ala kurdistan
Ey Reqîb

Peri Yayınları ile ilgili zorunlu bir açıklama-Ahmet Önal

Geçmiş yayıncılık tecrübelerime de dayanarak, 21 yıl boyunca Pêrî Yayınları’nı kurup yönettim.
Pêrî Yayınları; 1990’lı ve 2013 yılına kadar, Kürt yayın dünyasında ve kamuoyunda önemli bir prestij kazanarak yer edindiği kamuoyunca aşikar idi.
Bilinmesini istiyoruz ki, 1990’lı ve 2013 yıları arasında ki Pêrî Yayınları ile 2013 yılından sonraki, ‘bu değerimizin korunması, devam etmesi niyetiyle oluşturmaya ve yürütmeye çalıştığımız’ resmi sahipliğini üstenen ve bunu kötü tarzda sürdürmeye çalışan Niyazi Armutlu’nun sahipliğindeki Pêrî Yayınları, arzuladığımız doğrultuda işletilmek istenmedi, engellendi, bilakis farklı bir mecraya sokularak tüm değerleri çürütüldü.

2013 yılından sonraki Pêrî Yayınları, basit yoldan para kazanmanın, sıradan ticaretin aracı durumuna getirildi. Tüm müdahalelerimiz, eleştirilerimiz boşa çıkarıldı ve adeta gerçek Pêrî Yayınları tasfiye edildi. Bu durumun yazar, okur, yayıncı, devrimci-yurtsever kamuoyu tarafından bilinmesini istedik.
Çünkü yönetimimdeki, 1990’lı ve 2013 yıları arasındaki Pêrî Yayınları, çıkışı itibarıyla yayın etiğine, prensiplerine uygun davranan, tüm baskılara, para ve hapis cezalarına rağmen, devrimci, Kürt ve Kürdistanî duruşundan taviz vermeden, bilimsel ve araştırmacı bir ruh ile, kayıp ve inkar edilen ve de jenoside tabi tutulan Kürt, Ermeni, Asuri/Süryani, Rum vs. bir bütün olarak Otokton halkların tarihini gün yüzüne çıkarmayı amaç edinerek yayıncılık faaliyetini sürürdü.
2013 yılına kadarki Pêrî Yayınları; sadece geçmişi değil, bugünü analiz eden, geleceğin özgürlük, bağımsızlık özlemine titizlikle eğilen bir yayıncılık fikriyatını izledi.

2013 yılına kadar ki Pêrî Yayınları, mazlum milletimiz ve milletlerin devrimci kamuoyunda, demokrat ve devrimci prensipleri titizlikle uyguladı, aydınlatıcı, entelektüel ve bilmesel normlara uyan eserler yayınladı. Bunu yaparken, temel slogan olarak; “Pêrî yayınları Tabuu Tanımıyor, Karanlığa Işık Tutuyor” şiarı ile yayıncılığını, içselleştirerek sürdürdü.

2013 yılına kadarki Pêrî Yayınları, bu anlayışla, başta Kürt tarihi olmak üzere, mücadele içinde bir zat yaşayanların anılarını, katliam ve direniş serilerini, izbe edilmek istenen bir geçmiş tarihi arayıp bulmak isteyenlerle birlikte hareket etti, yayın dünyasında büyük bir boşluğu doldurmak üzere ortaya çıktı ve sürdürdü. Bu durum kamuoyumuz tarafından da kısa sürede algılandı ve sahiplenildi.

1990’lı ve 2013 yıları arasında ki Pêrî Yayınları, yayın faaliyeti çabalarını sürdürürken, tek kaygısı kaliteli bir yayıncılık seviyesini yakalamak, en sarih haliyle tarih ve toplum bilincini yükseltmek, özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık mücadelesini bilinçli bir seviyeye çıkararak sürdürmeyi ve düşünsel olarak maddi bir güce erişimi hazırlamaya katkı sunmak gibi hassasiyetlerle hareket etti.

2013 yılına kadar ki Pêrî Yayınları, yayın alanında Kürt, Ermeni, Süryani vs. tabuu olan konuları, mitoloji alanında ilk sayılabilecek ve o ana kadar dokunulmayan çok sayıdaki alt kimliklere, azınlıklara ve inançlara da eğilerek, korku zincirlerini kırmaya çalıştı. Bu anlayışla ilk kez Ermeniler, Süryaniler, “Aleviler”, Êzdîler vb. ile ilgili tarih ve edebi eserleri yayınlamaya girişti. Girift konuların açık ve kamuoyunda tartışılması için büyük riskleri göze alarak, dirençle bu tutumunu sürdürdü.
2013 yılından önceki Pêrî Yayınları, toplamda 375 (üç yüz yetmiş beş) adet kitabı kütüphane ve okura kazandırdı. Bunları kabaca şöyle tasnif etmek mümkündür:

2013 yılına kadar ki Pêrî Yayınları, edebiyat ağırlıklı olmak üzere, dil ve tarih çalışmalarını içeren 145 adet Kürtçe(Kurmancki, Kirdki ve Sorani de içinde olmak üzere) kitabı, Kürt okuruna ve kütüphanesine kazandırdı.

2013 yılından önceki Pêrî Yayınları, 200 eseri aşkın Kürt tarihini, belgeselini, anılarını ve mitoloji sorunlarını içeren çoğu da bakir olan konuları kapsayan eseri Türkçe olarak yayınladı.
2013 yılından önceki Pêrî Yayınları, 30 kitabı aşkın Ermeni, Asuri ve azınlık sorunları ile ilgili tarihini işleyen kitabı, büyük riskler göze alarak yayınladı ve tabuu olan alanları yayın düzleminde açtı, daha sağlıklı ve eksiksiz tartışılmasını, halklar arasında oluşan çitleri yıkmaya çalıştı.
2013 yılından önceki Pêrî Yayınları, 30 adet Türkçe roman, şiir, öykü olmak üzere Kürt, Ermeni vs. sorununu işleyen, farklı içerikteki yayını yayınlayarak edebiyatseverlere sundu.
Pêrî Yayınları, bu içerikteki kitapları yayınlarken, bunun yanı sıra okuma ve yazmayı yaygınlaştırmak üzere, okur ve yazarlara zorluk çıkarmak yerine, onların önünü açan, cesaretlendiren ve bu faaliyetlerinde kalıcılaşan bir tutum geliştirmeye çalıştı.

2013 yılına kadar ki Pêrî Yayınları, yaptığı yayıncılık faaliyetinin kitlelerle buluşması için dağıtım, fuarlar, seminerler, konferanslar ve en önemlisi kitap tanıtım ile akademik çevrelerde, basın ve medya alanlarında Kürt yayın faaliyetlerindeki eksikliklere cevap olmaya ve özenle gidermeye çalıştı.
2013 yılından önceki Pêrî Yayınları, bu büyük meşakkatler içinde çabasını sürdürürken, toplatılan kitapları, hapis ve para cezaları, kitabın okura ulaşımdaki engelleri, yayın yaptığı yayıncılık alanının resmi ideolojinin direk hedefi olduğunun bilincinde olarak seçti. Karşılaştığı zorlukları, yazar, okur, devrimci ve demokrat kamuoyu ile birlikte, dayanışma içinde aşmaya çalıştı.
2013 yılından önceki Pêrî Yayınları, büyük bir hukuk mücadelesi vererek, düşünce özgürlüğünün ilerlemesi için cesaretli bir süreci, mahkeme ve toplum içindeki duruşuyla sağladı. Bu konuda birkaç yayınevi ile birlikte Türk, Kürt, Ermeni, Süryani ve diğer azınlık halklar ile Ezîdî ve Rêya Heqîyê gibi inançlar konusunda kamuoyunda örnek sayılacak bir tutum geliştirdi.

Bütün bunları yaparken, oluşan kitap ve depo birikimi ile zor ekonomik sorunlarını da aşarak gelişmişti.
Bu durumda iken, 2012-2013 yılında, ben (Ahmet Önal) İsmail Beşikci Vakfı’nın kuruluş çalışmalarına katıldım. Tüm mesaimi İsmail Beşikci Vakfı’na verdim. Bu arada daha sağlıklı, kolektif ve daha ileri ve organizeli bir yayıncılığı İsmail beşikçi Vakıf’ı bünyesinde sürdüreceğimize inanarak, Pêrî Yayınlarını İsmail Beşikci Vakfı’na bağışlamaya karar verdim. Ancak sonuçta, 100.000 ile 120.000 adet kitabın bulunduğu depoyu, kuruluşuna katıldığım İsmail Beşikci Vakfı’na bağışladım.

Kadıköy’de olan Yayınevi ve Yayın evinde siparişleri karşılayacak yaklaşık depo ve raflardaki kitaplar ile 15.000-20.000 adet kitabı kaldı. Bu kitapları da Vakfa bağışladığımız depoya taşımayı düşünürken, İsmail Beşikçi Vakfı’nda, 4-5 ay içerisinde yayınladığımız kitapları da depoya yerleştirince, yer sıkıntısı yaşadık ve taşıyamadık.
Bu aşamada prestij kazanmış, bir Kürt kurumuna erişmiş “Pêrî Yayınları’nı, nasıl yapalım?” tartışmaları yaşanırken, birkaç yazarı ile de kritik yaptık:
Çoğunlukla; “Pêrî yayınlarının ismi yaşamalıdır.” doğrultusunda düşünce belirtiyordu. Ben de bu kadar emek ve büyük bir mücadele ile kazanılmış bir Kürt kurumunun, yayınevinin sönümleşmesine kendimi ikna etmemiş durumda idim.
“Nasıl yapalım?”, tartışmaları neticesinde, çok değer verdiğim Fuat Önen arkadaşımızın önerisi ile;
“Kolektif bir yayın kurulu oluşturalım!”, önerisinde mutabık kaldık. Ben, Fuat Önen, Selahattin Ali Arık ve Niyazi Armutlu yayın kurulunu teşkil etmeye karar verdik!

Bu yayın kurulunun izini olmaksızın kitaplar yayınlanmasın. İşletme sorununu Niyazi Armutlu ile arkadaşı Derya(Dilber Bilgiç) üstlensin, diye karar kıldık.
“Pêrî Yayınları ile yayınevi bitişiğindeki depoda olan kitaplar için ne talep ediyorsun?” diyen Selahattin Ali Arık arkadaşımızın sorusu üzerine; etik bir yayıncılık yapmaya kitlenmiş olan Ben;
“Yeni kitapların hazırlanıp yayınlanması için kaynak olsun. Her hangi bir para talep etmiyorum. Tek şartım; yayınevi mevcut kalitesinden ve prestijinden daha aşağılara çekilmesin. İsmine uygun yayıncılık yapılsın. Para karşılığı kitap basacağım diye sıradan kitaplar basılmasın. Madem ‘Pêrî Yayınları yaşatılsın’ diye yayıncılığının sürdürülmesine karar verdiysek, bu konu benim için asil olanıdır.” dedim. Tüm arkadaşlar da bu konudaki hassasiyetimin “yerinde” olduğunu belirtti!
Bu arada yayınevinin kira ve diğer sorunlarını da sıfırlayarak, anahtarı Niyazi ve Derya(Dilber Bilgiç)’ya teslim ettik.
Ayrıca, elimde yayınlamak üzere hazırladığım kitapları da kendilerine teslim ettim.
İsmail Beşikci Vakfı’ndaki yoğun mesaim ve vakıf adına fuar ve diğer etkinliklere katılmam nedeniyle, Pêrî Yayınlarına birkaç ay uğrayamadım.

Şirketin kolektif mi, şahis şirketi mi olması gerektiği üzerinde fikir yürütürken, Niyazi “Ben adıma bir kişisel firma kurdum. Yayınevini de benim üstüme devam ederiz!” diye bildirince, “Sorun olmaz” diye düşündük! Oysa ki esas sorunun da burada başladığını marazilerle karşılaştıktan sonra anlıyoruz!
Sonraki günlerde yayın konusunda biz yayın kurulu olarak çeşitli kereler yan yana geldik, önerilerde bulunduk, toplandık. Ancak, Niyazi Armutlu’nun yayın konusunda son derece ilgisiz ve önemsemez davrandığını görünce, yayınevine ilişkin kaygılarım arttı.

Çıkan kitapların ikili kritiğini yapınca, “Ben sizin köleniz değilim!” gibi bir agresiflik gösterdi. Sonrasında “özür” diler gibi davranış gösterirken de bu zaafından vazgeçmedi, telefonlarıma çıkmadı. Bilahare arkadaşlarla görüşüp, durumu izah edince, tekrar “özür diliyorum!” diyerek özeleştiri mahiyetinde bir tutum aldı. Ancak benim telefonlarıma genellikle çıkmayarak, çağrılarıma cevap vermeyerek ya da agresif ve hatta, telefonlarda konuşmayı öğrenmemiş edasında; “edepsiz, terbiyesiz vs” hakaret edici itham ederek, konuşmayı kapatma, kaçamak davranma, görüşmek istememe davranışlarını sergiledi.
Yayınevini bırakırken iki rafta topladığım arşivimi alacağımı, Kürt – Kav arşivi için hazırladığım birer serilik kitapları ki üç koli kitabın ulaştırılması gerektiği gibi, bildirimlerimi hiçe sayarak onları da diğer kitaplar gibi satmaya koymuş olduğunu öğrendim. En son arşivimde kalan az sayıdaki kitabı alabildim. Bu bende, ‘bu insan bırakalım bir yayıncı gibi davranışını, kitaba bir insan gibi bile yaklaşamadığı kanaatini yarattı.’ Bu fikriyatımı her defasında Yayın Kurulu olarak tespit ettiğimiz arkadaşlara da açtım. Bu kaba ve küfürbaz tavrını pek çok okur ve yazara karşı da kullandığını, yanındaki arkadaşı Derya(Dilber Bilgiç)’yı kovarak da gösterdiğini sonradan öğreniyoruz.

Bir süre sonra çok sıradan, kalitesiz kitapların Pêrî Yayınları adına dağıtımcılarda görüp baktığımda, yayın evinin sadece “Kim metnini ve parasını getirirse kitabını basacak durumda olduğunu gördük. Anladık!” bu durumu tartışınca; “Yayıncılık zor. Zaman zaman böyle yayınları çıkararak ayakta kalmak zorunda kaldığını açıladı. Bundan sonra çıkacak yayınları birlikte kararlaştırırız!” diyerek yumuşak ve değişebilir intibaını yaratarak geçiştirdi, ancak bildiğini yapmaya devam etti.
Tekrar ve tekrar, “Yayıncılığın zorluklarını anlıyoruz. Ancak, biz Yayın Kurulu oluşturmuştuk. Birbirimizden izinsiz kitap basmayacağımıza karar vermiştik. Diğer arkadaşların zamanı olmazsa da ben bakmadan kitapları yayınlayamazsın!” deyince,
Niyazi Armutlu; tekrar ve tekrar; “Tamam, ben sana kitapları gönderirim. Bakarsın. Önerilerini diğer arkadaşlara da bildirerek, birlikte karar veririz!” dedi, hepimiz ortakça bunu defalarca onaylamıştık!
Ancak Niyazi Armutlu’nun bu karara uymadığını gördük.
Ancak bu durumu kiriktik etmek üzere telefon etmeye çalışmamıza rağmen, telefonlarıma cevap vermez oldu. Defalarca bulunmadığım İstanbul’a gelip, haber vererek ya da yakalayıp konuşmak istememe rağmen, bir türlü görüşmek istemedi, istemiyor! Sonra da yayınlanan kitapları başka kanallarda, sosyal medyadan vs. öğrenmiş oluyordum.

Bunun nedenini de açıklayacak durumda olmadı. Hatta pek çok arkadaşa; “Ben Pêrî Yayınlarının tüm haklarını para karşılığı devir aldım. Kimsenin burada laf etme hakkı yok!” gibi, densiz sözler sarf etmiştir. Oysaki durumun yukarıda izah ettiğim şekilde olduğunu bilen sadece ben değil, pek çok arkadaş var. Bunu yüzüne söyleyince de “Hayır ben, parayla aldığımı dememişimdir. Böyle bir şey demem de mümkün değildir!” gibi bir tutum takınarak inkar etmişti.
Derya(Dilber Bilgiç) ile düştüğü ihtilaflar sonucu sigortalı etmediği ve sigortasının ödenmediği için mahkemelik olması üzerine, yayınevini başka birine devir ederek yönetmeyi seçerken de bana ve ya yayın kuruluna bildirme gereği bile duymadan, kendi başına ve sanki yayınevi sadece kendi tasarrufunda imiş gibi davranmayı sürdürmeyi yeğlemiştir.

Bir yayıncı düşünün ki, kitabı alacağı paraya göre yayınlamaya karar veren, yazardan yayın masrafının iki üç katı parasını alıp, kitaplarını da dağıtıma verme konusunda acizlik içinde olan bir yayıncılık politikasına ne isim verilmesi gerektiğini varın siz düşünün. Böylesi yayıncılar piyasada var ve yok değildir. Ancak bunu Pêrî Yayınları gibi bir yayınevi üzerinde yapması züldür.

Uzun sözün kısası, bir ömür devrimci geçinmiş, ancak devrimcilikten zerreyi mıskal ders alamamış, devrimci değil, tücar gibi davranmış, devrimci ve Kürt yurtseverliğini asla özümsememiş Niyazi Armutlu gibi biri ile bu derece muhatap olmak, bu sonuca varmak beni, bizi ve pek çok Pêrî Yayınları’na güven duyanları üzmüştür.

Çünkü 2013’ten sonra Pêrî Yayınlarının prestijini böylesine tanımadığımız birine teslim ederek hatta yaptığımı, yaptığımızı belirtmeliyim. Bu nedenle, okur-yazar, arkadaş, yayın dünyasından ve devrimci kamuoyundan özür diliyorum, özür diliyoruz!

2013’ten önceki Pêrî Yayınları, halkla ilişkileri titizlikle yönetmiş bir kuruluş olarak, okurun ve düşün insanlarımızın gönlünde taht kurmuşken, 2013’ten sonraki Pêrî Yayıncılığını, salt bir ticari-tefeci kaygısı ile yöneten Niyazi Armutlu, benim ve bizim her defasında yapıcı öneri ve niyetlerimizi hiçe sayarak, agresif davrandığı yayın kurulunu ve Pêrî Yayınları’nın değerli yazarlarını ve okurlarını rencide etmiş ve böylesine bir Kürt kurumunu adeta ayaklar altına almıştır.

Sizleri, bu yaşanan durum hususunda bilgilendirme sorumluluğunu sonuçta duymak zorunda olduk.
Ancak üzülerek ve içimiz yanarak belirtmeliyiz ki; Pêrî Yayınları ismi, bunu hak etmedi. Yazık oldu!

PÊRÎ YAYINLARI KURUCUSU
AHMET ÖNAL

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News