ala kurdistan
Ey Reqîb

Kürt Milletinin Tipolojik Anatomisi – Kadir Amaç

Dünyanın en iyi sosyal bilimcileri, milletlerin tipolojik anatomileri üzerinde siyasi ve iktisadi egemenliğin başat rol oynadığını söyler. Yani milletlerin birbirleriyle münasebetlerini kısmi olarak din ve ideoloji kardeşliğinin belirlediğini; ancak milletlerin, hak  ve adalet ilişkilerinde belirleyici rol oynayan esas amilin siyasal egemenlik gerçeği olduğuna, hem İslam’ın siyasi ve sosyal bilimcileri hem de batının  siyasi ve sosyal bilimcileri dile getirmiştir.

Bu anlamda İbn Haldun, toplumların tipolojilerini “hadari” ve “bedevi“ olarak tanımlamıştır. Onun çağdaşı olan Farabi ise milletlerin tipolojilerini “faziletli toplum” ve “faziletsiz toplum” başlıkları altında katagorize etmiştir.  Émile Durkheim, toplumların siyasi ve sosyolojik hinderlandını, “organik” ve “mekanik” kavramlarla tanımlamıştır. Auguste Comte, milletlerin tipolojik kanunlarını “askeri”, “hukuk” ve  “sanayi” toplumu biçiminde vaaz etmiştir. H.Bergson da onları “açık ve kapalı  toplum” biçiminde ikiye ayırmıştır. Ferdinand Tönnies “cemaat” ve “cemiyet”, Redfield “arkaik” ve “kent”, Spencer “basit” ve “karmaşık”, Becker “kutsal” ve “seküler”, Parsons “ilkel” ve “modern” ve son olarak G. Rocher “geleneksel” ve “teknolojik” toplumlar biçiminde tasnif etmiştir.

Bu zaviyeden hareketle, Kürt toplumunun tipolojik anatomisi için şu kadarını söylemek mümkündür:   Kürt toplumu henüz, siyasal ve teritoryal egemenliğini kazanamadığı için tipolojik anatomisini millet olarak henüz  açığa çıkarmamıştır. Ancak  Kürdistan toplumunun halihazırdaki  geleneksel  tipolojik anatomisini dini cemaatler ( tarikat, şeyhlik, medrese, mele, siyasal İslam), aşiret (ağa, beg) ve modern anlamda  klasik sol  fikrini  benimseyen siyasi Kürt  hareketlerinin karakterlerini yansıtmaktadır. 

Ancak tam olarak olmasa bile; Kürt sol hareketler ve küçük bir grup dindar ve demokrat kesim;  vatan, milliyet, siyasal  egemenlik bilincini Kürt toplumunun bilinç gözeneklerine  pompalayarak, Kürt toplumunun tipolojik anatomisini inşa etme ameliyesi içinde olduğunu tespit edebiliriz. Fakat bunu Kürt toplumunun diğer kesimleri için söylemek henüz oldukça erkendir.   

İkinci bir nokta ise, Kürdistan toplumunun  inanç havzasında yuvalanan bir grup  marjinal  siyasal İslamcı örgüt,  ümmet ve İslam argümanlarıyla Kürt toplumunun tipolojik anatomisi üzerinde etkili tahribatlar ve gedikler açma  gayreti içinde oldukları görülmektedir. Bu gerçek kısmi olarak, Kürt sol hareketleri içinde geçerlidir. Kürt toplumunun zihin dünyasını, enternasyonalist  ve halkların kardeşlik argümanlarıyla döverek, Kürtlerin  milliyet tipolojisini enternasyonal bir algı üzerine inşa etme çabası gözden kaçmamaktadır.  

Hiç tartışmasız Kürdistan davasının, dost milletlere ve müttefik devletlere ihtiyacı vardır. İki kardeş yada iki fikirdaş-yoldaş; bir gram ihtiras, bir gram enaniyet, bir gram yöntem, bir gram ideoloji, bir bardak su ve bir ekmek için ihtilaf yaşayarak ayrılığı, hak ve adalete götürdüğü gerçeğini siyaset bilimcileri dile getirmiştir. Dolayısıyla, siyaset biliminde milletlerin kardeşlik gerçeği yoktur; ancak  halklar  veya milletler arasında; hak, adalet ve dostluk ilişkileri vardır diyebiliriz!

Bu anlamda Kürt milletinin sorunu, yahudi ve hristiyan devlet ve toplumlarla değildir. Kürt milletinin sorunu hak, adalet ve siyasal egemenlik noktasında yüzde yüz, Türk-Arap-Fars devleti ve müslüman toplumlarla olduğu gerçeğidir. Bugüne kadar, müslüman ülkelerin ve müslüman milletlerin Kürdistan davasına ve yalınayaklı milletine karşı zerre miskal kadar bir faydası dokunmadıysa, bundan sonrasını beklemek mucize olur. Dolayısıyla Kürtlerin, İsrail ve Amerika’ya yaptığı düşmanlığın aynısını, ülkelerini  işgal eden Türk-Arap-Fars unsurlarına karşı yapmış olsaydı; emin olun ki, Kürdistan bugün yüzde yüz bağımsız ve demokratik bir ülke olacaktı.

Ortadoğu bugün, bir çöplük ve cehalet  hinterlandıdır. Bu çöplük ve cehalet hinterlandı kıyamete kadar  insanlık ailesinin huzurunu ve özgürlüğünü tehdit edeceğini şimdiden  görmek mümkündür. Bilim adamları, dünyanın dört  milyon yaşında olduğunu  ve dört milyon yıl daha yaşayacağını söylüyorlar. Dünya dört milyon yıl daha yaşasa bile; Arap - Fars - Türk unsurlarının demokratikleşeceğine  ve  medenileşeceğine  inanmıyorum. Avrupa’da yetmiş yıldır yaşayan müslüman toplumları, batı Avrupa ülkeleri demokratikleştirip medenileştirememiş ise bizim gibi köle bir milletin kalkıp, Ortadoğu’yu demokratikleştirmeye kalkışması ne pozitivist bilimle ne de rasyonel bilimle izah edilir.  

Doğrusunu söylersek; benim işim ve  yoğunlaştığım alan  din sosyolojisi, siyaset sosyolojisi ve genel sosyolojidir. Bu anlamda dünyanın en önemli din sosyologları şu nokta üzerinde hemfikir olmuşlardır: “Din sosyolojisi normatif değildir, objektif bir realite bilimidir.” Avrupa’daki müslüman toplumların bu realitesini altı yıldır yakından gözlemlemekteyim  ve bu gözlemlerimi sizlerle paylaşmak için yaşadığım  Antwerpen şehrinde, yahudi ve müslüman toplumların karşılaştırılmalı sosyolojilerini küçük fakat somut bir deneyle  göstermek istiyorum.

Borgerhout ve Handel straat müslüman toplumların yoğun olarak yaşadığı bir banliyo semti. Diamont banliyosu ise  tamamına yakını  yahudi nüfusundan oluşur. Bu her  iki banliyo yerleşimi arasındaki mesafe iki km civarındadır. Geziye  ilk olarak Fas, Lübnan, İran,  Cezayir, Irak, Suriye, Afganistan, Pakistan, Türk ve diğer yüz binlerce müslüman toplumların yaşadığı Borgerhout ve Handel straat banliyosundan  başladım. Fransız sosyolog Le Play’ın monografi yöntemini kafamda kısa bir egzersizden geçirdim ve semtte tam üç saat  gözlem yaptım.  Cadde ve ara sokaklar çöplükten, pis kokulardan ve cehaletten geçilmediğini gözlemledim.

Buraya yolu düşen kim olursa olsun,  kendisini Avrupa’ya başkentlik yapan bir ülke olduğunu fark etmez. Öyleki  daha çok kendini Kasablanka, İslamabad, Kabil,  Hartum’un sokaklarında aç kediler gibi duvara tırmanan disiplinsiz, ilkel ve eğitimsiz  insanların koşuşturmaları içinde, modern yaşama fistanlarıyla, çarşaflarıyla ve sakallarıyla meydan okuyan bir İslam toplumu gerçekliğine tanıklık eder. 

Daha sonra doğruca yahudi milletinin yoğunlukta yaşadığı Diamont semtine gittim. Diamont banliyosu, yahudi milletinin yaşadığı ve ticaret yaptığı bir yer.  Sokak sokak gezdim, dükkanlarına girdim ve  alışveriş kültürlerine iyice dikkat ettim. Dört saat boyunca yaptığım gözlemler sonucunda;  yahudi toplumunun  disiplinli, kültürlü, sakin, temiz ve  bakımlı olduklarını gördüm.    

Dolayısıyla Avrupa'da çok sayıda Arap gördüm, hepsinin kafasında dolaştım, hiç birinin kafasında Malik Bin Nebi'yi görmedim! Avrupa'da çok sayıda Pakistanlı gördüm, hepsinin kafasında dolaştım, hiç birinin kafasında Muhammed İkbal'i görmedim! Avrupa'da çok sayıda İranlı gördüm, hepsinin kafasında dolaştım, hiç birinin kafasında Ali Şeriati’yi görmedim! Avrupa'da çok sayıda Türk gördüm, hepsinin kafasında dolaştım, hiç birinin kafasında İsmail Beşikçi’yi görmedim!

Bu zaviyeden hareketle, İşgalci devletler ve onların paramiliter unsurları Kürt milletinin, millileşme temayülünü ve siyasal egemenlik temayülünü politik mistifikasyonlarla notralize etme eylemini en güzel anlatan belki de Kelile Dimne’nin şu   Balıkçı Kuş hikayesidir:

Bir balıkçı kuşu, göl kenarında, her gün tutabildiği bir kaç balıkla geçinip gidiyormuş. Balıkçı kuşu, yıllar sonra ihtiyar olur, eski sağlığını kaybeder, balıkları avlayamaz bir duruma gelir. Eğer gıdasını temin edecek bir çare  bulamadığı taktirde,  öleceğini gayet iyi biliyordu. Bu vesileyle  uzun uzun düşündü, taşındı, kafasına mazbut bir plan yerleştirdi ve doğruca balıkların bulunduğu  gölün  kenarına gitti. Balıkcı kuşu, göl kenarına varınca derin bir nefes aldı, gerçekleştireceği planına konsatre oldu ve göldeki  balıklara şöyle seslendi: Ey sevgili balık  kardeşlerim; geçen gün bir grup avcının şu konuşmalarına tanık oldum. Pek yakında sizin yaşadığınız göle geleceklerini, göle ağ atacaklarını ve gölde ne kadar balık varsa hepsini avlayacaklarını  söylediler.  Size yönelik  yapılan bu korkunç plana karşı sessiz kalamazdım, yüreğim elvermedi, size karşı acı duydum;  göldeki nesliniz kuruyup gitmesin diye size haber vermeye geldim.

Balıklar  anlatılanlar karşısında şoke olmuştu. Akılları başlarından gitmiş, pür-telaş içinde birbirlerine şaşkınca baktılar ve titrek bir sesle kendi aralarında şu konuşmayı yaptılar: Bu balıkçı kuşu normalinde bizim düşmanımızdı, bizi gördüğü ve fırsatını  bulduğu anda bizi acımasızca avlardı. Şimdi ise  karşımıza bir dost olarak dikilmiş, bize kardeş diye hitap ediyor, şefkat ve sevgiyle bize yakınlık gösteriyor ve bu durum  inanılır gibi değil dediler...

Balıkların içinde akıllı  bir grup şöyle dedi: Balıkçı kuşu bizim düşmanımızdır, bizi etkisiz hale getirmek için dost ve kardeş rolünü oynuyor ve ona asla hiç bir zaman güvenmemeliyiz  dediler. İkinci grup, balıkçı kuşun söylediklerine tam inanmış ve geriye kalanlar ise kararsız kalmıştı. Balıkçı kuşu balıklarin hepsini ikna edemeyeceğini anlayınca, konuşmasına kaldığı yerden şöyle devam eder: Sevgili balık kardeşlerim,  keşke eskisi gibi genç ve sağlıklı olsaydım da sizleri şu yakın civarlarda bildiğim huzur gölüne götürseydim.  Sizleri götüreceğim bu  huzur gölünde,  insanların size ulaşması ve sizlere zarar vermesi mümkün olmayacaktı. Ancak yaşlandığım için sizleri yardım elini uzatamıyorum ve bundan dolayı  çok üzgün olduğumu belirtmek istiyorum.

Balıkların psikolojileri alt üst olmuştu, hepsi panik içindeydi.  Balıklar, balıkçıl kuşuna  dediler ki, madem ki bizi bu tehlikeye karşı uyarmaya geldin ve madem ki bizim dostumuz ve kardeşimiz olduğunu söylüyorsun,  o vakit bizi bu huzur gölüne götürmelisin dediler. Balıkçıl kuşu biraz mırım kırım ettikten sonra,  eh haydi bakalım bu yaşlı halimle sizi ikişer veya üçer şekilde huzur gölüne taşıyayım dedi. Balıklar, balıkçı kuşun söylediklerine çok sevinmişti. Çünkü balıkçı kuşu onları insanların tehlikesine karşı huzur gölüne götüreceğine kesin inandırmıştı. Balıkçı kuşu her gün balıkları ikişer, üçer şekilde alıp ıssız bir yere götürüp yiyer; ta ki gölde tek bir sağ balık bırakmayıncaya  kadar.  

Hikayenin en trajik yönü hiç bir balığın diğer bir balığın  akibeti hakkında bilgi sahibi olmamasıdır. Hepsinin bildiği tek bir şey vardı: Balıkçı  kuşu  onları huzur gölüne götürecekti!  Ben, Kürdistan ülkesinin ve yalınayaklı milletinin, dert ve kederle dolu tipolojik yazgısını balıkçı  kuşu hikayesine çok benzetiyorum. Bin dört yüz yıldır Kürdistan’ın işgalcileri Kürt milletini kah İslam kardeşliğiyle kah sosyalizm kardeşliğiyle kah demokrasi maskesiyle, huzur ve kurtuluş  vaad ederek onların milli ruhlarını delik deşik ettiler. 

Üçüncüsü; Kürt hareketleri, işgalci unsurlara karşı ortak milli bir mücadele cephesini inşa etmemiş olmalarıdır. Bu durum işgalci unsurların işini bir hayli kolaylaştırmıştır.  İşgalci devletler Kürtlerin milli bilinç, siyasal egemenlik ve milli vahdetten yoksun olan bu zaafını ve  dağınıklığını fırsat bilmiş; Kürt hareketlerini birbirlerine karşı kışkırtmış, onlara bazı stratejik ve taktiksel  çıkarlar vaad ederek;  onları millet ruhundan, siyasal egemenlik bilincinden, kardeşlik suhuletinden ırak tutmuş ve  onları şekavet dalgalarına terk etmek istemiştir.

Kürt milletinin ontolojik  anatomisi bu işgalci dalgalarla boğulmak istense bile; Kürt milletinin son yarım yüz yılda, dost ve düşmanlarına şu hakikati yavaş yavaş  kavratmayı başardığını söyleyebiliriz: Kürt milleti; Kürdistan meselesine artık düşmanlarının, tasavvur ve tahayyül habitatindan bakmıyor. Kendi ontolojik ve milli köklerine dönüş yaparak; sahte İslam ve sahte sol kardeşliği adına uyuşturulan milli ruhlarını yeni bir “Basu Bàdel-Mevt” iklimiyle ayağa kaldırıyor. Kürdistani ruhları fırtına gibi esiyor, Kürdistani gönülleri demet-demet gülistan büyütüyor. Bu uyanan milli ruhlarının ve açan gönül çiçeklerinin bir bölümü Başûr bölgesinde bir gelin gibi bağımsızlığa hazırlanırken; Rojava’da  YPG öncülüğünde son yüz yılın en büyük kazanımını elde ediyor, Bakur ve Rojhilat bölgesinde, uzun soluklu ve mazbut serhildan geleneğiyle, Türk ve Fars’ın nefesiyle yaşamanın zillet olduğunu kavrıyor.  

İkincisi, son yıllarda Kürt milletinin önemli bir bölümünün  zihin dünyasına damgasını vuran, yeni ve genç bir entellektüel kuşağın doğuşudur. Bu yeni ve genç  entellektüel kuşak,  işgalci devletlerin zihin, dil, kültür, inanç ve asalet dünyasıyla düşünen ve onların ağzıyla konuşup heyecanlanan  Kürtlerin, ontolojik asaletini yeniden harekete geçirmek için bir yandan işgalci devletlerin zihin karargahlarına ve onların misyoner aydınlarına yönelik entellektüel operasyonlar gerçekleştiriyor.  Diğer bir yandan ise Araplaştırılan, Türkleştirilen ve Farslaştırılan Kürt zihnine neyin kölelik neyin özgürlük, neyin düşmanlık neyin kardeşlik, neyin sömürge neyin demokrasi, neyin yöneten neyin yönetilen, neyin hakikat neyin sahte, neyin nefret neyin sevgi, neyin cehalet neyin bilim, neyin kafirlik  neyin müslümanlık, neyin helal neyin haram, neyin kötülük  neyin iyilik, neyin mutluluk neyin huzursuzluk, neyin fakirlik neyin zenginlik, neyin kara neyin beyaz  olduğu hakikatini, ilmi ve kitabi okumalarla izah ederek; Kürdistan davasını adım adım entellektüel bir menzile taşıyor.

İşte bu entellektüel kuşak;   Ehmede Xané, Şeyh Said Efendi, Üstad Saîd-î Kurdî, Seyit Rıza Efendi, Qazî Mihemed, Molla Mustafa Barzani ve benzeri Kürt şahsiyetlerden ilham alıyor.

Çünkü Ehmede Xané, Kürdistan'ın milli hafızasıdır!

Sevgili Qazî Mihemed, Kürdistan tarihinin ahlak öğretmenidir!

Sevgili Molla Mustafa Barzani, Kürdistan tarihinde efsane bir liderdir!

Şeyh Said Efendi, Kürdistan'ın maneviyat dergahıdır!

Seyit Rıza Efendi, Kürdistan tarihinin cesur yüreğidir!

Üstad Saîd-î Kurdî; Kürdistan’ın, ilim, irfan ve marifet zehrasıdır!

Kürdistan mücadelesini veren dinamikler, Kürt milletinin milli  iradesinin,  taraftarlarının iradelerinden müteşekkil olmadığı  gerçeğini artık görmelidir.  Eğer Kürdistani dinamikler,  Kürdistan milletinin tipolojik anatomisini inşa etmede başarılı ve milli olmak istiyorlarsa;  50 milyonluk bir milletin iradesini kapsayacak, keyfiyet-nitelik ve  kemiyet-niceliğe  sahip olmalıdır.

Çünkü Kürt milleti 50 milyonluk büyük  bir ailedir. Bu ailenin farklı renkleri, sesleri ve refleksleri vardır. Bu büyük ailenin bazı evlatları müslüman, bazıları yahudi, bazıları hırıstiyan, bazıları ezidi, bazıları sünni, bazıları alevi, bazıları mezhepsiz, bazıları siyasal dinci, bazıları eşcinsel, bazıları ateist, bazıları solcu, bazıları ağa, bazıları şeyh, bazıları molla, bazıları komprodor, bazıları aristokrat, bazılarıda  işgalcilerden yanadır! Yani milletinizin siyaset sosyolojisi homojen değil hetorojendir ve sizinde bu sosyolojik hakikate karşı  plüralist olmaktan başka hiçbir seçeneğiniz yoktur.

Kürtler, vatanlarını ve dillerini özgür kılıncaya kadar birbirlerine tahammül etmek zorundadır. Birbirlerinin düşüncelerini, inançlarını ve yöntemlerini ayrılık olarak asla görmemeli. Bütün enerjilerini, yeteneklerini ve erdemlerini özgür Kürdistan’ın inşası için harcamalıdır. Kürdistan ülkesinin yeni felsefesine göre; müslüman Kürt, hırıstiyan Kürt, yahudi Kürt, ezidi Kürt ve ateist Kürt sadece Kürdistan ülkesinin  kardeşleri olmalıdır.  Mamafih; hiçbir Kürt diğer bir Kürt’ün  dinine, peygamberine, kutsal kitabına, kutsal mekanlarına, siyasi ve dini liderine, partisine, örgütüne, cematine, mezhebine, meşrebine; saygısızlık etmek, küfür etmek ve onlara karşı şiddet araçlarını kullanma hakkına ve özgürlüğüne sahip değildir.

İşgalcilerin zihin, dil, kültür, inanç ve  asalet dünyasıyla düşünmek ve onların ağzıyla konuşup heyecanlanmak, Kürdistan ülkesine ve Kürdistan milletine kölelikten başka hiçbir fayda sağlamayacağı gerçeği  artık görülmelidir.  İkincisi,  Kürdistani dinamikler Kürt milletini  parti, lider, ideoloji, cemaat, mezhep ve meşreblerine  biat etme yerine; yalınayaklı Kürt milletini, Kürtdistan ülkesinin siyasal egemenliğini elde etmesi için onları milli birliğe biat etmeye çağırmalıdır.  

Dolayısıyla Kürt siyaseti, hikaye ve menkibelerle bir milletin milli ve bilimsel hafızasının inşa edilemeyeceğini bilmek istiyorsa; o vakit Atina Skolastik okulu, Beyt'ül Hikmet okulu ve Frankfurt okulundan bir dizi güçlü okumalar gerçekleştirmelidir. Kürt siyaseti akıllıca hareket etmelidir, hangi çağda yaşadığımızı iyi bilmelidir. Bu çağ bilimin, tekniğin ve ekonominin Tanrı'yla dans oynadığı bir çağ olduğunu iyi kavramalıdır.  

İkincisi,  Kürdistan’ın bilimsel  ve milli hafızasının  ortalıkta Kürtlük adına yazıp çizen ve konuşan cahil cuhela fırkasının  kuşatması altından derhal  kurtarılmalıdır. Bu işe seferber olmak için, işgal altında bulunan Kürdistan topraklarında Avrupa, Kafkasya, Ortadoğu ve  Amerika’da  yaşayan Kürdistanlı düşünür, bilim adamı, akademisyen, tarihçi ve dil bilimcilerle  çok hızlı bir şekilde iletişim olanaklarını yaratarak,  bir araya gelerek ve örgütlenerek Kürdistan’ın ikbalini ve yazgısını belirleyecek şu iki organizasyona imza atmalıdır :

 1- Kürdistan’ın  akıl ve strateji insiyatifi.

2-Ortadoğu’nun en büyük üniversitesini Amed’de inşa etmek.

Sonuç olarak kendi adıma tarihe tanıklık etmek için işgalci devletlere ve onların dostlarına  şunu söylemek istiyorum: Kürdistan ülkesini işgal, ontolojik varlığını inkar ve fizyolojik varlığına tecavüz eden ne  siyonizmdir ne de  emperyalizmdir. Bunu yapan sizin barbar ve vahşi devletlerinizdir!

İkincisi, ikide bir sağ yanağımıza Muhammed'in Kuran'ıyla ve sol yanağımıza Marks'ın Das Kapital’iyle vurmayı terk edin! Sizinle ne  din kardeşi ne fikir kardeşi olmak istiyorum; sizinle aramızda hak ve adaletin tezahür etmesini istiyorum!  

Onun için  ne kanlı  paranızı ne işgalci makamınızı ne fabrikanızı  ne hava limanınızı ne beş yıldızlı otelinizi ne barajınızı  ne de kuracağınız modern şehirlerinizi istiyorum!

Bende her millet gibi; işgalcilerin ülkemden gitmesini, kendi milletimin bayrağının ülkemin  semalarında dalgalanmasını ve  bağımsız, özgür, hak ve adalet sahibi bir devletimin olmasını istiyorum.

Kadir Amaç

kadiramac@hotmail.com-twitter.com/KADIRAMAC

16.06.2015

***

                       YENI ÇIKAN KITAPLARIMIZ VE İSTEME ADRESLERİ

1). Siyasal İslam’ın Krizi  / Kadir Amaç

2). Kürdistan’da Din ve Siyaset Sosyolojisi / Kadir Amaç

DR şubeleri: Tüm Türkiye ve Kürdistan’da
Kitapsan şubeleri: Mersin, Adana, İzmir, Antep, Konya, Malatya, Antakya
Seyhan Kitabevleri, Pandora, Mephisto, Medya, Nubihar: İstanbul
Dost, Kıta: Ankara
Bursa: BKM
Pan: İzmir
Fidan: Malatya
Gonca: İzmit
Aram kitabevi: Diyarbakır
Liyan kafe kitap: Mardin
Bilge kitabevi: Batman
Kelepir kitabevi: Cizre
Kelepir kitabevi: Şırnak
Nefel kitabevi: Van
İnternet kitabevleri: idefix, kitapyurdu, Kitapambarı, Kitapstore, Kitapcadde, okuryolu, emekkitap

Yorumlar

Güzel bir yaziya sadece saygi duyulup alkislanir.Söylediginiz yapilmasi gereken o iki tespit ise Kürdistan akil ve strateji inisiyatifi vede Uni Yazinin Taci olmus.Saygilar Mamoste

Cok aydinlamaci ve gelecege isik tutacak niteliginde bir makale,ayrica  isgalci Müslüman toplumlarinida iyj teshir etmissindir.daha verimli yazilariniz sabirsizlikla beklemekteyiz.

Kurdi Millilesmesinin ruhi sekilesmesinde,sizin bu calismalarinizin büyük cigirlar acacagina inancim tamdir.

Sayet imkan dahilinde ise bilmiyorum Güneydeki okurlarin egemen dili,cogunlukla hangi dildir?(Kürtce"sorani" veya Arapcami),yine Dogu Kürdistan icinde Farsca veya Kürtce'nin lehcelerimi,ayrica BDT -ülkelerindeki soydaslarimizinda yararlanmalari icin Rusca,dillerde yayinlansa  ,Kürdi Millilesme tipilojisinin olusmasina(berak,saglamlasmasina)büyük katkilar sunulacaktir!

Zihninize sagik ,sevgi ve saygilarimla

Yazi cok hos olmus. Elinize saglik.

Besikci gibi biri daha var. Sibel Ozbudun. Ozgurlukcu antropolog, ogrecilerinin Kizilderili dedigi kadin, okumaya deger:http://www.cafrande.org/iyi-kilerinle-guclenir-keskelerinle-tukenirsin-h...

70 lerde büyük şehire  göç etmiş bir ailenin ferdi olarak gözlerimi izmirde  açtım.Karşıyaka gibi elit -zengin veya kültür seviyesi yüksek dedigimiz bir ilçede büyüdüm.Ve hiç bir zaman başarı veya maddi kazanımların veya öz türkçeme ragmen kütügümden dolayı alttan allta hep örselendim.Ve bu hayat bana sadece şunu ögretti bu topluma gögsünü gerip ben buyum diyemezsin seni bititirler.Zihinleri faşist-solcu-muhafakazar bir cahillik ile sevişmiş  göçmen türk bile diyemiyeceginiz aç cahil  kılıçtan dönmelerle dolu ve dedemin savaştıgı topraklarda kalitesiz insan-aşagılık ezik , vasfını yaşattırmaları zoruma gidiyor ...ve her defasında dedeme çanakklale  ve urfa savunması için ÇOK KIZIYORUM.Savaşmasaydınız  şimdi devletimiz olmuştu.Akıllı düşünün ve sonunu bu sefer getirin.

Yorumlarınız moderatörlerin onayından geçtikten sonra yayınlanacaktır.

Filtered HTML

  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <blockquote> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd> <img> <br> <p>
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satırlar ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.

Rojname Kurdish News