ala kurdistan
Ey Reqîb

İran’ın Kılıcı: Kasım Süleymani-Naz Köktentürk

“Khavermiyane roye engoşte in merd miçerkhed” yani, “Ortadoğu bu adamın parmağında dönüyor!”

Efsanesi kendinden önde giden, İran’ın kılıcı olarak bilinen bu adam kim? Rakiplerinin de taraftarlarının da çok olduğu, adına marşlar yazılan, hikayeler anlatılan, Kasım Süleymani ve bölgedeki rolü nedir? Ortadoğu’da Sünni şeridi oluşturmak istenirken, o savaşa savaşa Akdeniz’den Basra’ya Şii halkası kuruyor.

Irak’tan Suriye’ye, Lübnan’a hatta Yemen’e, İran’ın etkisi artmış durumda; bu etkinin artmasında, bölge politikalarının belirlenmesinde, İran-Irak savaşından günümüze Süleymani’nin rolü yadsınamaz.

Kendisinin gayet iddialı bir söylemi de var ‘’Benim adım Kasım Süleymani; şunu bilmelisiniz ki İran’ın Irak, Lübnan, Gazze, Suriye ve Afganistan politikalarını ben kontrol ederim.’’

İlkokul mezunu, eski bir inşaat işçisi ve Kudüs Gücü’nün başındaki isim Kasım Süleymani. Bu tanımlar bir araya gelince tuhaf duruyor ama gerçek; operasyon yeteneği, strateji dehası, karar mercii olarak tanınmasının yanı sıra, sık sık ayar vermesiyle de biliniyor.

Süleymani’nin resmi sıfatı, Kudüs Gücü Komutanı. Kudüs Gücü, İran’ın yurtdışı operasyonları için kurulmuş özel birliğidir. İran İslam Cumhuriyeti’nin en yüksek siyasi ve dini makamında bulunan Ayetullah Ali Hamaney’den doğrudan emir alır. Şii inancı esaslarını temel alan İran Devrim Rehberliği, anayasal olarak son karar merciidir; bu durum, seçilmiş başkanların her konuda elini zayıflatmaktadır.

Son Erdoğan-Putin-Ruhani görüşmesinden çıkan sonuç, “Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda anlaştılar.” gibi bir klişe olmakla beraber, belirleyici olan saha olacaktır. Ruhani ise etkin değildir ve karar verici olmadığı aşikardır.

Kasım Süleymani, 1957’de Kirman eyaletine bağlı Rabor şehrinde yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlkokulu 13 yaşında bitirebildi, ailesine destek olabilmek için inşaat işçisi olarak çalışmaya başladı. İlerleyen dönemde Hamaney’in öğrencilerinin bulunduğu çeşitli toplantılara katılmaya başladı.

Sonrasında, o yıllarda Kirman bölgesinin Ciroft şehrinde sürgüne gönderilmiş olan Hamaney ile bağlantı kurmayı başardı ve o günden itibaren Hamaney’i içerde ve dışarda her türlü iktidar mücadelesinde destekledi.

1979 yılındaki İran Devrimi’nden sonra kurulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’na katıldı, ciddi bir askeri eğitim almamış olmasına rağmen ordu içinde hızla yükselmeye başladı. Aynı yıl  Mahabad Kürtlerinin ayaklanmasının bastırılmasında gösterdiği başarı Tahran’ın gözüne girmesini sağladı, henüz 22 yaşındaydı.

 

Mahabad’daki başarısından sonra Kirman Devrim Muhafızları Kudüs Garnizonu’nun başına getirildi.

Ardından çok geçmeden İran-Irak savaşının patlamasıyla birçok askeri operasyona katıldı ve cephe hattında savaştı. 1997’de Kudüs Gücü’nün komutanı oldu. İran kritik günlerden geçiyordu, dışarıda doğu sınırında Afganistan Taliban Hareketi ciddi bir tehdit oluştururken, içeride değişim yanlısı reformcu hareketin lideri Muhammed Hatemi iktidara gelmişti, Devrim Muhafızları’nın etkisini kırmaya çalışıyordu.

Hamaney ise tam tersine onları güçlendirmeyi istiyordu.  Süleymani bizzat Hamaney tarafından Kudüs Gücü’nün başına getirildi. Başa geldiği andan itibaren Kudüs Gücü’nü istihbarat, sabotaj, suikast ve özel operasyon gücüne dönüştürdü.  

Askeri eğitimin yanı sıra, muhafızlar Kum şehrinde dini eğitimden de geçiriliyorlar. Süleymani’ye din eksenli bir lider diyemeyiz, ona daha çok İran milliyetçisi tanımı uygundur. Bununla beraber, çelişkili gibi gözükse de din faktörünü kullanmadığı söylenemez, sonuçta Caferi geleneğinden gelen, Şii inançlı bir İslam Cumhuriyetinden bahsediyoruz.  

İslam’da anne-babaya itaat ve biat kültürü çok güçlüdür. İran ve özellikle Irak’taki bütün Şiiler Hamaney’e biat ederler, dolayısıyla onun adına hareket eden Süleymani’ye de itaat ederler. 2015’te Şii milislerle, Sünnilerin Irak ordusuyla koordinasyonunu sağlayarak IŞİD’in Tikrit’ten sürülmesinde büyük rolü olduğu söylenir.

Bu neredeyse imkansıza yakındır, Irak’ta Şii-Sünni inançları arasında uçurum çok derindir. Tikritli Sünni doktor arkadaşımın, Tikrit’ten Basra’ya geçerken, yanımda kesinlikle Ömer adını taşıyan birisi olmaması gerektiğini, aksi halde Şiiler tarafından öldürülebileceğimizi tembihlediği bile olmuştur. Rivayet midir bilinmez tabii, ama radikallikte, her iki tarafında birbirini aratmadığı gerçektir.

Kasım Süleymani’nin, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ve Lübnan siyaseti üzerinde de etkisi büyüktür.

2006’da 34 gün süren Lübnan-İsrail savaşında Hizbullah operasyonlarının başına yine Süleymani geçmiştir. İsrail askerlerinin esir alındığı bahanesiyle başlatılan savaş, ne yazık ki Lübnan’da çok sayıda sivilin hayatını kaybetmesine, havalimanının defalarca bombalanmasına, köprülerin, yolların havaya uçurulmasına yol açmıştır.

İran ve Suriye desteğiyle kazanan taraf bir örgüt, Hizbullah olmuş ve Sünni, Şii, Hristiyan, bütün tarafların güvenini kazanarak Lübnan’da gücünü çok yükseltmiştir. Savaş sonrası, başarısızlıkla suçlanan dönemin İsrail Genelkurmay Başkanı Dan Halutz ve Savaş Bakanı Amir Peretz istifa etmiştir.

Mayıs 2011’de Kasım Süleymani, yaptığı bir konuşmanın satır aralarında Suriye’yi işaret ediyordu;

‘‘Bugün İran’ın zafer veya yenilgisi artık Mihran ve Hürremşehir’de belirlenmiyor. Sınırlarımız genişledi. Mısır, Irak, Lübnan ve Suriye’de zafere şahitlik etmek zorundayız. Bütün bu gelişmeler İslam Devrimi’nin meyveleridir.’’

Suriye İç Savaşı 2011’de başladı ve muhalifler 2013’ün Nisan ayına kadar üstünlüğü ellerinde tuttular.

2013 Nisan’ında Kasım Süleymani, Lübnan sınırındaki Kusayr kasabasını kuşatmak üzere Hizbullah’ı yardıma çağırdı. Hem Hizbullah’ın hem de Süleymani’nin güçleri birçok kayıp verdiyse de Haziran’da Kusayr geri alındı ve o günden sonra muhalifler Suriye’de güç kaybetmeye devam etti.

Kasım Süleymani’in sahadaki başarısı böyle. Fakat bu başarının İran’ın elini ne kadar güçlendirdi?

Irak’ta siyasi irade üzerindeki gücü yadsınamaz olmakla beraber, Suriye’de somut bir kazanç görünmüyor. Bu durumu bir devlet olmaktan çok, bir gerilla hareketi gibi davranmasının yanı sıra, Güney Suriye’de kalıcı üs ve füze bataryası kurulumuna her başladığında, İsrail ve güdümündeki koalisyon tarafından bombalanmasının da rolü var.

Süleymani bu süredir gölge adam olmaktan çıkıp, dünya medyasında sık yer almaya başladı; hatta Amerikalılar ondan George Clooney benzeri İranlı general olarak söz etmeye başladılar, hakkında bir sürü anekdot anlatılır oldu:

Amerika’nın Afganistan’a müdahalesi sırasında, bölgeyi çok iyi bilen Süleymani’nin, radikal İslami grupların üs ve kamplarının bulunduğu bir haritayı gösterdiğinde not alıp alamayacağını soran Amerikalı yetkiliye, “Alın siz de kalsın!” demesi gibi.

Lübnan-İsrail Savaşı sırasında Irak’ta Amerikalılara olan saldırıların durmasıyla ilgili ‘‘Beyrut’la meşguldüm, bir süre rahat ettiniz!” demesi gibi.

Bugünün Dışişleri Bakanı Pompeo, CIA Direktörüyken, Süleymani’ye bir mektup yazdığını, onunsa mektubu açmadığını bir toplantıda öne sürer fakat bu bilgiyi nereden edindiğini ise belirtmez.

Konuşmasında şunları söyler: “Süleymani’ye bir not gönderdim. Gönderdim çünkü kendisi kontrolündeki güçlerin, Irak’taki Amerikan çıkarlarını tehdit edebileceğini ima etmişti. Bu mektupla ona iletmek istediğimiz, kendisi ve İran’ı sorumlu tutup hesap soracağımızdı. Mektubu açmayı reddetti, dürüst olmak gerekirse bu yüzden kalbim kırılmadı.”

Trump ise başkan olduktan sonra, İran Devrim Muhafızlarını, teröre destek verdiği gerekçesiyle yaptırım listesine aldıklarını açıkladı.

Son zamanlarda ise özellikle İsrail medyasında, Washington ve Tel Aviv arasında Kasım Süleymani’ye suikast konusunda anlaşmaya varıldığı ile ilgili iddialar yer alıyor. Ne derece doğrudur bilinmez tabii, fakat kaybına üzülmeyecekleri kesindir.

Dünya medyasında bu kadar konuşulan bu adam, hiçbir üniversite veya askeri okuldan mezun değil, düzensiz savaş harekatlarına komuta ederek, çölde savaşarak tecrübe kazanmış bir uzman; Amerikalıların deyimiyle, dışişleri konusunda muhatap almak durumunda kaldıkları bir “güvenlik aparatı”.

Ortadoğu’nun birçok bölgesinde adına marşlar yazılan, asla yenilmez denilen bir kahraman; Batılılara göre din referanslı, acımasızlığıyla tanınan bir anti-kahraman. Ölmez de sağ kalırsa, daha uzun yıllar kendisinden söz ettireceği kesin! Her şey algıya, meseleye nereden baktığımıza bağlı sonuçta.

ahval

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News

Siyaset

Bu sözler, sayın Erdoğan’a ait; ABD Başkanı D.Trump’ı eleştirmek için… Hafta başında Büyükelçilere yaptığı konuşmada, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne, bayram havasında şenlikler eşliğinde geçi