ala kurdistan
Ey Reqîb

Etyen Mahçupyan:Bağımsız Kürdistan,Türkiye İçin Beka Sorunu Olmayacak

Gazeteci ve yazar Etyen Mahçupyan ile Kürtlerin bağımsızlık yürüyüşünü, Türkiye’nin tutumunu ve Kürt meselesinin çözümünü konuştuk. Kürtler, devletleşmek için bağımsızlık referandumu ile dünyaya mesaj vereceklerini söylüyor.  Mahçupyan, Kürtlerin bağımsızlık kararının Türkiye için bir ‘beka’ sorunu olmayacağını söylüyor.

 

Kürtler, Kürdistan Bölgesi’nde bağımsızlığa gidiyor…

Bunun henüz devletleşme olduğunu düşünmüyorum. Tarih bir sürü iniş çıkışlarla dolu. Şuan Iraklı Kürtler bir imkân yakalamış durumda. Ortadoğu’nun yeniden şekillenme meselesi var önümüzde. Yeniden şekillenmede herkes kendi gücü oranında bir ağırlık koymaya çalışıyor.  Kendi hayallerini gerçekleştirmek istiyor. Kendisini eğer riskte görüyorsa onun tedbirlerini almaya çalışıyor. Bu Kürtler için de geçerli. Referandum şu an Kürtlerden dünyaya bir mesaj olacak. Yani ‘Biz tarihin belirli bir noktasında bunu istiyoruz. Zihnimizde aklımızda bu var’ mesajı olacak. Bu tür süreçler zaman alıyor. Öyle olması da iyi olur, çünkü gerilimde daha hızlı giderse bu sefer geri teper. Bu sefer ya istikrarsız bir bölge ya da bir sürü düşman yaratırsınız. Onun için de daha sağduyu içinde olan tavır onun adım adım, sindire sindire herkesin kabulünü sağlaya sağlaya ilerlemesidir. Ayrıca bu bağımsızlık referandumu Kürtler için bir sembolik başlangıç noktası olacak.

Nasıl bir ‘Sembolik adım’ olacak?

Yani bu bir talep. Bu pazarlıklarla oluyor, etrafınızdaki devletlerin çıkarlarını korumakla oluyor, onlarla anlaşarak oluyor, uygun tarih ve konjonktürel süreci kollayarak oluyor.  Bu anlamda yolun başı bu. Şimdi bu yol ne kadar uzun sürer, nereye evrilir, bunları bilmiyoruz. Ama Kürtlerin ‘Bizim böyle bir talebimiz var’ mesajıyla daha pazarlıkçı olacakları bir sürecin başlangıcıdır bu.

Türkiye’nin bağımsızlık referandumunu kendi ‘beka sorunu’ olarak görmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Irak’ta olan bitenler doğrudan Türkiye’nin müdahalesine açık olmayacak. Eğer büyük güçler aynı fikirde ise o zaman Iraklı Kürtlerin de o durumunu bir daha düşünmeleri ve daha stratejik bir şekilde bunu yeniden tanımlanmaları gerekecektir. Ben Kürtlerin bu kararının Türkiye için bir beka sorunu olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’de yüzde 20 oranında Kürt var; bunların içerisinde çeşitli ideolojide insanlar var ve bu insanlar burada yaşamaya devam edecekler. Dolaysıyla bu bir reel durum… Bu durumda şöyle ya da böyle değişmenin olması kendiliğinden bir beka sorunu ya da bir zafer meselesi olmayacak. Önemli olan bu duruma uyum sağlamak. Esas sorun sadece Türkiye açısından değil, İran ve Suriye açısından da aynı. Asıl olan şu: ‘Bu tür gelişmeler olduğu zaman biz buna nasıl uyum sağlayacağız, bu tür gelişmelerin bizim de isteğimiz doğrultusunda gitmesi için ne yapabiliriz?’ Ama maalesef Türkiye’de bunlar tartışılmıyor. Entelektüel olarak doğru - yanlış, ak-kara şeklinde bir ortam var.  Medya bunların üstünü örten bir tavır izliyor. Ben bunların devlet aklını pek temsil ettiğini sanmıyorum. Arka planda devlet aklı bunu her yönüyle değerlendiriyor bence.  

“Türkiye kendi Kürdünü memnun ederse beka sorunu olmaz” diye bir yaklaşım da var ama…

 

Bu her zaman her ülke için geçerli.  Herhangi bir ülkedeki herhangi bir azınlık uzun süre kendisini vatandaş hissetmeme noktasında kalır ise, o zaman o kitlenin içerisinde ayrılıkçı güçler çıkar. Siz bir yerde vatandaş değilseniz o zaman ‘Ben burada ne arıyorum?’ demeye başlarsınız. Bütün bunlar her ülke için geçerlidir, Türkiye için de geçerlidir. Türkiye ne kadar Kürt vatandaşını memnun ederse, ne kadar onları kendisinin parçası kılarsa, ne kadar vatandaşlığa davet ederse o kadar da çoğulcu bir yapı içerisinde demokratik bir düzene doğru gidebilir. Aksi halde kendi içerisinde kırılmalar yaşar. Bunlar da belli tarihlerde ayrılıkçılık olarak ortaya çıkar. Böyle noktalarda siyasi çözümün çok da bir anlamı kalmaz.

Bağımsızlığın ilanı sonrasında Türkiye, sadece Bağdat yönetimini mi muhatap alır yoksa Barzani ile ilişkilerine devam mı eder?

Öyle bir durum olduğunda Türkiye’deki eğilimlerin ikisi arasında bir dengeye gideceğini düşünüyorum. Eskisi kadar Kürdistan Hükümeti’ne yakın olmayacaktır, eskisi kadar Bağdat’a da uzak olmayacaktır. Hiçbir zaman   Bağdat’a da yakın olmayacaktır. Arada bir denge kurarak kendine bir alan açmak isteyecektir. İran’ın da tavrı bu yönde olacaktır. 

Irak’ta yaşananlar ortada. Türkiye’nin buna rağmen ısrarla ‘Irak’ın toprak bütünlüğünü’ öne sürmesi gerçekçi mi?

Bir sürü ülke komşularının parçalanmasından tedirgin…  Yani bir tane komşunuz var onunla temasta iken birdenbire karşınızda başka devletler çıkacak. Bu devletlerin ABD ve Rusya gibi devletlerle ilişkilerinin büyük boyutta olması sizi bir anda bunlarla komşu olmayı mecbur kılacaktır. Bu da tehlikeli bir durum olarak algılanıyor. O yüzden Türkiye, bölünmemiş bir Suriye, bölünmemiş bir Irak istiyor. Ama Türkiye’nin kendisine sorması gereken şu; ‘Irak’ta toprak bütünlüğü sağlanacak bunu toparlayacak güçte bir devlet var mı?’. Bütün bu faktörlerin bir araya gelmesiyle çözümlenecek olan bir şeydir bu. O yüzden Türkiye’nin tavrının ne kadar gerçekçi olduğunu zaman içerisinde göreceğiz. 

Referandumun sonucu Türkiye ile İran’ı yakınlaştırır mı?

Marjinal olarak yakınlaştırır ama bu olayın bütününe baktığımız zaman çok da önemli olmaz. Çünkü biz sadece Irak’ta yaşamıyoruz. Aynı zamanda Suriye ve bütün bölgeyi de yaşıyoruz. Türkiye ile İran’ın gerçek anlamda bir partner olma ihtimalini hiç görmüyorum.

Neden?

Hem amaçları çok farklı hem de yereldeki güç açısından aralarında çok büyük fark var. Ortadoğu nezdinde baktığımız zaman Türkiye bir dış güç ama İran öyle değil.  İran’ın sadece Suriye’de 50 küsür milis gücü var sahada. Aynı zamanda İran, Suriye ve Irak’ta neredeyse bütün aktörlerle temas halinde ve onlarla dinamik ilişki kurmuş durumda. Türkiye’de böyle bir durum yok, daha kategorik bakıyor. Sanki daha batılı bir ülke ile ilişkili ve sanki bu coğrafyadan düşmüş gibi bakıyor. İran ‘Bu coğrafyanın aktörü benim’ diyor adeta. O yüzden ben bir Türkiye İran ilişkisinin hiçbir zaman olacağını düşünmüyorum. Hele buna İran ile Rusya ilişkisini de eklediğimiz zaman olayın rengi daha da farklılaşıyor. Türkiye’de İran konusunda hiçbir zaman güvenilir ortak fikri oluşmadı. Her zaman kuşkulu bir bakış vardı. Avrupa ve ABD’ye yanaşmak zorunda kalan bir Türkiye’ye karşı Rusya’yı elinden kaçırmak istemeyen bir İran’ın ana kırılma hattının bu olacağını düşünüyorum. Yani bir anlamda İran Ortadoğu’da daha stratejik, Türkiye ise, daha kategorik olarak düşünüyor. Ama Türkiye ile İran arasında Kürdistan Bölgesi’nin bağımsızlık referandumu üzerinden diplomatik bir ilişki derinleşmesi olacaktır.

Referandum kararından sonra Türk solundan bazı kesimler Başkan Barzani ve Kürdistan’a ‘emperyalist’ dedi. Türk İslamcılar da ‘Ümmeti bölmekle’ suçladı.

Bu ideolojik tavırların çok büyük hükümlerinin olacağını düşünmüyorum. Bu tavırların toplumsal bakış üzerinden bir etkisi olacağını düşünmüyorum. Bu tur çıkışlar ‘Benim ideolojim farklıdır’ anlamına geliyor. Bunlar realite ile çok da bağlantılı olan şeyler değil.  Bu ideolojinin hayatı nasıl etkileyeceği önemlidir. Bir İslamcı için ümmet, bir solcu için sınıf hareketi ya da ezilenler önemlidir. İkisinde de Kürtler değildir. Oysa bir Kürt milliyetçiyseniz bu birim Kürtler olarak ortaya çıkar. Önemli olan önümüzdeki dönemde hangisinin etkisinin daha belirleyici olacağıdır. Ama şu an baktığımız zaman Kürt milliyetçiliği, Kürt ümmetçiliğinden de Kürt sınıfsal hareketinden daha etkili ve daha güçlü. O yüzden Türk solundan ve Türk İslamcılarında ya da başka gruplardan gelen itirazların çok da dikkate alınacak bir tarafı   yok.

Türkiye’de de Kürt meselesinin çözümü için bir referandum seçeneği düşünülebilir mi?

İspanya örneğinden gidersek referandumun bütün ülkede yapılması gerekiyor. Ama buradaki Kürtler bir referandumu isteme meşruiyetine sahip değil. Irak’ta zaten bir Kürdistan Bölgesel Yönetimi var. Şimdi orada bir yönetim olduğu için herkes tarafından ciddiye alınıyor.

 

Meselenin çözümü için girişimler oluyor ama başarılı olunmuyor. Neden?

İki taraf da samimi bir şekilde birbiriyle ilişki kurmadı. İki taraf da çıkacak olan çözümü içine sindirmemişti.  İki taraf da kendi lehine çıkacak olan durumları kullanmaya kalktı. İki taraf da birbirini oyalamak gibi bir sevdaya kapıldı. Bütün bunlar olunca tarihsel ciddiyet eksikliği oluştu. Bu topraklarda yüz yıldan fazla gelen bir meseleden bahsediyoruz. Bunun bir ciddiyeti var ve iki tarafta bu ciddiyet yoktu. Çok daha çalakalem, günübirlik mesaj ve taktiklerle yürüdüler. O yüzden bu mesele çözülmüyor.

CHP’nin ‘Adalet yürüyüşü’ sanki koruma altına alındı. Ancak HDP’nin ‘Adalet ve Vicdan’ eylemi ise ‘abluka’ altında…

HDP, kendi özgün ağırlığını büyük ölçüde kaybetti. Hem PKK ile ilişkilerinden dolayı çok fazla bağımlı oldu hem de bu tutuklamalarla beraber sahada varlık gösterme şansını kaybetti. Şu anki noktada Türkiye siyasetinde HDP’nin varlığı ile yokluğu arasında bir fark kalmadı. Toplumsal duyarlılık da yok. Hükümet’te de duyarlılık bir tarafa HDP’yi tehdit unsuru olarak gören bir yaklaşım var.

Demirtaş, “CHP ile HDP bu dönemde birbirini eleştirmesinler” dedi.  Bu CHP ile HDP ittifakını mümkün kılar mı?

Ben böyle bir ittifakın çok zor bir duruma geldiğini düşünüyorum. Mümkün olduğu bir konjonktür vardı; o da 2015 Haziran seçimlerinin öncesi ya da sonrasıydı. PKK’nin hendek siyaseti, yaptığı baskınlar HDP’nin önünü kesti. Bence PKK, HDP’nin Türkiye’nin herhangi bir siyasetinde böyle bir aktör olmasını istemedi. Kürtlüğü şiddet üzerinden götürürseniz CHP’yi de tümden kaybedersiniz. Onun için HDP ile CHP ittifakı kaybedilmiş bu durumda…

Bazı kesimlerde; “Kürt devleti Ortadoğu’ya barışı değil savaşı getirecektir” yaklaşımı da var...

Getirebilir. Bu tepkilerin nasıl olacağına bağlı. Tersi de olabilir. Böyle bir gelişmeden sonra yeni istikrar havzası geliştirilirse o zaman da barışa doğru yürünür. Bu olayın nasıl yapılacağı, nasıl algılanacağı ve bu nasıl yönetileceği ile ilgilidir. Kürdistan Bölgesi bu yönetme işini iyi yapabilirse doğru algılar üretebilirse, etrafındaki ülkeleri ikna ederek ilerleyebilirse o zaman barışa doğru gidilir. Bu yapılmazsa karşı çıkışlara aynı şekilde sert cevaplar verilirse o zaman bir süre sonra bunun çatışma olacağı açık. ‘Ben bağımsızlık referandumuna gidiyorum, niçin gidiyorum, bundan ne bekliyorum, bundan sonra neleri olabileceğini görüyorum, hangi durumlarda neyi yaparım neyi yapmam?’ Bütün bunları iyi anlatabilirseniz ve herkesi ikna ederseniz barışa yürürsünüz. Ama bunları anlatamasanız, komşu ülkeleri ikna edemezseniz o zaman önünde sonun da çatışma çıkacaktır.

Cesimi Ilhan

Bas Gazetesi

Yorumlar

Mahcupyan beye bir Kurd olarak sunu soylerim:

Kurd halki kimseden izin alarak ozgur olmaz, eger Kurdler kendileri karar verirse bagimsiz olur ve bedelini odemeye hazirdir, kimse golge olmasin.

 Dunyada hicbir bagimsiz devlet somurgecileri tarafindan kabul edilmemistir,somurgeci devletler herzaman baski ve zulum altina aldiklari halklari ilelebet kontrol etmek ister, fakat bir halk bagimsizligina ve ozgurlugune karar verince hicbir guc bunun onune gecemez, zaten Kurd milletide bu hesabi yapmistir, Kurdlerin somurgecilerinden kutlama mesaji veya bir demet cicek beklentisi yoktur.

   Kurdler somurgeci devletlerin ne kadar zalim,barbar ve insanlik dusmani olduklarini son 100 yilda yuzbinlerce insanini kurban vererek tanimislardir ve bundan sonraki surecte daha fazla kurban vermek istemiyorlar.

     Kurdlere yapilan zamana yayilmis olan soykirimlarin devam etmemesi icin ve insanlik dusmani ortadogulu somurgecilerden kurtulmak icin gun bu gundur, bagimsiz Kurdistan kararindan vazgecilmeyecektir, vazgecenleride Kurd milleti tanimayacaktir ve geri adim atanlarida tarihin copune atacaktir.

     Bagimsizlik kararina kendine insanim,demokratim,namuslu ve serefliyim diyen herkesin destek vermesi gerekir. 50 milyonluk buyuk bir halkin bagimsiz devletinin olmamasi insanligin ve tum medeni toplumlarin ayibidir.

        Kimse ikiyuzluluk siyaseti yapmasin, dogru ve gercekcilik ancak Kurdlerin kararina saygi gostermektir, yanlis olansa 50 milyonluk bir halkin ozgurlugune alcakca saldirmaktir, bahceli,perincek ,esad ve iranli mollalarin alcakca ve irkci soylemlerle it gibi dislerini bileyerek Mazlum ve kadim Kurd halkina kinlerini kusuyorlar.

  Bu gibi alcaklar catlayacak ve Hakli olan Kurdler ozgur ve bagimsiz Kurdistani kuracaktir, dost ve dusman herkese duyurulur.

Biji Kurd U Kurdistan

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Rojname Kurdish News

Toplum

Akıl ile zeka arasındaki git gellerde,bizim Kürdlük damarımızın beyin ile yürek arasındaki duygularımızla oynamakla yetinmiyorlar, birde balık hafızası neden taşımadığımızı sorguluyorlar.