ala kurdistan
Ey Reqîb

Kayyum ve Ayrılma Hakkı-Hüseyin Turhallı

AKP olağanüstü hal rejimini gerekçe göstererek HDP'nin Kurdistan'daki belediyelerine kayyum atadı.

Seçilmişlerin yerine kayyum atama uygulamasının dünyada örnekleri var mı bilmiyorum. Ancak demokratik rejimlerde bunun yeri yok/olamaz.

Özgürlükler ve haklar ancak anayasayla sınırlanabilir. 1982 Anayasasında bile bu hüküm varken "Kanun Hükmümde Kararnamelerle" seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyum atanmasının da Türk hukukunda yeri yoktur ve bu uygulama Anayasaya aykırıdır.

Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bugün Yozgat'ta yaptığı konuşmada "Bölge halkı bu yönde tercihini yaparsa duraksamadan kayyumlarımızı atarız" diyordu.

Bu siyasilere, siyasetlere uygulanan bir ayırımıcılık değil, bir halka etnik bir kimliğe yapılan ayırımcılıktır.

İnsan hakları Evrensel belgesi ayırımcılığa ve zulme karşı isyanı meşru sayan ifadeler içeriyor.

Bu zülüm ve ayırımcılık mı ?

Evet.

O halde Kürdün isyanı haklı ve meşrudur. Uluslararası camiaya ve insanlığa uygun dil ve araçlarla anlatıldığında olumlu karşılık bulacağından kimsenin şüphesi olmasın. Kürd siyasetleri bu görevlerini yerine getiremedikleri için Kürdlerin hak-hukuk ve özgürlük davası "Terör" ile karşılık bulmuştur.

Ha keza başta İkiz sözleşmeler olmak üzere bir çok uluslararası sözleşme ve doğal hukuk normları ekonomik, kültürel ve etnik ayırımcılığa tabi tutulan halklara kendi kaderlerini tayin etme hakkını sunuyor.

Bu hukuki dayanaklarla birlikte Suriye-Rojava özgülünde yaşanan gelişmeler diğer parçalardaki Kürdlere kendi davalarını uygun araçlarla uluslararası camiaya yeniden anlatma fırsatını sunuyor.

Türk devleti gittikçe izole olurken bu fırsat kaçırılmamalıdır.

Siyaset cesaret, zekâ ve bilgiyle yürütülen karmaşık bir mücadeledir. Bu unsurların eşgüdüm işlerliği başarıyı, birbirinden kopukluğu ise hezimeti getirir.

Bir makale çerçevesinde proje sunmak mümkün değil. Ancak ana hedef niteliğinde bazı öneriler geliştirilebilir.

Buradan başta HDP olmak üzere kapatılmayla karşı karşıya olan Kuzey Kürdistan'daki partilere önerim şu:

"Seçilmişlere kayyum atamanın Anayasa ve demokratik hukuk devletinde yeri yoktur. Böyle bir uygulama bölgedeki halka yönelik ayırımcı ve zalimane bir politikanın yürütüldüğüne ilişkin açık bir veridir.

Bu hukuksuzluğa karşı çaresiz değiliz. Seçilmişlerin yerine kayyum atanması halinde istifa etmeden topluca ulusal meclis inşasına gideceğiz. Bu bizim meşru hakkımızdır. Bu hakkımızı kullanmakta tereddüt etmeyeceğiz" demelidirler.

Böyle bir söylem kitleleri heyecanlandırır, harekete geçirir. Devlete de geri adım attırır.

Diyelim ki devlet geri adım atmadı ve kayyum atamalarına yöneldi.

İşte o zaman Kürd politikacılarının önü açılır ve eyleme geçilir.
Seçilmiş Belediye Başkanlarına milletvekilleri de dahil olur ve ulusal meclis kurma çalışmalarına hız verilir.

Kürd siyasetlerinin Kürd ve Kürdistan politikalarındaki kararsızlık ve muğlaklık da böylece aşılmış olur.

Kayyum atamak Kürdler için şansızlık ve tehdit değil, tam tersine büyük bir fırsat ve olanaktır. Yeter ki cesaret-akıl ve bilgi üçlüsünde buluşulsun.

Kürd siyasetleri kayyum atamalarından yola çıkarak ulusal meclisi kurma yolunda adım atarlarsa "Ayrılma hakkına" dair her yönüyle kapsayıcı, hukuk ve diplomasi verileriyle desteklenen geniş çerçeveli projeyi hazırlama görevini de ben üstlenirim.

Kürdler, Kürd siyasetleri çıkışı kayyumdan yapın. Bu şansı kaçırmayın.....

*******

2.kisim

Kayyum ve Ayrılma Hakkı-2

Program ve strateji anlamında HDP'ye ilk önerim "Onurlu Vatandaşlık" olmuştu. Uzakdoğu ve Ortadoğu toplumlarının mücadele süreçlerinde "onurlu vatandaşlık" kavramının asal alındığını söylemek mümkün.

Aynı biçimde İngiliz krallığına karşı mücadele eden İskoç ve Gall bölgelerinde de mücadele öncüleri tarafından benzer kavramların kullanıldığını görüyoruz.

Demokratik hukuk devletinin düzenini oluşturan Anayasaların ilham kaynağı niteliğindeki 1215 tarihli Magna Carta Libertatum-Büyük Özgürlük Fermanı- da özü itibarıyla bir "Onurlu Vatandaşlık" belgesidir.

Omurgasını Kürdlerin oluşturduğu HDP bu öneriyi ciddiye alıp üzerinde yoğunlaşsaydı kanaatimce bugün çok daha farklı konumlarda olabilirdi.

Bir önceki yazıda 31 Mart yerel seçimlerinde muhtar-encümen ve belediye başkanı olarak seçilenlerin yerine kayyumların atanması halinde seçilenlerin istifa etmeyerek "Ayrılma hakkı" temelinde ulusal meclisi inşa etmeye yönelmelerini önermiştim.

Bu önerinin meşru, hukuksal, ahlaki dayanakları var. Ancak çıkmazları da var.

ı- "Kürd partileri ve yöneticileri böyle bir çıkışa hazır değil. Düşündükleri tek şey sistem içinde bir yer kapmadır".

Bu belirleme siyaset yürütücülerinin ekseriyeti için geçerlidir. Ancak bunlar partilerin karar mekanizmasında yer alıyor olsalar bile dayandıkları argümanların sağlam olmayışı direnci zayıflatan bir durumdur. Azınlıkta kalan kesimin kararlı duruş ve ifadesi bu kesimi rahatlıkla yönlendirebilir.

ıı- "15 Temmuz darbesi sonrasında uygulanan baskı toplumu sindirmiştir. Toplum direniş gösterecek bir psikolojik duruştan oldukça uzaktır".

Bu belirleme de doğrudur. Lakin "sindirilmiş olmak" bir direniş potansiyelidir. Önemli olan öncünün eylem ve söylemlerindeki doğruluk ve kararlılıktır. Öncü, ikna edici bir söylem ve kararlı bir duruş sergilediğinde, sindirilmiş olan kitleler büyük bir enerjiyle harekete geçer.

90'lı yıllarda "Serhıldan"ların içinde bulunmuş ve buna öncülük etmiş biri olarak bu türden olaylara çokça tanık oldum. Bastırılmış kitlelerde korku ve sinmişlik aslında bir dezavantaj değil, bunu değerlendirebilen öncü için büyük bir avantaj ve silah gücüdür.

ııı- "Yöntem?"

Asıl sorun budur. Zamanı, zemini, ifade ediliş şekli belirlenmemiş olan bir mücadele hezimete uğrar. Mücadelede başarı ve başarısızlığı belirleyen temel iki unsur pratik ve yöntemdir. Yöntemsiz pratik, pratiksiz yöntem arzulanan sonucu doğurmaz.

Yöntem; iç ve dış unsurlar arasındaki uyum ve rekabetin kurallar dizisine bağlanmış hali, ilişkilerin dizaynıdır.

Diyelim ki HDP ve Kürd partileri kayyumlara karşı "Ayrılma ve ulusal meclis inşa etme" önerisini benimsemiş olsun.

Peki, bu öneriyi kim veya kimler dillendirmeli?

Siyasi parti yöneticileri bunu miting alanlarında mı ifade edecek yoksa parti çalışanları kulaktan kulağa fısıltılarla mı bunu yaygınlaştıracak?

İç ve dış koşulların sağlıklı tahlili yapılmadan yöntemlerden birinin seçilmesi projenin başarısızlığıyla sonuçlanabilir.
Yine bunun gibi öneriyi yapacak kişi ve kurumun kimliği de projenin uygulanmasında bir yöntem sorunudur.

Yani projenin kendisi üzerinde tartışma yürütülürken öncelikle çözülmesi gereken "yöntem" sorunudur.

Taslak bir proje ile işe başlanabilir, pratik süreç içinde de geliştirilebilir. Ancak yöntem sorunu önceliklidir, proje uygulamasının pratik adımlarından önce gelir. Pratik adımlar duruma göre her an biçim ve yön değiştirebilir. Buna karşılık yöntem değişikliği istisnai karakter taşır.

Sonuç olarak;

Bu yazı bir proje taslağı veya tekamül etmiş bir öneri değildir. Sadece ve sadece önerinin bir ön tartışmasıdır.

Yorumlar

Dogrusu 2010 ile 2014 arasinda ele gecirilen altin firsat ajanlar eliyle yok edildi. PKK nin ziyniyeti de zaten bu ajan provakasyonlarina buyuk olanak sagladi. Hendek meselesi tamamen bu ele gecirilen firsatlarin heba edilmesi icin hazirlanan tuzakti. PKK siyaseti tamamen HDP ye birakmaliydi. HDP yi cok elestiren biri olarak yine de siyasetin HDP tarafindan yurutulmesini mesruiyet acisindan cok onemli buluyorum.Siyaset legallesmeli fakat cinayetler ve yogun saldirilar oldugunda misilleme hakki illegal kent fedaileri tarafindan bu isin yurutuculerine karsi etkili bicimde kullanilabilirdi.PKK her seye burnunu sokup, her seyi biribirine karistirdi, 20.yy gerilla savasi takintisi, tuhaf bakis acisi ve iktidar korkusu PKK yi tuzaga dusurdu ve sonuclari ortada.Fiziksel savunma belirli bir hukuk cercevesinde silahli profesyonel birimlere birakilabilir fakat siyaset tamamen sivillere birakilmali idi. Devletin tutuklama, gozalti vb siyasi yonelimlerine karsi HDP pekala kendini savunabilir sivil itaatsizlik cercevesinde halk isyani bile cikarabilirdi ve cok etkili bicimde bu isyan hizla yayilabilirdi cunku kitleler HDP etrafinda yapilacak her eyleme sicak bakiyordu, mesruiyet sorunu yasamiyordu fakat cinayetler ve hendek tuzagi herseyi ters takla yapti.O firsat bir daha yakalanabilir mi, bilemem ama yakalandiginda PKK yine her seyi mahvedebilir mi, orasini bilirim, bunu kesin yapar.

Adamlar ( pkk- Hdp ) Türkleşeceğiz- türkiyelileşeceğiz, ortak vatan- diyorlar, Hüsén bey AYRI meclisten bahsediyor. Bunu yıllar önce yapmaları gerekirdi.100 belediyeye kayum atandığı zaman, WEKİLleri cezaewlerine konulduğu zaman yapmaları gerekirdi. şimdi böyle bir karar alırlarsa HDP nin içindeki türk miletwekileri ne der ? Kabul ederler mi? Bildiğiniz gibi partinin çoğunluğu onlardan oluşuyor. Bilinmelidir ki sözkonusu KÜRD oldu mu türkün Anayasa da babayasası da kanunu da RAFA kalkar. Uygulanabilirliği yoktur.

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News

Siyaset

Askeriye, siyaset ve hukuk katmanları üst üste geldi. Suriye Demokratik Güçleri (SDG), uluslararası koalisyonun katkıları ile IŞİD'i Suriye'de artık askerî olarak yendi.

Analiz

“Biat etme” terimi, muhalif dile epeyce yerleşmiş bir kalıp. Kimisine “biat etti” diye kızılıyor, “biat ettirmek istiyorlar” ikazı yapılıyor, “biat etmeyiz” diye meydan okunuyor.