ala kurdistan
Ey Reqîb

Said-i Nursi ve Teşkilat-ı Mahsusa- Muhammed Salar

Kürd ve Türk kamuoyunun doğru bildiği bir yanlış da Bediüzzaman’ın Teşkilat-ı Mahsusa’ya kayıtlı olduğudur. Bu iddianın ilk sahibi; Bedirhan Beg'in torunlarından tarihçi Cemal Kutay'dır.

Önceki Cuma 23 Mart, Seîdê Kurdi’nin 58. Vefat yıldönümü idi. Bu aralar bir hayli zorlaşan geleneği küstürmeden modern çağın gereksinimlerine cevap olabilmeyi başarmış bir Zattan; Meşrutiyet, Cumhuriyet ve Demokrat Parti devirlerindeki müspet duruşuyla, bizlere miras bıraktığı zengin eserleriyle çağa damgasını vuran, İslam’ın belki de sahabe asrından beri gelmiş geçmiş en vicdanlı, en cesur ve en doğru aliminden Bediüzzaman Said-i Nursi’den bahsediyorum.

Yaşamı boyunca şiddet ve radikalizmi dışlamış, her zaman diyalog ve barış taraftarı olmuş, her devrin despotlarını da ikaz edip titretmekten geri durmamış olan Bediüzzaman; ne hazindir ki mesajını bir türlü anlamak istemeyen devlet ricalinin kendisine reva gördüğü ömür boyu eziyet, hapis ve tazyikat yetmezmiş gibi sevenleri tarafından da doğru olarak temsil edilememiştir.

Kur’andan aldığı imanî ve sosyal mesajlarını dar bir dairenin dışında insanlığa gereği gibi mal edemeyen takipçilerinin hepsini katmasam da belirgin bir kısmı, O’nun duru, pâk, lekesiz, şeffaf meslek ve meşrebine zarar verecek yanlış(lık)lara imza attılar; statükocu tavırlar, iktidar-güç yandaşlıkları, milliyetçilik, zulme rıza, istibdatı okşama ve riya hastalıklarına bulaşmak bir yana dursun; kasıtlı olarak ileri sürülen devletçilik-vatancılık-Turancılık-Abdülhamidilik vb. kimi karalama kampanyalarına da yer yer gönüllü yazılarak dezenformasyona ciddi katkıda bulundular.

Hemen belirteyim ki Kürdler, Türkler başta olmak üzere Müslümanlar ve insanlık alemi olarak bu Zatın ne sorunlarla mücadele yönteminden gereği gibi faydalandığımızı söylemek mümkündür ve ne de ikna edici, samimi bir üslupla bizlere sunduğu tefekkür ve ispata dayalı, şifalı imanî-sosyal reçetelerinden! Bu çok önemli konunun ispatını başka yazılara bırakarak hayatı boyunca gizlilikten uzak şeffaf yaşamış bu zatın kamuoyunda sağlıklı bir şekilde tanınmasını önleyen sis perdelerinden şimdilik bir tanesini aralamaya çalışacağım. Evet; Kürd ve Türk kamuoyunun doğru bildiği bir yanlış da Bediüzzaman’ın Teşkilat-ı Mahsusa’ya kayıtlı olduğudur. Bu teşkilat; Osmanlı'nın 1911-1918 yılları arasında faaliyet göstermiş, İttihat ve Terakkî'nin Türkçü, İslâmcı ve devletçi politikalarıyla uyumlu gizli istihbarat örgütüdür.

Bu iddianın ilk sahibi; Bitlisli Bedirhan Beg'in torunlarından olan tarihçi Cemal Kutay (1909, 2006) olup 1970-1980’lerde yazdığı -Tarih Sohbetleri ve Çağımızda Bir Asr-ı Saadet Müslümanı, Nurculuğun Kurucusu Bediüzzaman- isimli eserlerinde Said-i Nursi ile ilgili şa’şaalı iddialar ortaya atmıştır.

Bedüzzaman Seîdê Kurdî’nin Jön-Türklerle arasının sıkı fıkı olduğunu, “Teşkilat-ı Mahsusa’ya kayıtlı olduğunu, Balkan Harbi’ne katıldığını, Cihad Fetvası’nı imzalayan beş isimden birisi olup denizaltı ile gittiği Libya’da bu fetvayı dağıttığını, esaretten dönerken Almanya’da bir otelde kaldığını vb.” iddia eden Kutay bu iddialarını; 1914-1915 yıllarında dönemin Osmanlı istihbarat örgütü olan Teşkilat-ı Mahsusa’nın önce Arabistan kolunun, 1915-1918 yıllarında ise genel örgütün başkanlığını yapan Eşref Sencer Kuşçubaşı (1873, 1964)'na dayandırmaktadır. Cemal Kutay, “Eşref Sencer Kuşçubaşı (1873, 1964) ile birlikte Nisan 1953’te Said-i Nursi’yi Emirdağ’da ziyaret ettik. Ben Said-i Nursi’yi Teşkilat-ı Mahsusa dosyalarında gördüm” (1) diyerek iddialarını temellendirmeye çalışmıştır.

Bu iddialar bilimsellikten tamamen uzak, belgesiz, vesikasız ve şahitsiz idi. Yine de Kutay’ın Nurculukla Kemalizm’i uzlaştırmaya matuf bu kasıtlı iddialarına her ne hikmetse ‘mal bulmuş mağribî’ gibi sahiplenecek Kürd-Türk, yerli-yabancı entelektüeller hiç de az olmayacaktı... 

Kutay’ın verdiği çelişkili açıklamalara rağmen bu iddiaları hemencecik kabullenip yayımlayan Türk yazarlardan; ‘Son Şahitler, Aydınlar Konuşuyor, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi’ gibi eserleriyle Nurcu kamuoyunda epeyce tanınan Necmeddin Şahiner’in (2) emeği de çoktur.

Bu iddiayı yazıp dillendirenler arasında; Avukat Bekir Berk, Sefa Mürsel, Ahmet Şahin, Ömer Çelikdönmez, Emrah Cilasun (Teşkilata üyeliğini değil, Nursi'nin militan bir İttihatçı olduğunu iddia eder), Cengiz Özakıncı (Türkiye'nin Siyasi İntiharı), Soner Yalçın (Beyaz Müslümanlar; Efendi), İslam Yaşar (Zamanın Sesi-1 roman dizisinde teşkilata değinmemiş sadece Said-i Nursi’nin gönüllü milisleri Enver’in teklifiyle oluşturduğunu yazar ki bu da yanlıştır.) ve Prof. Şerif Mardin de yer almıştır. (The Case of Bediüzzaman Said Nursi; Türkiye’de Said Nursi Olayı). 

Uluslararası camiada bu iddiaların epeyce yayılmasına yardımcı olan Şerif Mardin, İngilizce olan bu eserini 1989’da, Türkçesi’ni de Bediüzzaman Said Nursi Olayı / Modern Türkiye’de Din Ve Toplumsal Değişim adıyla 1992’de yayımladı. Ciddi ve seküler bir sosyolog olan Mardin’in kaynağı ise (mealesef yalan-yanlış) iddialarında hep delilsiz, vesikasız, belgesiz, tanıksız kalan Cemal Kutay ve onun bayraktarı Necmeddin Şahiner olmuştur. Mardin’in geç uyanıp belge istemeye başlaması ise zararı telafi etmeye yetmeyecek, kamuoyu ciddi oranda bu çaplı dehayı, şeffaf ve zengin hazine Said-i Kurdi’yi “bir Osmanlı-İttihadçı Ajan” olarak tanıy(t)acaktı.

Bediüzzaman üzerine ciddi bir entellektüel biyografya yazan Şükran Vahide bile konu ile ilgili ilk eserinde (The Author of the Risale-i Nur) bu iddiaya tevessül etmiş ve fakat O da sonradan vazgeçip iddianın ispatlanamadığını teslim etmiştir. (3)

Kürd kamuoyundan da Öcalan, bu yanlış iddiayı dillendirmekten geri durmadı: “Bilindiği üzere 1914’te kurulan Teşkilat-ı Mahsusa başta Ermeni soykırımı olmak üzere homojen Türk ırkçı bir ulus-devlet için katliam başta olmak üzere her yöntemi uygulamakla yetkilendirilmiş ilk faşist örgütlenmelerden biridir. İçinde Said-i Nursi ve Mehmet Akif’in de yer aldığı bir dinci-İslamcı kolu da kendisiyle birlikte faaliyete geçirilmiştir.” (Savunmalar, İmralı Notları)

‘Said-i Kurdi-Tırki-Erebi’ isimli eserinde Leyla Atabay; belgesiz bu iddialara şüpheyle baktığını belirtmekle beraber yer yer böyle bir iddianın olanak dışı tutulamayacağını da eklemiş. (Sîtav Yayınları, sh: 243-244). Malmisanıj da “Said-i Nursi” adlı eserinde, Kutay-Şahiner ikilisinin medyada bolca yayımlanan bu iddialarına sahip çıkmıştır…  (Devam Edecek)

(1) “Çağımızda Bir Asr-ı Saadet Müslümanı” (sh: 281, 282, 296)

(2) Şahiner Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi adlı kitabının ancak 10. baskısında bu iddianın çürüklüğüne kanaat getirmiştir!

(3) Mary F. Weld, Bediüzzaman Said Nursi, (sh: 142. Etkileşim Yayınları)

Said-i Nursi ve Teşkilat-ı Mahsusa (2)

Ruslara esir düşmüş büyük bir alim ve şöhretli bir Kürd komutanın anısına hürmeten yardım göndermeye çalışmalarını,'teşkilat üyeliği' olarak nitelemek hiç bilimsel değildir.

Elde arşiv belgeleri bulunmayan bu gizli istihbarat servisine dair akademik, derinlemesine ve güvenilir bir araştırma yapan Amerikalı akademisyen Dr. Philip H. Stodoard, C. Kutay’ın tek ravisi olan Eşref Kuşçubaşı ile vefat etmeden Mısır’da bir röportaj gerçekleştirir. Bu röportajını sonradan kitaplaştırarak ciddi bir çalışmayı ortaya koyar (1963). Bu kitaba göre; Teşkilatın para kaynakları; Osmanlı Savaş Bakanlığı ve Alman altınlarıdır. Ermeni katliamında rol almamıştır. Sayıları otuz bini bulmuş Teşkilat-ı Mahsusa’da görev yapan ünlü şahsiyetlerin listesini sıralayan E. Kuşçubaşı, Bediüzzaman’ın ismini zikretmez ve böylece C. Kutay’ın iddialarını delilsiz bırakarak tarihçimizin tarihçiliğini de sorgulatmış olur. Gelelim Kutay’ın çelişkilerine;

13 Kasım 1999 tarihli Sabah Gazetesi’nde yayımlanan Nebil Özgentürk’ün röportajında Kutay, Said-i Nursi ile görüşmediğini itiraf etmiştir. Cemal Kutay’ın daha önce verdiği kendi ziyaret tarihleri de birbiriyle çelişkilidir;

1 - "1946’da Emirdağ’da Bediüzzaman’ı ziyaret eden Kutay’a Bediüzzaman Almanya’ya uğrayışından ve iki ay Adlon Oteli’nde kalışından bahseder. Otelin halen durup durmadığını sorunca Cemal Kutay da “bilemiyorum efendim” diye cevap verir." (Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, Yeni Asya Yayınları, sh: 180)

2 - "26 Şubat 1974 Salı günü evinde ziyaret ettiğim Cemal Kutay Bey bahsi geçen günlerle ilgili, bir hatırasını nakletti. 1950 yılında önce Eşref Sencer Kuşcubaşı ile Emirdağ’da Bediüzzaman Said Nursi’yi ziyarete gittikleri zaman Bediüzzaman, Eşref Bey’le Teşkilât-ı Mahsusa'daki eski günleri ve hatıraları yad etmişler, sohbet esnasında Said Nursî şu hatırasını anlatmış..." (Bilinmiyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi, Yeni Asya Yayınları, ilk baskı sh: 145)

3 - “Aydınlar Konuşuyor” isimli kitaba verdiği bir başka yazıda da: "Kendisini ziyaret etmem 1953 senesi Nisan sonu veya Mayıs başı. Çünkü bana İstanbul’un fethinin 500. yıldönümünde bulunmak arzusundan bahsetti... Şahiner: -Emirdağ’ına ne zaman, niçin ve kiminle gittiniz? Kutay: -1953 senesi Nisan sonu veya Mayıs başında Said Nursi’yi ziyaret için gittim. Eşref Sencer Kuşcubaşı ile beraberdik. Bizi götüren otobüsün biletini hala saklarım. Otel gibi bir yerde yattık." (S. Nursi ve Nurculuk Hakkında Aydınlar Konuşuyor sh: 315, 341 Yeni Asya Yayınları)

Kürd yazarlardan Naci Kutlay ise bu iddianın açıklık kazanmadığını ancak (alakasız bir belgeyle de olsa) akıldan uzak tutulamayacağını ifade etmiştir.

“EsirenTiflis’te bulunan Bediüzzaman Said-i Kurdî Efendiye gönderilmek üzere, memuri mahsusa tevdian tarafı alalarına irsal 60 Liranın (bin beşyüz Mark olarak) adı geçene suretle, mümkün olan süratle gönderilmesini rica ederim, efendim…” Başbakanlık Arşivi DH.KSM-41-36 (Dahiliye Kalem-i Mahsusa) Naci Kutlay, 21. Yüzyıla Girerken Kürtler. Sh:140 (Peri Yayınları)

Kutlay’ın kuşkuculuğu bu belgenin Teşkilat-ı Mahsusa tarafından hazırlanıp Kızılay Cemiyeti başkanı Ömer Paşa aracılığıyla Başbakanlık Özel Kalemine sunulmuş olmasında yatıyor. Öncelikle bu yardımın Kosturma’da esir olarak tutulan Bediüzzaman’a ulaştırıldığına dair herhangi bir belge bulunamamıştır.

Said-i Kurdî’nin İkinci Meşrutiyet’in ilanı münasebetiyle gittiği Selanik’te meşhur Hürriyet Nutku’nu okuması, İttihatçıların önde gelenlerinden olan Enver Paşa’nın ve kahraman-ı Hürriyet Niyazi Bey’in Bediüzzaman’la bu minvalde temas ve diyalogları vb. faaliyetler, yüzeysel bazı araştırmacılar için sözü edilen kuşkuları beslemeye yetmiştir.

Halbuki; Birinci Cihan Harbi’nin fırtınalı yıllarında bir-iki askerî rüknün veya teşkilat mensubunun, onlarca kahramanane hizmetlerine tanık olduktan sonra Ruslara esir düşmüş büyük bir alim ve şöhretli bir Kürd komutanın anısına hürmeten yardım göndermeye çalışmalarını, son derece masumane bir vefa borcu olarak değil de “teşkilat üyeliği” olarak nitelemek ya da bu yönlü şüpheleri uyandırmak hiç bilimsel değildir.

Nursi gibi aktif ve çaplı bir şahsiyetin farklı kimlik ve görüşteki insanlarla sıradan temaslarını mesela bir yemek yeme veya her zaman mümkün olabilecek bir çay sohbetini zorlama determinist bir bakış açısıyla ele alıp gizli bir teşkilat üyeliğine kriminalize etmek vicdani ve etik de değildir!

Sonuç olarak art niyetli olmayan araştırmacılarımızın her teması telebbüsle (o elbiseye bürünmek) karıştırmak yanlışından bir an önce kurtulmaları gerekiyor!

Allah’tan, Bediüzzaman bu 1913-1916 tarihlerine ait hayat devresini kaleme almış ve o sarsıntılı heyecanlı yıllarda dinine, vatanına ve insanlığa yaptığı hizmetlerini hep “GÖNÜLLÜ” olarak yaptığını eserlerinde beyan ederek akl-ı selim sahiplerine yeterli belgeyi sunmuştur:

“Harb-i Umumîde Gönüllü Alay Kumandanı olarak iki sene çalıştım, çarpıştım. Ordu Kumandanı ve Enver Paşa takdiratı altında kıymetdar talebelerimi, dostlarımı feda ettim. Yaralanıp esir düştüm. Esaretten geldikten sonra Hutuvat-ı Sitte gibi eserlerimle kendimi tehlikeye atıp, İngilizlerin İstanbul'a tasallutu altında, İngilizlerin başlarına vurdum. Şu beni işkenceli ve sebepsiz esaret altına alanlara yardım ettim. İşte onlar da bana, o yardım cezasını böyle veriyorlar. Üç sene Rusya'da esaretimde çektiğim zahmet ve sıkıntıyı, burada bu dostlarım bana üç ayda çektirdiler. Halbuki Ruslar, beni Kürd Gönüllü Kumandanı suretinde, Kazakları ve esirleri kesen gaddar adam nazarıyla bana baktıkları halde, beni dersten men'etmediler. Arkadaşım olan doksan esir zabitlerin kısm-ı ekserisine ders veriyordum." (1)

Bu kasıtlı ve bilimsellikten uzak iddiaya sahip çıkmaya tenezzül etmeyen araştırmacılar az da olsa vardır:

Rohat (Unutulmuşluğun Bir Öyküsü Said-i Kürdî)’de Bediüzzaman’ın Teşkilatçı olduğu iddialarını reddetmiştir.

Bediüzzaman’ın talabelerinden rahmetli Abdülkadir Badıllı, Mufassal Tarihçe-i Hayat isimli eserinde bu iddiaları çürütmüştür. Ergün Hiçyılmaz (Belgelerle Teşkilat-ı Mahsusa) ve iyi bir Osmanlı hayranı olan Prof. Ahmet Akgündüz de Cemal Kutay’ı bu iddialarında yalnız bırakan araştırmacılardan.

Sonuç olarak Seîdê Kurdî’nin Teşkilat-ı Mahsusa ile Teşkilat-ı Mahsusa’nın da Said-i Nursi ile bir ilişkisi yoktur!

(1) Said-i Nursi, Mektubat: Onaltıncı Mektubun Zeyli (Tüm Neşriyatlar)
 
arti gerçek

 

Yorumlar

Bu yazi da onun oyle olmadigini ispatlamiyor. Ne fark ediyor ki öyle ya da böyle? Gizli teşkilat üyesi olsa da aynı şeyleri yapacaktı nihayetinde. Zaten onun için İslamiyet ve türklük önemlidir. Yani onun objektif pratik yaşamı Türk İslamına adanmış. Kürd ve Kurdisana hizmet etmemiştir. Bu nedenle bu tartışma boş bir tartışma. 

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News