ala kurdistan
Ey Reqîb

Selahaddin Eyyubi'yi Kendi Ağzından Tanıyalım.

Selahattin Eyyubi’nin el yazması(Orijinali) İskenderiye Kütüphanesinde bulunuyor. Selahattin Eyyubi’nin günlüğü, Fransız Gazetecisi Genevieve Chauvel tarafından romanlaştırılmış. Chauvel Suriye'de dogmus Cezayir'de yasamis bir Fransiz gazeteci. Yayinlanmis onlarca kitabi var..

*******

“Ben Selahattin” isimli kitapta şöyle diyor: “Bunları yazmaya başlamadan önce kendimi tanıtayım.” Evet, Selahattin’in ağzından hep birlikte Selahattin’i tanıyalım.

“Önce, ben Kürdüm. Ramadi aşiretindenim. Bu aşiret, Kürdlerin en eski ve asil aşiretlerinden biridir. Aşiretin yerleşik yeri, Batı Azerbeycandır(Kızıl Kurdistan). Dedem Şadinin babası Mervandan önceki soyumuz üzerine fazla bilgim yoktur.

Bizim beşiğimiz sayılan Dovin, 10. yüzyılda Küçük Ermenistan’ın başkenti idi. Buraya İç Ermenistan da diyorlardı. Amcam Şêrkoh ve babam Eyup Dovin’de dünyaya geldiler. 1128’de Dovin Türkmenlerin saldırısına uğradığında, dedem Şadi iki oğlunu ve karısını yanına alarak, canlarını Türkmenlerin acımasız katliamından zor kurtarmışlardır. Türkmenler acımasız bir katliam, büyük bir tahrip ve vicdansızca bir talanla Dovin’i yerle bir etmişler. Bununla birlikte, bizimkiler de bütün varlıklarını Türkmenlere kaptırmışlar, sadece canlarını kurtarabilmişlerdir.

Bu katliamdan kurtlan dedem Şadi, Bağdat’ı hedef alarak güneye doğru kaçmaya devam ediyor. Bağdat, o sıralar halifeliğin merkezi ve Selçuklu hanedanlarından Melik şah’ın oğlu Sultan Muhammed tarafından yönetiliyordu. Dedemin eski dostu Behruz da burada vezirdi. Bu Behruz, daha önce Dovin’de bir esirdi. Dedem bunu buradaki esaretten kurtararak, İsfahan'daki Selçuklu sarayında prenslere öğretmen olmasını sağlamıştı. Sultan Muhammed Bağdat’a yönetici olunca, hocası Behruz’u da buraya vezir yapmıştı.”

“Bağdat’a vardıklarında dedem Şadi, eski dostu ve Bağdat Veziri Behruz’u görebileceğini ve ondan yardım alabileceğini düşünüyordu. Aile Bağdat’a vardığında doğruca saraya gittiler. Vezir Behruz, dostu Şadi’yi çok iyi karşıladı. Hal hatırdan sonra Şadi olanları Behruz’a anlatıyor. O da büyük bir dikkatle dostu Şadi’yi dinledikten sonra, “Şadi” diyor “Allah seni bana gönderdi. Pek yakında Tikrit’i aldık. Orada yöneticimiz yoktur. Seni Tikrit’e yönetici olarak atıyorum ve bundan sonra senin unvanın ‘Dizdar’ olacak. En kısa sürede Tikrit’e gideceksin, görevine başlayacaksın.”

“Tikrit’e geldikten kısa bir süre sonra dedem Şadi öldü. Mezarı Tikrit’tedir. Yerine büyük oğlu babam Eyup geçti. Babama da ‘Necm ed-din’ unvanı verildi. Dinin yıldızı. Babam, Iraklı bir aşiret reisinin kızı El Harimi ile evlendi. Bu evlilikten ağabeyim Şahin şah ve Turan Şah, sonra üçüncü oğul olarak, 1137’de ben dünyaya geldim. Ama Allah, beni çok ilginç bir şekilde dünyaya gönderdi.

Amcam Şêrkoh, vezirin çok sevdiği hukukçu bir gence kızıp, bir kılıç darbesiyle kellesini uçurunca, vezir de babamın bütün yetkilerini elinden alıyor ve “şafak atmadan Tikrit’i terk et, yoksa daha çok kelle uçacak’ diyor. Bunun üzerine bütün aile, hemen yol hazırlıklarına başlıyor. Tam bu sırada, ben annemi sıkıştırıyorum ve kadınlar bölümünde annemin sancıları tutuyor. Şafak atmadan beni bir kundağa beliyor, bir hizmetçinin kucağına tutuşturuyorlar, kervan Musul’a doğru yola koyuluyor. Ancak ikinci günü akşam, kervanın konakladığı yerde benim doğumumu kutluyorlar. Babamın anlattığına göre; çok cılız ve çelimsiz bir çocuk olduğum için, öleceğimi düşünerek, istemeyerek bana Yusuf adını veriyor, ikinci adımı da Selahattin koyuyor. Daha sonraları Selahattin benim birinci adım oldu.”

“Babam Eyup Tikrit’ten sürüldükten sonra, hedefi Musul olarak seçiyor ve yoluna devam ediyor. Çünkü Musul’un yöneticisi Zengi babamın çok iyi bir dostu idi. Ben doğmadan önce 1132’de, Tikrit yakınlarında, Zengi Selçuklulara yeniliyor ve kaçıp babama sığınıyor. Babam da, Zengi ve adamlarının canını kurtarıyor ve Musul’a yeniden dönmesine yardımcı oluyor. Aile Musul’a vardığında Zengi, dostu Eyüp’e vefa borcunu fazlasıyla ödemeye çalışıyor.

Bize Dicle’nin kenarında büyük bir bahçenin içerisinde, taştan ve çamurdan yapılmış çok büyük iki katlı bir ev verdiler. Musul’un çevresi uçsuz bucaksız okaliptüs ormanlarıyla kaplıydı. Bahçemiz portakal, limon ve diğer bütün meyve ağaçlarıyla doluydu. Annem son derce becerikli ve zevkli bir kadındı. Bin bir çiçekle dolu olan bahçemizi daha da zenginleştirerek gerçek bir cennete çevirdi.
Zengi’nin düşmanları da çoktu. İran Selçukluları, Şamdaki Nusayriler, Diyarbakırlı ve Erbilli Kürdler ve batıdan gelen Franklar. Biz Musul’a varır varmaz, babam ve amcam da Zengi’nin ordusuna katılarak Frankları denize dökmeye gittiler. Annem üç oğluyla yalnız kaldı. Benim çelimsizliğime çok üzülen annem, bütün zamanını bana ayırıyor, beni ipek kundaklara beleyerek büyütüyordu.

Zengi, Şam ve çevresinde stratejik önemi olan bir çok kaleyi alıyor, bunların en önemlisi olan Baalbek’e babamı komutan olarak atıyor. Babam buraya yerleşir yerleşmez, bizi Musul’dan almak üzere adamlarını gönderiyor. Ben artık büyümüştüm ama babamı hiç görmemiştim ve sesini hiç duymamıştım. Sadece beni ipekli ve kokulu kundaklara beleyen ve güzel sesiyle ninniler söyleyen annemin sesini duymuştum. Baalbek’e vardığımızda, altın takılarla bezenmiş ipek kalpaklı resmi elbiseler içerisinde bizi karşılamaya gelen babamı görünce, korkudan ağladım ve annemin arkasına saklandım. Ayrıca bu heybetli adamın, annemin gözlerine bakarak ağladığını gördüm. Annem de bu heybetli adamı teselli etmeye çalışıyordu. Büyüdükten sonra öğrendim ki, babam bizden ayrı kaldığı üç yıl içerisinde başka bir kadınla evlenmiş, annemin de bundan haberi yokmuş.”

“Ben çok güzel bir şehir olan Helipolis’te büyüdüm. Babam buraya bir cami ve sofiler için de bir manastır yaptırdı. Babamı resmi elbiselerinin dışında ve geleneksel Kürd kıyafetlerinin içinde görebilmek için, hep ikindiyi beklemek mecburiyetindeydim.

Amcam Şêrkoh, ağabeylerime savaş oyunlarını öğretmeye başladığında, ben çelimsiz halimle onları kıskanırdım. Bu arada okula başladım. Hocalarım sufilerden oluşuyordu. Okumayı öğrendikten sonra, en çok okuduğum sufilerden Gazali beni etkilemiştir.

Bize bu güzel yaşamı sağlayan Zengi 14 Eylül 1146’da öldürüldü. Kısa bir süre sonra Şam’ın büyük ordusu kapımıza dayandı. Amcam Şêrkoh’un girişimleri sonucu çok sayıda Kürd aşireti bizi destekledi. Taraflar büyük kayıplar verdiler. Babama pazarlık yapmaktan başka çare kalmamıştı. Böylece Baalbek eski sahiplerine verildi. Buna karşılık Şam’da bir ev ve arazi aldı, böylece Şam’a taşındık. Amcam Şêrkoh gizlice Zengi’nin adamlarıyla buluşur, Halep yöneticisi Nurettin’e katılır. Burada Franklara karşı başarılı savaşlar yaparlar. Bu da Şam komutanını korkutmaya başladı.

Şam’da hocalarım artık Sufiler değildi. Burada matematik, tarih ve coğrafya derslerini sevmeye başladım. Hocam Abu Taman, Kürd dili, tarihi ve geleneklerini bana öğreterek, benim bütün hayatımı değiştirdi ve hayatım boyunca onun etkisinden kurtulamadım.”

“24 Temmuz 1148’de sabahı Frank ve Alman birleşik ordusu Şam’ı kuşattı. Bunlar daha önce Kudüs’ü almışlardı, sıra Şam’a gelmişti. Çok kanlı çatışmalar oldu. Franklar, Arapların da biz desteklemeye geldiklerini duyunca, savaşmayı bırakıp kaçmaya başladılar. Savaşı kazandık ama çok sayıda ölü verdik. Bu savaşta büyük abim Şahinşah da hayatını kaybetti. İki küçük oğlu öksüz ve karısı dul kaldı. Babam çok üzgündü. İlk defa bana yaklaşarak başımı okşadı, ‘artık sen benim ikinci oğlumsun’ dedi ve ben çok mutlu olmuştum.

Savaştan kısa bir süre sonra vezir öldü. Sultan da babamı komutan olarak atadı. Muhtemel Arap saldırılarına karşı tedbir alıyordu. Artık babam benim atlara binmeme ve savaş oyunlarını öğrenmeme izin vermişti. Ama şunu unutmamam gerekiyordu: ‘Ben bir Kürdüm ve Başkomutanın oğluyum.’ Artık ince bedenim ata binmeme çok uygundu. Bu da beni sevindiriyordu.

Halep Komutanı Nurettin, komutanı Şêrkoh’u babama gönderiyor, güçleri birleştirmek istediğini söylüyor. Babam da bunu kabul ediyor. Böylece de Şam Valisi oldu. Ben o zaman 16 yaşındaydım. Sultan, bütün toplantılarında beni yanından ayırmıyordu. Kendisi entelektüelleri, filozofları, düşünürleri, şairleri ve din adamlarını çok severdi. Bunlara sık sık davetler verir, sohbetlerini dinlerdi. Bu davetlere ben de katılırdım. Bazen ava çıkardık; panterleri, geyik kovalayan çıtaları ve aslanları seyrederdik.

Mart 1164’te Sultan Nurettin, Generali Şêrkoh’a Kahire Seferi için emir verdi. Amcam Şêrkoh beni yanına çağırarak; ‘Yusuf, sen de benimle geliyorsun’ dedi. Ben o zaman 27 yaşındaydım. 1 Nisan 1164’te Sudan Kapısından Şamdan çıktık. General Şêrkoh, on binlerce Kürd süvariden oluşan ordusuyla gurur duyuyordu. Mayısın başı 1164’te zaferle Şam’a geri döndük. Bu savaşta gösterdiğim başarı, sevk ve idaredeki becerim nedeniyle, Sultan Nurettin beni ‘Şina’ ilan etti. Böylece de 27 yaşımda, koca Şam’ın Emniyet Müdürü olmuştum. Akşamları sufi arkadaşlarımla buluşuyor, saatlerce zikir çekiyorduk. ‘La ilahe illallah’ diyerek, belden yukarısını sallayarak, ruhumuz huzura kavuşuncaya kadar devam ediyorduk.

“Ocak 1167’de tekrar Kahire’ye sefere çıktık. Bu sefer General Şêrkoh’un yanında komutan olarak. Ağustos 1167’de Şam’a geri döndük. Buradan da Halep’e Sultan Nurettin’in yanına gittik. Burada zamanımı kuş, çita, panter ve aslan avlamakla geçiriyordum. Halep ovası ve dağları bu hayvanlarla doluydu. Bu arada annem bütün tanıdıkları seferber etmiş, beni evlendirmek için kız arıyordu. Benim için o kadar çok seçenek vardı ki; mavi gözlü Kürd kızları, yeşil gözlü Suriye (Nusayrili) kızları ve siyah gözlü Arap kızları. Ben de sonunda, asil ve mavi gözlü bir Kürd kızını tercih ettim. Çünkü evimize en uygun olanı o idi. Şemsê ile nişanlandık.

Aralık 1168’de Franklar, Kahire’de yaptığımız anlaşmayı bozmuşlar ve Kahire’yi yeniden işgal etmişlerdi. Sultan beni çağırdı; ‘acele Şêrkoh’u bul’ dedi. Ben Şêrkoh’u bulduğumda; ‘6000 Kürd süvariyi çoktan hazırladım bile’ dedi. 2000 süvari de Halep’te hazırdı. Bunların arasında Türkmenler de vardı. Amcam çok istemesine rağmen, bu sefere katılmak istemiyordum. Ama yine de katıldım. 4 Ocak 1169’da Kahire kapılarına dayandığımızda, Franklar bizimle savaşmayı bile göze alamadılar, çekilip gittiler. Böylece, Şêrkoh hiç kan dökmeden Kahire’yi teslim aldı. Fatımi Halifesi bize çok büyük ilgi gösterdi. Ama, vezir Şavar ikiyüzlünün biriydi. Biz Kahire’den ayrılınca, yeniden Frankları çağıracağı haberini aldım. Amcamın karşı çıkmasına rağmen, vezir Şavar’ı öldürdüm. 18 Ocak 1169’da Şêrkoh kendisini Kahire’ye vezir ilan etti. 23 Mart 1169’da, akşam yemeğinden sonra banyoya giren Şêrkoh, kalp krizinden öldü. Çok üzüldüm, artık ben her şeyimi kaybetmiştim. Derhal Halep’e dönmek istiyordum. 26 Mart 1169’da Fatımi Halifesi, beni Şêrkoh’un yerine vezir atadı. Bu işte gönülsüz olmama rağmen, çok zorluk çekmedim. Çünkü daha önce Şêrkoh için şehrin idaresini ve memurlarını hep ben ayarlamıştım. Ben 32 yaşında, artık küçük Yusuf değildim. Çünkü artık Mısır’ın Veziri Selahattin olmuştum.

Ağustos 1169’da kardeşim Turanşah, diğer kardeşlerimi ve Şemsê’yi de alarak, Kahire’ye yanıma geldiler. Burada Şemsê ile evlendim. Şemsê çok güzel bir Kürd kızıydı. Ay gibi yüzünü, yay gibi kaşlarının altındaki mavi gözler süslüyordu. İnce uzun boylu, sarı saçları beline kadar iniyordu. Sanki başından aşağı bal süzülüyordu. Şemsê beni çok mutlu etti. Haziran 1170’te oğlum El Abdal Ali’yi doğurdu. İlk defa baba oldum. Daha sonra çok çocuklarım oldu. Nisan 1170’te babam Eyüp de Kahire’ye geldi. Onu İskenderiye Komutanlığına, kardeşim Turanşah’ı Yukarı Nil Komutanlığına getirdim ve diğer kardeşlerime de Mısır’ın idaresini paylaştırdım.

Eylül 1171’de Bağdat’ta Halife El Mustarut öldü, yerine oğlu El Mustazi geçti. Sultan Nurettin’e karşı çıktı. Çünkü Kahire’de hala Abbasilerin siyah bayrağı dalgalanıyordu. 200 yıldan beri, Mısır’da bir Şii Fatımi Halifeliği vardı. Biz aile olarak Şafiiydik. Buradaki Şii Fatımi Halifesine dokunmak istemiyordum. Çünkü el yakıyordu. Ayrıca, beni Vezir yapan da Fatımi Halifesiydi. Sonunda, 14’üncü Fatımi Halifesi hastalandı ve öldü. Önemli bir olay da kendiliğinden çözüldü. Halife öldüğünde 21 yaşındaydı. Arkada 4 dul kadın, 11 erkek ve 4 kız evlat, 152 hizmetçi, muhteşem bir saray ve bir servet bıraktı. Sarayın kütüphanesinde 200 binden fazla kitap vardı. Kasadaki 2 milyon dinarın talan edildiği söylendi. Bu servetin bir kısmını ben aldım ve önemli bir kısmını Sultan Nurettin’e gönderdim.

15 Mayıs 1174’te sultan Nurettin kalp krizinden öldü ve geride sadece 11 yaşındaki oğlu Melik Salih İsmail’i bıraktı. Böylece bana yeni ve çok önemli görevler düşmüştü. Çünkü Araplar bu fırsattan yararlanarak, Şam’ı ele geçirmeye çalışıyorlardı. Ben derhal Şam’a hareket ettim. Böylece Şam yönetimini ele aldım. Suriye’deki bütün kaleleri ele geçirdim. Hatta kısa bir süre önce, Nurettin’in Kılıç Aslandan aldığı Konya’yı, Ermenilerden aldığı Malatya’yı bile ele geçirdim. Sonunda Halife Mustazi, beni Suriye ve Mısırın Sultanı ilan etti.

Şubat 1177’de İskenderiye’ye geri döndüm. Oğullarım El Abdal Ali ve El Aziz Utman da yanımdaydı. Çocuklar denizi görünce çok sevindiler. Benim amacım, güçlü bir bahriye oluşturmaktı. Elimizdeki gemileri yenileyip ve yenilerini yapmaktı. Bu iş için, Ürdün Dağlarındaki sonsuz ormanlar, bize istediğimiz kadar ağaç veriyorlardı.”

Filiz Baran

Yorumlar

Yazi detaylarla dolu, fazla bir sey anlasilmiyor.Kisaca babasi Turklerin Selcuklu hizmetkaridir, Surekli karman corman olan Ortadogu cografyasinda gerek mezhep, gerek iktidar, asiret catismalarindan oturu ailece Bagdat, Musul, Sam, Kahire gibi yerlerde yasamislardir.Mezhebi Sunnidir, en buyuk ittifaki Selcuklu Turk devletidir, Babasi Kurt annesi Arap yada Turktur.Hedefi Eyyubi devletini kurmak ve orada Selcuklu Sunni devletinin modelini olusturmaktir.Sii Fatimi devletini yikip Eyyubiler donemini baslatmis temel amaci olan Sunnilik mezhebini bolgede egemen kilmak istemistir.Haclilarla savasta temel ittifaki yine Selcuklulardir.Selahaddin'in Kurtlukle alakasi yoktur cunku o donem milliyetcilik yada ulusalcilik kavramlari yoktur. O donemin temel celiskisi mezhepler ve dinlerdir dolaysiyla iki de bir Sunni yada Safii Kurtler tarafindan piyasaya surulmesinin manasi pek yok cunku bugunku siyasi atmosferle yada kavramlarla bagdastirilacak bir yani yok. Adamin tek derdi Sunnilik ve Selcuklu'ya hizmettir.

Kàwimler Sultani,Sultan Selahttin Kurd milletinin ozeliklerini ta§iyan §ohretli bir Kurdistan Sultanidir.
Asilzadeh bir Kurd a§iretinin asilzadeh kùltùrù ilà bùyùtùlmù§ asil bir Kurd olmasi biz Kurdlerin milli iftiharidir.
Filiz Baran hanimi kutlar yazilarinin devamini isterim.
Brèz Yekta Uzunoglu daha once bize Sultan Selhatinin amcasi kawimler komutani Kurd §erko hakkinda yazdiklarini dogruluyor.
§ùpesiz farkli dinlerden ve milli Kurd inanclarindan olan Kurd krallari,komutanlari,Keyanlarida vardir.
Kurd milli tarihi Sultan Selhattin ilà sinirli deyildir.
Tùm kawim ve milletlerde oldugu gibi biz Kurdlerinde farkli tarih sùreclerinde farkli yabanci ve kawmi dinlerimiz olmu§tur.
Sultan Selhatinin kimligi hep Kurdi olmu§tur.
§ohreti, adil,yigit ve orgùtleyici askeri deha ve siyaset Sultani olmasindandir.
Sultan Selhattinin Sultanligi Kurd milletinin birle§enleri ilà Kurd imparatoru olmasidir.
Halifenin Ereb olmasi yada Hiristiyanligin Arami kàwinin dini olmasi Roma imparatorlugu Italyan tarihidir.
Sultan Selhattin Kurdugu Eyyubi imparatorlugu Kurd tarihidir.
Abbasi ve Fatimilerin islam halifesi olmasi iki metelik etmez.
Ne sunni halifeye,ne Alivi Fatimilere nede hiristiyan avrupa onun kawimler Sultani ve Kurd Sultani olmasina mani olamadi.
Sultan Selhattinden evel Sasaniler islam ordularini kirabilseydi ne Sultanimiz Sultan Selhattin nede biz Kurdler bu yobaz ve katilamci islam ilà bu hallerde olmazdik.
Buradan Kurd tarihcilerine ve Filiz Baran hanimdan ricam,Lùtfen tarihimizi bize yazin.i§galciler ve onlarin zùlmù bizim tarih deyildir.i§galçi katiller bizim vatanimizi zùlm ilà i§gal etmi§ ve bizi koklerimizden koparmi§ zalimlerdir.
900 sene once Kurd Eyyubi imparatorluk Sultanin kendini boylesi sade,mùtevazi ve milli duygular ve milli Kùltùr edeb ve adabi ilà abarisiz kendini anlatmasi istisnanin otesindedir.
Sultanimizi §ohretli ve unutulmaz kilanda budur.
Kurd milleti seni hep sevgi ilà yàd etti.
Bizim Sultanimizdiniz hep oyle kalacaksiniz.
Ruhun §ad olsun.Kàwim evladlarin ayni cografyada, deden, baban,amcan,sen gibi kawimlerin hurriyeti ve istiklali için senin gibi Kurd Keyan ruhu ilà sava§iyor ve zaferler ilà muzaffer oluyor.
Fatimiler ve Abbasiler ayaklarimiz altinda.

Okur, Mustafa Kürt tarihi ilgisi yoktur ,diyor .İyi de Kimin tarihinden,ordularından söz ediyor S.E,Kürdüm,şafiyim diyor,ne demesini bekliyor Sn Mustafa,Türk’üm falan mı.Günümüz olayı değil Tarih.Elbette dini savaşların olduğunu bir dönem ,Fransızlar Kahire’de o dönemde.Anası Arap yada Türk,demekle ne vurgulanıyor.O dönemde milliyetçilik yok ,demek,hiç doğru değil,o dönemdeki ülke ve imparatorluklar neyi simgeliyor.Dünyadaki tüm Tarihçiler belgeleriyle Selahattin Eyübinin Kürt olduğunu yazıyorlar,belge sunuyorlar...Mustafa yok diyor! İnanan ki tarihi kimse değiştiremez .

Keşke adını da Asimilasyona uğramış Dil yerine KÜRDİ DİL ile yazılsaydı. Yani Türklerin bize empoze ettiği " Selahadini Eyubi " yerine SÜLHEDDİNé EYÜB ... diye yazılsaydı............... dikkatimi çeken bir diğer önemli şey ise "... Şam Halep çewresinde Geyik Aslan pılıng avlamak" ve "Ürdün dağlarındaki ormanlar" dan bahsediyor. Tabi günümüzde bunlardan eser kalmamış...

Nerede benim yorum Kurdistan post?
Sultanimiz Sultan Selhattin Kurdistan Kominist Partisine kayd olacakti ama koministler ortada yoktu.

Mustafa sizin babaniz,tùrk,Ereb,Fars yada ba§ka birimi?
Sultan Selhattinin babasini olasiliklara baglayinca bende sizin babanizi merak ettim.

sevgili dostum o dönemde miliyetçilik yok diyorsun ama ama derhal turk miliyetçiliğne sarılıyorsun Adam bagıra bagıra ben kurdum diyor , hala kurd degil diyorsun. dünyada eşi benzeri olmayan bir nefret oluşmuş kurdlere karşı siz göçmen ve nereden geldıgı beli olmayan balkan göçmenleri ..
orta sya göçmenleri türküm demeyı kabul etmiş yemin etmiş herkesı kabul etmiş ve seviyorsunuz çanakalede 400.000 askerimizi aralarında dedemın abisi degirmenci mehmeç çavuş da dahil ama bu katlmaı yapan ingilizler hakında tek bir nefretiniz yok osmanlıyı yok eden araplar balkanşlara karşı bir nefret yok ama konu kurdler olunca jubiterde bile bir karış toprak bir hak kazansa kurdler .derhal saldırınız devam edecek ... kalben ayırmışsınız ama ilişki zorla devam ediyor ve koopacak bu nu bilmek için kahın olamya gerek yok .... ey akli selim neredesın

sevgili dostum o dönemde miliyetçilik yok diyorsun ama ama derhal turk miliyetçiliğne sarılıyorsun Adam bagıra bagıra ben kurdum diyor , hala kurd degil diyorsun. dünyada eşi benzeri olmayan bir nefret oluşmuş kurdlere karşı siz göçmen ve nereden geldıgı beli olmayan balkan göçmenleri ..
orta sya göçmenleri türküm demeyı kabul etmiş yemin etmiş herkesı kabul etmiş ve seviyorsunuz çanakalede 400.000 askerimizi aralarında dedemın abisi degirmenci mehmeç çavuş da dahil ama bu katlmaı yapan ingilizler hakında tek bir nefretiniz yok osmanlıyı yok eden araplar balkanşlara karşı bir nefret yok ama konu kurdler olunca jubiterde bile bir karış toprak bir hak kazansa kurdler .derhal saldırınız devam edecek ... kalben ayırmışsınız ama ilişki zorla devam ediyor ve koopacak bu nu bilmek için kahın olamya gerek yok .... ey akli selim neredesın

sevgili dostum o dönemde miliyetçilik yok diyorsun ama ama derhal turk miliyetçiliğne sarılıyorsun Adam bagıra bagıra ben kurdum diyor , hala kurd degil diyorsun. dünyada eşi benzeri olmayan bir nefret oluşmuş kurdlere karşı siz göçmen ve nereden geldıgı beli olmayan balkan göçmenleri ..
orta sya göçmenleri türküm demeyı kabul etmiş yemin etmiş herkesı kabul etmiş ve seviyorsunuz çanakalede 400.000 askerimizi aralarında dedemın abisi degirmenci mehmeç çavuş da dahil ama bu katlmaı yapan ingilizler hakında tek bir nefretiniz yok osmanlıyı yok eden araplar balkanşlara karşı bir nefret yok ama konu kurdler olunca jubiterde bile bir karış toprak bir hak kazansa kurdler .derhal saldırınız devam edecek ... kalben ayırmışsınız ama ilişki zorla devam ediyor ve koopacak bu nu bilmek için kahın olamya gerek yok .... ey akli selim neredesın

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News

Siyaset

Askeriye, siyaset ve hukuk katmanları üst üste geldi. Suriye Demokratik Güçleri (SDG), uluslararası koalisyonun katkıları ile IŞİD'i Suriye'de artık askerî olarak yendi.

Analiz

“Biat etme” terimi, muhalif dile epeyce yerleşmiş bir kalıp. Kimisine “biat etti” diye kızılıyor, “biat ettirmek istiyorlar” ikazı yapılıyor, “biat etmeyiz” diye meydan okunuyor.