HDP Sadece Seçime Değil Siyasal Soykırıma Karşı da Bir Politika İzlemeli-Teslim Töre

Türkiye’de partilerin kongrelerini yaparak seçime hazırlanmaları gibi yoğun bir siyasi faaliyet dönemi yaşanıyor. Aynı şey HDP için de geçerli. HDP yasal bir parti, ben de aranan, tutuklama kararı bulunan, dolayısıyla T.C. yasalarına göre yasadışı birisi olmam nedeni ile üyesi olamıyorum, fakat bütün gücümle destekliyorum. Hazır HDP önümüzdeki kongrenin strateji, taktik, politik, eş başkanlar konularını belirlemek için en geniş tabanın görüşlerini almak için çalışıyorken ben de desteklemiş olmam nedeni ile HDP kongresine ilişkin görüş ve önerilerimi yazmak istiyorum.

Çok zayıf bir ihtimal de olsa Erdoğan’ın seçimleri Afrin’e, Rojava’ya savaş açarak ve/veya herhangi bir gerekçe ile erteleme ya da parlamentoya kilit vurma ihtimali var. Bu ihtimal gerçekleşmez ve eğer Erdoğan Türkiye’yi seçime götürürse HDP’nin iki taktik üzerinde hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum. Kuşkusuz bu taktiklerden birisi, hatta en önemlisi seçimi kazanma taktiği olmalı. Diğeri ise Erdoğan’ın Kürt Halkına yönelik düşmanlık, bu bağlamda yapmış olduğu kurgu ve komploları ve HDP’ye yönelik soykırım politikasına direnişin ayağını sağlam temellere dayamak olmalıdır. Olmalıdır çünkü Erdoğan’ın tek hedefi seçimi kazanmak olsa da onun yanında Kürtleri, Kürtlerin dinamiklerini yok etmek, bir daha kendine gelmemek üzere darbe vurmaktır.

Vurmak istediği darbelerin birinci hedefi PKK’dir, hemen sonraki ise HDP’dir. PKK ile zaten savaşıyor, PKK ile savaşını neredeyse bütün dünya devletlerine kabul ettirmiş, kendini bu savaşta haklı gibi göstermiş durumda. Devam eden bu savaşta bugüne kadar yenişemediler. Her ne kadar: Öldürdük, yok ettik, falan filan deseler de savaş bütün hızı ile devam ediyor. Bundan böyle de onlarca yıldan beri olduğu gibi bu savaşın kazananı da kaybedeni de olmayacakmış gibi gözüküyor. Ama HDP ile soykırım mücadelesinde kaybedecek olanın Erdoğan olacağı kesin. Onlarca yıllık devam eden silahlı mücadele Erdoğan’ı bir gün olsun iktidardan düşüremezken, HDP parti olarak girmiş olduğu ilk seçimde Erdoğan’ın tek başına iktidarına son verdi, “seni başkan yatırmayacağız” diye halka vermiş olduğu sözü yerine getirerek, haklar nezdinde rüştünü ispatlamış oldu.

Tabi ki APO’nun, silahlı mücadelenin Türkiye’de tarihsel ve toplumsal sürecini tamamladığı tespitini yaparak, onlarca yıllık mücadelenin birikim ve değerlerini ustaca yöntemlerle demokrasi mücadelesi ile birleştirip, kendisi de koordinasyonunu yaparak başardı. Bu başarı sonucu HDP, Erdoğan’ın tek başına iktidarını yıktı, savaş ise Erdoğan’ı tekrar tek başına iktidar yaptı. Yeşil, somut, pratik hayat APO’yu bir kez daha doğruladı. Tabi ki sadece iktidar değil, aynı zamanda başkan da yaptı. Erdoğan bundan çok önemli dersler çıkarttı. PKK’ye savaş açarken, HDP’yi de soykırımın hedef tahtasına oturttu. Despotizmine yönelik en önemli tehdidinin HDP’den geldiğini fiili olarak gördü ve okun sivri ucunu HDP’ye çevirdi.

PKK’ye karşı harbiden savaşırken HDP’ye karşı sinsice, kahpece ve zibidice yöntem ve taktiklerle savaşıyor. PKK’ye karşı silahlı güçlerini kullanırken, HDP’ye karşı ilga ettiği “y”sini bile bırakmadığı sözüm ona “yargıyı” kullanarak imha etmeye çalışıyor. Erdoğan’ın HDP’ye karşı uygulamış olduğu bu politikanın başında: HDP’lilerin moralini bozmak, demoralize etmek, dinamizmden yoksun bırakmak, yıkıma uğratmak geliyor.

HDP’lileri hapse atıp bırakarak, kitle halinde göz altına alıp, şiddet uygulayarak, hiçbir delil olmadan ağır cezalar vererek, yargı, hukuk vb. gibi kurumları işlemez hale getirerek, güç kaybına uğratıp seçimde barajın altına düşürmek istiyor. Erdoğan’ın bu saldırıları karşısında HDP’nin de eşyanın tabiatı gereği Erdoğan’ın bu iki taktiğine denk bir seçim politikası izlemesi gerekiyor. Seçim politikasını, daha önce de belirtmiş olduğum gibi birinci planda seçimi kazanmak, ikinci planda ise Erdoğan’ın politik soykırım uygulamaya, psikolojik savaşına denk bir politika uygulamaktır.

Bu psikolojik savaşın başında şu durumda Selahattin Demirtaş’ın bu kongrede HDP eş başkanlığına aday olmaması ve partinin Selahattin Demirtaş’ın bu olumlu jestine karşı takınacağı tutumu geliyor. Selahattin Demirtaş son derece yerinde ve zamanında bir taktik izledi. Belki de taktik değil de gerçekten de öyle istedi. Hangi nedenle olursa olsun zaman ve zemin itibarı ile son derece isabetli bir manevranın altyapısını hazırladı. Partinin ise buna denk bir manevra yapması gerekir.

Aslında üzerinde öyle çok düşünülecek bir manevra değil. Sadece Selahattin Demirtaş’ın “yeni bir çıkış için aday olmuyorum” diye görüş bildirmesine karışın partinin Demirtaş’a duyduğu gereksinim nedeni ile partinin iradesini Demirtaş’ın talebinin yerine koyarak, eş başkanlığının devamına karar verdiğini bildirmesi ve kamuoyuna deklare etmesi yeterli olacaktır. Erdoğan metafizik kafa yapısı ile Selahattin Demirtaş’tan intikam almak, yandaşına da öyle yansıtmak istiyor. “Bakın Selahattin Demirtaş bana ‘seni başkan yaptırmayacağım’ dedi, ben onu eş başkan yaptırmadım” gibi cahil ve kaba bir intikam duygusunu tatmin etmek ve yandaşa motivasyon argümanı olarak sunmaya çalışıyor. HDP bunu bilerek ve Kürt ulusunun da intikam duygularına sahip bir ulus olduğunu unutmadan bu her ikisine denk bir politika izlemesi gerekiyor.

Kürt ulusu tarihin derinliklerinden gelen derin, intikamcı duygulara sahip bir ulustur. Bu duyguları kendi iç bünyesinde zaman, zaman büyük kayıplara neden olmuştur. Aşiretler birbirlerini yok edinceye kadar iç savaşlar yapmışlardır. T.C. devleti çoğu kez Kürtlerin bu kindar duygularını çok kütü şekilde kullanıp, Kürd'ü Kürd'e öldürterek, Kürtler arası düşmanlığı yaygınlaştırmaya çalışmıştır.

İntikam duygusu iç düşmanlık itibarı ile kötü, fakat gerçek Kürt düşmanlarına karşı unutmamak, unutturmamak için gereklidir. Ayrıca bilmek gerekir ki; Kürt ulusu intikamı alınmadığı, alınamadığı durumlarda rahatsızlık ve moral bozukluğu yaşar. HDP Kürt ulusunun bu özelliğini de göz önünde bulundurarak, Erdoğan’ın cehaletin cüreti ile yapmış olduğu bu taktiksel oyununa fırsat vermemeli. Kuşkusuz, sorun sadece Kürt ulusunun duyguları değildir. Demirtaş da, Figen Yüksekdağ da bilgi birikimi, strateji, taktik, manevra kabiliyeti vb. konularında yetkin liderlerdir. Partide onlar kadar yetkin, bilgi birikimine sahip, yetenekli daha yüzlerce liderlik yeteneğine sahip kadro niteliğinde insan var. Bu nedenle hem Selahattin Demirtaş’ın, hem Figen Yüksekdağ’ın eş başkanlığını devam ettireceği, hem de pratik faaliyetlerin aksamadan devam edeceği bir yol ve yöntem benimsenmeli. Kongrede parti tüzüğünde değişiklik yaparak, eş başkan yardımcısı ya da yardımcılarının yetkileri artırmalı, eş başkanların olmadığı durumda eş başkanın yardımcılarını değerlendirme gibi düzenlemeler yapılmalı.

Ayrıca tüzüğün üç kere peş peşe seçilmeme maddesini de geçici kaydıyla da olsa değiştirilerek yeniden düzenlemeli. Kongrede partinin tüzüğü programı, stratejisi, perspektifi mevcut ortamın somut şartlarına denk bir biçimde yeniden yapılandırılmalıdır. Aynı taktik yöntem Figen Yüksekdağ için de uygulanmalıdır. Hem seçimi kazanma, hem de Erdoğan’ın siyasi imha planına karşı etkili taktik ve strateji belirlenmelidir. Her konuda ve siyasetin her alanında Erdoğan’ın yaptıkları yanına kâr bırakılmamalı, sineye çekilmemeli, asla kabul edilmemeli, buna denk gereken her şey yapılmalıdır. 7 Haziran 2015’te somut olarak da görüldüğü gibi Erdoğan‘ı iktidardan indirmenin kaldıracı HDP olmuştur. Kaldıraç yasalarını bulan Archimedes: bana bir kaldıraç desteği verin dünyayı yerinden oynatayım demişti. HDP Erdoğan’ı yerinden oynatan kaldıraç olduğunu, iktidarından aşağıya indirerek 7 Haziran 2015 seçiminde dost, düşman herkese göstermişti. Fakat PKK’ye açmış olduğu savaş nedeni ile CHP ve MHP tekrardan Erdoğan’ı tek başına iktidar yapmıştı.

Erdoğan’ın mevcut durumu 7 Haziran 2015’tekinden daha zayıf, hatta iktidar döneminin en zayıf durumunu yaşıyor. Savaş dahil iç ve dış politikada elindeki bütün argümanlarını hovardaca kullanarak bitirmiş durumda. Öyle sefil duruma düştü ki; ikinci bir APO olayı yaratmak için, PKK’nin Kandil liderlerine bir suikast ya da kaçırma olayı gerçekleştirip, kendini kahraman ilan edip, seçim malzemesi yapabilmek için Süleymaniye'ye MİT elemanları gönderiyor. Onları da PKK başarılı bir operasyonla yakalayarak Kandil’de sorguya çekiyor. İtiraf ettikleri her şeyi PKK bütün dünyaya teşhir ediyor. Defalarca yok ettiğini açıkladığı PKK, T.C. Devletinin en gözde MİT elemanlarını bir operasyonla yakalayarak Kandil’e götürüp sorguluyor, Erdoğan ve devletinin gıkı bile çıkmıyor.

Erdoğan sadece tarihinin en zayıf dönemini yaşamıyor: AB, ABD, Mısır, Suriye, Irak, İran, Libya, Lübnan gibi gaf yüklü politikalarla dış işlerinde dibe vururken, sırf seçim malzemesi yapmak için PKK’ye yem yaptığı üst düzey MİT elemanları ile iç politikada da kelimenin gerçek anlamı ile iflas etti. HDP önümüzdeki seçimde naçizane önerilerimi kâle alır, isabetli bir politika izler ve en geniş muhalefet güçleri ile ortak bir zemin bulabilirse, Erdoğan’ı 7 Haziran 2015 seçiminden daha ağır bir yenilgiye uğratabilir.

Yorum yaz

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.