ala kurdistan
Ey Reqîb

Devletin Gözüyle Şeyh Said Ailesi-Ruşen Arslan

DEVLETİN GÖZÜYLE ŞEYH SAİD AİLESİ 
BİR ÖRNEK: ZÜLKÜF BİLGİN

Suçun ve cezanın şahsiliği

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşundan beri, demokrasi ve hukukun üstünlüğü tartışılır. Peki, tartışma henüz bir sonuca varmış mıdır? Devletin kuruluşunu TBBM’nin toplandığı tarih olan 23 Nisan 1920 kabul edersek; 95 yıllık yaşamının 26 yılını tek parti, ebedi ve milli şeflik idaresi altında yaşamış, iki askeri darbe ve bir askeri müdahale görmüş bir devletin, demokratik hukuk devleti olduğundan söz edilemez. Hele bu devlet, etnisite mühendisliği yoluyla Hıristiyan azınlığa karşı etnik temizlik uygulamış ve Kürtleri asimile etmek için kuruluşundan hemen sonra tedip ve tenkil uygulamış ve uygulaya gelmekte olan bir devlette, bu tartışma nasıl bir sonuca varabilir?

Çağdaş çoğulcu demokrasilerde, demokratiklik ve hukukun üstünlüğü birbirlerinden ayrılmaz iki kavramdır. Bir başka deyişle, biri diğerinin unsurudur. Çoğulcu demokrasinin uygulanmadığı bir yerde, hukukun üstünlüğünden söz edilemeyeceği gibi, hukukun üstünlüğünün uygulanmadığı bir demokrasiden de söz edilmez.

Hukukun üstünlüğünün uygulandığı bir rejimde, suçun ve cezanın şahsiliği prensibi vardır. Suçun ve cezanın şahsiliği ilkesi, ceza hukukunun vazgeçilmesi temel ilkelerindendir. Bu ilkeye göre, kişi işlediği suçtan sorumlu olur ve ceza da suçu işleyene verilir. Tabi bu ilkeyi tamamlayıcı bir ilke daha vardır ki, o da suçun ve cezanın kanuniliği ilkesidir. Bu ilkeye göre kişi, ancak kanunun suç saydığı bir fiilden ve yine kanunun öngördüğü ceza ile cezalandırılır. Ceza hukuku, keyfi suçlama ve cezalandırmayı yasaklar.
Gerek Osmanlı ve gerekse Cumhuriyet döneminde, siyasi nedenlerle suçun ve cezanın şahsiliği ilkesi ile suçun ve cezanın kanuniliği ilkesi sık sık ihlal edilmiştir. Siyasi bir gerekçeyle aile, köy, aşiret, belli inanç sahibi topluluk veya etnisitenin suçlandığını ve haklarında çok ağır sonuçlar doğuran uygulamalar yapıldığına tarih tanıklık ediyor. Uygulama yapılırken, kadın-erkek, genç-yaşlı veya çocuk ayrımı da yapılmıyor. Êzîdî Kürtlere uygulanan tashih-itikad seferleri, toplu Alevi katliamları, Ermeni jenosidi, Trakya’daki Yahudi Pogromu, 1955 yılındaki 6-7 Eylül olayları, mübadele ve sürgünler bunlara birer örnektir.

Müslüman çoğunluğa sahip bir halk olarak Kürtler de bu uygulamaları çok yaşamışlardır. Zilan, Sasun ve Dêrsîm’den, 1990 sonrası yakılan, yıkılan ve boşaltılan üç binden fazla köy ve mezradan, Lice ve Şırnak merkezlerine yapılan saldırılardan söz etmek bile yeterlidir.

Şeyh Said Ailesi

1925’teki Kürt isyanının lideri konumunda olan Şeyh Said, isyanın bastırılması üzerine Diyarbakır’daki İstiklal Mahkemesi’nde yargılanarak idama mahkûm edilmiş ve 29 Haziran 1925’te idam edilmişti. Aileden kaçanlar dışındakiler, ilk 1926’da Ege’ye ve 1934’te ise Trakya’ya sürgün edilmişlerdi.

Aile ancak 1947’deki yasal değişiklikler üzerine yerlerine dönebildiler. Ancak 1925 sonrası her sürgün furyasından da, aile olarak nasiplerini aldılar. 27 Mayıs 1960’taki askeri darbe sonrası Sivas Kampı’na sürülenler arasında Şeyh Said Ailesi’nden Şeyh Ali Rıza Fırat, Şeyh Selahattin Fırat, Şeyh Gıyasettin Fırat, Şeyh Ahmet Fırat, Mehmet Fuat Fırat, Faruk Fuat Fırat, Mehmet Emin Fırat, Halil Fırat, Ömer Fırat ve Gıyasettin Fırat da vardır. Yakın akrabaları Kutbettin Septioğlu da sürülen 55 kişi arasındadır. Bunlardan başka Sivas Kampı’nda rehin olarak tutulanlar arasında Şeyh Said’in 14 yaşındaki torunu Abdulillah Fırat da vardır. Abdulillah Fırat’ın Nevzat Çiçek’e anlattığı ve kampta geçen bir anekdot, devletin aileye ne gözle baktığını çok iyi anlatır: Abdulillah Fırat, Sivas Kampı’nı teftişe gelen Tuğgeneral Ata Tana, “Ben 13-14 yaşında talebe olan biriyim beni neden getirdiniz?” diye sorar. Tuğgeneral “En büyük suçlu sensin, bunlara da benzemezsin. Bunlar adi siyasi tutuklulardır. Partiyi kötü kullandılar, rüşvet aldılar. Sen Şeyh Said’in torunu değil misin? Bakın mahkûmlar, biz ne kadar şerefli bir orduyuz. Şeyh Said’in nesli hâlâ yaşıyor. Kim bizim yerimizde olsaydı bu neslin tamamını kuruturdu. Biz hâlen hepsini temizlemedik hâlen hayatta gezenleri var. Bu da kalkmış benim suçum nedir diye soruyor. Senin en büyük suçun, Şeyh Said’in torunu olmandır. Bundan büyük suç ne olabilir?”

Şarköy’de doğmuş yeğen

Şeyh Said’in kardeşi Şeyh Abdurrahim’in oğlu Zülküf Bilgin’i 1960’lı yıllarda tanımıştım. Şeyh Said’in yeğeni ve şeyh ailesinden gelmeden çok, Kürt yurtseverliği ile tanınan ve sevilen biriydi. İkinci DDKO davasında birlikte yargılanmıştık. Nüfus kaydına göre 1922 (Rumî 1318) Tekirdağ/Şarköyü (Şarköy) doğumludur. Nüfus kaydındaki doğum yerinin Şarköyü olarak yazılmasında yanlışlık vardır. Çünkü ailenin ilk sürgün yılı olan 1926’da, Zülküf Bilgin dört yaşındaydı. Yanlışlık, sorum üzerine oğlu Abdurrahim Bilgin tarafından da doğrulandı.

Zülküf Bilgin, Gaziantep’te askerliğini yaparken; 21 günlük iznini Pîran (Eğil) ile Palu’da geçirir. Bunun üzerine Eğil Kaymakamlığı Jandarma Komutanlığı Diyarbakır Valiliğine zata mahsustur [kişiye özel] belirlemesiyle 18/12/1942 tarihinde bir yazı gönderir. Zata mahsus ibaresi, yazının Diyarbakır Valisine yazıldığı anlamını taşıyor. Yazıda; 
“1- Şeyh Saidin kardeşi Şeyh Abdurrahimin sülalesi hükümetçe tekirdağı vilayetine bağlı mürefte; hayrabolu ve malkarada ikamete bağlıdırlar. 
2- Onbeş gün evvel gazi ayıntapta askerlik yapan abdurrahimin oğlu Zülküf (21) günlük mezuniyeti içinde eğil ve palo halkı ile temas ettiği ve kendisine büyük miktarda para toplanarak verildiği haber alınmıştır. 
3- Bu gibi şahısların bu mıntıkalarda askerlik yapmamaları hakkında vekaletin [Milli Müdafaa] emirleri vardır; her nasılsa gazi ayıntaba sevk edilen zülküfün vekaletin emirlerine göre bu mıntıkalardan uzaklaştırılması için gereken makamata yazı yazılması..” İstenmektedir.

Diyarbakır Valiliği’ne gönderilen bu yazı üzerine, Diyarbakır Vilayeti Emniyet Müdürlüğü Siyasi Kısım 11/2/1943 tarih ve 83 sayı ile Emniyet Başmüfettişliği’ne yazdığı yazıda;

“1- (Şeyh) Saidin kardeşi Abdurrahim oğlu Zülküf vekiller heyeti kararı ile Tekirdağ vilayetine bağlı Mürefte nahiyesine yerleştirilen ve 23/3/942 de askere alınarak Gaziantep 3320 No. Askeri posta Tabur 2 karargahına sevkedilerek bundan iki ay evvel mezun bırakıldığından ve garba sevkedilen mazisi bozuk olan bu kişinin bu mahallerde dolaşması vekiller heyeti kararına bağlı bulunduğu halde izin aldıktan sonra oturma yeri olan Mürefteye gitmeyerek buraları dolaşmasının sebebi[y]le kıtasına iltihakından bugüne kadar kimlerden ve ne miktar yardım gördüğünün kıtasındaki durumunun incelenerek bildirilmesini rica ederim.

2- Ek ve bilgi için Dahiliye Vekaletine; Birinci Umumi Müfettişliğine, 7. Kor. Komutanlığına arzedilmiş Mıntıka emniyet Baş Müfettişliğine gereği için Gaziantep Vilayetine ve askerlik Posta No. 3326 komutanlığına yazılmıştır” diyerek istekte bulunmuş ve sayılan makamları bilgilendirmiştir.
Yazıda Zülküf Bilgin için “mazisi bozuk bu kişi” deniyor. Mazisi bozuk olmaktan kastedilen, Zülküf Bilgin’in Şeyh Said’in kardeşi Şeyh Abdurahim’in oğlu olmasıdır. Yoksa Şarköy’ün Nahiyesi Mürefte’de sürgünde bulunan, henüz yirmi yaşlarının başında olan, halkından uzak ve devamlı kontrol altındaki bir kişinin siyasi faaliyeti değildir. Babası Şeyh Abdurrahim ise, Pîran’da köye gelen jandarma müfrezesine, isyanın başlamasına neden olan ateş emrini veren kişidir.

Rapordaki mazisi bozuk bu kişi belirlemesi, Sivas Kampı’nda Abdulillah Fırat’ın sorusunu cevaplandıran Tuğgeneral Ata Tan’ın söyledikleriyle de uyuşmaktadır. Devlete göre Şeyh Said’in ailesi, mazisi bozuk, olağanüstü durumlarda sürgün edilmesi, mallarına el konulması, hatta Tuğgeneral Ata Tan’a göre yok edilmesi gereken bir ailedir. Hukuk, Anayasa ve kanunlar ne derse desin, aile toptan suçludur ve devletin her türlü uygulamasına müstahaktır!

Şarköy Müftüsü M. Emin Bozarslan ile ilişki

DDKO’dan yargılanan Zülküf Bilgin’in yazdığı yahut kendisine gönderilen mektuplar, askeri savcılıkça dosyaya delil olarak sunulmuştu. Bu mektuplardan biri de, 1966 yılında Şarköy’e müftü olarak atanan M. Emin Bozarslan’ın, Zülküf Bilgin’e yazmış olduğu 28/11/1966 tarihli mektubudur. 
Bozarslan’ın mektubundan, Şarköy’de büyüyen Zülküf Bigin’in, dostu ve devlet nazarında hem komünist hem Kürtçü olan M. Emin Bozarslan’ın rahat etmesi için çaba gösterdiği ve oradaki dostlarıyla tanışmasını sağladığı anlaşılıyor. Bozarslan mektubunda, “Mektup yazdığınız arkadaşlar ziyaretimize geldiler. Hepsi sizi sordu ve sizden sitayişle bahsettiler. Kirazlı köyünün muhtarı da geçen gün geldi. Sizden hayli bahsetti, sitayişkâr sözlerle sizi methetti. Tabii ben de çok sevindim. Size bilhassa selamları var.” diye yazıyor.

Bu mektup, her ikisi de DDKO davasından yargılanan M.Emin Bozarslan ve Zülküf Bilgin haklarında suçlayıcı delil sayılmıştı.Tabi Zülküf Bilgin hakkındaki suçlama bunlardan ibaret değildi. DDKO dava dosyasına gönderilen istihbarat raporuna göre; “Zülküf Bilgin, Kürtlerin ayrı bir millet olduğunu ayrı bir dilleri bulunduğunu bu sebeple Türklerden ayrılarak ayrı bir devlet kurmalarını savunarak bölücü propaganda yapmak, Kürdistan idealini gerçekleştirmek için fiili gayret sarf etmek ve bu suçu işleyen diğer şahıs ve kuruluşları madden ve manen desteklemek sureti ile suç ortaklığı yapmak suretiyle üzerinde durulmayı gerektirir bir şahıs haline gelmiş bulunmaktadır.”

Zülküf Bilgin, yakın akrabası Kutbettin Septioğlu’ndan Hınıs’tan belediye başkan adayı olmak için izin ve destek talep eder. Kutbettin Septioğlu, 16 Şubat 1968 tarihli mektupla Zülküf Bilgin’e cevap verir ve “Hınıs Belediye Başkanı olmanızı uygun görmüyorum” der. Buna neden, ailenin önde gelenlerinden bazılarının önceden başka bir aday için söz vermesidir. 
DDKO dosyasındaki istihbarat raporuna göre, Zülküf Bilgin’in Hınıs’tan aday olması dikkat çekicidir. Çünkü “Mezkûr tarihlerde kürtçülük ideolojisini benimsemiş ve bu yolda isim yapmış şahıslardan M. Emin Bozarslan Lice, Ömer Turhan Eruh, Edip Karahan Derik, İbrahim Arslan Nusaybin ve İskân Azizoğlu Batman Belediye Resliğine talip olmuşlardır. Bütün bu durumların tesadüfi olduğuna inanmak bir hayli saflık olur. ”

Şeyh Said ailesinden her birinin benzer bir hikâyesi vardır. Türkiye’de Kürt olmak zor, Şeyh Said ailesi gibi mimlenmiş ailelerden olmak ise daha da zordur.

Soldaki fotoğrafta Zülküf Bilgin Şarköy'de öğrenciyken..

BU MAKALEM KÜRT TARİHİ DERGİSİNİN 19. SAYISINDA YAYINLANDI

RUŞEN ARSLAN

 

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News