ala kurdistan
Ey Reqîb

Dersime verilen ‘Cumhuriyetçi cevabın’ tarihçesi - Evrim Karakaş

Evrim Karakaş’ın ‘Dersim hakkında kısır çekişmeler’ başlıklı yazısında Dersim jenosidinin tarihçesi ele alınmıştır.

‘Olması gereken, bu katliamın siyaset malzemesi olmaktan çıkarılması ve bu konuda tatminkâr bir yüzleşmenin sağlanmasıdır. Bu da Dersim katliamının gerçekler üzerinden konuşulmasıyla sağlanabilir. Meselenin siyasi kavgaların malzemesi olarak kullanılması hiçbir çözüm getirmediği gibi, olayın nesnel olarak araştırılmasına da engel oluyor’ sözleri ile biten yazıda Dersim soykırımı hakkında önemli bilgiler yer almaktadır.
 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Tarafsız Bölge programında özetle Dersim katliamında zarar gören herkesten erdemli  bir özür diledi ve bunun Kılıçdaroğlu’nun bilgisi dahilinde olduğunu söyledi. Bu CHP tarihinde bir ilkti. Dolayısıyla gelecek tepkilerin sert olması beklenebilirdi. Tepki veren ilk isim Şahin Mengü’ydü: “Sezgin Tanrıkulu sen CHP adına özür dileyemezsin. Sen kimsin şerefsiz.” Kendisini 10 Kasım yazılarından tanırım, şaşırtmadı. Ayrıca Birgül Ayman Güler da tepki gösterdi: “Dersim olayı, aşiret ağalığının gerici ayaklanması idi. Aşiret düzeninin yönetim, vergi, yargı, askerlik ayrıcalıklarını sürdürme amaçlı saldırganlığıydı. Beylik, ağalık, şeyhlik sistemine karşı verilen Cumhuriyetçi cevap, aşiretçi düzenin yerine insan ve yurttaş haklarını inşa etti.” Evet, Dersimliler “Cumhuriyetçi cevap”larını almışlardı. Bu deyim üzerinde durmadan Dersim’de ne olduğunu anlamak epey zor. Güler’in CHP’nin katliamcı mirasını kabul etmiş olmakla beraber bunları olağan görmesi de Dersim’e cevap veren Cumhuriyetçi zihniyeti teşkil eden kimselerin başta gelen ortak özelliği.

NASIL BAŞLADI?

Öncelikle, o dönemin siyasetçileri cumhuriyeti nasıl tahayyül ediyorlardı sorusuna cevap vermek gerekir ki “cumhuriyetçi cevabı” iyi anlayalım. Cumhuriyet, başında bir şef bulunan otoriter bir yapı olarak, toplumu Kemalizm ideolojisiyle ilmik ilmik örmek, bireyi gereken biçimde donatmak isteyen, bunun için devletin her türlü imkânını kullanan bir yapı olarak hayata geçirilmişti. Mahmud Esad Bozkurt bunu çok güzel açıklar: “Kemalizm otoriter bir demokrasidir ki, kökleri halkdır, Türk milletidir. Piramide benzer. Kaideleri halk, tepesi yine halkdan gelen başdır ki, bizde buna şef deriz. Şef otoritesini yine halkdan alır. Demokrasi de, bundan başka bir şey değildir.” Eğer bu üçgenin herhangi bir yerinde yer almıyorsanız, muhtemel düşmansınız ve İstiklal Mahkemesi’nde yargılanabilirsiniz. 1925-1927 arasında Batı’da kurulan İstiklal Mahkemeleri kararları Meclis'ten geçerken Şark İstiklal Mahkemesi’ninki geçmezdi. Bu aygıtlarla bütün muhaliflerini sindirdikten sonra Cumhuriyetçilerin Türkiyesi’nin önü açıldı. Artık toplumu inşa etmenin zamanı gelmiştir. Bu nedenle Başvekalet İstatistik Direktörlüğü, 1930'dan itibaren yabancı dillerden nüfusa dair kitapların tercümesine başlar. 1932’de İskân Kanunu'nun yapılması için esbabı mucibe Meclis'e sunulur ve toplumu “inşa” etme temayülü zaten baştan beri bilinen hükümet, gerekli araştırmaları yaptıktan sonra İskân Kanunu’nu çıkartır. Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, “Bu kanun tek dille konuşan, bir düşünen, ayın hissi taşıyan bir memleket yapacaktır.” şeklinde beyanlarda bulunur. Kanunun uygulanabilmesi için şarktaki atamalarda güvenilir kimseler seçilir

DERSİM’DE NE OLDU?

1924 Anayasası'nın kabulü ve Türk ağırlıklı siyasetin sonucu olarak 1925’te Şeyh Sait İsyanı patlak verir. Bu isyan devletin doğuya dair planlarını uygulaması için gerekli ortamı yaratır. Bu tarihten itibaren diğer bütün Kürt coğrafyası gibi Dersim de incelemeye alınır ve devletle siyasi olarak muhalefet halinde olan bu bölgeye de Şeyh Sait isyanından sonra pek çok askeri harekât yapılır. İlki Şeyh Sait İsyanı’ndan hemen sonra 1926’da, ikincisi de 1930’da. Son olarak 1933’te yapılan askeri harekât da dâhil olmak üzere sonuç alınamaz. Bunun üzerine 1935’te İnönü bir şark seyahati yapar ve Dersim’in kaderi bu raporda belirlenir. Cumhuriyetçi zihniyetin ürünü olan bu raporda anlatılan Dersim Planı, uygulamaya konulur. 15 Ekim 1935’te yapılan CHP grup toplantısında Dersim ve Doğu’yla ilgili kararlar alınır ve ertesi gün gazetelerde yayınlanır. 1 Kasım’da Atatürk, Dersim’i işaret eden konuşmasını yapar, 7 Kasım’da Dâhiliye ve Maliye vekilliklerince hazırlanan “Munzur vilayeti teşkilat ve idaresi hakkında kanun layihası”, Başbakan tarafından Meclis'te görüşülmek üzere arz edilir ve kanun 25 Aralık 1935’te kabul edilir. Bu kanun IV. Umûmî Müfettiş, Asker ve Vali yetkilerini haiz olan kişiye ayrıca Meclis'ten geçmesi gereken bazı (en tartışmalı olanı idam yetkisiydi) kararların tasdiki yetkisi de tevdi ediyordu. Bu, yasalara aykırı bir durumdu. Bu yetkiler Alevi Kürtlerin iyi tanıdığı Hüseyin Abdullah Alpdoğan’a veriliyordu. İsmail Beşikçi yasalara aykırı bu durumu, yapılacak işlerin Meclis zabıtlarına girmemesi ve böylece Dersim’de yapılacak işlerin karanlıkta kalmasını sağlama çabası olarak yorumlar. Ayrıca Dersim yazılarıyla tanınan Naşit Hakkı Uluğ da Kasım sonu ve Aralık başında Atatürk ile dört görüşme yapar, ki bunun Dersim ile ilgili olduğu muhtemel.

TETIKLEYEN OLAY YOK

Tunceli Kanunu ile özel rejime tabi tutulan Dersim’de 1936 içerisinde dikkate değer bir olay olmaz. Bu arada şunu söylemek gerekir ki, Dersim’de olayların sebebi olarak gösterilebilecek yani sonucu itibarıyla harekâtın başlamasına sebep olduğunu iddia edebileceğimiz bir olay yoktur. Fakat ilkbaharda devlet ile Dersim arasındaki gerginlik artmış olmalı ki, 4 Mayıs 1937’de 10 Mayıs’ta başlayacak olan askeri harekâtın kararı alınır. 10 Haziran’da Atatürk Trabzon’da bugün hâlâ asılı duran harita üzerinde ilgili çalışmaları General İzzettin, General Muzaffer, III. Umumî Müfettiş ile yapar ve bundan beş gün sonra harekât basına yansır. Yani devlet 15 Haziran’a kadar yani harekâtın başarısını tescil edene kadar harekâtı gizli tutar. 10 Eylül’de Seyit Rıza’nın teslim olmasıyla birlikte harekât sonlandırılır. O tarihte “isyan”ın liderleri olarak Seyit Rıza ve oğlunun da içinde bulunduğu 11 kişi temyizi mümkün olmayan ve cezası hemen infaz edilen mahkemelerde iki ay içerisinde yargılanır ve yedi kişi 15-16 Kasım 1937 gecesi idam edilir.

LAÇ DERESI

İsmet İnönü'nün yerine geçen Celal Bayar, 18 Haziran 1938’de Dersim konuşmasında tonu sertleştirir: “Ordumuz Dersim için vazife alacak ve umumi bir tarama hareketi ile tedip kuvvetlerine destek olaraktan, bu meseleyi kökünden söküp atacaktır.” Bu nutuktan sonra 1937’de liderleri idam edilen aşiretlerin katliamına başlanır. Kimi aşiretler devlete itimat edip yerinde kalırken, kimi aşiretler de ellerinde bulunan, sayıları çok sınırlı silahlarla karşı koyarlar. Yerlerinde kalan aşiretlerin çoğu kümeler halinde önce kurşuna dizilir, sonra süngülenir ve ardından cesetleri içerisinde hiçbir canlı kalmaması için yakılır ve “Cumhuriyetçi cevap”larını bu şekilde alırlar. Karşı koyan aşiretlere verilen “Cumhuriyetçi cevap” ise yine aynı şekilde topyekûn imhaydı. Çoğu ormanlara ve mağaralara sığınmışlardı. Bu mağaralardan biri de Laç Deresi’nde bulunan Qemere Hesen mağarasıydı. Bu mağaraya yapılan müdahale Abdullah Alpdoğan’ın cümleleriyle şöyle gelişir: “Mameki Bölgesinde Laç Deresi mansabı yakınında haydudlara Erzincan tugayile şimalden ve Mameki tugayile cenuptan ve Laç Deresi müfrezesi ile bir taarruz yapılmış olduğu arzedilmişti. Bu tarruzun müşterek tesiri ve şiddeti karşısında şimdiye kadar gösterdikleri muannidane mukavemetleri kırılmış olan haydudlar şaşkınlık içerisinde mağaralara ve kayalıklara ve ağaç diplerine kaçmış ve sığınmışlar idi. Buen son sığınakları olan ve ağızları mazgallı taş duvarlarla kapatılmış bulunan mağaralar cesur askerlerimiz tarafından ihata olunmuş, top ve makineli tüfenk ateşlerine ilaveten 25.ci alay k.lığınca tertip ve gönderilmiş bulunan istihkâm müfrezesi tarafından mağaraya atılan tahrip kalıplarile mağaralar tahrip edilmiş ve bunların tesirile içindekiler öldürülmüş ve dışarıya fırlayanları da ateşle imha edilmiştir. Büyük mağara içerisinde 70 ve diğer mağaralar ile tarama sahası içerisinde 146 ki cem’an bugün 216 haydud imha edilmiş ve 12 haydud cesedinin Munzur suyu üzerinde cenuba doğru akıp gittiği görülmüştür. İş bu mağara içerisinde iki hafif makinalı tüfenk bulunmuştur.” Katliamdan sürekli olarak yer değiştirerek kurtulan Dersimlilerin bazıları devletin kendilerini katletmeyeceğine emin olduktan sonra teslim olur, bazı Dersimliler 1940’a kadar saklanır. Teslim olanlar ve sağ yakalananlar İskân Kanunu gereğince 1949’a kadar sürgün olarak yaşar.

SIYASET MALZEMESI

Bilimsel verilerle varlığı kanıtlanmış Dersim katliamının siyasi malzeme olarak kullanılması gönümüze özgü bir durum değil. Tarih Vakfı’nın yayınladığı Necmeddin Sahir Sılan arşivinde bu konuya dair pek çok örnek var. Tek parti iktidarında Dersim’e bakışı özetleyecek birkaç anekdotu analım. Dersim’den katliam sonrası göçürülmüş olanlarla ilgili kanun teklifi yapmak isteyen Sılan’a CHP’den verilen cevap şudur: “Sen bu Kürdlerin işlerile uğraşma.” Daha sonra yaşanan kıtlık nedeniyle Mazgirt’te bulunan muhtaç vatandaşlara yemeklik buğday sağlanması için girişimlerde bulununca da aldığı cevap gayet açık: “Senin Kürdler mi? Ölsünler.” Bu tavır CHP iktidarı kaybedene kadar sürer. Daha sonra Sılan başka sebeplerin de etkisiyle istifa eder ve DP’ye geçer. DP iktidarı CHP’nin tek parti döneminde işlenen kitlesel suçları birer birer siyasi malzeme haline getirir ve Meclis'te bu durum tartışılır. Bununla ilgili olarak Cemil Koçak’ın 'Umûmî Müfettişlikler' kitabına bakılabilir. Burada örneğin DP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Ekinci’nin Temmuz 1951’deki sözlü sorusu şöyledir: “Devri sâbıkta Şark vilâyetlerinde yaşayan insanları kapkara göstermek arzu ve gâyesiyle tâkip edilen kötü ve sâkim siyâset icâbı olarak zamânın Umûmî Müfettişi Abidin Özmen'in 1936 senesinde öldürttüğü vatandaşlar için hükümetin ne düşündüğünü öğrenmek isterim.” 1952’de Necmeddin Sahir Sılan bu dönemde Dersim’deki CHP propagandasını anlatırken CHP’nin iktidarı geri almak için bütün imkânları kullandığını anlatır ve muzır propagandasında Dersim meselesinin DP’ye karşı kullanıldığının altını çizer. CHP, DP’yi Dersim katliamının mesulü olarak suçlar: “1938 harekâtının mesullerini o zaman Başvekâlet’te bulunan zata sorunuz.” Öyle anlaşılıyor ki iktidarı kaybedince Dersim’deki CHP siyaseti tersine dönmüş. Yani, günümüzde olduğu gibi o dönem de Dersim meselesi siyasi çekişmelerin malzemesiydi. Recep Tayip Erdoğan da 2009’da Onur Öymen’in yolunu açtığı siyasi tartışmayla beraber bu konuda özür dilemiş, arşivlerin araştırmacılara açılacağını müjdelemişti. Fakat aradan uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen henüz bu konuda bir ilerleme yok. Aksine insanların acıları siyasi çekişmelere kurban ediliyor. Olması gereken, bu katliamın siyaset malzemesi olmaktan çıkarılması ve bu konuda tatminkâr bir yüzleşmenin sağlanmasıdır. Bu da Dersim katliamının gerçekler üzerinden konuşulmasıyla sağlanabilir. Meselenin siyasi kavgaların malzemesi olarak kullanılması hiçbir çözüm getirmediği gibi, olayın nesnel olarak araştırılmasına da engel oluyor.​
 

Evrim Karakaş
 Rennes üniversitesi, siyaset bilimci

(yurtgazetesi)

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News