekinir oldukları bir dönemde (1996) Avesta, dört Kürtçe kitap basarak yayın hayatına atılmıştı. Avesta’nın başlangıcı ve yola çıkış serüveni neydi? Avesta için Kürtçe ağırlıklı bir yayınevi diyebilir miyiz? 

Abdullah Keskin: Avesta, Kürtçe ağırlıklı değil; Kürtçeye ağırlık vermeye çalışan bir yayınevi. Zira bütün çabalarımıza rağmen kitaplarımızın yarıdan azı ancak Kürtçe. Başından beri Kürtçeyi ciddi bir biçimde önemsemekle birlikte “oku-okut” çerçevesinin de dışına çıkmaya çalıştık. Günümüzde insanları sadece “bu senin dilin” argümanıyla ne kadar motive edebilirsiniz? “Kürtçe kitap” tek başına bir şey ifade etmiyor, dilinin yanında nasıl bir kitap, “iyi” bir araştırma mı diye bakıyoruz. 

Bizim için başından beri hep ne söylediğinden çok, nasıl söylendiği önemli olmuştur. Herkesin “bize ilişkin fikirler ürettiği bir ortamda, buna seyirci kalmamak, hayatın farklı alanlarına ilişkin fikirleri derleyip toparlamak, fikri olanlara imkan sunmak, farklılıklarıyla barışık bir platform yaratma uğraşı içerisinde olduk. 

Hülya Yetişen: Peki, kitapların seçiminde ve basımında yayınevi olarak kriterleriniz nelerdir? 

Abdullah Keskin:Yayınevi bünyesinde 40 civarında dizimiz var. Öncelikle hangi dizide yer alır diye bakıyoruz. Her dizinin kendine göre öncelikleri var. Edebiyat dizisinde kurgudan üsluba, teknikten imgelere kadar çok farklı konuları göz önünde bulundururken bir araştırma kitabında, ele aldığı konuya ne kadar vakıf olduğunu, bu alandaki çalışmalara ne kattığını veya o çalışmalar içinde nasıl bir yerde durduğuna bakıyoruz… 

Şunu da söylemekte yarar var: Bize çok kitap gelmekle birlikte bunların az bir kısmını yayımlıyoruz. Yayımladığımız kitaplar daha çok bizim önceden çalışarak, araştırma yaparak karar verdiğimiz kitaplardır. Mesela yayınevinin ilk yıllarında Yezidiler ve Kürdistan ve genel olarak bölgemizdeki halklar ve inançlarla ilgili kitaplar yayımlamak istediğimizde, bu alanlarda uzman kişilere danışarak listeler oluşturduk ve bunları sırayla yayımladık. 

Hülya Yetişen: Ayrıca Siz Avesta Yayınevi olarak ‘Kürtçe çocuk kitapları’ serisi oluşturdunuz. Geçen sene de Fransız Şair Paul Eluard’ın Özgürlük’/ Azadi adlı şiirini, Ziya Aydın’ın resimleriyle Kürtçe yayınladınız. Bu seri kapsamında yayınlanmış ya da yayınlanacak yeni çocuk kitaplarınız var mı? 

Abdullah Keskin: Evet, Hêlîn geçen sene yayına başladı ve 2009 içinde 10 kitap yayımladı. Kurmanci ve Zazaki olarak hazırladığımız kitaplar var. Sonbaharda Kurmanci öğrenenler için Yardımcı Ders Kitabı çıkarmayı düşünüyoruz. Zazaca alfabe ve hikâye kitapları üzerinde çalışıyoruz. 

Hülya Yetişen: Ürünlerinizin büyük bir kısmının çevirilerden oluştuğunu biliyorum. Avesta’nın Kürtçe’ye kazandırdığı ilkler de var değil mi ? Bu eserlerden ve yazarlarından bahseder misiniz? 

Abdullah Keskin: Son ikisi üzerinde durmak istiyorum. Şeyhmus Dağtekin’in bir şiir kitabını Fransızca’dan Kürtçe’ye çevirdik. Galisyanca’dan farklı bir çeviri konseptiyle “Rüyalarımda bile dilimi kaybetmeyeceğim” adıyla 35 kişi bir kitap çevirdik. Kürtçe çevirinin çok az olduğu ve hiç ilgi görmediği bir ortamda kitabın ilk üç baskısı üç hafta gibi kısa bir sürede tükendi. Yılbaşına kadar on baskı yapmayı hedefliyoruz. Kürtçe kendi doğal mecrasını yavaş yavaş bulmaya çalışıyor, Türkçenin iğreti etkisinden sıyrılmaya başlıyor. Kürt düşün dünyası yeni limanlara yelken açıyor. 

Hülya Yetişen: Takip edebildiğimiz oranda, Avesta’nın yayınladığı Kürtçe kitaplarının ağırlıklı lehçesi Kurmanci. Yine ‘Diğer Dillerin Edebiyatı’ başlıklı serinizde, Şêrko Bêrkes’in şiirlerinin Soranice’den Kurmanci’ye, Mahmut Derviş’in kitaplarının Arapça’dan Kürtçe’ye ve Türkçe’ye çevrildiğini görüyoruz.. Ermenice, Türkçe, Kürtçe, Arapça….. Diller içindeki bu dolanım, bu dil arkeolojisi... nasıl bir deneyim sizin için bu? 

Abdullah Keskin: Şu ana kadar 15 civarında dilden çeviriler yaptık. Burda herkesin biliyorsunuz kendi “Doğu”su var. Herkes kendi doğusuna tepeden bakıyor. Tarihsel bir aşağılık kompleksinin tezahürü belki de… Bu memlekette en şaşırdığım şeylerden biri, 30 yıldır neredeyse Edward Said’in “Oryantalizm” kitabının bu kadar çok popüler olması. İslamcısından solcusuna, Kemalistinden Kürdüne herkesin başucu kitabı. Çok okunan ama etkisiz bir kitap. Zira Oryantalizmin yerel versiyonları, aslından çok daha kaba ve aşağılayıcı. 

Türkiye bir çeviri cenneti olmasına rağmen Doğu edebiyatında çok zayıf. Doğulu bir yazar ancak Batı’da ünlendikten sonra burda tanınmaya başlanıyor. Modern Ortadoğu Edebiyatlarına yer veren “Doğu Rüzgarı” dizisini bu nedenle başlattık. Bunun yanında bölgemizin milli ve inanç haritasını yansıtmaya çalışan ‘Mezopotamya Kültürü Dizisi’nde yirmi civarında kitap yayımlandı. 

Hülya Yetişen: Avesta’nın yayınları arasında Vate Çalışma Grubu’nun hazırlamış olduğu Türkçe-Kırmancki (Zazaca) bir sözlük de var. Bu çalışmadan yola çıkarak, Kırmancki diliyle ilgili size birkaç soru sormak istiyorum. Zazalar ve Kırmancki dili üzerinde yoğun tartışmalar var. Bazıları Zazaların Kürt, Zazaki’nin ise Kürtçe’nin bir lehçesi olmadığını savunuyor. Bunların dayanakları nedir, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

Abdullah Keskin: Kürdoloji çalışmalarında bu görüşün az da olsa bazı yansımaları olmakla birlikte bunun daha çok son 20-30 yılın tartışması olduğunu düşünüyorum. 80 darbesi sonrasında “Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü” bu konuda fazla mesai yaptı. Bu mesele de diğer her şeyde olduğu gibi pekâlâ tartışılabilir, kendini “farklı” hissedenler olabilir. Kimsenin üzerinde kimliğimizi farz kılmak gibi bir çaba içinde olacak halimiz yok. Ama bu kışladan da empoze edilecek bir şey değildir. Kişisel kanaatim Zazalığı Kürtlükten ayırmanın bir kültür ve kimlik intiharı olacağı yönündedir. Seyid Rıza’yı, Male Selim’i, Xelil Xeyali’yi, Nuri Dêrsimi’yi Kürdistan tarihinden çıkarmak mümkün mü? Bu isimlerin hiçbiri Kürt kimliğini mecbur kaldığı için kabul etmedi, bu uğurda mücadele vererek geçti bütün hayatları. 

Hülya Yetişen: Zazaki, Dımıli, Kurmancki kavramları hangi tarihi süreçler ve coğrafyalar içinde oluştu. Bu kavramların birbirleriyle ilişki ve çelişkileri nedir. Zazaki-Kırmancki Kürtçe lehçeler arasında hangi lehçeye yakın görülüyor? Örneğin Lori ve Gorani gibi. 

Abdullah Keskin: Bu alana ilişkin herhangi bir çalışma yapmış değilim. Yanlış anlaşılmalara yol açmak istemem. Araştırmacılar her üçünü de -Zazaki, Dımıli, Kırmancki- aynı kabul ediyorlar. İsim olarak en az kullanılan ancak son zamanlarda yaygınlaşanı Zazaki gibi görünüyor. Gorani ve Hewramaniye yakın olduğu söyleniyor. Bu konularda yeni ve kapsamlı çalışmalara ihtiyaç var. 

Hülya Yetişen: Kırmancki yazılan tarihi bir belge var mı? Varsa bu belge ve kitaplar hangi döneme ait? 

Abdullah Keskin: Zazaca basılı ilk kitap Kurmanciden daha sonra olmuştur. 1900’lü yılların başında Mele Ahmedê Xasî’nin «Mewlud»u yayımlanmıştır. 

Hülya Yetişen: “Tehdit altındaki diller” gurubunda olan Kırmancki (Zazaki) dilinin yitip gitmemesi için genel anlamda Kürtler ne yapabilir? 

Abdullah Keskin: Sadece Zazaki’nin değil Kurmanci’nin de tehdit altında olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir dilin korunması için gerekli araçlara yeterli düzeyde sahip değiller. Ama tabii ki Zazaki’nin daha az bir nüfus tarafından konuşulması, bölgelerarası farklılıkların daha fazla olması ve yazılı kaynakların daha az olması sebebiyle daha ciddi bir tehdit altında olduğu söylenebilir. 

Ben Zazaki konuşulan farklı bölgelerden gelen insanların oluşturduğu Vate Çalışma Grubu’nu Zazaki için bir şans olarak görüyorum. Kürtçe’nin, Suriye parçası dışında, Kürdistan’ın diğer üç parçasında iki standartlı bir dil olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla Kuzey’de Kurmanci için istenen ve yapılan şeylerin Zazaki için de yapılması gerekir. Biz yıllardır çok istememize rağmen bu alanda pek bir çalışma yapamadık. Hazırlıklarımız var, bu alanda en kısa zamanda eksikliklerimizi giderebileceğimizi umuyorum. 

Hülya Yetişen: Kurmanci’nin 1930’lu yıllardan itibaren Kürt-latin harfleri ile yazılmaya başladığını dikkate alırsak, Avesta’nın hem eski hem de yeni Kürtçe yazım ve lehçeleri konusunda profesyonel dil uzmanları var mı? Türkiye’nin bazı özel üniversitelerinde Kürtçe, dil olarak hangi statü içinde yer alıyor? 

Abdullah Keskin: Dünyanın değişik yerlerine dağılmış yazar ve araştırmacılara rahatça ulaşabiliyoruz. Şartlar beni de eski alfabenin farklı versiyonlarını öğrenmek zorunda bıraktı. Önemli farklılıkları korumakla birlikte, ortak noktaları da çoğaltmaya çalışıyoruz. 

Her şeyde olduğu gibi bu meseleyi de devlet”imiz” katakulliye getirdi. İsmini bile koymaktan kaçındı. Türkiye üniversitelerinde “ölü diller” bile isimleriyle okutulurken, Kürtçeyi “Yaşayan Diller” kategorisine soktular. Buna da şükretmek mi gerekir, emin değilim. Bu bölümlerde bildiğim kadarıyla henüz somut bir adım atılmış değil. Sonbaharda birtakım şeyler yapılacağından bahsediliyor. Ben herhalükârda Kürt araştırmacıların buralarda yer alması gerektiği düşüncesindeyim. Türkiye şartlarında bile bunlar gelişip dönüşebilir. 

Hülya Yetişen: Bastığınız kitapların ağırlıklı olarak satış ve dağıtımlarının yapıldığı bölgeler neresidir? Hangi ilde daha fazla Kürtçe kitap satışı yapılıyor? Sizce dünden bugüne okurun yelpazesinde gözle görülür bir genişleme var mı? 

Abdullah Keskin: Bu konuyla ilgili istatiksel bir çalışma yapmış değiliz. Ama Türkiye’nin ve de Kürtlerin kültür başkenti geçmişte olduğu gibi bugün de İstanbul olduğu için öncelikle burda basılıyor, buradan başka yerlere dağıtılıyor. Diyarbekir hâlâ istendiği kadar olmamakla birlikte, son yıllarda kültürel alanda ciddi mesafeler katetti. Okuma konusunda şehir olarak başı çekiyor. Son yıllarda ciddi bir artış olduğu söylenebilir. Bizim için önemli ve farklı iki adres daha; Almanya ve Duhok. 

Tirajlar pek artmasa da kitap sayısı geçmişe oranla arttı. Bu da ister istemez okur yelpazesinin genişlediğini gösteriyor. Son yıllarda artan çocuk kitapları ve yukarıda değindiğim konsept kitapların da bu artışın işaretleri olduğunu düşünüyorum. 

Hülya Yetişen: Türkiye’de Kürt yayınevleri’nin genel durumları nedir? Hukuki ve ekonomik zorluklar devam ediyor mu? Kürt yayınevleri olarak aranızda bir koordinasyon var mı? 

Abdullah Keskin: Türkiye’deki Kürt yayınevleri görece en rahat dönemlerini yaşıyorlar. Hukuki sorunlar çok azaldı. Ben eskiden beri normalleşmenin Kürtlerin lehine olduğunu düşünüyorum. Son yıllarda daha fazla asıl işimize yoğunlaşabiliyoruz. Ekonomik sorunların üstesinden gelmek kolay değil. Statüsü olmayan, hayattan kovulan bir dil Kürtçe. Hâlâ Ehmedê Xanî’nin tarif ettiği sorunlu çerçevenin dışına çıkamadık. Gündelik hayatın içine sinmiş sıradan ırkçılığın yansımalarıyla daha çok boğuşacağız anlaşılan. 

Sorunuzun ikinci kısmına gelince: Hayır, Kürt yayınevleri arasında herhangi bir koordinasyon yok. 

Hülya Yetişen: Bir yayınevi editörü olarak, Türkiye’nin politik gündemine ilişkin söyleyecekleriniz olabilir. AKP ve Anayasa değişiklikleri, yapılacak Referandum hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Abdullah Keskin: Kürtlerin AKP’yle ilişkisini başından beri sorunlu bir ilişki olarak gördüm. AKP’nin en çok ekonomik alanda sisteme entegre olan “radikal” İslamcılığı, MTTB’den Akıncılara güçlü bir milliyetçi damara dayanıyor. Kürtlerin özgürlük talepleri “ümmet” içinde çözülemez. Ak Parti maalesef bölgede, Kürtler karşısında “devlet partisi” olmaktan sıyrılamadı. Ve bu devlet aklıyla bir çözüm mümkün görünmüyor. Buna rağmen AKP’nin batıda zayıflamasını, bölgede güçlenmesini arzu etmedim. Çünkü daha iyi bir alternatif görünmüyor. 

Her şeyde olduğu gibi anayasa değişiklik paketinde de Kürtleri kaale almadı. BDP’yi karşıt konuma itip bunu da seçim malzemesi yapmak için elinden geleni yaptı. Gelinen sonuçtan en az BDP kadar AKP de sorumludur. Ama bütün bunlara rağmen Kürtlerin referandumda hayır demesinin pek anlamlı olmayacağını, fazla angaje olmamakla birlikte evet oyu kullanması gerektiğini düşünüyorum. 

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News