ala kurdistan
Ey Reqîb

Suriye’den Libya’ya -Nurettin Yıldırım

Türk rejimi Suriye yetmedi, şimdi de Libya’ya sefer yapmaya gidiyor, gidecek. Erdoğan’ın Osmanlıcılık hayalciliği ve serüvenciliği olup bitenlerden ders çıkartmak yerine, yayılmacı mantık bir nevi sonu ne olursa olsun niyetine tam gaz bataklık da yol almaya devam’ diyor. Suriye’de Rusya bağlantılı süregiden oyun düzenine benzer bir yenisi şimdi de belli ki, Libya’da sürdürülmek istenmektedir. Hatta oyuna başlanmıştır. Fiilen başlanmış, adımları atılmış ve Pratikleşmiş bir harekat var.

Halihazırda Libya’ya sürülmüş Türk ordusuna ait ekiplerin yanısıra Suriye’den sevk edilmiş cihadist terörist gurupların da bulunduğu yönünde basına düşen bilgiler var. Şimdi de tezkere ile Libya’nın güya meşru hükümetin isteğine dayanarak buna resmiyet ve meşrutiyet kazandırmak istenmekte ve daha yoğun sevkiyatlara geçilmek istenmektedir.

Türkiye’nin Libya hamlesi açık ki, Rusya’nın Libya hamlesiyle bağlantılı ve ilişkili gelişmektedir. Dolaysıyla Türkiye’nin Libya hamlesi, Suriye’de yaşananlara benzer nitelikler, özellikler içermekte olduğunu, olacağı yönünde bir tespitte bulunmak kimseye şaşırtıcı gelmemelidir. Yani, Suriye’de Rusya, Türkiye karşılıklı ikilisi nasıl bir süreç işlendi ve izlendiyse, şimdi bunun bir türü Libya’da olacak ve yaşanacak gibi benzer süreç söz konusudur.

Suriye’de istediğini alamayan, hatta büyük bir askeri ve siyasi kayıp ve ekonomik maliyetle krizi derinleşen Türkiye’nin, olup bitenlerin üstünü perdelemek niyetine, sanki Suriye’de her istediğini elde etmiş havasında “Süriye yetmez, sırada Libya var” deme cürretiyle bir anlamda da Doğu Akdeniz’de başlayan yalnızlık ve gerilim siyaset açmazına önce Libya’nın sözde meşru yönetimiyle ki, ne kadar meşru o da belirsiz olan bir denklem üzerinden yapılan ve yangından mal kaçırırcasına alel acele yapılan deniz saha anlaşması gibi bir garibesine çıkış bulmak, “ya hep, ya hiç” bir tür meydan okuma oyunlarıyla, gözü karaca hayatının kumarını oynayan sahnelerinin perdesini sonuna kadar açması şaşırtıcı değil. Bütün bunlar Erdoğan ve arkasındaki iç dinamik dengelerin Ergenekon, Avrasyacı zihniyetinin yeni Osmanlıcılık yayılmacı hakimiyet arayışının kaçınılmaz bir tezahürüdür.

Bugün Ortadoğu’da yaşananlar bir anlamda birinci dünya savaşının içinden geçtiği süreçleri andırmaktadır. Birinci dünya savaşının tetikleyicisi olarak sahneye çıkan Almanya yayılmacılığı nasıl ki, Osmanlı’da kaybedilmiş alanları yeniden kazanma anlayışını palazlandırdıysa, bu günde Bölgede Rusya’nın varlığı benzer biçimde Türk devletinin Erdoğan’la canlanan yayılma heveslerinin Suriye’de bütün başarısızlığına rağmen yeniden, yeniden kamçılamakta olduğunu görüyoruz.

Birinci dünya savaş sonucunda Osmanlının kaybedileni kazanmak yerine, arkasında bir buçuk milyona varan bir Ermeni soykırımını bırakarak elinde ne var ne yok hepsini kaybederek varlığının nasıl bir hezimetle sonlandırdığını biliyoruz.

Birinci dünya savaşının içinden geçtiği koşulara benzer diyoruz. Çünkü bugün Türk devleti çok ağır bir Kürd meselesiyle karşı karşıya gelmiş bulunuyor. Kürd mücadelesi, direnişi ve uyanışı içte ve dışta her alanda onu ne kadar ve nasıl zorladığını herkesin malumu. Bu mesele sadece Türkiye içinde değil, bölgede, küresel çapta her düzeyde etkisini, yakıcılığını çok çarpıcı gösteriyor. Türkiye bu meseleden kurtuluşu hep imha ve inkardan yana tutumlar geliştirerek yol almak istedi. Süriye kriziyle birlikte ortaya çıkan karışık, karmaşık durumu kendi lehine değerlendirme amacıyla Kürdlere yönelik imha ve inkar siyasetini bir adım daha ileri taşırarak bir soykırıma yeltendi. Ermeni Soykırımında yaptığı gibi, bir benzerini Süriye kriziyle Kürdlere uygulama girişimi hep oldu. Bu girişimde ne kadar başarılı oldu, olmadı ayrı bir tartışma konusu ancak, bu girişiminin halen güncel anlamda hali hazırdaki davranışlarında bütün hızıyla devam ettiğini söylemek mümkündür.

Nasıl ki, birinci dünya savaşı koşullarında Almanya’nın yanında yer alarak yayılma hevesleriyle şuraya, buraya, gemiler yollama, asker çıkarmaları yaptıysa, bu gün de Rusya endeksli siyaset yoluyla yayılma rüyalarını canlandırmaya çalışmaktadır. Birinci dünya savaş koşullarından Farklı olan, yada farklıymış gibi görünen konu: O gün Almanya’ya müttefik, bugün ise Rusya’ya karşıt gibi bir konum vermesidir. Sahada, pratik denklem içinde Türkiye, Rusya ilişkisi yanyana duran güç dengeleri üzerinden değil, birbirine karşı savaşan, birbirine hasım, karşıt güç dengeleri üzerinden giden bir ilişki düzeneği söz konusudur.

Suriye’ye benzer tezler üzerinden Doğu Akdeniz’e ve ardından Libya’ya müdahale işine giren Türkiye, Suriye’dekine benzer bir durumla karşı karşıya gelmesi ve bunu isteyerek yapması akla gelen ilk şey Rusya bu işin neresinde duruyor? Sorusudur.

Çünkü Suriye’de olduğu gibi, Libya’da da Rusya ve Türkiye birbiriyle çatışan karşıt güçleri desteklemektedir. Karada birbirine karşıt güçleri destekleyen Türkiye ve Rusya birbirleriyle anlaşarak bir biçimde süreci ilerletebiliyorlarsa bu demektir ki, burada taraflardan birinden birinin kendine bağlı güçleri yem olarak kullanıp atması gibi bir durum var demektir. Burada kim, kimi nasıl kullanıyor veya sorun nereye nasıl everilecek meselesini anlamak açısından Süriye pratiği bize gerekli verileri verebilecek yeterliliğe sahiptir. Süriye bağlamında Rusya, Türkiye ilişkileri değerlendirdiğimizde kimin nasıl bir pozisyonda olduğunu görüyoruz.

Suriye’ye hakimiyet kurmaya giden Türkiye, Rusya devreye girmesiyle birlikte üçüz altmış derece dönüş yaparak Rusya ile ilişki geliştirme adına nasıl sefillere oynadığına tanık olduk. Rusya elini güçlendiren kararlarla her istediğini karşılayıp, Rejimin alan kazanmasına yol açmıştır. Her sıkıştığında kendisine bağlı terörist cihadistleri yem olarak kullanmıştır. Rusya’nın hakimiyeti yanında sadece isimden ibaret bir müzakereci olma uğuruna her türlü tavizi vermekten kaçınmadı. Karşılığında küçük kırıntılar ve tek derdi, tasası ne kadar olanaklı ve mümkünse Kürdlerin darbelenmesi, yok edilmesini isteyecek kadar küçülen ve bunun için namertçe yaşamayı tercih edecek kadar ayarsızlarşan Astana, Soçi vb. Masalarda olan Kullanıma ve dolaşıma sokulan bir Türkiye gerçeği durdu.

Libya’ da muhtemelen süreç Suriye’dekine benzer olacaktır. Birbirine karşıt güçleri destekleyen Rusya, Türkiye karşı karsıya imiş gibi duracaklar. Ama alttan alta uzlaşma siyasetini yürüteceklerdir. “Perşembenin gelişi çarşambadan beli” gibi, Libya’da Rus, Türk karşılaşması, Suriye’de var olan ilişkisinden belidir. Suriye’de Türk varlığı nasıl Rusya’nın elinin güçlenmesine ve işinin kolaylaşmasına vesile olduysa, Libya da öyle olacaktır. Dolaysıyla Türkiye’nin Libya’ya gidişi Rusya’dan bağımsız bir tavır olarak değerlendirmek pek olası değildir. Türkiye Rusya’ya dayanarak masada olmayı Rusya gölgesinde küçük de olsa sahada pay edinmeyi amaçlamaktadır. Zaten Türkiye devleti mevcut gidişatıyla Libya’da tutturduğu oranda Rusya’ya dönük avrasyacı strateji eksenini perçinleyip bu yöndeki tercihini daha kesin ve kalıcı hale getirebilir.

Mevcut durumda İdlib’ deki sıkışmışlığını Libya bahanesi üzerinden atlatılarak, elinde sıkışan terörist, cihadistleri Libya sahasına intikal ettirip, kendi açmazını kısmı olarak kapatmak istemektedir. Aynı zamanda kendisi için her zaman büyük bir tehlike potansiyeli olan güçleri kendinden uzak bölgeleri taşıması, güvenliği açısındanda düşünülmekte. Böylesi bir çözüm tabiki, uzun vadede hem kendisine, hem Rusya’nın ve Süriye rejiminin de işine gelmektedir. İdlib, hem Rejimin güvenliği ve hem de Rusya’nın Suriye’deki güvenliği ve başarısı için önemlidir.

Süriye, Libya denklemi ve Rusya Türkiye bağlamında yaşananlar sadece meselenin bir boyutudur. Sadece bu ikili tarafın oyun koruculuğunda giden bir süreç yoktur. Çok daha belirleyici önemde olan taraf ve aktörler vardır. Amerika’sından tut Avrupa devletleri, diğer bölgesel devletler ve her şeyden daha önemlisi halkların kendisi, direnci, istemi ve talepleri vardır. Birde bu karmaşık denklem içinde düşünüldüğünde meselenin hiçte sanıldığı gibi basit olmadığı anlaşılmaktadır.

Suriye’de daha Sular durulmuş değil. Ki Libya’da nasıl olsun? Şunu söylemek mümkündür: gelişmelerde önemli ve tayin edici olan mevziler üzerinden kısmı ileri geri gitmeler değildir. Önemli olan haklı ve meşru olmaktır. Kalıcı başarılar ancak bu minval üzerinde gerçekleşme şansına kavuşabilir. Öbür türlüsü uzun vadede yitip gitmekten kurtulması mümkün olmayacaktır.

Zaten Türkiye mevcut durumuyla dünya çapında tepkilerin ablukası altındadır. Kürdlere yaptıklarından ötürü her teşiri her geçen gün artarak sürüyor. Türkiye ve Erdoğan'ın hayal ettiği etnik temizlik vb kıyımcı proje ve siyasetinin tümü bu saatten sonra başarılı olması mümkün değildir.

Libya’ya da yayılarak, bataklığa iyiden iyiye saplanarak, güçten düşmesi ve toptan kaybetmesi her an mümkündür. Tıpkı Osmanlı çöküşü gibi Türkiye faşist devletinin çöküşü de dış ülkelerdeki dağılmış, zayıflamış askeri varlıklarıyla, ekonomik tükeniş sefaletiyle gelebilir.

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News

Analiz

ABD, Suriye’de 2011’de başlayan savaşa cihatçı örgüt Elkayde, IŞİD’e yönelik hava saldırılarıyla Eylül 2014’te dahil oldu. ABD, 2015’ten itibaren askeri noktalar kurma faaliyetine hız verdi.