ala kurdistan
Ey Reqîb

Seçim ve BDP'nin "Aday Tespit Komisyonu" Ayıbı

Demokratik bütün anayasalarda “Siyasal partiler, demokratik sistemin ana unsurlarıdır” diye yazar. Henüz başka bir alternatif bulunmadığından en azından içinde bulunduğumuz süreç itibarıyla bu söylem doğrudur.

Peki Demokratik sistemin ana unsurları olan siyasal parti nedir?

Üzerinde anlaşılmış bir tanım vermek mümkün değil. Bununla beraber ortak fonksiyonlardan söz etmek mümkün.

Siyasal yaşam içinde dinamik, eylemci, ideolojik bir savaş aracı olan partiler her şeyden önce “iktidar olma”yı amaç edinirler. İktidar olmayı hedeflemeyen bir oluşum, siyasal parti olarak değerlendirilemez. Bu tür yapılanmalar olsa olsa dernek veya kulüp olarak değerlendirilebilir.

İktidar olmanın yolu “muhalefet etme”den geçer. Muhalefet etmek ise, iktidarın yanlışları üzerinde kavga yürütmekten çok alternatif projeler üretmek olarak tanımlanır. Alternatif projeler üretemeyen siyasal partilerin iktidar olma iddiası ve erki zayıftır. İktidar olma iddiası ve erki zayıf olan partilerin iktidar olma şansları da zayıftır. Tıpkı CHP gibi.

Siyasal partiler alternatif projelerini hayata geçirmek için kadro yetiştirmek zorundadırlar. Kadro partiye süreklilik kazandırır. Kadro yetiştirme, siyasal bir parti için öylesine hayati bir sorundur ki bazı partiler sırf bu nedenle “kadro partileri” olarak isimlendirilmiştir. Hindistan’da Gandhi’nin kurduğu Kongre Partisi kadro partilerine tipik  bir örnektir.  

Kadro partilerinde görülen temel özellik, uzun süre iktidarda kalmalarıdır. PKK’de bu anlamda bir kitle partisi değil, kadro partisidir. Buna karşılık BDP, büyük oranda kitle partisi olarak tanımlanabilir.

Kadro partileri geniş kitlelere yöneldiklerinde ciddi sorunlarla karşılaşırlar. Kitlelerin güncel ve temel ihtiyaçlarından çok partinin ideolojik dogmaları ile beslenen kadro, çoğu zaman ve yerde kitle ile çatışır.  Kadro kitleye öfkeli olur, kitle de kadroya. Bu çatışma, Hindistan’da da vardır, Kürdistan’da da.

Fonksiyonları ile tanımlanan siyasal partiler iç işleyiş, yaşam biçimi, iktidar etme anlayışı ve genel uygulamaları ile de tanımlanmaktadırlar. Örneğin Komünist, faşist ve dini partiler kadroların tek düze yaşam biçimini katı kurallara bağlar ve halktan da bu yaşam biçimini benimsemelerini ister. Yaşam biçiminin tekdüzeliği ve aynılığı, düşünce farklılıklarının oluşmasını engeller. “Parti yaşamı” denilen bu kural, parti varlığının idamesinden çok yöneticilere yönetme kolaylığını sağlar.

Katı kurallara bağlanan ve çoğu zaman birey özgürlüğünü hiçe sayan parti yaşamının, toplumun özgür ve demokratik gelişimine tehdit oluşturup oluşturmadığı sıkça tartışılmaktadır.  Demokratik ülkeler, işleyişinde demokratik esasları gözetmeyen partilerin, demokratik toplumu ortadan kaldırmayı hedefleyen gizli bir ajandaya sahip olabileceklerini de hesaba katarak hukuk düzleminde değişik sınırlandırmalar getirmiştir.

Bunların başında önseçim gelir. Ön seçim, yönetime talip adayların parti üye ve delegeleri tarafından seçilmesini öngörür. Türkiye’de önseçim sistemi çok az işletilmektedir. Kaldı ki önseçim bile tümüyle demokratik bir işleyiş değildir.

Diyelim ki A partisinin bir seçim bölgesinde 100 bin oyu-seçmeni olsun. Çok açıktır ki o seçim bölgesinde A partisine üye sayısı 1000’i aşmaz. Bin üye kendi arasında 100 delege seçer. Bu 100 delege de 10 aday’ı belirler. Çok demokratik olduğunu sandığımız bu durumda bile temsil oranı on binde bire düşmektedir.

Bizim partilerimiz on binde bir oranındaki bu demokratik uygulamayı da çoğu zaman seçmen kitlesine çok görmekte, aday belirlemelerini merkeze ya da merkezin belirlediği komisyonlara bırakmaktadırlar. Bu, vahamet arzeden bir durumdur, demokrasi ile demokratik anlayışla alâkası olmayan faşizan bir uygulamadır.  

Bundan bir süre önce ANF’te yayınlanan bir haberde, BDP’nin kurduğu komisyonlarda, encümen ve belediye başkan aday adaylarını sınava tabi tutulduğu ve adayların buna göre belirlendiği/ belirleneceği söyleniyordu. Bu övünülecek, gururur duyulacak bir durum değil, tam tersine demokrasi adına, demokratik tutum ve duruş adına hicap duyulacak ayıplı bir durumdur.

Bu ayıplı uygulamanın bir sonucu olarak demokratik bilinçleri yetkin olmasa da vicdanları tam olanlar isyan etti. Mardin, İdil, Nusaybin, Slopi, Bağlar ve Diyarbakır’da kitlesel karşı koyuşlar yaşandı.  Birçok yerde de bireysel tepkiler görüldü. Tepki, yıllardır ve hatta on yıllardır bizzat parti içinde çalışarak emek vermiş kişiliklerin dışlanmasına ve seçmen tarafından hiç de tanınmayan şahsiyetlerin aday olarak belirlenmesine yönelikti.

Demokratik bir toplumun güvencesi olarak kitlelerin bu tepkisini olumlu olarak görmek ve değerlendirmek gerekiyor. Bu bir deneyimdir. Seçmen kitlesi bundan sonraki seçim süreçlerinde parti diktasına karşı bu deneyimini daha da güçlendirmelidir.

Komisyonlar eliyle yaratılan bu antidemokratik uygulama nedeniyle bir çok kişinin kendi partisine kızıp sandığa gitmeyeceğine ilişkin özellikle sosyal medyada çokça yayınlar yapılıyor. Bu doğru bir tutum değil. Doğru tutum, komisyon uygulamasının antidemokratik bir uygulama olduğunu, seçme ve seçilme hakkının ihlalini meşrulaştıran komisyon karar ve uygulamalarını tanımamaktan geçer.

Bu tür komisyonlarda yer alanlar da bilmelidir ki üslendikleri görev onurlu bir iş değil, demokrasi ve insan hakları adına utanç verici bir duruş ve tutumdur. Seçmen de bu utanç verici tutumu çekinmeden komisyon üyelerinin yüzüne vurmalı ve bunu demokratik bir hak olarak görmelidir.

Siyasi parti yöneticilerine siyasetin, yalakalık ve dalkavukluk olmadığını, halka hizmet  ile dertlerini dert edinme olduğunu anlatmanın tek yolu, bu komisyonları gayrımeşru ilan etmekten geçer. Seçmen kitlesinin bu hakkını tanıması ve koruması için tedbirler geliştirilmelidir. Örneğin seçmen kitlesinin, parti üyelerinin, delegelerin haklarını ve bu hakların kullanış biçimlerini gösteren eğitim bröşürleri oluşturulmalıdır. Böylesi bir uygulama, dış müdahaleleri ve dikta heveslisi parti yöneticelerini de sınırlandırır.

Bu seçim döneminde öne çıkan bir diğer husus da “kadın kotası”dır. Kuşkusuz yıllardır geri bıraktırılan, toplumsal sorunları en ağır biçimde omuzlayan cins olmasına rağmen kadın, politikadan hep uzak tutulmuştur. Bu haksızlığı gidermek için belli düzeyde bir kotanın uygulanması doğru bir tercihtir. Kota, bir miras hakkı payı değildir. Kadro yetiştirme, zayıf olana şans tanıma uygulamasıdır. Bunun dikkatlice ve özenle yapılması gerekiyor.  Aksi halde politikada nitelik düşer ve bir süre sonra sınır aşılır. Sınırın aşılması halinde de sistem çöker ve en çok da bundan kadın zarar görür.

Daha açık bir ifade ile %30-35’in üzerinde bir kadın kotası doğru bir uygulama değildir. Ha eğer kadın daha fazla politik hayata katılmak istiyorsa niceliksel değil, nitelikli bir katılım gösterir ve isterse bu oranı %100’de çıkarabilir. Buna da kimse engel olmamalıdır.

Sonuç olarak önümüzde önemli bir seçim var. Bu süreçte hatalar olsa da dünyanın sonu değildir. Zaten bu aşamadan sonra yapılacak fazla bir şey de yok. Kürdler herhalükârda iradelerini sandıkta göstermeli ve sandık başına gidip kendi partilerine* oy vermelidirler. Bununla beraber, başta BDP olmak üzere Kürd partileri bundan sonraki seçimlerde aday belirlemenin demokratik esaslar çerçevesinde yapılacağını, “seçim komisyonu” biçiminde utanç verici oluşumlara yer verilmeyeceğini şimdiden deklare etmelidir.

....................

BDP, HAK-PAR, KADEP ve hatta HDP birer Kürd partisidir. Bunların kendi aralarındaki rakabetleri doğru, ancak fiili ve şiddet içeren tutumları kabul edilmezdir. Buna karşılık Hüda-Par bir Kürd partisi değil, Kürdlere saldıran, katleden IŞID ve El Nusra paralelinde Kürd düşmanı karanlık bir örğütlenmedir.

 

Yorumlar

yazınız da ki soncümle gerçekten bir facia olmuştur. hüda para neden bu kadar düşmansınız. düşmanlığınız sebebi islama olan düşmanlığınız mı bizim inancımızda bir topluma kinli bile olsanız ona karşı adeletsiiz olamazsınız. siz istesenizde istemesenizde Allah c.c. nurunu tamamlayacaktır.

Diyarbakirli kucuk cocuk babasinin oldurulmesine tanik olur gazetecilere "babami kahpeler oldurdu" der.

O kahpeler dedikleri hizbul kontra idi hasan bey. Eger senin allahin nuru kahpelere yagiyorsa cehhenemin dibine kadar yolu var o allahin.

 

Bizim allahimiz kurd peygamberimiz kurd dinimiz kurd.

    Ne olursa olsun Kürdistan'da BDP, TC'de HDP desteklenmelidir seçimlerde.Kendi aramızdaki didişmelere sonra da devam ederiz.BDP Kürdistan'da yıkıcı bi üstünlük sağlasa  BAĞIMSIZLIK referandum ya da daha az kanlı bir şekilde gelebilir.

 Hüdapar konusunda yazar haklı kimse Kürt ya da Müslüman partisidir demesin kendini kandırmasın.İslam veya Kürt partisi olduğuna inananlar varsa araştırıp dönsünler o yoldan.Cahilleri kandırıp Kendi halkına karşı silah olarak kullandıran ve hem TCye hemde IŞID ELNUSRA gibi terör örgütlerinin uşaklığını yapan KÜRT DÜŞMANI bir partidir.Elhamdülilllah müslümanım diyen hiç  bir insan oy vermemelidir.

YAZINA SAGLIK TURHALLI..

Kurtlerin Yok sayildigi bir Turki'ye den, Ziplaya Ziplaya, Yuz Binlerce Sehit, Yarali, Sakat, Gazi, Tutsak ile bedeller odeyerek gelen bu halk bu gunleride gordu ya..

Onumuzde bir tek yol var Sayin TURHALLI..

Bu birlige kayitsiz sartsiz sahip cikmak.. 

Bunun icin sizlere buyuk gorevler dusuyor..

Kurtleri hele hele bu Yerel secimlerde Partilerine sahip cikmaya Cagirmak gorevleriniz arasindadir..

Bizi Yok Sayan bir zihniyeti darmadagin etmek uzereyiz.. Durmak yok yola devam.

.BIJI NEWROZ.. HER BIJI GELLE ME YE KURD..

NEWROZA SARE KURDISTAN'E BIMBARIK BU!..

NEWROZA GELE KURDISTAN'E PIROZ BE!

saygi deger kürdistanlilar,kürd mücadesinin bu günlere gelmesi inanmasi  cok güc olani can pahasina,sehid vere,vere belli bir yere gelmistir.son zamanlarda tövbe edenlerin kisa yolda üst yönetimde yer aldiklari görülüyor,bu hicte iyi olmiyan bir gelismedir

tövbekarda uzun bir zaman halkina hizmet verir,makam ve mevki gözetmeden kendini ispatlar,ondan sonra yapa bilecegi bir yerlerde görenlendirilebilinir.unutulmasinki doksanli yillarda istedikleri yerlere giris cikislar yasakti,canlari istedikleri zaman gün batiminda gün dogana kadar insanlarin üzerine kursun yagdiriliyordu.yani önce cok zor günleri omuzliyan saygi deger insanlarimiza görev verilmeli , onlar bu isin asil unsurdurlar.tövbe karida kapi disari etmeye gerek yoktur ama önce hizmet vermeli kendini kanitlamadir,tövbe karligininda ispatlamadir.

 

eğer IŞID i tanısaydınız Hüda Par ile ne fikirsel ne de fiziksel bir alakalarının olmadığını bilirdiniz. ISID mensuplarının sandığa gidip oy kullanmayı küfür gördüğünü bilmiyorsunuz galiba. Hüda Par'a bu kadar düşmanlık yapmanız anlamsızdır. amacımız Kürdistan ise Tüm renkleriyle kabul etmemiz gerekir. PKK'nin tekçi anlayışı ve binlerce yurtseveri bizi PKK'den uzaklaştırdı. Bunları görmezden gelip Kürdistan'ın gerçeği olan yapıları yok saymanın gereksiz ve faydasız olduğuna inanıyorum.

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News