ala kurdistan
Ey Reqîb

Kürtler, Erdoğan’ın 'Andımız Tiyatrosu’ndan Etkilenir mi-Ergun Babahan

Yerel seçimler yaklaşırken Cumhurbaşkanı “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” söylemini dillendirmez oldu. Danıştay’ın Andımız kararı ardından AKP Grubu’nda Bekir Bozdağ’ın gözyaşları eşliğinde Kürtlere değilse de, Kürt hassasiyetine sahip çıkar göründü.

Oysa “Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” söyleminin kaçınılmaz sonucu okullarda çocuklara andın okutulmasıdır. Çocuklar başka türlü nasıl küçük yaşta doktrine edilebilir ve tektipçiliğe ikna edilebilir ki?

“Kökeni Kürt olabilir, bu millete hizmet etme aşkını yaşamış bir arkadaşımızdır” derken bir zamanlar gündeme getirdiği Türkiyeli kavramını veya barış masasının kurulması ihtimalini seslendirmedi elbette. Barış, tekrar gündeme gelmemek üzere bizzat Erdoğan tarafından Dolmabahçe Sarayı’nda gömüldü.

Barış olmadı ama sonuçta bu ülkede yaşayan milyonlarca Kürt var ve Hitler veya Stalin’inkine benzeyen tamamen totaliter bir rejim kurulmadığı sürece oy kullanma hakları olacak. Üstelik yaşadıkları ağır baskılar, ödedikleri ağır bedeller ve örgütlülükleri sayesinde, toplumun siyasete ve sandığa en açık ve yakın kesimini oluşturuyorlar.

Erdoğan, yerel seçimde ‘Cumhur İttifakı’ pazarlıkları sürerken bölge Kürtlerini sandıktan soğutmak amacıyla, “Sandıktan kendisinin ve/veya devletin hoşlanmadığı isimlerin çıkması halinde, bu kişileri görevden alacağını veya yerlerine kayyım atayacağını” ilan etmişti. “Boşuna oy vermeyin, ben belirleyeceğim başkanları” mesajıydı bu.

Artık seçime kadar bu söylemin de gündeme gelmesi ihtimal dâhilinde görülmüyor ama HDP’nin kazandığı belediyelere belli bir süre sonunda kayyım atanması kuvvetle muhtemel.

MHP ile pazarlık, ya kişisel nedenlerin de devreye girmesi sonucu olumlu sonuç vermedi veya anketler, böyle bir ittifakın yerelde çok başarılı olmayacağını gösterdi. Neden ne olursa olsun, ‘devletin bekası’ için kurulan Cumhur İttifakı merkezde devam ediyor ve bozulması ihtimal dâhilinde değil.

Cumhur İttifakı’nın AKP açısından en önemli sıkıntısı Kürt oyları. Kürt oyları olmadan AKP’nin Batı’da işi çok zor. ‘Andımız krizi’ belki de Kürtlere sıcak bir mesaj vermek amacıyla çıkarıldı; AKP hâlâ MHP’den farklı bir parti diyebilmek için… (CHP zaten bu konuda MHP ile aynı çizgide, bu da Erdoğan’ın işini kolaylaştırıyor.)

Kürtler bu ‘anlık duruşla’ Erdoğan’ın Sur’dan Şırnak’a, Suriye’den Irak’a kadar olan Kürt politikasını, başta Selahattin Demirtaş olmak üzere binlerce siyasetçisi ve kanaat önderinin cezaevinde olduğunu unutur mu bilemem…

Bildiğim, Türkiye’nin Kürt politikasının tıpkı Ermeni Soykırımı politikası gibi Talat Paşa tarafından kurulduğu ve devlet paradigması değişmedikçe aynen devam edeceği gerçeği.

Erdoğan şu anda bu politikanın uygulanırlığından sorumlu kişi, elbette MHP ve devlet bürokrasisiyle birlikte. Talat Paşa cevabını, ‘Modern Türkiye’nin Babası ve Soykırım’ın Mimarı’ isimli kitabın yazarı Hans-Lukas Kieser veriyor…

Talat Paşa’nın Anadolu’yu tamamen Türk ve Müslüman yapmaya yönelik yıkıcı politikası, Balkan Savaşları’nın ardından başlamıştı. 1914 ilkbaharından itibaren, önce Ege kıyılarındaki Rum nüfustan kurtuldu. Ardından tarihte eşi görülmemiş yıkıcılıkta 1915 Ermeni Soykırımı geldi. Pontuslara kadar uzanan bu temizlik harekâtından Kürtler de nasibini aldı.

Dersim Alevileri, Talat’ın geri dönme ihtimallerini ortadan kaldırmak için tamamen imhasını istediği Ermenilere yardım edip kucak açtığı için, zaten hedefteydi.

1916’dan itibaren Kürtler de Talat’ın hedefi haline geldi çünkü onun bakış açısından Kürtler ‘güvenilmez’ unsurdu. Rusların Doğu Cephesi’ndeki ilerleyişi bu planı uygulamasını kolaylaştırdı ve Rus birliklerinden kaçan Kürtlere yönelik toplum mühendisliğini devreye soktu.

2 Mayıs 1916’da Diyarbakır Valisi Mustafa Atıf’a gönderdiği telgrafta, Kürtlerin güney bölgesine yerleşmesini yasakladı.

Gerekçesi, Kürtlerin burada Araplaşması veya kendi kimliklerini koruma ihtimaliydi. Kürtlere öncelikle milliyetleri unutturulmalı ancak bunu yaparken Arap veya Ermeni gibi başka bir kimlik edinmelerine izin verilmemeliydi. 2 Mayıs 1916 telgrafındaki emirleri şöyleydi:

“Türk mültecileri, Türkleştirilmiş olan Urfa, Maraş ve Anteb gibi şehirlere yönlendirip orada yerleştirin. Aşiret reislerini, mutlaka sıradan Kürtlerden ayırın ve kanaat önderleri ile etkili şahsiyetleri Konya, Kastamonu, Niğde ve Kayseri’ye yollayın. Bu yolla Kürtlerin aşiret ve ulus karakterlerini korumaya devam etmelerini engelleyin. Seyahat edemeyecek durumda olan yaşlı, kadın ve çocukları Diyarbakır’ın Maden ve Ergani kasabalarına yerleştirin.”

Talat, 4 Mayıs’ta gönderdiği telgrafta ise Kürtlerin yerleştirildikleri bölgelerde hiçbir zaman nüfusun yüzde 5’i oranını geçmemesi gerektiği konusunda uyarılarda bulundu.

1916-1917 kışında onbinlerce Kürt, Talat yönetiminin beceriksizliği nedeniyle açlık ve yokluktan öldü.

Talat’ın ana hatlarını çizdiği bu siyaseti Cumhuriyet de; Dersim’de, Şark Politikası’nda ve Zorunlu İskân Yasası’nda devam ettirdi. Diyeceğim, ‘Andımız’ tartışması, Kürt kardeşlerim söylemleri sonuç itibariyle bir halka anlatılan masaldır.

Cumhuriyet’in Kürt politikasının çerçevesi Talat Paşa’nın 2 Mayıs 1916 tarihli telgrafı çerçevesinde çizilmiş ve uygulanmaktadır ve Kürtler devlet için hala ‘güvenilmez’ unsurdur

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News