ala kurdistan
Ey Reqîb

Mahir Welat: Kuzey Kürdistan Neden Suskun

Bu Kuzey-Kürdistan sessizliği meselesi çok ciddi bir sorun halini almış bulunuyor ve üstelik de kamuoyunca da bu sessizliğin nedeni üzerinde yoğunca bir tartışma uç vermiş bulunuyor.

Şurası bir hakikat ki, eğer bir sorun köklü bir biçimde tartışma gündemine oturmuşsa, mutlaka bir çözüm formülüne oturur ve kavuşur.

Bu arada en başta PKK Hareketinin bu soruna el atması ve de köklü bir analiz ve çözüm parametresini bulması gerekiyorken, öyle anlaşılıyor ki Qandil merkezli PKK yönetimi bu konuyu pek gündemine almıyor.

Haliyle durum böyle olunca da, yaşanan bu Sessizliği doğru analiz etmek ve çözmek bakımından bir yetmezlik durumu ortaya çıkıyor, yaşanıyor.

Dolaysıyla her Kürdistanlı bu konuda bir sorumluluk duygusuyla hareket edip, bir bakıma Qandil’e yardımcı olmak gereği vardır, diye düşünüyorum.

Bu sorumluluk öyle sıradan bir şey değil, tamamen tarihsel değerde bir görevin ifasını içeriyor.

Yani ülke ve halka bağlılık gereği sesiz kalınması belki duygusal anlamda bazılarını rahatlatır ve sevindirir ama tarihi- toplumsal denklem bakımında tam suç işlemeyi ad eder. Özellikle Rojava ve Efrin’e yönelik yaklaşan soykırım tehlikesi, tam da bıçak kemikte diyeceğimiz bir safhaya gelip dayanmıştır.

İşte Efrin’nin kapısına gelip dayanan büyük katliam tehlikesine rağmen, halden de Kuzey-Kürdistan’da dişe dokunur her hangi bir tepki, bir reaksiyon ortada yoktur.

Dolaysıyla artık bunun adını koymak gerekiyor.

Evet, eğer Kral hakikaten de çıplak ise, bunun adını çıplak diye koymak gerekiyor, bunu mutlaka söylemek gerekiyor.

Buradan hareketle, bir yılı aşkın bir süredir Kuzey-Kürdistan halkının çok ciddi bir sessizliği, tepkisizliği hemen her alanda yaşadığı aşikârdır, bu hakikat tablosu ortadadır.

Bu halde bunun nedeni ve niçinler üzerinde durup-düşünmek gerekiyor.

Şimdi her şeyden önce Kuzey-Kürdistan’ın bu sessizliği, asla öyle –böyle bir sessizlik değildir.

Peki, neden Kuzey-Kürdistan bu denli bir ölü sessizliğine gömüldü, gömülmüştür?

İşte bunu irdelememiz gerekiyor.

Şu çok açık ki, yaşanan bu sessizlik nedensiz değildir, bunun mutlaka birden çok sebepleri söz konusudur.

Her şeyden önce Kuzey-Kürdistan halkı hep ve her zaman bir Bağımsızlıkçı politik/Strateji çizgisi üzerinden kendisini bulmuş ve kesintisiz bir direniş mücadelesi ruhuyla yürümüştür.

Dikkatle bakılırsa görülecektir ki, Kuzey-Kürdistan’ın direnişteki sürekliliği daha çok Bağımsızlıkçı çizgi savı ve bunun ideolojik- politik vücut bulma zamanlamasına gider oturur.

Bu bağlamda sömürgeci Türk Devletine ve onun Kürdistan’da ki yerel işbirlikçilerine karşı Kürdistan ulusal Kurtuluş mücadelesi safhaları söz konusudur.

Bu safhaların 12 Eylül Darbesi ve doğal olarak mücadele de yaşaman kesinti ile ekibinde ki yıllarda yaşanan kimi serhıldanların esası, hep Bağımsız Kürdistan savı üzerinde olmuştur.

 Mesele bu son nesil ve gençliğin Türkiyelileşme çizgisinde ki eğitimi ve eğiliminin karakteri, bu savımızı doğruluyordur.

Evet, nerdeyseyse üçüncü nesil diyebileceğimiz bir tarihi zamanlama ve ayrı-ayrı mücadele kesitleri söz konusudur.

Onun için bu zamanlama kesitleri ile mücadele karakterleri arasında bir kıyaslama ve karşılaştırma yapmak kaçınılmaz oluyor.

Çünkü bağımsızlık ideolojik –politik çizgi tarihi süreçlerinde kendisini bulmuş olan Kuzey-Kürdistan halk kitleleri, mücadeleyi sürekli Kürdistan-Türkiye ikileminde dokuyordu ve burada bir devamlılık kılıyordu.

Yani halk o dönemin bir Bağımsız Kürdistan çizgisinde ki örgütlülük kültürü ve bilinciyle yürüyordu.

Bu konuda en açıklayıcı test ve ya kıyaslama ile ölçü, açık ki 1990’lı yılların o yaman OHAL’lı Türk sömürgeci faşizmine karşı ortaya konulan halkın direnişleridir.

Öyle anlaşılıyor ki, PKK yönetimi bu bağlamları kurmak ve okumak konusunda biraz cimri davranıyor ve ya daha doğrusu çok büyük bir ürküntüyü yaşıyor.

Çünkü mevcut politik /stratejinin çöktüğünü görmek istemiyor.

Biliyorlar ki, işin bu boyutlarına girerlerse, otomatikman kendilerini yeni bir politik/stratejik değişimin gerekliliğiyle yüz- yüze bulacaklardır.

Öyle ki, gelinen aşamada artık Türkiyelileşme çizgisinin çöktüğüne dair bir gerçeklikle yüz-yüze bulacaklardır.

Bunu da, kendilerince Sn Abdullah Öcalan’dan bağımsız yapamayacakları için, doğal olarak başka konu ve seçeneklere fazla zorlayıcı olarak dalıyorlar.

Mesele 1990’lı yıllarda uygulanan Türk devletinin o bilinen OHAL’lı faşizmi ve ha keza yapılan 17’ bini aşkın faali meçhulleri, köy yakma-yıkma ve boşaltma durumlarını bir şöyle göz önünden geçirirsek, her halde şimdiki bu AKP-MHP’li Türk devlet faşizminin uyguladığı baskılardan pek de az değillerdi?

Dolaysıyla bıçak gelip kemiğe dayanmıştır ve Qandil’deki PKK yönetimi bir an için bu Kuzey-Kürdistan’ın gömülü olduğu sessizliği layıkıyla okuması gerekiyor ve adını da cesurca koyması gerekiyor.

Bu arada az yukarıda da işaret ettiğim gibi,  aslında PKK yönetimi Sn Öcalan’dan habersiz bir politik- stratejik değişime gitmeyi, Bağımsız Kürdistan tezlerine tekrardan bir dönüşüm yapmada çok ciddi bir açmazı ve yetmezliği yaşıyor.

Oysaki bana göre Sn Öcalan’da, esas olarak o Kobane’ye sahip çıkmak üzere ki seferberlik ilanıyla, Türkiye’yle ortak yaşam projesine en son noktayı koydu, ölümcül bir darbe vurdu.

Diğer bir değişle, Sn Öcalan’ın o Kobane’ye stratejik olarak sahiplenişi ve çıkıyla, Çözüm Sürecinin sahteliği, onun bir tasfiye etmek üzere ki oyun oynama ve entrika olduğunu da ortaya çıkardı, deşifrasyonu sağladı.

Bir hususa daha dikkati çekmek istiyorum ki, HDP’nin kuruluşu ve Sn Öcalan tarafından HDP’nın yasal-legal alanda üstlenmesi gerekliliği ön görülen rol de tamamen çözüm süreci bağlamındaydı.

Haliyle eğer günümüzde çözüm süreci bitirilmişse, HDP’nin daha halen faaliyetlerde bulunması bir kendi-kendini sakatlamaktır, politik körlüktür.

Nitekim Türkiye Devleti bütün kurum ve kuruluşlarıyla HDP’nin yok edilmesine dair hummalı bir yönelim içerisindedir. Görüldüğü gibi HDP ise, her gün bir-bir meclisten atılmalarına rağmen ısrarla Türk meclisine çakılıp kalmıştır. Doğrusu HDP konusunda ki hayıflanmak sadece Kuzey-Kürdistan halkının onuruna yaraşır bir duruşu ortaya koymamaları ve Kuzey-Kürdistan halkının kırılmasına tuz-biber ekmeleridir.

Biliniyor ki, Kuzey-Kürdistan halkının hamuru Türk sömürgeciliğine karşı onurluca duruş sergilemeyle yoğrulmuştur. HDP ise adeta TC’ye kapı kulluğunu yapıyordur.

Çünkü yaşanan tarihi süreç, Türk Devletine karşı doğrudan bir Kürdistan ulusal Kurtuluş savaşıdır.

Bunun için de Kürd ve Kürdistan meselesinde her hangi bir uzlaşıcı ve barışçıl çözüm seçeneği asla söz konusu değildir. Dahası,  Savaşçılı yollar dışında ki tüm arayışlar, artık yok hükmündedir.

Bunu ben değil, dünyanın en saygın basını bile,  Türkiye’nin Efrin’e uyguladığı soykırım pratiğinden hareketle “artık Kürdlerin ve Türklerin yan-yana yaşamasının imkânı kalmadı” diye yazıyorlar.

Bu bağlamda tekrar Kuzey-Kürdistan halkının yaşadığı bu sessizliğin nedenine geri dönüp, bunun üzerinde tartışmamız gerekiyor, diyorum.

Öyle ki, Sömürgeci Türk Devleti bu gün Efrin’e, Rojava’ya karşı çok büyük bir katliamı, soykırımı tüm dünyanın gözü önünde uyguladığı halde, yine de Kuzey-Kürdistan halkı hiç oralı olmuyor.

Gerçekten bu tablo çok ciddidir.

Bunu Türk Devletinin baskısıyla, korkuyla açıklamak, tek kelimeyle Kürdistan halkına yapılacak bir hakarettir ve insan aklıyla da dalga geçmektir.

Bu halk binlerce köylerinin yakılıp- yıkılmasına bile hiç boyun eğmedi.

Lütfen biraz o 90’lı yılları, o mallarıyla ve canlarıyla yakılan Kürd köylerinin görüntülerini biraz gözlerinizin önüne getiriniz.

Üstelik o günler ile bu günlerin ayrıntılarda aleni olarak görüleceği üzere çok daha hızlı örgütlenme ve buluşma imkânları söz konusudur.

 Özetle, bugün bilim ve tekniksi olanaklar en üst noktalarda bulunuyor.

Dolaysıyla biraz daha farklı parametreler üzerinden Kuzey-Kürdistan’ın bu sessizliğini tartışmak gerekiyor.

Çok açık ki hendek savaşları çok ciddi bir kırılmayı yaratmıştır. Bu konuda yapılmayan hazırlıklar vs başka bir tartışma konusudur.

 Ha keza o tarihi süreçte gençlerin ortaya koyduğu birçok kahramanca direnişler de vardı ve bunlardan bir tanesi şu anda aklıma geliyor: 

Bingöl ile Amed arasında ki bir yol kesme eyleminde, Türk Devleti çok ciddi bir çaresizliği yaşıyordu. Ve bunun üzerine Sn Duran Kalkan TV’ye doğrudan bağlanmıştı ve çok sert bir biçimde gençlerin o kahramanca eylemini, çözüm Süreci hatırına çok sertçe ve ağır sözlerle mahkûm edilmişti.

Dolaysıyla o gençlere karşı yapılan ağır eleştirilerin hiçbir kalıcı etkisi olmadı ve de gününde yaşanan bu sessizliğin üzerinde rolü yoktur, diyemeyiz her halde.

Unutmayalım ki, PKK Hareketi bu halkı belek ve belge sahibi yapmıştır. Bu halk ölüm döşeğinden kalıp o günlere ulaşmıştır.

Hele hele Kuzey-Kürdistan ki, hemen her evde birkaç şehit değeri söz konusudur.

Bu halka Sn Öcalan dışında söz söylemeyi asla kabul etmeyeceğini iyi anlamak gerekiyor. Besbelli ki bunun da nedenleri vardır.

 Bütün bunların bir bir muhakeme edilmesi ve bunların yol açtığı kırılmalar giderilmeden, onarılmadan tekrar gençlerden direniş eylemlerini beklemek ne kadar doğru ve isabetlidir acaba?

Bu düzlem üzerinden devam edecek olursak, işte o az yukarı da vurguladığımız gibi Sur, Cizre, Silopi, Şırnak ve Nusaybin vs şehir savaşlarına da gelip dayanacağız.

Ben şahsen okumadım ama bazı arkadaşların aktardığına göre PKK’nın, Qandil yönetiminin de bu şehir savaşların hazırlığı konusunda, içerisine girilen çok ciddi hataların yapıldığı ve bunların öz eleştirisini kendi içerisinde yapmıştır, deniliyor.

Benim şahsen bu konuda diyeceğim şey şudur: Mademki öyle bir hata yapılmasının farkındalığı vardır ve üstelik bunun öz eleştirisi de parti resmiyeti içerisinde yapılmıştır, peki bu halde neden bu özeleştiri Kürdistan halkına açıklanmadı?

Eğer bu açıkça yapılmış olunsaydı, belki de bu gün Kuzey-Kürdistan halkı bu kadar kırgın ve küskün kalmada ısrar etmezdi. En azında yer –yer Türk faşist Devletinin Rojava katliamlarına biraz tepki gösterirdi.

Gerçi Kobane’ye sahip çıkmak için ortaya konulan 6-7-8 Ekim direnişini,  yine TC’nin o dönel içişleri bakanı olan Efkan Ala’nın, İdris Baluken üzerinden, Qandil’den durdurmasını sağladığını bizzat Mustafa Karasu kendisi yazdı. Güya iyi bir iş yapmış gibi de bunu TC’yi suçlamak için yazmıştı. Oysa TC kendince görevini yapmıştır. Bunu söyleyip TC’yi namertlikle suçlamak ne garip şey değil mi?

Toparlayacak olursam, bana göre PKK Hareketi zaman kaybetmeden derhal bir yeni politik/stratejik değişimine ve de ilanına gitmelidir.

Besbelli ki bu da Bağımsız Demokratik ve Birleşik Özgür bir Kürdistan Devletinin hedefi ve onun politik/ Stratejisidir.

Bunu derken asla eski o klasik türden bir ulus-devletli modeli olan ölçüleri kastetmiyorum.

 Hayır. Tamamen Demokratik bir Uluslu Devleti çok çok önemsiyorum.

Yani mesela Kürdistan’da yaşayan bütün hakların ortak ülkesi, ortak vatanı olan bir bağımsız Kürdistan’ı savunuyorum.

Dahası, şimdi Kuzey-Suriye Federasyonu biçiminde olduğu üzere ki bir politik/stratejik seçeneğin de çok isabetli olduğunu,  bu günün koşulları bakımında, bunun doğru olduğunu da düşünüyorum.

Ancak Rojava ve G. Kürdistan için böylesi federatif bir Kürdistan statüsünü önemserken, ne yazık ki Kuzey-Kürdistan ve Doğu-Kürdistan açısında bu türden bir statünün bu aşamada savunulması için, hiç de şartlar yoktur.

Her bakımdan bunun zemminin olmadığını açıkça iddia ediyorum.

Bunun içinde, PKK Hareketinin bir an önce harekete geçip, Sn Öcalan’ın, o Kobane seferberliğini iyi okuyarak, doğru bir politik/taktiksel analiz ederek bir çıkışı yapmasını istiyorum. Özetle, tekrardan bağımsız Kürdistan çizgisine dönüşü yapmalıdır, diyorum.

Eğer PKK Hareketi bunu yaparsa, iddia ediyorum ki, Sn Öcalan üzerinde ki tecritte kalkar ve Türkiye’nin en çok korktuğu Kürdistan korkusu, en üst noktada yeniden depreşir ve katliamlarında daha bir kontrollü olmaya başlar.

Unutmayalım ki, PKK’nın çıkışı bile salt bir büyük slogandır, büyük bir iddiadır.

Özellikle en önemlisi de Kuzey-Kürdistan halkının geleceğe dair, yaşam seçeneği bakımından bu asli kıblesini Türkiyelilikten kurtulması zorunludur, bunu sağlamak gerekiyor.

Yoksa asla Kuzey-Kürdistan Türkiyelilik amacı için ayağa kalmaz, direnmez.

Çünkü mevcut PKK’nın politik/ stratejisi, Kuzey-Kürdistan halkının yönünü, geleceğini doğrudan Türkiye’yle beraber yaşamaya mahkûm etmiştir.

Türkiye ise, her gün, her an Kürd ve Kürdistan’ın baş düşmanlığını yapıyor.

Hani savaş ve katliamlar değil de, sahtesinden de olsa bir barışçıl süreç cereyanı olursa, bu anlaşılırdır. Ancak böylesi bir durumun da olmadığı besbellidir.

Başka seçenek olmadığı için de, doğal olarak halkın psikolojimken Türk Devletinin resmiyetini, onun yasalarını ve hukukunu hesaba katarak yaşıyor.

Evet, bir kez daha belirteyim ki, esasında Sn Öcalan, Kobane’ye sahip çıkma seferberliğiyle, esasında Türkiye’yle ortak yaşamak seçeneğini askıya almıştır, rafa kaldırmıştır.

Yoksa öyle olmamış olsa, daha önce ki tarihlerde Türkiye’yi teşvik etmek maksadıyla, amacıyla Eşme ruhu diye ortaya atığı tezi öne çıkarırdı.

Demek ki artık Türkiye’yle kopuşun gelip dayandığı momenti iyi görmüştür, okumuştur. Bunun içinde kopmak üzere bir politik seçeneği ilan etmiştir.

 Devamını da PKK’nın getirmesi gerekiyor.

Ayrıca Sırrı Süreyya Önder’in,  Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan’dan,  Rojava’yla ilgili olarak Sn Öcalan’a getirdiği bir mesaj vardır:  Recep Erdoğan’ın: “Oradan elini çeksin, orası bizim kırmızıçizgimizdir” söylemine karşın, Sn Öcalan’da:  “sen de git ona söyle,  deki Öcalan’ da diyor ki Rojava’da bizim,  benim kırmızıçizgimizdir.” ve zaten bu bağlamda da Kobane’ye sahip çıkma seferberliğini ilan eder.

Toparlayacak olursam, Sn Öcalan’ın 20 yıl önce geliştirdiği barışçıl yollardan Kürd ve Kürdistan sorununu çözmek üzere ki politik/ strateji tamamen koşulludur, şartlıdır.

Buna göre Türkiye inkâr ve imhadan vazgeçecektir, savaşla Kürtleri dize getirmekten vazgeçecektir ve buna karşı Kürd de Bağımsız Kürdistan amacından vazgeçeceklerdir.

Peki, gelinen aşamada bu tablodan geriye ne kalmıştır?

Ateşkesler, geri çekilmeler vs vs.

Ayrıca kaldı ki Sn Öcalan hem geri çekilmeyi ve hem de bağış gruplarını o biçimde ülkeye dönüşe çağırmayı daha sonra yanlışlaşmıştır, bunun öz eleştirisini vermiştir.

Yine ha keza ilk başta İmralı mahkemesi sürecinde savunmasını yazmış ve deklere etmiş ve fakat daha sonra ise o mahkemeyi bir tiyatroya benzetti ve yapılan savunmayı da sadece linçleri bertaraf etmek üzere bir basit çağrı olduğunu, onun asla bir savunma olarak kabul edilmemesi gerektiğini belirtmiştir.

Özetle, Kürdistan halkının PKK’yla bağı ve hukuku tamamen bağımsızlık çizgisi ruhuna dayanır.  Bu esas ve özden kopuş demek adım adım yenilgi ve büyük kayıp etmek demektir.

 Ayni şekilde zafere yürümek de özü dönüş temeli üzerinde olacaktır.

Yaşasın Bağımsızlık kahrolsun Sömürgecilik.

Zafer bu tılsımda gizlidir…

 

Rojava Kürdistan.org

Yorumlar

Evet sayın yazar Kürdler bu konuda birlikte yaşama konusubda türklere yardımcı olmak istedi ama türkler  bildiğini okudu, tarihin Kürdleri getirdiği nokta galiba belirttiğiniz gibi bağımsızlık çizgisi Kürdlerin tabiatına uygun davranış biçimi olacaktır, hem doğrusu budur ve türkler olası bir değişime uğrayacaksa da bunun sayedsinde olacaktır, aksi sömürü ve begemonyanın devamdevamamıdır. Bakur Kürdistan'ın sessizliğinide bağımsızlık paradikmasında aramak gerektiği gayet doğru bir tespittir. Türkiyelilik tezi Bakurun kalbinin kırık ve soğukluğuna sebep olduğu anlaşılıyor..

Sayin yazara katiliyorum, sahsen hayatta ögrendigim en önemli sey birazcikta olsa risk almassan hic birseyin gerceklesmedigidir, sadece hakli olmak zafer getirmiyor yoksa arkaya baktigimizda mezarliklar haklilarla doludur, birde bildigim zalime zalim olmassan kazanamassin , suan Avrupa yurtsever insanlarimiz elinden gelenin fazlasini yapiyor ama kurtulusu Emperyaliserden beklemek saflik olur, malesef dünya cikar üzerine dönüyor TC gercek anlamda cikarlarina dokunmadigi sürece hic birsey yapmazlar kendimizi kandirmayalim, aslinda yapilmasi gereken bellidir seni bassiz birakanlari bassiz birakmaktir ondan sonra ceksinler dert illetini.Ben Tirklarin icinde büyüdüm onlari tanirim karsilik vermessen merhamet bekleme ama karsilik verirsen bocalarlar neticede  karsimizda rasyonel bir Millet yok duygulari ile hareket eden bir Millet var yani anliyacaginiz duygulari ile oynamak lazim, belki sert olacak ama artik hic bir sekilde Tirklara merhamet gösterilmemeli. 

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News