ala kurdistan
Ey Reqîb

Kırımın Son Günlerinde Zengi Ormanları Sakinleri-Cemsi Kaya

SEY RIZA ve arkadaşlarının idamının 81.yıldönümü vesilesiyle Dersim Soykırımı bahsinden

KIRIMIN SON GÜNLERİNDE ZÊNGÎ ORMANLARI SAKİNLERİ:
Bizim çocukluğumuzda tarih kitaplarından öğrenirdik, tarihten öncek devirler tarihten sonraki devirler diye;şimdi hala öyle mi bilmiyorum. Biz Dersimlilerde 1938’den önceki devirler 38den sonraki devirler vardır. 38 den önceki devirlerin adı Guné Kırmanciye/Kürtlük Devri idi. Ya şimdiki devrimiz?
xxx

2017 yılının Ağustosunda köydeki evimizin önündeki iğde ağacının altında annemle geçmişe fikri bir yolculuk yaptık. Nasıl olduysa, köydeki ev ve arazinin bize verilmesi hikayesi aklıma gelmişti. 1947de sürgünden dönünce dönenler yeniden iskana tabi tutulmuş ve kendilerine arazi verilmişti. Benim babam ise henüz cezaevinde olduğu için bu haktan mahrum kalmıştı. Arazi alma hakkı elde edebilmek için, devlet dairelerindeki işlemler için, birilerin uğraşması gerekiyordu. Annem ‘’ Heseno Rayber’in çok yardımı oldu’’ ’demiş ve 1938’e uzanmıştı. Ailede Türkçe bilenimiz yoktu. Annemin anlattığına göre, asıl adı Hasan olan Rayber amca Hızır gibi yetişmişti. Sohbetimizden bir kaç saat geçmemişti ki, bir kaç on metre uzakta oturan Rayber amcayı bizim kapının önünden geçerken yakalamış ve meseleyi sormuştum. En dramatik olayı bile yarı-şamata ile anlatan Rayber : ‘’ He , biz nenen Milçé’nin ( biz onu hep Dayé diye çağırırdık) 38 de her gün ağzımıza koyduğu birer kaşık lıpırtke ( un bulamaç) ile ayakta kaldık’’ dedi.
Rayber de Dayé’m Milçé de 1938’in Auğustos ayında Ordu birliklerinin başlattığı büyük temizlik harekatı ve sonrasında Zengi ormanları sakinleriydi. Zengi , resimde yakılan ormanlık bölgenin kuzey- batı yakası. Bir kaç ay önce yakılmaya çalışılan Dersim orman bölgesinde Zengi de vardı. Yakılmak istenen sadece ormanlarımız değil, acılı da olsa geçmişimiz ve anılarımızın inşa olunduğu bilcümle mekanlarımızdan bir parçaydı.
DEŞTÊ KERBELA, DEŞTÊ PULURÎ
Dersim’in çepeçevre kuşatıldığı günlerde, Aşiret savaşçısı Qopo’nun aşiretin bir kısmıyla Zeranik boğazını geçerek Dersim’in dış çeperine çıkma denemesi mümkün olamadı. Qopo ve beraberindekiler gerisin geriye Munzur suyunun kıyısına geldiler. Qopo özellikle çocuk sahibi ailelere moral vermeye çalışıyordu. Kewan aşiret topraklarıydı burası; Kewanlılar kırımdan muaftı. Aşiret ileri gelenlerinden Aydıné Wısıvî Qocanların gelişini duyar duymaz hemen koşup gelmiş ve Qopo’ya rica minnette bulunmuştu. ’’ Wusen Ağa (Qopo’nun asıl adı Hüseyin’di) siz buralardan uzaklaşmazsanız bizi de kırarlar. Biraz uzaklara çekilin, vad ediyorum sizin erzağınızı biz temin edeceğiz’’dedi.
Aydın Ağa gerçi baht sahibi bir insandı; lakin elden ne gelir, düşman merhametsiz ve gazaptullahtı. Qopo’nun çaresiz kaldığı andı. Hemen kararını verdi: ’’Ağalar roce roca Kerbelawa , Tırk azé ma bırneno, Tırklar soyumuzu kurutacak" dedi. Bu durumda aşiretin Kewanlılara yakın mekanlardan uzaklaşması geerkiyordu.
Qopo Aydın Ağa’ya ve kendi vicdanına boyun eğmişti. Kendi ikbali için başkasını ateşe atmak onun kitabında yoktu.
Artık şu kesindi: Büyük topluluk halinde iç hatlarda barınılamazdı. Herkes küçük birimler halinde başının çaresine bakacaktı. Öyle de oldu. Aşiret küçük birimler halinde kendi kadim bölgelerinde barınacak yerler aradı. İnsanla çaresizdi.
Kadınlardan çocuklarını Munzur'a atanlar oldu. Munzur kıyısı Kerbela olmuştu. Deşté Kerbela’nın masum-u paklarını susuzluk öldürdü. Kundaktaki çocuklar Deşté Pulur’un masum-u paklarını ise su öldürecekti. Çocuğunu yaban yazıda bırakanlar da oldu. Bunlardan biri de akrabam Hesené Xece idi. Direnmek artık yaşamak ve yaşatmaktı. Bir nesil toptan yok olma ile karşı karşıyaydı.

ÇÊ MİLÇE Û ÇÊ DOMANANÊ MUZIRÊ KURRAYÎ
( Milçé’nin Hanesi ve Muzuro Kurra’nın Çocukları)

Qopo’nun kafilesinden ayrılıştan kaç gün sonra bilinmez; Dayé’m Milçé hanesi ile Muzuro Kurra’nın çocukları Zengi ormanlarını barınma ve saklanma meskeni olarak seçerek kaderlerini birleştirdi. Sayıları 28 ila 30 kişi arasındaydı. Milçé’nin ailesi ile öldürülen kardeşi namı dillere destan Wusıvé Memé Bal( Yusuf Ağa)in ailesi zaten öteden beri bir hane sayılırdı. Kurra’nın üç oğlu aileleri ile beraber Milçé’nin hanesi ile birlikteydi. Büyük dedem Abas’ın amcasının torunu olan Kurra’nın üç oğlundan Wusen, halam Xampeli ile, Memed ise halam Fidé ile evliydiler. İsmail ise gene biz Reskanlılardan Wusené Bertî’nin kız kardeşi ile evliydi. Kırımın son günlerinde Zengi ormanlarında saklanıyorlardı. Yiyecek bulmak aslanın ağzındaydı. Bölge Amutka karakoluna saldıran Qocan aşiret bölgesi olduğu için memnu mıntıka/yasak bölge ilan edilmişti. Köyler yakılmış, aşiret her türlü maddi varlığını kaybederek dağlara çekilmişti.

ZENGÎ SAKİNLERİ

Zengi sakinleri herşeye rağmen yaşama ayakta kalmaya çalışıyordu. Bu kadar kalabalık bir kafileyi korumak kolay değildi; en zoru ise yiyecek teminiydi. Açlıkla boğuşuyorlardı. Yasak Bölge insandan arındırılmıştı. Zengi’nın kuzeyindeki Qoculca ve daha doğuda Henifé sırtının arkasında Ovacık aşiretleri Pezgewr ve Kewan aşiret yerleşimleri var olup, bu aşiretler kırımdan büyük ölçüde muaftı.Yiyecek teminini de sanımca büyük ölçüde buralardan sağlıyorlardı. Artık kelepirle mi, kişisel dostluklardan mı kaynaklı mı sağlanıyordu, ya da her ikisi mi, bilinmez.
Dayé’m Milçé’nin kişisel çevresinin çok olduğunu biliyoruz. Dayé’m kendi kişisel ilişkileri ile temin edilen yiyeceği , ayrım yapmadan, öncelikle çocuklara veriyordu. İşte Rayber amcanın bahsettiği Lıpırtke buydu. Amcam Doğan bu işten mennun değildi; Dayé’min getirilen yiyecekleri komşu çocuklarına vermesine ‘’niye bunlara veriyorsun’’diye karşı çıkıyordu. Doğan amcam ailenin en hamaratlısı, beceriklisiydi; muhtemelen yiyecek tedarikçisi de oydu. Bencilliğinin, yiyecek teminin zorluğunun bilinciyle nüksettiğini sanıyorum. Babam Gemo ve amcam Bego ise Dayé’min kararına hiç itiraz etmiyorlardı.
Zorlu günler böyle akıp giderken ordu güçleri de çekilmiş, ‘asayiş’ kısmen berkemal olmuştu. Büyük kırım resmi olarak bitmiş , 1938 in Eylül ayında teslim olmak isteyenlere af çıkmıştı. Dersim , tarihinin en acı mağlubiyetini almıştı. İnsanlar kafile kafile gidip teslim oluyordu. Zengi Obası’nın ise teslim olmaya pek niyeti yoktu.
Fakat bir gün Zengi sakinlerinin obasına ateş düştü. Salgın hastalık mıdır, zehirli ot yemekten midir bilinmez , Memedé Muzırî’nin karısı halam Fidé ve delikanlı çağındaki cevheri oğlu Mahmut bir hafta içerisinde öldüler. Bir kaç gün aradan geçmemişti ki bu kez de İsmaîlé Muzırî’nin karısı ile iki oğlu Seydali ve Zeynel ile kızı Fecire öldüler. Bir kaç gün içinde İsmailé Muzırî hanesinden dört can Herdé Dewreşe , hem de kefensiz teslim edildi
TAMAM MI DEVAM MI?
Oba’nın dayanma gücü kırılmıştı; dağda kalma kararını yeniden değerlendirdiler. Karısı Fidé ve oğlu Mahmud’u toprağa veren Memedé Muzırî biricik kızı Qumé’yi alarak , teslim olmak için , Hozat yolunu tuttu. Geriye kalanlar adete plebisit yaptılar.
En önce amcam Bego öne atıldı: ‘’ Ez tovbekar o, téşlim nébon/ben tövbekarım, teslim olmam’’ dedi. O ara teslim olanlardan kurşuna dizilenler olmuştu. Bunları saydı. Fakat kanımca asıl neden bu değildi.
Mizaç olarak da bir hayli inatçi olan Bego, adeta hayattan kopmuştu. Barınmanın bir hayli zor olduğu günlerde bir fırsatını bulup üç yaşındaki kızını ve karısı Qumé’yi kaynanası ve teyzesi Kezé’ye yollamıştı. Kezé Varseli köyünde oturuyordu; köy Kırğan aşireti bölgesinde olduğu için yasak mıntıka kategorisinde değildi henüz. Amcam Doğan, Dayé’min yetim akrabası 5-6 yaşındaki Fıqo’yu da yanına alarak Bego’nun karısı Qumé yi ve kızını Varseli köyüne, Kejé’nin evine götürdü. Sabaha doğru erkekler araziye çıkmış, çocukları ise evde bırakmışlardı. Meğer ki köy cıvarında asker konuşlanmış. Gün ağarır ağarmaz asker Kezé’nin evine yöneldi. Askerlerin eve yöneldiğini gören Kezé, askerlerin başındaki Türk subayına yöneldi ve ayaklarına beyaz leçek attı. Leçek bir dokunulmazlık zırhı ve barış sembolüydü. Eskiden aşiretler en siddetli kavganın içerisinde bile beyaz leçekle geçen kadınlara dokunmazdı. Ama buTürk subayına hiç bir şey anlatmıyordu. Hemen beylik tabancasını çıkardı ve Kezé’yi oracıkta öldürdü. Akabinde çocukları toplayarak hepsini süngületti, kurşun kullanmak gibi bir israftan kaçındı , ve odun istifi gibi üst üste attırdı. Köyün evlerini ve ekinlerini de yakmayı ihmal etmedi. Bego’nun karısı Qumé, kızını koruma güdüsüyle, altına almış ve süngü darbelerinden korumuştu; ama kendisi delik deşik olmuştu. Asker çekildikten ve akşamın alacakaranlığında amcam Doğan ormandan geldiğinde, Bego’nun kızı, ölü annesinin memesini ağzına almış ölü memeyi emiyordu. Fıqo’yu ise süngü darbeleriyle kanlar içinde kıvranıyordu. Bunlar Bego’ya ağır gelmişti. Üstelik yanında yetiştiği dayısı Wusıvé Bal’in öldürülmesi Bego’yu derinden sarsmıştı.
Bego’nu teslim olmama kararını Dayé’m de onayladı. Teslim olmayacaklardı. Kurra’nın oğlu Wusen’de kaynanası Milçe’nin yanında kalmaya karar verdi, teslim olmayacaktı. Dört aile ferdini toprağa vermiş olan acılı İsmail ise teslim olmak yanlısıydı. Hastaydı, dört kişiyi birden toprağa vermek kaldırılır gibi değildi; moralmen çökmüştü. Dağların zor şartlarında ayakta duracak hali kalmamıştı.
Aşiret ataerkilliği bilinir, soy oğuldan ürer. Hoş, kimsenin kimseye kal ya da git diyecek hali yoktu. Nitekim Memed gitttiğinde kimse gitme dememişti. Lakin Dayé’m Milçé, İsmail’in haline dayanamadı. İki oğlunu bir kızını yitirmiş, iki oğlu Hasan ile Bertal , bir kızı Huré yaşıyorlardı. İki oğul da öldürülürse soyu kuruyacaktı.
Dayé dar günlerin dostuydu: ‘‘İsmailé mı’’ dedi Dayé, ``sen gidip teslim oluyorsun sizi kıracaklar iki oğlun var, soyun tükenmesin, Bertal küçüktür bizimle kalamaz ama Hasan artık büyüdü ( Hasan o vakit takriben on iki yaşındaydı) bizimle kalabilir, gerekirse bizimle kaçabilir, Hasan’ı bize yadiğar olarak bırak, Hasan bizimle kalsın.’’ İsmail başını iki elin arasına alıp Milçe’nin teklifini düşünürken, birden kardeşi Wusen söze karıştı ve çocukları Munzur, İbrahim, Ahmed ve Xeté’yi göstererek: `` Teew, ben bu halimle bu altı nüfüsa ( dört çocuk ve karı-koca) bakamam, Hasan’a nasıl bakayım, ben bu yükün altına giremem’’ diyerek itiraz etti. Wusen zaten naçar adamdı. İsmail kararını verdi böylece çocukları Huré, Hasan ve Bertal yanlarına alarak Hozat’a teslim olmaya gitti.
ACI SON
Milçe hanesi ve Wusené Muzırî hanesi 1939 baharına kadar kaldılar. 1939 u bir bahar günü kuşatıldıklarında Bego aynı aynı tavrını sürdürdü:`` Ez tobekar o, teşlim nébon.’’ dedi ve silaha sarıldı.
Wusené Muzır’in karısı halam Xampeli öldürüldü, oğlu15-16 yaşındaki Munzur hafif yaralı halde ormanda saklandı; bir geceyi ölü annesinin ve başı kesik dayısı Bego’nun cansız bedenlerini seyrederek geçirdi. Genç cahil aklımla ‘’peki korkmadın mı?’’ diye sorduğumda ‘’Biz korkmayı ve ağlamayı unutmuştuk’’dedi.
Wusen ,babamla beraber 8,5 yıl cezaevinde kaldı.
Milçé hanesinin acı hikayesini Aliemizin hikayesinde daha önce ayrıntılı yazdığım için burada tekrarlamayacağım. Şu kadarını tekrar edeyim : Dayé’m Milçé Amutka karakoluna götürülürken oğlu Bego’nun kesik başı bir torbaya konarak diğer oğlu Gemo’ya taşıttırıldı. Milçé bir anne olarak bunları da gördü. Nazım Hikmet bir keresinde ressam Abidin Dino’ya: `` Abidin bana mutluluğun resmini çizebilir misin’’ diye sormuştu.Çizilemezdi; sadece mutluluğun değil, bir anne olarak Milçe’nin bir oğulun kesik başı, bu başı taşıyan diğer oğul ile yapmak zorunda bırakıldığı yolculuğun acısının da resmi çizilemez.
(Cemşi Kaya 14. 11. 2018)

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News