ala kurdistan
Ey Reqîb

Prof.Dr.Mesut Yeğen:Berkin Cenazesi Vicdan Yoklaması

9 ay önce polisin kafasına nişan aldığı gaz kapsülüyle girdiği komadan çıkamayan 15 yaşındaki Berkin Elvan’ın cenazesinde buluşan geniş kitlelerin mesajını Şehir Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mesut Yeğen’le konuştuk.

Cansu ÇAMLIBEL

 

ODTÜ Sosyoloji çıkışlı bir akademisyen olan Yeğen’e göre, Elvan’ın cenazesi Gezi’dekilerle Gezi sırasında hareketsiz kalan ama artık vicdanına söz geçiremeyenleri birleştirdi. Yeğen Elvan’ın cenazesinde kendini gösteren öfke katmanlarının 30 Mart’taki seçimde bir karşılığı olacağını düşünüyor. Hatta daha da ileri gidiyor, Ak Parti’nin Erdoğan’sız devam etme seçeneğini gündeme almasına neden olacak gelişmeler yaşanabileceğini söylüyor.

Berkin Elvan’ın ölümüyle perçinlenen toplumsal tepkinin ölçeğini ve buluşturduğu kitleleri neyle açıklamak lazım? 

Berkin Elvan’ın cenazesinin bu türden önemli bir toplumsal vakaya dönmüş olmasının ardında Türkiye’nin yakın dönemde yaşadıklarından türeyen öfke katmanlarının üst üste binmiş olması yatıyor. 2002’de AK Parti’nin iktidara gelişine öfkelenen sekülerlerin bir kısmı, malum 2007’de yaşananların ardından ve bilhassa da Ergenekon davasıyla birlikte AK Parti iktidarına karşı iyice bilendiler. AK Parti’nin 2011’den sonra genelleşen otoriter eğilimleri ve yaşam tarzına müdahale eden bir siyasi anlayışa yönelmeye başlaması ve bilhassa da Erdoğan’ın nobran üslubu, bu bilenmiş kesimlerin yanına öfkeli yeni gruplar ekledi. Bu durum Gezi direnişinde kendisini gösterdi. 17 Aralık Operasyonu’nun ardından saçılan yolsuzluk bilgilerine karşı AK Parti ve Erdoğan’ın geliştirdiği hesap vermez tavır hem Gezi’nin ardından sönümlenmiş öfkeyi canlandırdı ama hem de vicdanının sesine artık söz geçiremeyen başkalarıyla birleştirdi. Berkin Elvan’ın cenaze töreni bu öfke katmanlarının ortaya çıkmasının zemini oldu. Berkin Elvan cenazesi daha çok Hrant Dink cenazesine benzeyen bir şey oldu. Türkiye vicdanını yokladı.

Berkin’in cenazesinin toprağa verilmesinden saatler sonra yaşamını yitiren Burakcan Karamanoğlu için de sokağa çıkan bir kitle oldu. Oradan yükselen ses ne diyor? 
Toplumdaki diğer sesi Burakcan’ın cenazesinde ama çok daha önemli olarak Başbakan’ın mitinglerinde görüyoruz. O ses bir tedirginlik sesi. Başbakan kendisinin iddia ettiği gibi bir komplo üzerinden uzaklaştırılırsa kendilerine ne olacağına dair bir tedirginlik. Böyle karşılıklı bir tansiyon var. Tansiyonun bir tarafında Başbakan’a, kısmen de AK Parti’ye odaklanmış bir öfke var. Diğer tarafında ise ‘AK Parti giderse yeniden 28 Şubat günlerini tecrübe eder miyiz’ diyen bir tedirginlik.

Berkin’e terörist benzetmesi yaparken Burakcan’a sahip çıkan Basbakan Erdogan’ın bu kutuplaşma üzerine kurduğu söylem kendisine siyasi başarı getirmeye devam eder mi? 
Başbakan kendi kaderini bu söylemin başarısına bağlamış durumda. Bugünlerde bence kimse Başbakan’dan yatıştırıcı bir şey beklemesin. Bu tansiyonu, gerilimi yükselterek, ‘memlekette muhafazakârlarla, dindarlara, bana yönelik bir büyük komplo var’ fikrini ayakta tutarak bu seçimlere gidiyor. Tansiyonu düşürerek değil yükselterek yola devam ediyor. Çünkü tansiyonu düşürürse insanlar durup ’17 Aralık’ta ortaya çıkan nedir’ diye düşünmeye başlayabilir. 
Her seçimde bu türden bir gerilim siyaseti şimdiye kadar Başbakan’ı bir yerden bir yere taşıdı. Ama bunun bence bir optimum noktası var. Kitleler rasyonel olarak çözümleyemeyeceğimiz şekilde şunun farkına varabilirler; bu gidişat iyi değil. Başbakan kendi kaderiyle toplumun kaderini fazlasıyla iç içe geçirmiş durumda. ‘Ben gidersem burası da düşer’ diyor. ‘Bu bilgi doğru değil’ fikrine toplum bir şekilde ulaşabilir. Bunun işaretlerini 30 Mart’ta göreceğimizi düşünüyorum. 

Dört bakanla ilgili yolsuzluk ve rüşvet fezlekelerinin Meclis’e geldiği, her gün Başbakan’ın ailesini de kapsayan yeni iddiaların ortaya atıldığı bir ortamda neden hükümetin istifasını konuşmak adeta tabu?  

Bu kritik bir soru. Son dönemde yaşadığımız şöyle ayrıksı bir durum var. Türkiye’de yolsuzluğun olmadığı bir zaman olmadı. Ama şöyle bir mutabakat vardı sanki; yolsuzluk ortaya çıktı mı failler edepli bir biçimde oradan ayrılırdı. Bu edep ortadan kalkmış durumda. Bugün yasal olsun ya da olmasın bazı araçlarla bir şey ortaya çıkmış durumda ama bunun failleri yerinde kalmaya devam ediyor. Bunun olabilmesinin ardında Erdoğan’ın arkasında duran kalabalıkların hissiyatı var.

Arkasında durmaya neden devam ediyorlar? 
AK Parti’nin bu güçlü seçmen desteğinin birkaç halkası var. Birincisi tabii Milli Görüş geleneğinden gelen bir kesim. Onlar Müslümanların iktidar olmasından çok memnunlar, esas kaygıları bu. O nedenle de AK Parti’nin yanlışlarını görmezden gelmek ve olan biteni komployla açıklamak eğiliminde. İkinci halkada ise bu olan bitenin içindeki kabul edilemezliği gören yine dindar ve muhafazakâr bir kesim var. Ama o kesim de Türkiye’de seküler-muhafazakâr geriliminin henüz yatışmamış olmadığını biliyor. ‘AK Parti giderse yeniden 28 Şubat günlerini tecrübe eder miyiz’ diyen bir tedirginlik içinde. Üçüncü halka ise AK Parti’yi Türkiye’nin istikrara sahip olmasını sağlayan parti olarak algılayanlar.

AK Parti’nin 12 senede oluşturduğu siyasal modelin içinde vatandaş nasıl bir yerde duruyor? Bu model Türkiye’nin siyasi ve sosyal karmaşasını anlayan bir model değildi. AK Parti 2011 seçiminde aldığı toplumsal onayı yanlış okudu bence. Kendi projesini dizginsiz bir şekilde gerçekleştirebileceğine dair bir onay olarak okudu. Evet AK Parti’nin yüzde 49-50’lik bir desteği oldu ama karşısında yüzde 30’lar 40’lar kadar konsolide olmuş çok öfkeli bir kesim var. O kesimde oluşan öfkeyi okuyamadı. Hem Türkiye’nin iç dengelerinin, hem de Türkiye’nin üzerine oturduğu uluslararası zeminin sınırlarını çok hesaba katmayan bir siyaset izlemeye başladı. Bu sık rastlanan bir durum, güç zehirlenmesi denen hadise. Son dönemde AK Parti bir duvara çarpmış olduğunun farkında, toparlamaya çalışıyor. Ama bu geri dönüşü Erdoğan’la becerip beceremeyeceği belirsiz.

Neden beceremesin? 
Önümüzdeki seçimde yaşayacağı büyükçe bir başarısızlığın Erdoğan’ın siyaset dışı kalmasıyla neticeleneceğini düşünüyorum. Bu seçimler Erdoğan referandumuna dönmüş durumda. Eğer bu oylama başarısız bir biçimde sonuçlanırsa o zaman partisinden insanların ‘Sen kaybettin AK Parti değil’ türünden bir siyaset geliştirmelerinin önü açılabilir. AK Parti’nin ittifakları sarsılmaya başladığında ‘Ülkenin kaderiyle Erdoğan’ın kaderini özdeşleştirmemek gerek’ diyen insanlar bence muhakkak AK Parti içinden çıkacaktır. Biz şu anda ‘Türkiye Erdoğan’la mı Erdoğan’sız mı devam edecek’ seçeneğini konuşuyoruz. Henüz ‘AK Parti’limi AK Parti’siz mi’ seçeneğini konuşacak durumda değiliz.

AK Parti içinde öyle bir tartışma başlarsa Erdoğan cumhurbaşkanlığına gitme konusunda da ısrarlı olmayabilir mi?
Galiba gidemeyebileceğini kendisi de idrak etmiş durumda ki hem 3 dönem kuralını kaldırmayı konuşuyorlar, hem de Başbakan ilk kez geçenlerde ‘Abdullah Gül cumhurbaşkanı olarak devam edebilir’ türünden bir şey söyledi. Cumhurbaşkanı Gül’ün yeniden cumhurbaşkanı olmasını da başbakan olarak geri dönmesini engellemek vizyonuna sahip bir Erdoğan’dan ‘Gül devam edebilir’ diyen bir Erdoğan’a gelmiş durumdayız. Bence şu anda Erdoğan’ın önceliği iktidarda kalabilmek.

"Kürt hareketi Türkiye’nin içinde bulunduğu ana gerilimde taraf olmamak, hatta bir üçüncü hat çıkarmak gibi bir tavır izlemeye çalışıyor. Yerel seçim, cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler bitene kadar Kürt hareketi çok temel bir tutum değişikliğinde bulunmayacaktır. Tekrar silahlı mücadele gibi bir yola gireceklerini zannetmiyorum. Ergenekon’un 90’larda bildiğimiz türden sonuçları eğer yaşanmazsa. O her şeyi çok değiştirebilir ama öyle bir şey olmadıkça Kürt hareketi Türkiye’deki bu 2015’e kadar sürecek olan yeniden tanzimi bekleyecektir. "

AK Parti neden Ergenekon’da geçen haftaki tahliyelerin önünü açan bir çizgiye kaydı? 

AK Parti’nin biraz Cemaat ile de kapışabilecek ve istemeden de olsa kendisinin yanında duracak bir operasyon gücüne ihtiyacı var. Ergenekon salıvermelerinin arkasında bu türden bir ittifak arayışını görüyorum. Salınan 20-25 kişi AK Parti’nin işini görür anlamında söylemiyorum. Ama o zihniyetin toplumda ve bürokraside bir süredir hareketsiz kalan uzantıları bunu bir işaret olarak algılayacaklardır. Daha bir hevesle çalışmaya başlayacakladır. Nitekim AK Parti Emniyet’te yaptığı atamalarla 1990’larda etkili olan bazı kadroları da göreve çağırmış oldu. AK Parti can havliyle bazı adımlar atıyor, uzun vadede kendi işine yarayacak bir durum olmayabilir ama kısa vadede Cemaat’in operasyon kabiliyetini engellemek istiyor. Ama Ergenekon zihniyetiyle ittifak peşinde olan sadece AK Parti değil. Cemaat de başka düzlemde ittifak peşinde. Her iki taraf da eksik yanlarını Ergenekon zihniyetiyle tamamlamaya çalışıyor. Cemaat bir siyasi parti değil ve tabanı yok. Dolayısıyla kendi elindeki imkânları ulusalcılara aktarmak, onları donatmak istiyor.

KCK tutuklamalarının yoğunlaştığı dönemde sizin ve Ferhat Kentel’in de gözaltına alınmanıza Gül ve Erdoğan’ın engel olduğu doğru mu?

Evvela şunu demek isterim; KCK operasyonlarının poliste ve yargıda Cemaat’e yakın olduğu söylenen kliklerin yürüttüğü ama zamanında hükümetin de onay verdiği operasyonlar olduğunu düşünüyorum. Doğrudur, KCK operasyonlarının yoğunlaştığı bir zamanda, benim da aralarında olduğum 7 üniversite mensubunun gözaltına alınacağı ya da tutuklanacağı bilgisi dolaylı olarak bana da ulaştı. Bu bilgi, işin peşine düşenler tarafından da teyit edildi. Ama malum gözaltına alınmadık. Aylar sonra siyaseten etkili makamların devreye girip gözaltıları engellendiği söylendi. Benim de tahminim o ki, meşruiyeti zaten epey zayıflamış KCK davasının meşruiyetini daha da zayıflatmamak için birileri devreye girip bizim gözaltına alınmamızı engelledi.

Gezi direnişi sırasında ölen gençlerin neredeyse hepsinin Alevi olması bir tesadüf olabilir mi? 

Olamaz. Bunun üzerine düşünmek zorundayız biz, gözlerimizi kapatamayız. Aleviliğin mekânsal ayrışmaya denk düştüğü ve yoksulluk ve kentsel dışlanma gibi başka türden toplumsal mağduriyetlerle buluştuğu mahallerde Aleviler daha keskin direniş biçimleri gösterebiliyorlar. Hem Gezi sırasında ölenlerin neredeyse hemen hepsinin Alevi oluşunun ama hem de direnişin en sert ve sürekli olduğu yerlerin Okmeydanı, Gazi Mahallesi, Tuzluçayır ve Hatay gibi yerler oluşunun ardında bu var. Ölümlerin Alevileri bulmuş olmasının ardında bu türden bir sosyolojik zemin var sanırım. Buna bir de yıllardır Alevileri, Alevilerin hayat verdiği sol örgütleri düşman belleyen bir polis örgütü eklendiğinde durum genellikle daha vahimleşiyor. Polis, Alevilerin yoğun olduğu yerlerde ve durumlarda daha yoğun şiddete başvurmuş olabilir.

Alevilerin öfkesi kitlesel bir başkaldırıya dönüşür mü?
Yok, çok zannetmiyorum. Yaşadıkları büyük eziyete ve ayrımcılığa rağmen bir başına Alevilik üzerinden örgütlenmek yerine genel olarak CHP içerisinden toplumsal muhalefete katılma eğilimi gösteriyorlar. Orada çok büyük bir kopma olacağını zannetmiyorum. Ama Alevilikten türeyen memnuniyetsizlikle başka türden memnuniyetsizliklerin birleştiği üst üste bindiği yerlerde daha farklı arayışlar olabilir. Belki Okmeydanı’ndaki Alevi tipolojisi hacim olarak belki biraz daha genişleyebilir. Ama Aleviler HDP’ye bile çok muhabbet göstermediler. Çünkü Aleviler Türkiye’de toprağa dayalı, teritoryal bir topluluk olmadıklarından kendi kaderlerini Türkiye’nin sekülerlerinin kaderiyle çok birleştirerek ilerliyorlar.

 

Hurriyet Gundem

 

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News